Gebelikte 33. hafta

İlk kez hıçkırdı! Çok şaşırdım, hiç beklemiyordum. Elimi koydukça hissettim. Belki de bu güne kadar o yüzden hissetmedim. Alpi’ ye gebeykenki duygularımı anımsadım:) RifBaba ilk kez hissetti. Daha önce bebeklerin hıçkırdıklarını duymamış. Kelimenin tam anlamıyla şok oldu. Çok mutlu olduk:) Alpi kuzuma da denk gelsin isterim. Son zamanlarda attığı her tekmeyle; sadece karnım değil de tüm vücudumun sarsıldığını hissediyorum.

 Kardeş 2,830kg olarak bu hafta iriliği ve hızlı gelişimiyle bizi korkuttu. Duyuyor, hissediyor ve bulanık da olsa görüyor. Akciğer gelişimi neredeyse tamamalanmış.

Bana gelince; yürüyüşüm zorlaştı ve hareketlerim ağırlaştı.Vaow! Rahim, gebelik öncesine göre tam 500 kat genişlemiş! Gece tuvalet ziyaretleri iyice sıklaştı.
Dün gece 00:00′ da ekmek arasını lüpleten ben, kurt gibi aç uyandim:S Kendimden ve yeme potansiyelimden korkuyorum!

 Doktorumuz  sabah aradı ve “Yetişebilirseniz 1/2 saate burada olun; riskli bir doğum var” dedi. Kahvaltıya gitmiştik ve apar topar kalktık. Tam muayenehaneye girdik ki; doktorumuz “Çok üzgünüm, durum acilleşti ve hemen çiıkmam lazım” dedi. Yeni bir randevu belirlememiz gerekti. RifBaba da coşmuş; “Pazartesi sabaha olur” diyor :) Umarım kritik doğum, başarıyla gerçekleşmiştir. Kocacığıma da artık çocuğumuzun okullu olduğunu hatırlatıverdim:D

 Yine bu hafta ailecek, hummalı bir temizilik işine giriştik. Kileri temizledim; 2 battal boy çöp torbası çöp çıktı! Sprey boyalar, Alpi’ nin kullanmadığı oyuncakları, vs. çok çeşitliydiler:) Her şeyi de atamıyorum; arkadan gelen var. Evde 6 yaşında bir çocuk var. 6 yıllık birikim. Atsam; Kardeş büyürken tekrar almam gerekecek. Saçma değil mi? Bebek küveti, portbebe vb çok yakında kullanacaklarımızı da çıkarttım. Alpi geçenlerde bir açtı kileri; resmen odun toplar gibi bir sürü sazlık kamışı sokuşturmuş:) Başka bir gün taş boyama için taşları yığmıştı:)Taa bizim üniversite zamanından kalma resim dosyaları ve malzemelerimiz, yazdan boşalan saksılar falan filan. Boşaltıyoruz işte:) Kardeş büyüdükçe elden çıkartırım her şeyi diyordum; annem geçenlerde carladı “Aaa kardeşin yaza gebe kalırsa; Ona lazım olacak! Kilerde tut!” Hahaha dedim ki “Yer yok artık. Çok istiyorsan getireyim sana?” ses yok:P
————
Temizlik devam ediyor:) Aşırı yorgunum. Eşimle öyle bir girişmişiz ki eve ve eşyalara; O hala devam ediyor. Kileri yıkayıp; bebeğin eşyalarını öne yerleştirdik. Eşim tekno atıklarını ayırdı. Bebek arabası, ana kucağı, park yatağın hafif parçaları söküldü ve yıkandı. Alpi ile babası park yatağı yıkadılar. Yatağı balkona çıkartırken gözümüz zilyon yıldır görmezden geldiğimiz stor güneşliklere takıldı. Bütün perdeler söküldü; RifBaba şu anda storları yıkıyor. Ben de makinaya tülleri atacağım fakat öncesinde hafif de olsa pencerelere bir dokunuş gerekli. Arkdaşlarım, “Çok feci “nesting” modundasın” diye gülüyorlar bana:)
——-
Her sey kurudu, kuruldu, makinada son parti tüller. Astıktan sonra gönül rahatlığıyla doğurabilirim:P
 
Akşam üzeri dışarı çıktık ve çok tatlı bir Nurturia annesi&yavrusuyla; Duygu&Balca ile tanıştık:) Sonracığıma, ev tipi ana kucağımıza kavuştuk.
Bu hafta böyle geldi geçti. Alpi’ nin bombalarıyla bu haftayı kapatayım:

“Anne, bu çocuk sportik olacak bence! Çok acayip tekmeler atıyor.” Karnımda sert hareketler yapan kardeşiyle öyle tatlı konuşuyor ki; her seferinde dayanamayıp, dalıyorum:)

“Seni rahatsız ettiğim için çok üzgünüm anneciğim”. Bahçeye inmeden önce evde bırakmaya karar verdiği oyuncağını; 10dk sonra almaya geldi. Kapıyı açtığımda böyle dedi:)

*Biterken; Alpi’ nin okulu açılmadan önceki gün alışverişteydik. Formasını almıştık ve b fotoğraf da kabinden çıkmasını beklerken çekildi. 33. haftamıza denk geldi okulun ilk haftası.

