Fisher Price Rainforest

Fisher Price Rainforest fisherprice flashcard montessori

Flash kartlarla aram hep iyi olmuştur. Alpi büyürken çok kullanmıştım. Kuzi geldi 2 yaşına, hala aynı kartları kullanıyorum. İki çocuklu hayat, BBOM, çalışma hayatı, Alpi’ ye destek, rutin işler derken; kağıt işlerinde eskisi kadar aktif olamıyorum.  DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Hamileyiz.Biz’ deyiz.


 Ülker Hanım’ dan bir mail geldi. “Hamileyiz.Biz dergisi Ağustos sayımızda Blogger sayfası hazırlıyoruz. Araştırma yaparken, sizin bloğunuza rastladım & çok hoşuma gitti. Benimle irtibata geçer misiniz?”diye sevimli bir mail aldım. Ülker Hanım’ la konuştuğumuzda “Kendinizden biraz bahseder misiniz? Blog yazmaya neden ve nasıl karar verdiniz? Şu an çalışıyor musunuz?”benzeri sorular sordu ve”Ağustos sayısında kendinizi okuyabilirsiniz” cümleeriyle kapattık telefonları :)) Bu arada Alpi’ nin fotoğrafları tataaaa!
Ağustosu beklemek kolay olmadı. Ağustos demek aynı zamanda seminer demekti, kızkardeşimin müstakbel eşiyle tanışmak demekti, Alpi & yeğenleriyle planlarımızı gerçekleştirmek demekti. Ülker Hanım’ a nezaketi & enerji, heyecan dolu sesiyle aynı duyguları bana da bulaştırdığ için teşekkür ediyorum.

Buyrun efendim; ayın bloğunu keyifle okuyun.
 *Biterken, Alpi’ nin “Anne, kitaba çıkmak çok keyifliymiş” sözlerine gülüyorum hala:))

  • Share on Tumblr

Yıl Sonu Gösteri$i

Bir süredir aklımda bu konu. Her gün çocukları o günün branş öğretmenine teslim ederken, Alpi’ yi kapının küçük camından izlerken, veliler “Sene sonu gösterisi nerede olacak?”, “Ne zaman olacak?” diye sorarken, kostümlerden bahsedilirken…Evet, okulda kesinlikle bir hareket var bugünlerde.

Çocukların verdikleri tepkiler birbirini tutmuyor. Kızlar, kostümler için heyecanlı. Alpi, baş rollerden birinde olduğu için heyecanlı. Benim bidikler, büyük bir sahnede, ellerinde peluş hayvanlarıyla koşturacakları için heyecanlı. Hepsinin ortak tek bir dileği var: Çalışma sonunda ödül motivasyon olsun diye alacakları şeker!

Bu, çoğu zaman rahatsız ediyor beni. Hiç mi hiç sevimli gelmiyor. “Şimdi yat oğlum. Aferin, al bakalım şekerini!”

Amerika’ da doğup büyümüş bir velim anlatmıştı: “Orada böyle dehşet paralar vermemiştik kostümler için. Böyle sıkıntılı organizasyonlar da görmedik hiç. Çocuklar temiz, birer şort & tişörtle sahneye çıkar, şiirini, şarkısını okur ve evine giderdi.” Yıllarca bu sözler çıkmadı aklımdan. Her sene yapılan çalışmalarda bazen gözlemciydim, bazen işin direkt içindeydim. Vee hep memnuniyetsizdim bu konuda. Alpi’ nin drama gecesi de bu fikrimi değiştirmedi; 20 gün sonra yapılacak asıl gösterinin halen devam eden çalışmaları da. Evet, karşılaştrınca daha eğlenceli geçiyor, çocuğu sıkmıyorlar falan filan ama “Ne kadar gerekli?” sorusunun cevabı bende belli.

Damla Nurturia‘ da dürtmüştü bizi benim yazımla yaklaşık aynı tarihlerde. Onunda kafasında da aynı sorular. Sonra da Kitubi’ de değinmiş konuya.Malum, kıyım başladı… Bir de eklemiş;
“Kreş mimi yazısını yazan ve yazmayan, çocuğu kreşe devam eden herkesi mimliyorum. Çocuğu kreşe gitmeyip, yine de fikri olanlar da yazsa ne güzel olur.” 

1. Çocuğunuzun devam ettiği kreşte çocukların gösteri yaptığı bir organizasyon düzenleniyor mu? Gösterinin süresi nedir? Nerede yapılıyor?

Evet, okulumuzda da böyle bir organizasyon düzenleniyor. Bütün yaş gruplarının katılacağı bu organizasyonun süresi toplam 2 saat olarak hesaplandı. Bir kolejin konferans salonunda yapılacak.

2. Gösteriye nasıl bir hazırlık yapılıyor? Haftada kaç saat bu iş için harcanıyor?

Yaklaşık 6 aydır, her branş öğretmeni, kendi ders saatlerinde çalışmasını yapıyor.  30-40dk lık bir zaman dilimlerinde, her yaş grubu sırasıyla çalışmasına giriyor. Perşembe günü hariç, her gün bir branş dersi var.

3. Gösterinin çocuğunuza ne yararı olacak? Sizce çocuğunuz için bu hazırlıkların, ya da gösterinin kendisinin verebileceği zarar var mı?
Ben de bunu çok sorguluyorum. Alpi girişken bir çocuk. Bu konuda bir sorunumuz yok. Canı isterse birilerinin karşısında şarkı söyler, istemezse mümkün değil. Benim bidiklere gelince; çoğu sahne korkusunu feci derecede yaşadılar. Korktular, annelerinin kucağında ağladılar. Büyük yaşlardan da benzer tepkiler geldi. Bu yaşta bunun için çocuğu zorlanması gerektiğine inanmıyorum. İlk gösteride koro vardı. Alpi 4 ay boyunca her ders aynı şarkıları tekrarlamaktan çok sıkılmıştı. Derste tutmakta zorlandık. Tutmalı mıydık? Gerekli miydi? Değildi tabii ki. Mevcut düzeni bozmamak, öğretmeninin otoritesini sarsmamak adına az müdahale etmeye çalıştım ama pek de sallamamışım sanırım. Şimdi düşününce; üç sıkılmasının ikisinde, Alpi dışarıdaydı. :) Böyle olabilmeli aslında. Branş dersleri çoğunlukla anne-babaların seçtiği dersler. İlgisi yok ise zorlamamalı. Hatta okula gönderilmek de çocuğun seçtiği bir şey değil. (Bu yazının sonunda şuursuz, içinde bulunduğu sistemin otuna topuna muhaliflik yapmaktan zevk aldığıma ve de MEB, ağzıyla kuş tutsa bana yaranamayacak olduğuna daha çok inanır olacağım)
Hepsi bir yana, çocuğa cidden zarar verebilecek bir durum geliyor aklıma. Çocuk bu gösteri çalışmalarından cidden haz alıyorsa, bunun bir oyun değil de gösteri olduğunun farkındaysa, izleyicilerin tepkilerini önemsiyorsa ve aylarca çalıştığı rolünden olursa bu ciddi bir sorun oluyor.

4. Bu gösterinin okula ne yararı var? Ne gibi yükleri olabilir?
Öncelikle prestij, ardından maddi destek. Velilerin genelinde şöyle bir beklenti/anlayış/bilinç altı var: Ne kadar iyi bir gösteri çıkarsa; o okul o kadar iyidir. Ödedikleri aylık ücretin hakkını veriyordur. Çocuklarının yapabileceklerini ispatlamıştır. Veyaaaa beş para etmez  bir okuldur. O kadar para ödenmiştir ve falancanın okulu kadar bile olunamamıştır. Bu yazdıklarım bazılarınıza “fazla” gelebilir; 2003′ ten beri yaptığım gözlemler, yaşadığım tecrübenin bir “genellemesidir”. Tamamen sanatsal kaygılarla yola çıkanlar da var; maddi beklentililer de mevcut. İkisini de tasvip etmiyorum. Çocuk odaklı olmaktan çıktığı anda o gösteri, çocuğa yüktür.
Kostüm paralarını unutmayalım. Makul miktarlardan uçuk rakamlara kadar geniş bir yelpaze var piyasada. Bazıları kiralık, bazıları özel tasarım, bazıları da seri imalat. Bir gösteri için yıllar önce 180TL istenmişti tek bir veliden. Bu kadarına gerek var mı sizce?