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Gebelikte 32. hafta

32. haftadan merhaba:) Kardeş, 29. hafta ile 31. hafta arasında bir yerde kafa geliş pozisyonunu almıştı. O yüzden artık devamlı karnımın alt tarafına çörekleniyor ve tekmeler karnımın üst tarafında hissediliyor. Bol bir tişort giydiğimde; güçlü bir tekme atarsa, tişort havalanıyor ve göbek atıyormuşum gibi görünüyorum. Çok komik:)

Biliyor musunuz; bugün çok çok mutluyum:) Ebemi gördüm! Heheheh yani doğuma girecek bir ebem var artık:) Hem de yıllar önce tek başına evde bir anne adayına sezaryen sonrası normal doğum yaptırmış.Kadın, doğum yaptıramamktan şikayetçi. Muş’ da çalışmış bir vakit. “Oradayken Muş Devlet Hastanesi sensin derlerdi” bana diyor. “Büyük şehirde, kadınlar normal doğurmaktan korkuyorlar” diye de ekledi. İkimizin de gözleri parladı. Ebem olarak el sıkısmadan önce; yani daha bunun konusu bile geçmemişti, o kadar güzel moral vermeye başladı ki! Çok cesur olduğumu, bebeğimi istediğim gibi kucaklayacağımı falan söyledi:)

Kardeş’ in karnımdaki pozisyonu; bacakları bükülmüş, ayakları çarpraz ve boynuysa öne doğruymuş. Kas dokusu tam gelişene kadar, parmakları açık duracakmış. Kaynağım, önemli noktaya değinmiş. Bu hafta oldukça hareketlenmiş olan bebeğimin; hareketlerni saymayı öğrenmem gerekiyormuş. Daha önce de yazmıştım; hareketlilik, iyilik hali belirtisi. Büyüme hızının yavaşlaması söz konusu. Bu beni rahatlatır işte! İri olan bebeğim; azıcık durulsun. Demir alımı bu aylardan sonra oldukça önemli.

Gelelim anneye; çalışan annelerin, yasal doğum izinleri bu haftayla birlikte başlıyormuş. Doktor kontrolleri çoğu zaman iki haftada bire düşermiş ki bize de öyle oldu. İlerleyen haftalarda, haftada bire düşecekmiş. Artık doğumla ilgili konuşmalar yapılmalı imiş. Bizimki hali hazırda özel bir durum olduğu için; ilk günden beri oldukça detaylı konuşmalar yapıyoruz. Sadece B planlarını ileriki haftalara atma kararı aldık. Şimdiden kafamızı bulandırmayalım değil mi?

El ve ayaklarda şişlik, mide yanması, sindirim problemleri, el, kasık ve özellikle kalça ağrılarıepey hissettiriyor kendini. Kısacası, çekilmez bir haldeyim:)

 Bütün bunlara ekolarak; geçenlerde Alpi ile masada kes-yapıştır yapıyorduk. Birden sıcak bastı. Ardından önümdekine odaklanamamaya başladım. Ben odaklanmaya çalıştıkça; görüntü kademe kademe kayıyordu sanki. Hemen sonrasında her yer karardı. Kendimdeyim ama göremiyorum. Alpi’ ye bayılabileceğimi; bunun uyumaktan farksız olduğunu, sadece o an Onu duyamayabileceğimi anlattım ve ayaklarımı havaya dikip, uzandım. Hayal meyal telefondan eşimin numarasını seçtim ve aradım. Tansiyonum 9-6 çıktı ama doğru ölçüp ölçmediğimden bile emin değilim. Telefona eşimin, annemin, babamin ve kardeşimin temsili fotolarının olduğu, tek tuşla arama app.’ ini yüklemiştim ki; acil bir şey olduğunda, Alpi numara hatırlamaya çalışmakla iyice paniklemesin. Biri açmazsa; diğeri elbette açacaktır o telefonu. Neyse ki; kısa bir süre sonra RifBaba eve geldi. Bol sıvı alımı ve dinlenmeyle 1-2 saat içinde kendime geldim. Böyle anlarda Asklepios hızır gibi yardımıma koşuyor:) Nasıl o an denk geliyor, nasıl rahatlatıyor anlatamam. O benim şifa dağıtanım; ben Onun nazlı gebesi 😉

Kaynak:WebAnne

  • Share on Tumblr

SSVD hakkında

Aylardır Türkiye’ de “Olmaz!” denilen bir şey için hazırlanıyorum ben:SSVD. Son dakika golü atacak olan bir doktoru fark edip; bıraktık. Sezaryen oranı %80imiş! Şu anki doktorumun SSVD tecrübesi var ve çok kısa bir süre önce tanışmış olmamıza rağmen, kendimizi güvende hissettiriyor. SSVD için hep cesaret verirken; öte yandan da olası riskleri oldukça ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Muayene süremizi aşarsak-ki ilk görüşmemiz tam tamına 3 saat sürmüştü-; akşam telefon aracılığıyla anlatmaya, bilgilendirmeye devam ediyor. Böyle bir doktorum var. Hayatımda bir Alpi’ nin çocuk doktorunu bir de müstakbel doğum doktorumuzu sevdim. Güven duygusu çok önemli.  Bir gebe için doğum doktoru, çok fazla şeyi ifade edebiliyor.
Dünkü kontrolde yine derin mevzulara daldık. Bebek, 2-2,5 hafta kadar önde gidiyor. .. İri giderse ne olacak? 3,750kg sınırımız var. Bu kiloya ulaştıktan sonra; doktorlar risk almıyorlar. Ben de RifBaba da alamayız sanirim. Yalnız doktorum beni desteklese; 4 kg. yu dert etmez ve deneyebilirim. Öte yandan; beklenen doğum tarihimiz 29 Ekim. Doktorumuz ylar öncesinden 24-29 Ekim arası, Almanya’da olacağını haber verdi bize. Yani bu üç olasılıkla, sezaryene biraz daha yaklaşmış oldum.

Neden mi sezaryen istemiyorum? Çünkü sezaryen bir doğum şekli, tercihi değil; benim için olamaz da. Bu bir ameliyat ve ben ameliyat fikrinden rahatsız oluyorum. Hormonlar, bebeğin hazırlığı vs çok konu var bunun arkasında. Dün sakince oturup düşündüm. Loş ışıkta, sancılar gelince başlayacaktı.. Olmayınca ne olacak? Loş ışıkta ameliyat olmayacağı muhakkak:P Yavaş yavaş bu olasılığın yüksek bir orana varmaya başladığını sindirmeye çalıştım. Sonuna kadar SSVD’ yi deneyeceğiz; henüz ne ben ne eşim ne de doktorumuz pes etmedik.

 SSVD ile ilgili bazı gruplara üyeyim:

Doğal Doğum 2008

Yahoo SSVD grubu

Facebook SSVD grubu

Nurturia SSVD grubu

Az önce gruplardan birindeki bir gebe arkadaşı okuyunca yazmak geldi içimden. O annenin yazdıklarından bağımsız; kendi iç sesim konuşmaya başladı. Bunu bir hırs haline getirmemek gerek.
Ne için SSVD istenir? Muhakkak ki; anne bir şeyleri ispatlamak ihtiyacı hissediyor. Hem de bütün dünyaya! 
Elbette doğum şekliyle anneliği sorgulamamalı insan. Zaten bu konuda hissettiğim eksiklik değil; kendi cesaretsizliğimiz. Yani doktor evet; bize göre şeref özürlü bir adam ama kendimizdeki suçun da bilincindeyiz. Zaten moda olduğu için değil-ki keşke o kadar revaçta olabilse-doğalının bu olduğuna inandığımız için doğal doğumu deneyeceğim. Zaten doktoruuz yurt dışındayken başlamazsa, müdahale etmeden bekleyeceğiz. 40+ lara takılmıyor kendisi:) Şimdiye kadar pek aklıma getirmiyordum. Şimdiden sonra da olabilirliğini yabana atmadan; hazırlıklı olmak lazım. Sezaryen derse dr; kara yazmalar bağlamadan, az sonra hayırlısıyla bebeğimi kucaklamayı hayal etmekten bahsediyorum. İzmir’ de başka bir alternatifimiz yok gibi gözüküyor. Eğer yurtdışına denk gelirse; belirlenen günden 5 gün önce olacağı için, yine kendi doktorum ile sezaryene girebilirim.Açılma gibi bir durum söz konusu değilse; bekleyedebilirim.