5. Öğretmeni sizce bu hazırlığı severek mi yapıyor?

(Korkarım ki bir daha iş bulamayacağım :P) Bu, farklı cevaplar alınabilecek bir konu. Ben, eğer ki üst makamlar tarafından yönlendirilmeye çalışmıyorsam, severim. Basit ve kısa süreli şarkı, şiir veya toplu, kısa bir oyun taraftarıyım. Bazı öğretmenler ayıla bayıla yapıyorlar. Bir arkadaşım, “Tüm sene içinde öğretmenin gönlünce yapabildiği tek şey.” demişti. A’ dan Z’ ye gayet planlı, programlı, bir koreografisi olan gösterilerden yana olanlar da var, “Fazla zor olmasın, tepki almayayım, sevimli gözükürler” deyip mankenlik yaptıranlar da. -ki bunların en popüleri, mayolarla sahneye çıkan çocuklardır.
Bazı kurumlarda da -bizim ki gibi- bu işi branş öğretmenleri üstleniyor. Onlarda işlerinin genellikle severek yapıyorlar.

6. Bu gösterinin veli olarak size ne yararı var?

Beklentilerle alakalı bir durum. Çocuk mutluysa, severek ve isteyerek katılıyorsa, saçma bir konu işlenmiyorsa bence mahsuru olmadığı gibi; bana yararı da yok.

Kitubi’ deki gibi onu hakkında fikrini belirtmek isteyen herkesi yazmaya davet ediyorum.



  • Share on Tumblr

Alpi’ nin halleri

Ikea hacker!

Maskeli Balo
Öyle Sarhoş Olsam ki!
Frikik
Köy için antrenman
Dostlar alışverişte görsün
O bir romantik
O bir dansçı
Evde midilli de beslemek ister
Yanına yoldaş etmek için köpek de düşler
Balıklarını çok özler
Hep hayal eder
Binince dönme dolaba
Harikalar diyarında döner :)

  • Share on Tumblr

4 Yaş dönemi


Bu yazı özgün bir makale değildir. Tecrübe ve düşüncelerimi paylaştım. Bununla beraber tamamen kendi cümlelerimden oluşmamaktadır;derlemedir. Daha başlarken bu bilgiyi vermem gerekli diye düşündüm. Benim bu kadar kaynağı gözden geçirip; düzenlemem, kategorize etmem bile kaç günümü aldı. Asıl sahiplerine haksızlık etmemek gerek. Kaynak belirtmekte hiç bu kadar hassas olmamıştım.
4 yaşı geride bırakmamıza 3 ay kaldı. Oğlum büyüyor. En korktuğum dönem 4 yaş idi. Daha Alpi doğmadan 4 yaş çocuklarıyla haşır neşir olmuşluğum vardı ya; yine de “Kim korkar Alpi’ nin 4 yaş halinden?” diyemedim. Desem de boş olacakmış. “Biz neler yaşadık? Alpi neler yaşadı?” yı yazacaktım ilk başlarda ama altında yatan sebepleri de açıklamaya girişince; koca bir dönemi anlatır buldum kendimi. 6 ay sürdü! Çok çok araştırdığımdan mı? Çok araştırdım evet ama daha çok RifBaba’ nın ortak bilgisayarımıza format atma merakından! Aynı siteleri tekrar tekrar aradım, bazılarının izini birdaha asla bulamadım. Onları ararken daha ilginçlerine rastladım. Başlayalım:




Fiziksel değişiklik
 4 yaş çocuğunda bir dengesizlik hali kendini gösteriyor. Zil gibi koştran Alpi; 4 yaş başlarında tökezlemeye başlamıştı, hatta düşüyordu. Dizlerindeki morluklar bitmedi ama azaldı.
Büyüme hızı hala düşük. Ergenlik öncesi yaşlara kadar da böyle devam edecek. Türkiye’deki 4-5 yaş erkek çocuklarının fiziksel gelişim tablosuna bakınca;
BOY
alt sınır – 96,3
ortalama – 104,5
üst sınır – 110,6
 KİLO
alt sınır – 13,500
ortalama – 16,900
üst sınır – 20,300 olduğunu görüyorum. Alpi 110cm ve 20kg idi 2 ay önceki ölçümünde. Kilosu 2 aydır tekrarlanan ve 5. antibiyotik şisesine başlatan bronşiolit yüzünden son 2 aydır 18.

Kas gelişimi bir sırayı takip ediyor: Önce büyük kaslar, sonra küçük kaslar gelişiyor. Kız çocuklar iskelet gelişiminde, erkek çocuklarına göre daha ileride. Önce baş, sonra sırasıyla omuzlar&kollar, gövde, bacaklar ve ayaklar gelişiyor. 3-6 yaşlarda motor gelişim, çocuğun hareket gelişimi ile yakındır ilişkilidir. Kilo artışı, boy uzaması, kemik ve kas gelişimine paralel olarak hareket becerilerinin kazanılmasında beyin, omurilik&sinir sisteminin gelişimi önemli yer tutuyor.

Ruh hali
Kararsızlıklarla dolu bir dönem onu bekliyor, bizi sınıyor. Hemen her konuda, her an fikir değiştirebiliyor. Sabah kahvaltıda mısır gevreği için delirirken, hazırlayıp önüne koymak üzere olan babasını “Eee aslında ben peynir, zeytin, domates ve salatalık istiyordum” diye geri döndürüyor. Daha RifBaba mutfağa henüz girmişken, “Babaaa! Yerfıstığı ezmesi vaaarrr mııı?” diye de zıplatabiliyor. Giysi dolabı başında dakikalar geçiriyoruz. “Gömleğim de gömleğim!” ısrarları sonucu ütü masasına seğirten ben; gömleği elime aldığım anda, “Siyah tişörtümmmm!” talebiyle geri dönüyorum.
“Hımmm. Hangi oyuncakla oynasam?” Legolar salona yayılır, 5 dakika içinde Sümbee Bob oyuncaklarıyla koltuğun tepesindedir, arkamı dönmeden vazgeçmiş & arabalarını çoktan halıya dizmiştir bile.

Bu ani değişiklikler ruh haline de yansıyor elbette. Sınıfta arkadaşı Deren ile “Biz kanka olmaya karar verdik” diye sarılıp, daha sol eli arkadaşının omuzundan inmeden, sağ eliyle “Acısın canın işte! Çok memnun olurum!” diye saçlarını yolmaya başlayıveriyor. E bu ruh halinin bütün sınıfta geçerli olduğu düşünüldüğünde “God Bless teacher!” Yine soğukkanlılığımızı kaybetmeden; sevgi dolu, net tavrımızla çocuğumuza yardım ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki; “BU DA DÖNEMSEL BİR DURUM.”

Benim hep acabalarla beklediğim iki dönemden birisi 4 yaştı, diğeri de ergenlik. 4 yaş döneminde sağ olsun Alpi; tüm korkularımı yaşattı. Ergenlikte daha sakin bir performans bekliyorum kendisinden!
5 yaş ile birlikte tekrar o beklenen uyum ve dengeye kavuşulur. Beden daha kontrollü kullanılıyor, toplum kurallarına uygun davranışlarda artış gözlemleniyor, grup oyunlarında daha başarılı hale geliyor ve kavgalar azalıyor.
Bazı korkular çoğalıyor. Bunları dile getirmek yerine; çeşitli tiklerle, tırnak yiyerek, parmak emerek gösterebilir. Sevindirici haber, bunların yine dönem özelliği olmaları. Yani geçici.

4 yaş çocuğunun konuşması
İngilizcedeki “jabber” kelimesinin anlamını bilir misiniz? Burada tam da tarif etmek istediğim gibi kelime anlamları var: TIK.

Alpi hep konuşuyor; oyun oynarken, kitap okurken, yürürken, koşarken, O tuvaletteyken, ben tuvaletteyken, film izlerken, kendi kendineyken ve hatta uyurken! Hep konuşuyor ve hep birisi Onu dinlesin istiyor. Dağarcığındaki kelimeler yetmiyor; yenilerini uyduruyor. Bunları cümlelerine serpiştiriyor. Anlamazsam bazen kızıyor bazen de çok eğleniyor.
 