Dr.S beni NST’ ye zorunlu kılmayacak:) Bu, güzel bir haber. Bizi bilgilendiriyor. Bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Yılllarca yaptığı araştırmaları paylaşıyor. Bizim Ona inandığımız kadar; O da bize inanıyor. Doktorumuz bizi ilk gün resmen silkeledi. Görünmez yumruklar yedik bile diyebilirim. Hatalarımızı biir bir yüzümüze saydı. Bunu yaparken de kendini savunmasız bıraktı biliyor musunuz? O bahaneleri, palavraları kendisi atamayacak kadar ince açıklamalarda bulundu.
Çok garip bir ruh hali SSVD. Azıcık bundan bahsedeyim. Apartmanda neredeyse herkes bana çıldırmışım ve 1-2 ay içinde ölebilirmişim muamelesi yapıyor:) Bu konuda çok ciddiyim! Resmen bunu kastediyorlar. Bu insanların bir kısmı; ayrıca benim bilerek bebeğimi riske attığımı da düşünüyor. Bunu dile getiren dahi oldu. Etrafımızdaki sağlık personeli, dr, ebelerden çok çok azı bizi destekliyor. Çoğu küstahca, ukalaca eleştirebilmeyi kendilerinde hak olarak görüyor. Bu yola başkoyan insan; çok fazla şeyle mücadele etmek zorunda. Etrafınızaki SSVD adaylarına destek olmayacaksanız bile; köstek de olmayınız lütfen:)

Dr. S. hiçbir zaman reklama, hasta pohpohlamaya girmeyeceğim derken; buna uyacağına da gönülden inanıyorum. Bu işin olabilmesini; önce bebeğim, sonra rahatça ilgilenebilmek için Alpim, ardından kendim ve son olarak da doktorum için çok istiyorum. O da çok cesur bir yürek:)

Facebook grupta çok güzel bir motivasyon cümlesi var. Burada da paylaşmak istiyorum: “Olduğu kadar, olmadığı kader!” Bu, çok nazik bir konu. Her konuda cak cak yazabilirken; 6,5 yıl geçtiği halde bir yerde bile doğum hikayemi paylaşamadım.. Çok az tanıdığıma; 2 tane de doktora-ki bir tanesi arkadaş gibi geldiği için kendimi aştığımı yazabilirim-anlatabilmişimdir. Yani 6,5 yıldır bunun vicdan azabını içimde tutuyorum da diyebiliriz. Sebepleri de net olduğu kadar karmaşık. Bunu ancak yaşayanlar bilir, cahillik, cesaretsizlik, bahaneler uydurmak, aptallık, içten ve kalben bildiğin halde yanlışa inanmayı seçmek.. Sonra o aldatılmışlık hissi. Sonra okunan makaleler falan filan. Bu gebelik asla benim için normal doğum hırsı olmadı. Başlarda yaşadıklarım sırasında hep bebeğimin sağlığı önemliydi. Bundan sonra da öyle olacak. Haftaya kontrol var. Belki de artık haftada bire düşecekler. Güzel haberlerle gelirim umarım.

  • Share on Tumblr

Gebelikte 31. hafta

31. haftadan merhaba. Kardeş’ in 29. hafta bilgilerini girmeyi ihmal etmişim. 29. haftada 1,55 kg idi. 31. haftada ise 2.64 kg olmuş:) Ben de 6,5-7kg arasinda gidip geliyorum. Bir gülücük de bana! :)
Kardeşin beyin ve kemikleri, hizla gelişmeye devam ediyor. Bebeğin kalsiyum ihtiyacını karşılamak için bolca kalsiyum alınması gerekli. Amniyon sıvısının fazlalığından dolayı; bu haftalarda kıpır kıpırmış. “Önceden fark edilmeyen küçük hareketler bile sizi rahatsız edecektir” der kaynak. Kesinlikle bu oluyor. Bazen nasıl oturacağımı, yatacağımı şaşırıyorum. Bebeğin hareketleri ve sağlığı arasıdaki bağı göz ardı etmemek gerekli. Bu önemli bir ayrıntı. Hareketlerde azalma olursa da dinlenip, bir seyler yenmesi tavsiye ediliyor. Bir de; gunde 10-11 hareket sorunsuz kabul ediliyor.
Rahim büyüdü, alan azaldı, ağrılar had safhada, yatamazsin, kalkamazsin, nefes almazsin, kasilmalar ve ağrılar veeee bunlarin hepsi normal! Her hafta yazdığım gibi:P Sadece bu ağrılar uzun ve/veya düzenliyse erken doğum riski olabilir aman dikkat!

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Gebelikte 30. hafta

30. haftadan merhaba :)Kardeş artık aydınık ve karanlığı ayırt edebiliyormuş. Bulunduğu ortam zifiri karanlık da olsa; ışıklı bir ortama geçtiğimde fark edermiş. Ağırlığı da, doğumdaki ağırlığın üçte ikisine ulaşmış. Gün içerisinde devamlı tekme, yumruk ve zıpla ile karnımı yamult, feleğimi şaşırt şeklinde takılmaya devam ediyoruz. “Allah ne verdiyse yapıştırdı” derler ya; hah işte, aynı öyle yapıyor:) Bazi arkadaslarim anlatıyorlar; “Aa ben çok nadir hisederdim”, “Beni hiç uykudan uyandırmadı” vs diye de şaşırıyorum. Gebeliğin başka türlüsünü bilmiyorum. Zira; bizde hep böyle.