Bu dönemde özellikle arkadaşlarına karşı kötü sözler kullanmaya başlıyorlar. Bunun sebepleri olarak sıralanabilecekler:
  • Kızmak, engellenmek ve öfke duygularının ifadesi yanında;
  • Tepkileri takip ederek dikkat çekmek
  • İlgi ihtiyacı
  • Yetişkinliğe ulaşma kriteri olarak görme
  • Yetişkinleri taklit
  • Kendini güçlü, özgür hissetme ve
  • Tepki gösterme aracı
  •  

3-5 yaş döneminde çocuğun kullandığı kötü söz ifadelerine bakarsak; sarsmak, şok etmek, ağızdan kaçan, kendini savunmak, zevk almak amacıyla söylenmiş masumane sözlerdir. “Pis Kaya”, “kötü çocuk”, “eşek”, “kakasın sen” gibi kelimeler yanında daha ileri yaşlarda bazı organ isimleri(meme, pipi) ile duruma heyecan katarak tepkileri izleyen sözcüklerdir..İstenmeyen sözleri özellikle ebeveynlerin yanında söylemeyi; gördüğü ilgi yüzünden çok severler. 

Çocuk kötü sözleri herhangi bir yerden duymuş olabilir. Öncelikle rol model aldıkları en yakın çevreleri olan aileler buna özen göstermeli. Kendi kullandığımız kelimeleri çocuktan duyunca tepki göstermek, çocuğun kafasını karıştıracaktır. Duyulan sözün şirin bulunarak gülünmesi, desteklenmesi aynı zamanda onaylanmasıdır. Yine bu sözleri arkadaşlarından, sokaktaki herhangi birinden, televizyondan da duyabilir. Dikkat çekmek için kullanıyorsa duymazdan gelme, tepki vermeme, fazla tepki vermeden konuşma vb yaşına göre taktikler kullanılabilir. Söylenen sözün anlamı açıklanabilir. Böylece belki de çok sevimli olduğunu düşündüğü kelimenin gerçek/yaklaşık anlamı bilmek çocuğu o kelimeden uzaklaştırabilir. Bu kelimeleri duymaktan ne kadar rahatsız olunduğu anlatılabilir. Tabii bu durumda ebeveynin de bu tür sözleri kullanmaması gerekiyor. Duyguları ifade etmek için başka yollar gösterilmeli. İstenmeyen konuşmanın üzerine gitmek yerine; güzel konuşmalar desteklenmelidir.Çocuğa sinirlendiğinde, öfkelendiğinde kullanabileceği başka kelimeler önerilebilir. Başkalarının bu kelimeler karşısında hissedecekleri anlatılabilir.

Yine kaynaklarımdan birine göre; “4 yaş çocuğu kendi yaşıtlarıyla oynamaktan hoşlanırmış ve lider hep kendisi olsun istermiş”. Çok doğru. Neredeyse gözüm kapalı bir genelleme yapabilirim 4 yaş grubu için :)) Sınıfındaki en kanlı savaşlar bu yüzden çıkıyor. Dün mesela 2 arkadaşı oyun oynarlarken, oyunu istediği gibi yönlendiremeyen kız çocuğu, erkek çocuğunun oyununu bozar & erkek çocuğunun kafasına koca ahşap bloğu indiriverir. Bunun altında kalamayan erkek çocuğu da daha büyük boy bir blokla arkadaşına karşı taarruza geçti. Her şey koltuk sevdasına:))
Oyun arkadaşı olarak ilk tercihi hemcinsleriymiş. Alpi’ ye pek uymuyor bu madde. Genellikle karşı cinsi oyun arkadaşı olrak tercih ediyor ve yine genellikle aşık oldum, beğeniyorum dediği arkadaşlarını seçiyor.
Ölüm kavramı
Bu konu hkkındaki tecrübelerimizi daha önce yazmıştım.TIK
4 yaş çocuğu ve regression/bebekliğe dönüş
Kısaca kıskançlık (özellikle kardeş kıskançlığı olarak kendini gösteriyor) ve bebeklik dönemindeki ilgiyi tekrar üzerinde hissetmek için; bebek gibi davranmaya başlaması diyebiliriz. 5-6 yaşa kadar sürebilirmiş. Sebep ister kıskançlık, ister ilgi çekmek olsun; çocuk güvensizlik duygusunu yaşıyordur. Bebekliğe dönüş davranışları aslında çocuğun ‘benimle ilgilenin, bana önem verin’ demesinin başka bir yoludur. 
 

4 yaş çocuğu ve cinsellik
3 yaşla birlikte başlayan sorular sonucu, ne kadar okunabilecek yazı varsa okudum. Altını çizdiklerim RifBaba’ ya okutuldu. Hazırız!

A: Anne, ben senin karnindan nasil ciktim?
E: Doktor amca beni muayene etti ve dogma zamaninin geldigini soyledi. Alip cikartti. Ben de karnin cok acikmistir diye emzirdim
A: Boyle mi?
E: :))) Evet.

3-4 yaş arası bebeklerin nereden geldiklerini bilmek istiyorlar. Bunun sonucu olarak kendi & yetişkinlerin bedenlerini keşfetmeye çalışırlarken; aradaki farklılıklar ilgilerini arttırıyor. 4 yaş itibariyle kızlar babalarına ve erkekler de annelerine daha fazla bağlılık gösterirler. Bunun psikolojideki karşılığı: Oedipius Kompleksi ve Elektra Kompleksi.

Oedipius Kompleksi
Oedipius Kompleksi, Sigmund Freud ‘un kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre; karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni safdışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı.
Freud’a göre her çocuğun ilk aşkı karşı cinsteki ebeveynidir. Erkek bebeğin sürekli annesine şımarması babasının annesiyle ilgilenmesinden rahatsız olup ağlaması veya araya girmesi örnek olarak verilir.
Erkek çocuk genellikle evde güçlü bir otoritesi olan güçlü rakibi babadan çekindiğinden her iki ebeveynden de uzaklaşmak zorunda olduğunu hissederken , annesinden çekinen kız çocuk hayran olduğu güçlü babasına daha çok yaklaşır.
Mitolojide çocuğun ebeveynine âşık olup evlenmesi çok kutsal bir eylem olduğu ve sadece tanrılara özel bir uygulama olduğu kabul edilir. Freud, bu teorisini yunan mitolojisindeki Sophokles’e ait Kral Oedipus hikâyesinden esinlenerek adlandırmıştır.
Kişilik gelişiminin 3-5 yaş dönemi Freud tarafından Phallik-Genital dönem olarak adlandırılır. Freud bu yaş döneminde erkek çocuğun annesine karşı duyduğu aşk nedeniyle babası tarafından cezalandırılıp kısırlaştırılacağı korkusu sonucu yaşanan karmaşaya Oidipus kompleksi adını vermiştir

Elektra Kompleksi
Elektra Kompleksi, Sigmund Freud’ un bir görüşü olan Oedipus Kompleksi’ nin kız çocukları için geçerli olanıdır.
3-6 yaş arası kız çocuklarının babaya aşırı düşkün olmaları ve anneyi rakip olarak görmeleri olarak tanımlanmaktadır. Bu karmaşa, yaş ilerleyince anneyle özdeşleşme yoluyla çözümlenir. Freud, bu teorisini Yunan mitolojisindeki ünlü Yunan kumandan Agamemnon ‘un hikâyesinden esinlenerek isimlendirmiştir.

 3 yaşın bitimiyle, mahremiyet duygulari artar. Neyin başkaların yanında yapılabileceğini; neyin tek başınayken yapılabileceğini kavramaya başlarlar. Örnek olarak banyo yapmak ve giyinmeyi verebiliriz. Çoğunlukla yanındaki yetişkinin (anne-baba, öğretmen, büyükanne-büyükbaba, vb) tepkisini test etmek amacıyla cinsellikle, tuvaletle ilgili veya “müstehcen” kelimeleri daha fazla kullanırlar. Sinifta kendi aralarında popo deyip 5 dakika gülebiliyorlar. M.asturbasyon, yaygın görülüyor.

Çocukların dönemlerini araştırırken ve okul tecrübelerime dönünce; ana-babaların akıllarının epey karışmış olduğunu görüyorum. Aklıma gelen soruları paylaşmaya çalışayım.