Peki yaa neler oluyor bana? Vücudumda devamlı büyüyen bir dolu şey var. Ortalama alinan kilo; 11,5-16 imiş. Ben 6,5-7 arasındayım. Bunun da neredeyse yarısı rahmin, bebeğin ve plasentanın büyümesi ile aminiyotik sıvının hacmiymiş. Böyle şeyler okuyunca ne yalan söyleyeyim; hoşuma gidiyor. Doğumdan sonra bu kez kiloyla uğraşmayacağım. Yani son ay coşmazsam. Aynen kaynağımda yazdığım gibi; artık hamilelikten sıkıldım. Yani, 24 saat bebeğimi kucağımda düşlemiyorum henüz fakat artık bu hamile bedenden kurtulmak da istiyorum. Eskisi gibi hareket özgürlüğüne kavuşmak; iyi gelecek:)
Gün boyu Braxton Hicks kasılmalarına saydırabiliyorum. Uykusuzluk problemim yok. Fakat ara ara mide yanmalarıolabiliyor. Sodaya sığınıyorum ben de. İdrar yapma ihtiyacı herdaim var zaten. Yürüyüşler sıkıntılı olabiliyor. Apışarak yürüdüğüm günler oluyor. Böyle günlerde kısa kesiyoruz. Ei & ayak şişlikleri azalsalarda devam ediyor. Kramplar da nadir de ols geri geldiler. Sadece sabah uyandığımda, gerinirsem oluyor. Ayaklarımı kaldırarak dinlenmeyi ihmal ediyorum. Bir kaç kere de bol sıvı alımını unuttum.
Kaynağım; yatış pozisyonunu tekrar anlatmış, ben de değinmek istiyorum. Kaynak der ki; “Gebelikte en uygun yatış pozisyonu, sol tarafa ve yan olarak yatmaktır. Çünkü kanı kalbe geri taşıyan ana toplardamarlar karnınızın sağ tarafında. Sol yanınıza yatmanız, bu damarların basıncını düşürür. Bu da kanın organlardan kalbe dönüşünün en iyi şekilde olmasını sağlar. (Bu şekilde uyumaya özen gösterin ve karnınızın altına bir yastık koyun.)” İnce bir yastık kullanıyorum ben de. İlk günlerde hamile yastıklarından almayı planlıyordum. Alpi’ ye gebeyken 5-6 yastıkla uyuduğumu hatırlıyorum. Fakat bu kez hiç de gerek duymadım. İnce bir tane karnımın altına, bir tane bacaklarımın arasına ve bir tane de başımın altına. Unutmuyoruz; her hamilelik farklılık gösterir.

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

2. bebeğe hangi eşyalar gerekli?

 Aynadan da görüldüğü üzere; burası yatak odamız.Sağdaki giysi dolabımızın yanına sıkıştırıverdiğimiz eski banyo dolabı ve sağına da son dakikada tıkıştırdığımız şifonyerimiz. Banyo dolabı artık Kardeş’ in giysi dolabı görevini üstlenmiş durumda. Alpi ile aynı odayı paylaşana dek; yeni bir eşya daha almak istemedim. Ev dolup taşıyor sonra. Hiç ama hiç ihtiyacımın olduğu bir durum olmyacaktı. Alanımız biraz daha küçülecekti. Mevcut eşyalar değerlendirilebilir mi bir deneyeyim dedim ve evet; gayet de işlevselmiş.

Üst kapakta bulunanlar bu kadar. En üst rafta; astronot tulumlar, banyo filesi, sling, şapkalar, emzirme örtüsü ve bir adet yastık bulunuyor. Orta rafa 3 aylık giysiler, baharlıklar, şapkalar, yıkanabilir göğüs pedleri ile tulumlar duruyor. En alt rafta ise; kolsuzlar, kisa ve uzun kollu bodyler ile yazlık giysiler ve 0-2 aylık bir kaç kışlık var.

 Dolabın çekmecesinnde; çoraplar, eldivenler, patikler , banyo filesi, bilek çıngarağı ve bez kitap duruyor.

En alt kapak üst rafa 3-6 aylık giysileri hazırladım. Alt bölmede ise yorgan, yastık, bir kaç yumuşak oyuncak, atta çantası, kullan at göğüs pedleri, süt saklama poşetleri, biberon ve ayakkabılar var.

Hepsini bu şekilde kategorize ettiğime memnunum. Alpialerjik bir bebekti ve hem yediklerine hem de giydiklerine çok dikkat etmek zorundaydık. Metal zımbalı bodyler, sert giysi etiketleri ve dahi naylon dikişli giysiler; kocaman, kırmızı ve bol kaşıntılı kabarcıklar halinde geri dönüyordu. Özellikle etiketlerin hepsini kestiğim için kategorize ederken çok zorlandim. “Bu, kesinlikle 0-3 ay kıyafetidir” dediğim giysiyi gerçekten 0-3 aylığına rastladıktan sonra 6-9 ay bölümüne yerleştirmek çok şaşırttı beni. O kadar unutmuşum ebatları :) Bebek doğduktan sonra iyice kafam karışmasın diye hepsini şmdiden ayarladım. Zaten yeni bir şey yok denecek kadar az.

“Aaaaa! Banyo dolabından giysi dolabı mı olur?”
–  “Şaşırdınız mı?” diye sormak istiyorum. Hep al al al, eve sokuştur tıkıştır; yok bana göre değil. Dolabımızdan memnunuz. Hatta tavsiye ederim. Zaten bir süre sonra abisiyle aynı odayı paylaştığında elimde bir gereksiz eşya daha istemem.

“Bebek yapacaksanız azıcık paraya kıysanıza”
– Paramıza kıyamadık valla 😛

“Ben bile bir giydiğimi ikinci kez giymekten sıkılıyorum”
–  Bizim bebe Fashion Tv’ den fırlamayacak; bazı kıyaftler 15 gün bile üst üste giyilmiyor. Çok gereksiz.

“Bu bebeğin günahı ne; öncekinin eskileriyle büyüyecek?”
–  Eskitemedim diyorum giysileri; cidden bak; daha 5-10 bebe büyür eldekilerle :) Bir de mevsimleri tutturaydık 😛

“İnsanın gözüne çok eski ve modası geçmiş görünüyorlar”
–  Modası geçmiş; içlerinden en çok güldüğüm oldu. Bu sene zürafalı bodyler out; ayılılar in de benim haberim mi yok?

“Lekeli lekeli mi giydireceksin?”
–  Çok titizimdir bu konuda; lekeli hiç giysi yok elimde. Bir dönem Omo Baby, sonrasında da HacıŞakir granül kullanmıştım. Haricinde ne leke çıkarıcı ne de çamaşır suyu değdirmedim.
 
“Alpi ya dalga geçecek ya da{Benim o, ver!} diyecek”
– 6,5 yaş olacak neredeyse aralarında. Alpi o kadar çok isterse; 3 aylık body ile gezebilir. Bu özgürlüğü var yani:)
diye güzel duygu ve dileklerini sunan tüm eş ve dosta selam olsun.     

Koskoca bir şifonyeri yıllardır tek başıma gasp ediyormuşum resmen! Üst çekmeceyi kendime ayırdım ve kalanlara; Kardeş’in battaniye, pike ve nevresim takımlarını sığdırdım.

Bu grup da yeni aldıklarımız. Bir de süt sağma pompası eklenecek.