Çocuğum m.asturbasyon yapıyor; bu durumda ne yapmalıyız?
Normal bir durum olduğu kabullenilmeli. Babalardan şimdiye kadar hiç duymadım ama anneler her zaman yanıma yaklaşıp, oldukça kısık bir sesle bunu soruyorlar. Çocukların çoğu ci.nsel org.anlarına dokunurlar. Bir çocuğu kendi bedeni ile ilgilenmesinden dolayı suçlu hissettirmemek gereiyor. Tekrarlıyorum; normal bir durum. Nasıl bebeklikte ellerini ve ayaklarını keşfettiyse; şimdi de bedeninin kalan kısımlarını keşfediyor. Ortalama 3,5-4 yaş itibariyle çocuğunuza bunun mahrem bir davranış olduğunu ve başkalarının yanında yapılmaması gerektiği anlatabilir. Biz, 3 yaşın başlarında anlatmıştık. Bu yeni deneyimi oyunlarına yansıtacaklardır. En sık karşılaşılanları “Doktorculuk”, “Hemşirecilik” ve  “Evcilik” tir. (Diğer yandan aynı yaştaki çocukların birlikte bu tür oyunlar oynamaları normal olmakla birlikte, bir ya da birkaç çocuğun diğerlerinden daha büyük olması endişe verici olabilir.) Bu, çocuğunuza “birbirinizin bedenini merak ettiğinizi biliyorum, haydi merak ettikleriniz hakkında konuşalım” diyerek bu konuda bir sohbet başlatmanız için iyi bir fırsattır. Ayrıca bunu “Özel bölgen sana ait, dokunmasını istemediğin kişilere “HAYIR” , “Özel bölgemi elleme!” diyebilirsin” şeklinde sözlerle, olası tacizlere karşı kendini korumayı öğretmek için bir fırsat olarak da değerlendirebilirsiniz; biz öyle yapmıştık. Zavallı anneannesi ilk nasibini alan olmuştu. Otobüste poposunu mıncırınca; Alpi de öğütlendiği üzere “Özel bölgemi ellemeeeaaa!” diye çığlığı basmış ve anneanne ne yapacağını şaşırmış. Eve döndüklerinde nasıl utandığını anlatmıştı. Amacımız anneanneyi bu duruma düşürmek değildi elbette ama artık bedenine ellenmemesi gerektiğini hepimiz kavramıştık :)
Bu dönemde çocuğun güvenliğine ekstra bir dikkat de gerekebiliyor. Çocuklar ge.nital organlarına kalem, çubuk ya da başka objeler sokarak yaralanabilirler. Bu konuda da önceden bilgilendirmek faydalı diye düşünüyorum.

Okul öncesi çağdaki çocuklar çok farklı rolleri aktif olarak denerler. 3-6 yaş arası erkek çocuklarının, elbise giymeleri, evcilik oynamaları ya da kız çocuklarının elbise giymeyip, toka takmayı reddedeek erkek çocukları gibi giyinmeleri  ho.moseksüel olmalarına sebep değildir. Bu tür oyunlar çocukların yetişkin dünyasını öğrenmesinin bir yoludur. Çocuklara karşı cinsin giysilerini giydirmek, karşı cins bebeklerine/çocuklarına çocuğun yanında aşırı ilgi göstererek kendini değersizmiş gibi hissettirmek ise evet tehlikeli olabilir. Çocuk bilinçaltına şunu yerleştirebilir: Erkek/kız olduğum için benimle daha az ilgileniliyor. Erkek/kız olduğu için onunla daha çok ilgileniliyor. Öyleyse onun gibi davranmalıyım/olmalıyım/görünmeliyim ki ben de kabul göreyim. Tabii ki burada bahsettiklerim birer olasılık.

Televizyondaki cinsellik için yapılabilecek tek şey: Kontrollü izletmektir.Tv programlarının çoğunda cinsel mesajlar, cinsiyet rolleri, beden imajı, duyguların ifade edilişleri, evlilik ve aile kavramlarının işlenişi ebeveynleri rahatsız edecek düzeyde oluyor.
Bebeklerin nereden geldiği, her yaş döneminde karşılasılabilecek bir soru. 9 yaşından önce p.enis ve v.ajina terimlerini kullanmak gerekmez. Sorunun içeriğinden çocuğun tam olarak ne öğrenmek istediği anlaşılır. “Ben nasıl doğdum?” a cevap olarak “Anne ve baba birbirini çok sevdi ve sen doğdun”, “Nereden geldim?”e cevap olarak “Karnımdan”, “Oraya nasıl girdim?”e cevap olarak “Anne ve baba bebek isteyince; annenin karnında rahim denilen özel bir kesecik oluşur ve bebek doğana kadar orada büyür” yeterli olacaktır. Cinsellik eğitimine erken başlamak, çocuğukla hem şimdi hem de ergenlik döneminde iletişim kurmaya yardımcı olur. Bu ve benzeri sorular, çocuk cevaptan tatmin oluncaya kadar sürebilir. Baştan savma olmayan cevaplar vermek, anlayana kadar tekrarlamakta istekli olmak, sorular karşısında paniklememek ve bunu jest&mimiklerle desteklemek çok önemli. Burada verilecek mesajlar; cinsellik, doğum vb sorular ayıp veya utanılacak konular
değildir. Kendimiz sorular yönelterek de çocuğun konu hakkındaki bilgisini kontrol edebiliriz. Cevaplar basit ve yaşına uygun olmalıdır. “Merak ettiği kadarını anlatmak” ise altın kural. Arada “Bilmiyorum” deme hakkı da unutulmamalıdır. :)
    

Hayal dünyası
Kaynağımda, beni gülümseten bir örneğe rastgeldim & sizlerle de paylaşmak istedim:
“Anne okulda resim yapıyorduk ne oldu biliyor musun? Çizdiğim dinozor kağıttan yere atladı. Hem de kanatlı bir dinozor. Ben de sırtına bindim ve eve uçtuk.Y olda kuşlar bize saldırdı. Ama ben ateş çıkaran sopamla hepsini kaçırdım…”

İşte 4-5 yaş çocuğunun hayal gücünün özeti.:) Bu yaş grubunun hayal gücü, hayatının her alanında kendini baskın olarak gösterir. Hayal ve gerçeği henüz farketmeye başlamışlardır. Hayali kahramanlar, çizgi film karakterleri,peri masalları kahramanlarinin yerinde olduğunu düşlemek; başkasının anlattıklarını kendi başından geçmiş gibi anlatmak, hiç olmamış olayları olmuş gibi anlatmak, herhangi bir nesneyi başka bir nesne yerine koymak sık karşılaşılan durumlardandır. Anlatılanlar, çocuğun hayal gücünün zenginliğine göre değişir. Oyun çok önemli bir yer tutar ve arkadaş çevresi genişler. En iyi arkadaşın gücü de tartışılmazdır. 

Burada vermek istediğim iki örnek var. Birincisi kız kardeşim & arkadaşı Olcay. Olcay’ ın adını hala hatırlıyorum. O kadar etkisi altında kalmıştı ki kardeşim; Olcay ne derse o doğruydu. Olcay’ ın hayal mahsulü atraksiyonları, kardeşiminkilerle birleşip bize anlatılırdı. Kardeşimin bir ara konuşması değişmişti. Olcay’ la tanışıp konuşunca sebebi belli oldu.
İkinci örnek Alpi & sınıf arkadaşlarından birisi. O’ nun gibi gülmeler, O’ nun yaptığı her türlü taşkınlık, O’ nun hikayelerinin varyasyonları.. Birisi de Alpi’ nin çeşitlemelerini yaşıyor ve de yaşatıyor mu acaba? Merak ettim şimdi :) Zamanla bu hikayeler daha gerçekçi bir anlatımla bize sunulacakmış. Bekliyoruz şimdilik.