Alpi’ nin park yatağı gayetiyi durumda. Hatta yaklaşık 3,5 yıldır kilerde beklemekten kirlenmemiş olsa; az önce aldım diye yutturabilirim. Şifonyerden boşalan alana da park yatağı yerleştireceğiz. Bu hafta sonundan çok umutluyum. Bir aile etkinliği ile balkonda park yatağı yıkamayı planlıyoruz. Kuruyunca da odaya açarız herhalde artık.
Bir ara yine kilere dalmamız gerekecek. Anca 2 ay olmuştur temizleyip, düzenleyeli. Bence bir evin en derinden ama sağlam dağılan bölümü kiler! Alpi’ nin bisikleti, scooterı ve patenlerinden tutun da Kardeş’ in müstakbel mama sandalyesine kadar her şey orada. Kardeş’ in kullanacağı eşyaları, tozlanmasın diye dev torbalarla istiflemiştik. Şimdi de hangisi hangisidir bilemiyoruz. Bir ara el yordamıyla küvetini de bulsam iyi olacak.
Çok ama çok uzun süre düşündükten sonra bebek arabasına noktayı nihayet koyabilmiştim. Hatrı sayılır aylar boyunca Stokke Xplory’ yi hayal ettikten sonra; vazgeçmem epey zor olmuştu. Halbuki boyu boyuma, huyu huyuma denk idi. Hala 200m.lik bir çemberdeki tüm Stokke Xplory’ leri anında tespit edebilitem var. Karşılıksız aşkımı kalbimin derinliklerine gömüp; bir araba araştırmasına giriştim. Travel system olanlara bakıyordum ağırlıklı olarak. Sonuç olarak hepsine bir kulp takıp; Stokke gibi bir tasarıma rastlayamayacağıma kanaat getirdim. Zaten en fazla 6-7 ay kullanacak olmam; sonrasinda da baston pusete dönecek olmam, tecrübe ile sabitti.
Bir gün ismini vermeyeceğim, sahile bakan bebek mağazalarından birine girdik. Otomatik adımlarla bebek arabalarına yöneldim. Tasarım benim için hep ön plandadır. Herhangi bir ürün ilk önce beni tasarımıyla cezbedecek ki; ergonomisi ve diğer detaylarıyla ilgileneyim. Birisi tam yatmaz, birisi jip haricinde hiçbir bagaja sığmaz, çok güzeldir ama çok ağırdır, rengi güzel olanı, tekstili deri olanı… 6-7 yıl öncesine göre çeşitlilik inanılmaz artmış! Ben yine uzuun uzuun Stokke’ yi seyredalmışken; arkama bir döndüm, A-aaa aynı Stokke ama yarı fiyatına başka bir araba! Şöööyle bir kez daha baktım ve en yakınımdaki satış görevlisinden yardım istedim. Gayet isteksizce geldi yanıma ve anlatmaya başladı. Bu arada devamlı beni daha basit ürünlere yönlendirmeye çalışıyor. En sonunda dedim ki;
“Ben bu arabayla sadece Stokke’ ye benzediği için ilgileniyorum. Göstereceğiniz diğer arabaları biliyorum ve hiçbiriyle ilgilenmiyorum. Bana bu arabayı anlatın.”
Görevli durdu durdu ve o süt beyazı caaanım araba için dedi ki;
“Bu bebek arabasının malzeme kalitesi çok kötüdür. Kesinlikle tavsiye etmem. Çok şikayet alıyoruz.”
Hiç bu kadar dürüst bir satış elemanıyla karşılaşmamış olduğum için; ufak çaplı bir şok yaşadım:) Elimizdeki bebek arabasını hatırlattı eşim. Görevli sorunca; “Jane Energy” dedim. Bu arabanın +0 olduğunu, başka bir bebek arabası almaya aslında hiç de ihtiyacım olmadığını ısrarla tekrarladı. Önceden RifBaba ile bir tanışıklığı var mıydı acaba? 😛 Travel system modeller kısa süreli kullanıldığı gibi; doktorların uzun süre ana kucağını tavsiye etmediklerini de hatırlattı. Alpi, evde de ana kucağında dururdu, evet ve belini hep yastıklarla desteklerdim. Mutlu mesut çıktık mağazadan. Yakın zamanda bir arkadaşımızdan ana kucağı gelecek. Bizim bebek arabamızın ön barı olmadığı için, kullanamayacaktık. Tanıdık bir firmada bebek arabalarına bakarken bunu sordum ve BİNGO! Artık ön barlar ayrı olarak satılıyormuş. 1-2 hafta içerisinde bir bebek mağazasına arabamızla gidip; ön bar ve şemsiye ile bardaklık alacağım. Uzun yürüyüşlerde en sevdiğim şey, bir şeyler içebilmektir.
Hazırlıklar hiç durmadan devam ediyor. Doğana kadar yolu var:)