Bu dönemde çocuğun hayal gücünü bırakalım coşsun! Beraber oynanan oyunlarda elindeki nesneyi ne olarak canlandırmak istiyorsa, ona katılmak daha eğlenceli oluyor. “Yok çocuğum; elindeki buruşmuş şeker kağıdından oyuncak kedine battaniye olmaz” demek yerine; “Benim kedim için de bir tane bulur musun?” demekten bahsediyorum. O sizi yönlendirsin. Madem ki bu, onun oyunu; oyunu kurallarına göre oynayalım. Çocuğu televizyon ve bilgisayara emanet etmektense; onun hayal gücüne katkıda buunacak ve yeni deneyimlere fırsat verecek drama, dans, sergi vb aktiviteler tavsiye ediliyor. Artık materyaller, her zaman hayat kurtarıcıdır. Bir makas, yapıştırıcı, şişe kapakları, kağıt & bez parçaları, düğmeler ile neler yapabileceklerine inanamayacaksınız! Ara sıra rol değişimi de empati kurmasına yardımcı olacaktır. Çocuk anne/baba olsun, anne/baba çocuk. Her ne kadar son günlerde “Bu yaş çocuklarında empati kurma yeteneği gelişmemiştir; taklit ederler” dense de bir zararı olmayacağı da aşikar.

4-5 yaş çocukları ve aşk
Yaşıtlarıyla sosyal ilişkileri arttığı için; ilk aşkların yaşandığı dönemdir. Beraberinde ilk aşk acısını da getirir. Bizim komşu kızı sayesinde 4 yaşın başlarında Alpicik de ilk aşk acısını tatmış oldu. Ardından da o kadar sık sık aşık olmaya başladı. En sevdiği aşkı, Naz’ ı var. 5 aydır sınıfta “Seni seviyorum! Aşık oldum sana!” naraları atıyor.
Anne & bablarıyla evlenmekten vazgeçiyorlar. Alpi de benimle evlenmekten -son 2 aydır sanırım-vazgeçti. Naz var artık! Ve de Zeynep ve Derin ve diğer Naz ve Gülçim ve Gülçin….Çocukların ve yetişkinlerin aşkı, cinsellikle birbirinden ayrılıyor. 4-5 yaş çocuğunun aşkı ani, saf ve geçicidir. “O gün ilk kez görüp 2 saat vakit geçirdiği bir çocukile ertesi gün evlilik hayalleri kurabilir. Aslında bu evlilik hayalleri kurma; onların bir duygu yoğunluğu içinde olmaktan çok, büyüklerini model alma ve taklit etme davranışı içinde olduklarına en büyük işarettir” diyor kaynak psikolog.

A: Baba, annemi sen mi istedin?
R: Nasil yani?
A: Sen mi istedin iste?
R: Nasil oglum?
A: Yaa iste: evlenmeyi sen mi istedin?
R: ?!?! Evet oglum ben anneni istedim, annen de beni istedi. Evlendik.
A: Himm ben de Naz’ i isteyeyim o zaman. Baskasi onu istemeden ben evleneyim onunla!
R: ?????????????
A: kihihihihihi :)) Hatta ben Zeynep’ i de isteyeyim, Veysel’ i de isteyeyim.- araya laf karistiriyor-
R: Olur mu oyle oglum? Bir kisi istenir.
Sonra RifBaba kosarak bana bunlari yetistirir. Biz konusurken;
A: Baba!!!!!!!! -fisildayarak-Yoksa anneme sirrimizi soyledin mi?
R: Cıkss. Soylemedim.
A: Sakin soyleme ha! Biz bunlari Veysel’ le konusuruz hep okulda!

Çocuk, birine aşık olduğunu söylediğinde; yapılmaması gerekenler: Kınamak, susturmak, cezalandırmak, dalga geçmek, aşık olduğunu söylediği çocukla görüşmesini emgellemektir. Bu durumda kişiye duyulan güven zedeleniyor. Burada bir uyarı gözüme çarptı: Böyle tecrübelerden sonra, pekiştiriciler zaman içerisinde artarsa; yerleşik bir güven problemi ile ileri yaşlarda aile ile özel duygu ve düşüncelerini paylaşmamaya zemin hazırlarmış. Peki ne yapmalı? Söz konusu aşkın ergen ve yetişkinlerinkinden farklı olduğunu, cinsel temastan uzak olduğunu anımsayıp kabullenici bir tavırda olunmalı. Duygularını anladığımızı ve bununla başa çıkmak gerektiğini uygun bir dilde anlatmak gerekir. Kısacası dertleşeceğiz. :) Çocuğun bize güvenmesine, yargılamadan konuşabileceğine inanmasını sağlayacak bu güzel fırsatı değerlendirelim! Birlikte bir çözüm bulmaya çalıştığımızı görmek; kendini güvende hissettirecektir. Başka birçocukla evlenmek isteyişi; anne/baba ile evlenme isteğinin olanaksız olduğunu kabullenip, cinsel kimliğinin yerine oturmasının göstergesidir.

Bu yaşlarda sosyal ilişkiler arttığı için, mahalle ve yuva arkadaşlarıyla etkileşime girerler. Aşık olmak taklit ettikleri, model aldıkları, televizyonda gördükleri ve sık karşılaştıkları yetişkinlerde gözlemledikleri bir durumdur. Kendi sosyal hayatlarında sık karşılaştıkları her şeyi taklit ettikleri gibi; büyüynce olmak istedikleri yetişkinler gibi davranırlar. Aşk ve karşı cinsle ilişkiler de bunun bir parçasıdır. Dolayısıyla aşk sözcükleri de sık kullanılmaya başlanır. Aldıkları tepkiye göre de azaltır veya çoğaltırlar.

*Biterken; “Ohh be; 6 ayda bitiverdi!” derim , başka bir şey demem:)
Kaynak:
Gelişimde 3-6 yaş – Yard. Doç. Dr. Adalet Kandır Morpa Kültür Yayınları
Psikolog Şeyda Özdalga
Psikolog Nur Dinçer Genç
Psikolog Açelya Şahin
Çocuk Gelişimcisi Ayşe AYIKGEZMEZ
http://www.biltek.tubitak.gov.tr
www.annegunluğu.net
www.anneoluncaanladım.com
http://tr.wikipedia.org
www.aile.org
www.bebek.com
  • Share on Tumblr

Etme cahil ile sohbet küstürür,

Silme kı.ç.nı cam ile kestirir!
(Yazının sonunda bu sözün anlamı ortaya çıkacaktır!)

Of of off! Hep böyle oluyor bu yazma işi. Ne zaman bloga ulaşamayacak bir yerdeyim; -otobüsteyken, uyumak üzereyken, sınıfta çocukların faaliyetlerini bitirmelerini beklerken ve uyku odasında dinlenirken- aklıma yazmak için neler neler geliyor. Bilgisayarın başına oturunca da bir süre bomboş sayfaya bakıp, bari fotoğrafları düzenleyeyim diyorum. Bu sebepten Alpi Harikalar Diyarında, yakında bir fotoğraf bloguna dönüşecek.

Yine öyle bir anımdayım şu an. Üstelik aklım da bir karış havada. Profesyonel fotoğraf makinalarını incelemekten geliyorum. Benim emektar, Çarşamba günü Alpi’ nin yılbaşı balosu hallerini çekerken karardı ve sizlere ömür. Aslında elimizde bir Fuji var. Smart media karti kayip. Yardımcı olabilecek var mı?

Bu sebeplerden, can sıkıntısından eski dosyalara göz attım dün. Ve ne göreyim? Unutulmuş onca fotoğraf! Geçen seneye, 2 sene öncesine ait bir dolu fotoğraf. Pek keyifliydi bunlara bakmasi. Anlayacağınız, bu sefer, bir yandan eski fotoğrafları serpiştirirken; diğer taraftan da yazacak birşeyler arıyor olacağım. -ve çaktırmadan zaman kazanmaya çalışıyorum-

Ben O’nun yaşındayken bunları görecektim de; 10 dakikadır oynamadığım arkadaşımı görmüşüm kadar tepki verecektim ha? Mümkün değil! Delirirdim sevinçten. O da sevindi ama benim olacağımı iddia ettiğim kadar değil. Yaşadığımız dönemler ne kadar da farklı. Gerçi şimdi hatırladım; 2,5 yaşındayken ilk kez Wall-e’ yi 2 boyutlu gördüğünde boynuna atlamıştı.

 Bunu hatırlıyorum. Geçen kış sonu, birlikte tost hazırlarken.

 Bu da geçen kış ortası, yer fıstığı ayıklama aktiviti.

 2 önceki yaz sonu. Nar ayıklayıp yeme aktiviti. Acaba kimi aniyorum bu aktivitlerle?

Geçen kış olduğunu, ayaklarındaki botlardan çıkartıyorum. Sanırım evin oralardaki bir cafedeydik. Sandalyenin ahşaplarını saymak da aktivitten sayilir mi?

 Biraz okul hayatından bahsedeyim Alpi’ nin. Her kreş çocuğu gibi master, Alpi’ nin öğretmeni. O ne derse o olur. Ben de geride kalmaya çalışıyorum. Hem öğretmeni bunaltmamak, hem de Alpi’ nin okul günlerini doğal bir şekilde yaşayabilmesini engellememek adına. İkimiz de alıştık sayılır. Anne olarak Alpi’ ye yaklaşırsam; O, her anasına naz niyaz çekmek isteyen velet gibi çocuğum olarak karşılık veriyor. Öğretmen edasıyla, duruşuyla, sesiyle yaklaşırsam; O da sınıfımdaki çocuklar gibi karşılık veriyor. Nedir bu öğretmen edası, duruşu veya sesi? Nil demişti bir gün:
-İtiraz edeceği bir durumsa bile öyle bir ses tonu kullanıyorsun ki; hiç ikiletmiyor bile Berk, diye.
Ne zaman Alpi’ ye bu şekilde yaklaşmam gerekse hep Nil, senin bu cümlen geliyor aklıma. :c)

 Öğretmeninin okulda ön planda olması sıkıntı yaşattı mı? Evet. Başlarda kesinlikle yadırgadım. “Kaç gün oldu da etki alanına giriverdin a yavrum! Aaa, çocuğa bak! O kadar bokunu temizle, başında nöbet tut; düne kadar bu kale geçilmezdi, bir tek bana hayran ve sevdalı bakardı da ne oldu 2 haftada?” diye kıskançlık krizlerine girmedim değil. Öğle uykusundan ben uyandırırsam, tekmeler uçuştu; öğretmeni uyandırdığındaysa, zayıf bir miyyyk! çıkınca; “Ne kıskanıcam lan? Uyandırmaya öğretmenini çağırayım” diye düşünmeye başladım. Tuvaletten el yıkamadan kaçmaya çalışırken yakaladığımda, yüksek sesli itirazlar varsa; ben de gizlice öğretmenine ispiyonlamaya başladım. Ne diye ayarı ben yiyecekmişim? Okula geç geldiğinde veya uyku saatinde, sınıf arkadaşlarıyla faaliyet yapamadı diye gözyaşları dökünce; öğretmeninden duyacağı bir “aferin” için 40 takla atınca; artık Alpi’ nin evimizden, benim yanımdan ayrı bir hayatı daha olduğu dank etti. Demek ki çocuk hazırmış bu diğer sosyal hayata. Demek ki arkadaşlarını önemsiyormuş. Demek ki öğretmenine değer veriyormuş; hatta karşılıklı beklentileri de varmış.

 Alpi cephesinde de durumlar çok farklı değildi. Okulda hemen bana “Elif öğretmenim” diye hitab etmeye başladı. Bazen yeni veli&çocuklarına sınıfları gezdirirken karşılaşıyorduk. Anne diye seslenirdi, düzeltip Elif öğretmenim derdi. Ahh o anlar içim cızz ederdi. Biliyordum ki; o ANNE, “Sarılabilir miyim sana? Neden bu kadar yumuşacıksın? Seni çok seviyorum!” demezden önceki ANNE idi. Ben veli gezdirirken, ihtiyaçlarını öğretmeniyle paylaşmasını öğrendi.
Bazen diğer öğretmenlerle sınıflarımızdan bahsederken, “Benim çocuklarım” dediğimde Alpi ile gözgöze gelirdik. İçim yine cızzzz! Sınıfa aniden girdiğinde, eğer ki bir çocuğa sarılmışisem veya çocuklardan biri kucağımdaysa, hele ki çocuklar toplu saldırıya geçmiş de benimle sarılarak devirme oyunu oynuyorlarsa; gözlerinde bir hayal kırıklığıyla ya sarılanlara katılıyordu ya da gözleri yaşararak sınıftan kaçıyordu. “Benim çocuklar”ı, okullarda her öğretmen kendi sınıfındaki çocuklardan bahsederken kullanır diye açıklandı.
Böyle böyle herkes yerini ve sevgimizin zedelenmeyeceğini öğrendi.


Madem açıldım, devam edeyim. Okula ilk başladığım hafta bir bocalama yaşadım. Alpi 4 yaş grubunda başlamıştı. Görüşmeyi yapıp, 1 gün sonra işe başlamam gerektiği için; öncesinde de ben okula başvurmadığım ve okul beni bulduğu için çocuğumu manevi olarak hazırlama şansım olamadı.. Çok zor olacağını biliyordum ama Alpi için iyi bir olacağını hissettim. Uzun zamandır çalışmıyor olduğumdan, çalışma hayatına uzun bir ara verdikten sonra da istediğim gibi bir okula Alpi ile birlikte denk gelme şansı her zaman karşıma çıkmayacağından, değerlendirmeye karar verdim. 1 ay deneme sürem olacaktı. Onlar beni, ben onları deneyecektik. Başladık.

(Fuli’ nin eşofman üstü ile dans ediyor)
O dönem o kadar da erken uyumadığı için; sabahları uykusunu alamamış olarak gidiyordu okula. Bunu ve oğlum hakkında bir çok ayrıntılı bilgiyi öğretmene verdim: Kolay bir çocuk değildir. Çabuk sinirlenir. Çok damarına basılırsa tekme atar, bağırır; hala üzerine geliniyorsa gözü kararır ve ağlayarak saldırıya geçer. Sakinleşmek için sadece ve sadece sarılıp, bir kaç yatıştırıcı söz söylemek yeterlidir. Öğle uykusuna karşı direnç gösterir ama uyumazsa da işbirliğine yanaşmaz. Yemek seçmez ama şansını deneyebilir. Dokunsal teması ve sevgi sözcüklerini çok ama çok önemser. Konuşmayı çok sever, fikrinin sorulmasını da sever. İlgi alanları ve hoşlandıkları antik Mısır, resim yapmak, yapbozlar, Montessori aktiviteleri (ki zaten bu konudan hiç mi hiç ümidim yoktu), hareketli oyunlar, masabaşı aktiviteleri, hayvanlar hakkında her şey. Ödül ve cezaya hiç alışkın değildir; ters teper. Kesinlikle başvurmayın.
Nasıl? Herhangi bir çocuk gibi değil mi? Yanında klavuzu da okunmuş üstelik. İlk 4 gün bir şekilde geçiştirildi. Geldi çattı 5. gün. Çıkış saatinde öğretmenine uğradım. Verilecek kirlisi, pazartesiye getirilecek birşey var mı diye sormak istedim ve uğradığıma uğrayacağıma bin pişman oldum. Fazla ayrıntıya girmeden yazacağım, zira halen sinirlerim zıplamakta!
ElfAna: Nasıldı bugün .. öğretmen?
Öğretmen: Ay valla nsıl olacak bu iş bilmiyorum. Çocuğunuz hayatımda gördüğüm en geçimsiz, en kavgacı, en küfürbaz çocuk. Çok problemli çok!
ElfAna: Hayırdır .. öğretmen? Ne oldu?
Öğremen: Ben sınıfımdaki çocukları mum gibi yapmak için 2 senedir uğrşıyordum. Senin çocuğun geldi de hepsinin düzenini bozdu. Ben böyle problemli çocuk gömedim!
ElfAna:!!!!!!
Öğretmen: Hepsini kudurtuyor, lafımı dinlemiyor. Arkadaşını dövdü, bana da sandelye fırlattı!
ElfAna: Ne?!?!?!?
Öğretmen: Valla … hanimla konuşacağım. Bu böyle olmaz! İyi akşamlar!
ElfAna: :(

Tabii yaşadığım hayal kırıklığını :( anlatamaz. Suratıma tokat üstüne tokat yemiş gibi hissettim. Bir kaç saniye içinde aklımdan geçenler: Ne olmuş olabilir? Alpi ne durumda? Ne hissediyor? Öğretmen çok sinirli. … hanıma ne söyleyecek? Okuldan ayrılmam gerekecek mi? Alpi’ ye nasıl anlatırım? Alpi nasıl? Neler yaşadı? Öğretmeni nasıl bir tepki verdi?

Keşke benim sınıfımda olabilseydi! Montessori eğitmenlerinin çocuklarıyla olan tecrübelerinde bundan hiç bahsedilmiyordu! En çok anne yerine öğretmenim dedirtmekte zorlanmışlardı. Bu işte bir gariplik vardı!

Kuklalar, hiçbir işe yaramadı. Oyuncak bebekler de. Hatta peluş oyuncaklar bile. İmalar, ağzından laf almalar, hiç ama hiç-bir-şey! O gece uyumadan önce kollarıma aldım ve açık açık sordum. Bir yandan da ölesiye korkuyorum alacağım cevaptan. Çünkü 15 aylıkken, yine benimle kreşe giderken, o zamanki sersem öğretmeninin yaşattığı travmayı atlatmamız 2 senemizi almıştı. Ve ben bunu da o öğretmene anlatmıştım.
E: “Bak oğlum; eve gitmeden önce öğretmeninle konuştuk. Bugün üzücü bir şeyler olmuş sınıfta. Ondan, olanları dinledim. Ben, bir de senden dinlemek istiyorum. Sen de duygularını benimle paylaşır mısın?”
A: “Tamam”

Devamı gelecek…

  • Share on Tumblr

Alpi ile 4 yaş ropörtajı



Geçen seneki ropörtajı yineleme vakti geldi. Mekan: oturma odamız. Halının üzerinde yuvarlanarak ben sordum, Alpi yanıtladı.


E:  Seninle ropörtaj yapacağız şimdi. Ropörtaj nedir hatırlıyor musun?
A: …(hayır anlamında kafasallıyor)
E: Sana bazı sorular soracağım seninle ilgili & sen de yanıtlayacaksın.
A: …(evet anlamında kafa sallıyor)

  1. İsmin ne yavrum? Alpi
  2. Doğum günün ne zaman? Ne zamandı baba? Yazda!
  3. Kaç yaşındasın? 4,5
  4. Annen kim bakkim senin? Eliiifff
  5. Annen ne iş yapar? Çocuklarla ilgileniyorsun. heh, kelin ilacı olsa başına sürermiş! Veliler de böyle görüyorsa ohooooooo-ooo!
  6. Baban kim? RifBaba
  7. Baban ne iş yapar? Reklam. geçen sene grafikerdi; RifBaba terfi etmişsin:P
  8. En sevdiğin renk? Pembe ve turuncu ve sarı ve mor
  9. En sevdiğin şarkı? Öğretmenim, canım benim.
  10. Büyüyünce nerede yaşamak istersin? Sizin evde. Mısır!!!!
  11. En sevdiğin yemek? Makarna ve pilav ve sosisli ve tavuk. Bir kere; bu aralar en çok çıtır balık yemeyi seviyor ama söylemedi.
  12. En az sevdiğin yemek? Bütün yemekleeerrr! aferin oğlum!
  13. En sevdiğin hayvan? Köpek ve kedi ve tavşan
  14. Sen uyuduktan sonra annen & baban ne yapar? Konuşuyor ve televozon izliyorlar. Sizi biliyorum beeeennnn; izinsiz çocuk filmi de! ay bu soruyu sorarken; neden her seferinde içim bi hoop ediyor acaba?
  15. En çok kimi seversin? Seniii!!!RifBaba’ ya dönüp el kol hareketleriyle sinirlendiririm hehhe
  16. En sevdiğin film? Şimşek. kapaoouuvvv!
  17. En sevdiğin dondurma neli? Çilekli ve vanilyalı; ıspaydır menli severim. Ama anne, artık ıspaydır menlisini getirtmiyorlar:( pis Algida!
  18. En çok nerede yemek yemeyi seversin? Bölbıl Ping ve Mek Danılds.anneannesiiiii!
  19. En sevdiğin arkadaşın? Yaaa, çok yoruldum! işbirliksiz cüceee! Mert, okuldan da Derin.
  20. En sevdiğin kitabın? Pamuk prenses ve yedi cüceler
  21.  En sevdiğin masal? Ali Baba ve kırk haramiler. RifBaba versiyonu tabii
  22. En çok ne yapmayı seversin? Oynamayı, orta boy arabalarımla.
  23. En sevdiğin giysin? Şimşek ve Cailou giysim
  24. En sevdiğin oyuncağın? Arabam
  25. En çok nereye gitmeyi seversin? Forum Bornova. Neden acaba? Bölbır pingi orada, Mek Danıldsı orada, Toyz orada!
  26. Evimizde en sevdiğin oda? Burası -oturma odası-

E: Bu ropörtajı benimle yaptığın için teşekkür ederim.
A:
Kendin yapsaydın!
E: ???
A: E hadi, dondurma getir!
E: 😀



*Biterken, RifBaba ton balıklı makarna hazırlıyor arada uyumadığı anlar da olabiliyormuş!, Alpi ahşap bloklarıyla oynuyor, benim de tek gözüm Komedi Dükkanında; dışarıya çıkmak için dakika sayıyorum. İyi haftalar.


  • Share on Tumblr

Afferin oğluma

 Bu akşam, Nil’ llerle buluşup Carrefour’a gidelim dedik. Promosyon rollerblade mi deniyordu bunlara lere rastladık. 5TL’ den satılıyordu. Alpi’ nin ayak numarasi var sadece . Hadi alip debeyelim dedik. Buz pateni işi olmamaıştı ya, içimizde kalmış. Eve geldik, ben eşyaları yerleştirmeye gönüllüyüm; RifBaba’da Alpi’ ye patenlerini giydiriyor. Birlikte 2 tur attılar evin içinde ve RifBaba “ElfAnaaaaa, koşşş!” diye çağırdı. 10 dk’ da, daha önce hiç tecrübesi olmayan oğlum, bu kadarını başarmış. Gurur duydum:))

*Biterken evin hali mi? Bizim evin halleri hep böyle çoluğumuzla çocuğumuzla, işimizdeyiz ve de gücümüzdeyiz:)

  • Share on Tumblr

Her ilk heyecanlıdır

Bir takım “itsy bitsy, tiny miny” arkadaşım var. İzninizle önce buradan onlara teşekkür edeyim, onlar anlar:)))))
Bayramdan önce bir okuldan aramışlardı beni. Görüşmeye gidip, okulu beğenmiştim. En başta belirtmiştim çocuğumun da aynı kurumda bulunmasını tercih ettiğimi. Aranan öğretmen 4 yaş içinmiş, e Alpi de 4 yaş. Okul güzel, onlar beni beğenecek, ben onları beğeneceğim, bir de üstüne Alpi ile aynı sınıfta olacağız; “Bu kadar da hayalperest olmayayım, yatar bu iş” dedim görüşme sonrası eşe dosta. Araya bayram girdi zaten, sonraki günlerde de arayan olmadı. Ben de üzerinde düşünmedim. Ne de olsa ben bu sene hiçbir kuruma başvurmamıştım. Gayet de hazırlıklıydım yine evde olacak olmamıza.


Bodrum dönüşü eve el attım. Balkon masasını akça pakça edip, Montessori odamıza yerleştirdim. Diğer odadaki eşyaların şeklini şemalini değiştirdim. Bu arada Alpi&anneannesi arasında geçmiş, geçen hafta anneannesinin evinden bir olayı anlatayım:
 Alpi anneannesine “Sana bazı renkler göstereceğim, bakalım biliyor musun?” Oturmuşlar ve Alpi oyuncaklarından tek renkli olanları dizmiş. “Bu ne renk?” “Bana maviyi gösterir misin?” Anneannesi de göstermiş. Bir tanesinde bilerek yanlış söylemiş. Alpi “Aferin” deyip elinden alırken “Bu, sarı” diye düzeltip kaldırmış. Annem “Montesorrici yetişiyor” dedi ve ne yalan söyleyeyim pek güldük:))
Evi toparlarken oyuncakları da ayıkladım. 2 yaşından beri kanına girmeye çalışırım. “Artık oynamaktan zevk almadığın oyuncaklarını ve sana küçük gelen giysilerini; ihtiyacı olan çocuklar için ayırmalıyız.” Tam 2 yaşındaydı. “Bir daha görebilecek miyim? Yine benim olacaklar mı?” diye sordu. Hayır cevabını alınca da bir daha kesinlikle yanaşmadı. Sonbaharın ilklerinin ilki buydu. Benim ilkim de saçlarımdaki ilk beyaz teldi ama bir daha kendisiyle karşılaşamadık. Oyuncakları ve giysileri kendi isteğiyle ayırdık, paketledik ve götürülmek üzere bir kenara koyduk.

Ev düzene girse de, eğitim planları yapılmaya başlansa da bariz bir memnuniyetsizlik vardı üzerimde. Bu sene çok zor geçecekti eğer okul yoksa. Alpi devamlı arkadaş sayıklamaya başladı. Kurslar vardı kafamda alternatif olarak ama belli ki yetmeyecekti. Oradan oraya oyalanmak değil, saatlerce arkadaşlarıyla oynamak istediğini açıkça belirtti. Apartmandaki arkadaşlarının hepsi anaokuluna gidiyor. Kendinden küçüklerle de O vakit geçirmek istemiyor. Bir yanda kafamda iyice silikleşmeye başlayan kariyer, çalışma hayatı, emeğimin karşılığı, vs vs…derken Cuma yapılan ani bir telefon görüşmesi,  Pazartesi gerçekleşen ikinci görüşme ve Çarşamba Alpi ile okulumuza başladık :)
Bir gece öncesi aklıma karamsar düşünceler peydahlandı. Görüşmeye gittiğim gün; Alpi’ nin öğretmeni rhatsızlanmış ve görüşemedim. Daha önceki tecrübelerim aklıma geldi, bir ara sıyırıyordum! Şimdi genellikle şöyle bir gevşeklik söz konusudur: Sen kurumda öğretmensen ve çocuğun da aynı kurumda başka bir öğretmendeyse; çocuğunnun öğretmeni pekala senin çocuğu sallayabiliyor. Hastaysa ilaçları unutulabilir, huysuzsa molada sana çemkirilebilir, sanat faaliyetlerinde göz ardı edilebilir, dahası ilk gün üzerine diğer çocuklar kadar hassasiyet gösterilmeyebilir. Ne de olsa anası orada çalışıyordur&kızıp okuldan alamazdır! “Ne güzel, çocuğun da seninle. Ne kadar şanslısın” diyen arkadaşlara duyurulur. Her durumun kendine has artıları olduğu gibi eksileri de vardır. Haa bir de “Çocuğun hareketlerine bak! Bir de anası öğretmen olacak!” var ki; böylelerinden herkes sakınsın.

Böyle düşüncelerle boğuşurken; RıfBaba o gece geç geleceğini haberverdi. Alpi de o gece inatla 12:00′ den sonra uyudu. Bin dereden su getirdi. Yok elma yiyeceğim, yok salatalık isterim; benim de stres tavan yaptı haliyle. Bir yandan da vicdan yaptım mı! E be kadın, yarın çocuğun ilk günü. Kim yanında olacak Alpi’ nin? Kim alıştıracak? Ben sınıfta olacağım, RifBaba’ da eminim ki işe koşturacak. Hah, al sana düşünecek bir konu daha!!! Alpi’ nin yerine ilk gün sendromunu doya doya yaşayan ben oldum.
Ertesi gün hepimiz şamşoloz gibi uyandık ve okula gittik. Ben öğretmenlerle tanışıp gevezelik etmek yerine; Alpi’ yle beraber okulu keşfe çıkmayı yeğledim. Ben böyle yapınca, öğretmenler de beni direkt veli sandı. RifBaba da beni takip ederken yerli mi oldu yersiz mi bilemedim “Yeni öğretmeniniz, Alpi de yeni başlıyor” diye gezinince dınınınımmm! Tüm dikkatler bizde. RifBaba 1 = ElfAna 0 olduk. İkinci ilkimini de çocukcağız böyle yaşamış oldu: İçine sindiği, içimize sinen okuluna başladı.

Okul, pek tatlı. Oyuncaksız, bol eğitici materyal var -adeta bir puzzle cenneti-, kostümler&kuklalar tamam. Sınıflar, yaş gruplarına göre dekore edilmiş. Küçük yaş grupları sıcak, büyük yaş grubu soğuk renkler ağırlıklı.
Kampetler kendi sınıfımızda. Tuvaletlerde sıvı sabun yerine köpük kullanılıyor. Evimizin herşeyi Ikea’ dan fazla yararlanılmamış, buna çok sevindimm. Artık heryerde aynı şeyleri görmekten kusacak kıvama geldim. Sessiz&sakin, nezih bir semtte. Okulun bulunduğu sokak pek işlek değil; ki bu gürültü açısından bir avantaj. Bahçe ve bahçe oyuncakları oldukça güvenli; zemin de öyle. Bahçe saatleri de oldukça esnek. Bu da 2 senedir benim, diğer okulları elememi sağlamıştı. Koştursunlar, kumla oynasınlar. Geniş bir kapalı oyun odası mevcut. Alpi de ben de ahşap oyun evine bayılıyoruz. Personel deneyimli ve güleryüzlü, sakin insanlar. En güzeli de “Çocuklarınızı şu yöntemle zirveye çıkarıp diğer yöntemle dahi yaparız; şu pedagojiyi alıp çocuklarınızın karekökünü çarparız” iddiası yok kurumun. Bu da açıkcası, benim daha fazla güven duymamı sağladı. Seminerler takip ediliyor, güncel teknikler araştırılıyor, uygulamalar yapılıyor ve bunu okulun reklamı olarak kullanmaya gerek görmüyorlar. Zaten olması gereken şeyler. Körün istediği bir gözmüş; yaşasın!
Alpi’ nin öğretmeniyle tanıştık nihayet, sınıf arkadaşlarını ve velileri yavaş yavaş tanımaya başlıyorum. Benim sınıfımdaki bıdıklar şaşırttı beni. 2-3 yaşa göre oldukça sakin, eğlenceli ve işbirliğine hazırlar. Sadece 2 tanesi ağlıyor. Bu sayı çoğalabilir de, yok olabilir de, göreceğiz. Şimdilik ördek ailesi gibiyiz.
Alpi iyi. Benden daha çabuk adapte oldu gibi görünüyor. Uyku saatinde yavru ördeklerimi uyutmamı yanımda bekliyor ve ikindi kahvaltısı veya varsa branş dersine kadar ara ara birlikteyiz. Tahminimden daha ılımlı karşıladı çocukları.Annesini paylaştığını düşünmüyor ve bana okulda öğretmenim diye hitab ediyor:)))

İlk gün, bahçede beraberdik. Tüm çocuklara elini uzatarak “Merhaba ben Alpi, arkadaş olalım mı?” ya da “Tanışabilir miyiz?” diye sordu. Yanıt: Hayırrrr! O üzüldü, ben üzüldüm. Onun sınıfındakiler de yeni başlamış. 2-3 günde minik gruplaşmalar olmuş ve hepsi bir tek o arkadaşıyla oynuyor. Çıkışta eve gitmek istemedi kara gözlüm. İkinci gün, ilk gün heyecanı tatmin olmuş bir vaziyette durgun gitti. Okuldan önce parka götürdük. Arkadaş durumu aynıydı. Öğleden sonra Deniz’ le arkadaş olmuşlar. Çıkışta yine park. Üçüncü gün “Bırakın beni uyuyacağımmmm!” çığlıklarıyla kendimize geldik. RifBaba midesinden rahatsızlandığı için zor bela evden çıktık ve otobüsle gittik, tabii ki biraz geciktik. Yol boyunca surat astı & okulun önünde “Girmeyeceğimmm! Seni de istemesinler. Anneanneme bırak beni!” diye aklına ne gelirse saydı. Bir 10dk kapı önü mücadelemiz sürdü. Neredeyse kucaklayıppaket halinde sokacaktım okula, zor tuttum kendimi. O geciktikçe, ben de gecikmiş oluyorum. Okula girince de oyun odasındaki sandalyelerden birine oturdu; ellerini bağlyıp bacak bacak üstüne attı ve “Kahvaltı da yapmayacağım, sınıfa da çıkmayacağım” tribini attı. Peki deyip yanağına bir öpücük kondurdum ve öğretmenine pasladım. Hem yemiş, hem de sınıfa girmiş sıpa:) Evden daha erken çıkmamız, en akıllıca davranış olacak. Ve de çıkıştaki park rutinimizi girerken de oluşturalım. 3 sabah üst üste ben aç kaldım. İki bıdığın sakinleştirilmesi gerekiyordu. Birinin ailesi de gelince