  • Share on Tumblr

Gebelikte 29. hafta

29. Hafta haberleri başlıyor! Hala tatil devam ediyordu 29. haftada ve manzarada buydu;) Sıcacık havaya bu şekilde katlanabildik. Bu arada Kardeş de kendi vücut ısısını ayarlayabiliyormuş artık. Duyuları tamamen gelişmiş durumdaymış ve ışık, ses, tat ile kokuyu algılayabiliyormuş. Parlak ışığa doğru başını çeviriyormuş. Bunu anlattığımdan beri Alpi devamlı karnıma doğru el fenerini tutarak kardeşiyle konuşuyor. Çok sevimli bir ikili olacak bunlar; ben size söyleyeyim. Bu hafta bağışıklık sistemi gelişmeye başlarmış ve doğumdan sonra da anne sütüyle devam edermiş. Yavrunun halen bir ismi yok. Evdeki en hararetli tartışmalar, bu konuda gerçekleşiyor:)
Kaynağımda yazılanın aksine; göğüslerimde rahatsızlık veya gerginlik hissi pek yok. Sırt ve bel ağrıları; yorgunluk sonrası kendini göstermeye başladı. Uzun yürüyüş ve plaj çantasının ağırlığı yüzünden 2 kez bayılacak gibi hissettim kendimi. RifBaba İzmir’ de, benden başka taşıyacak kimse yok, dolmuş da devamlı dolu geçince; yürümeye mecbur kalmıştım. Zordu. RıfBaba’ nın tekrar yanımıza dönüşü; coşku ve özlem ile karşılandı;) Bu hafta itibariyle şişlikler artabilirmiş; oldu da. Artık parmaklarımdaki şişlik artıp inmiyor. Belli bir şişlikte sabitlendi sanki. Yüzüklerinizi çıkartmak durumunda kalabilirsiniz der kaynak. Ben kaç ay önce çıkarttığıı hatırlamıyorum bile:) Kim bilir bir daha ne zaman takabileceğim. Ayaklarımda da aynı durum söz konusu olmalı; çünkü her zamanki babetlerimi giyince sıkıyor. Terlikler tek favorim oldular. Ayak parmaklarımsa, yorgunla beraber rahatsız edici bir şişliğe gelebiliyorlar. Yorucu egzersizlerin her türlüsünden kaçınmak gerekliyken; yüzmeye doğuma kadar devam edebilirmişim. Mümkün olduğunca hafta sonları Çeşme ya da Urla’ ya kaçtık zaten. Fırsat çıktıkçada devam ederiz. Normal yüzme bir nebze de;sırtüstü yüzmek artık namümkün. Karnım, piramit gibi bir şekle bürünüyor. Aynı şekil; yattığım yerden doğrulurken de oluşuyor ve çokkötü hissettiriyor bana. O yüzden yan dönüp, yuvarlanarak kalkmaya çabalıyorum. Yüzme boyunca en eğlenceli bulduğum şey ise; aylardır sarılmak, kucağıma zıplamak için bekleyen Alpi ile kucaklaşabilmek. Hatta abartıp; suyun kaldırma kuvvetinden de yararlanarak, zıplattım, fırlattım. Çok keyifliydi:)

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Gebelikte 28. hafta

Lacivert dalgalardan merhaba:) 3. trimestere girmiş bulunmaktayız! 28. haftada göbek fotoğrafı yok. Bol bol bunu yaptım. Bu kitabı sizlere şiddetle öneririm. Aldığım notların bir kısmını paylaşacağım ileride.


Uyuyor, uyanıyor, gözlerini açıp kapıyor, organ ve doku gelişimi hızla devam ediyor. Haftanın heyecan verici gelişmelerinden birisi de; Kardeş sesimi tanıyormuş! Alpi ve benim cephemde bu haber seviçle karşılanırken; RifBaba pek de takmadı:P -Doğunca ne de olsa tek kahramanı ben olacağım diyor herhalde:p-
Kaynak der ki; 3. trimesterle birlikte, kalsium ihtiyacı artarmış. Bebek kalsiyumsuz kalmaz; zira o, annenin vücudundakileri vakum gibi çekiyor. Gebelik bittiktn sonra ahh saçlarım, vahh dişlerim vb şikayetlerde bulunmak istemiyorsak; bu dönemde kalsiyum alımına dikkat edeceğiz.
Bu haftada doğan bebeklerin yaşama oranları %90 imiş. Yine de solunum desteği gerekliymiş.
Boyu 26cm, kilosu ise 1,55  gr imiş. Ultrasonda cork cork sol elinin baş parmağını emiyordu. Çok tatli yahu:) Yanakları da tombik tombik:) Hala bir ismi yok.

Gelelim bana; gebeliğin en zor dönemi deniyor 3. trimester için. Yalancı kasılmalar, apış arasında ve bacaklarda ağrı, karnımın kopup da yere düşecekmiş gibi ağır gelmesi, ayakta uzun süre duramama, el ve ayak parmaklarında ara sıra şişmeler ile nadiren giren kramplar şikayetlerim oluyor. Bunlara bir de sabahın 5-6′ sı gibi uyanmaları eklemek şart. Kardeş kimi sabahlar o kadar sert hareketlerde bulunuyor ki; acil tuvalet ihtiyacı veya yatış pozisyonumu değiştirme ihtiyacıyla uyanıp, kendileri sakinleşene kadar uyuyamıyorum.
Kaynağıma göre; 7-10kg alınırmış. Ben hala bu sınırın altındayım. Rahim büyüklüğüm neredeyse kaburga sınırına yaklaşmış. Çarpıntımsı bir şeyler hissediyorum bazen. Yakında çarpıntım var yazarım herhalde.
Haftanın anne olayı; ilk süt olan kolostrumun gelme olasılığı. Böyle bir durumla karşılaşınca; çalsın davullar diyebiliyoruz fakat asla sağmaya kalkmıyoruz. Zira bu hareket, erken doğumu tetikleyebilir. Tansiyon yükselmesine dikkat deniyor fakat ben çoğunlukla tansiyon düşmesi yaşıyorum.

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr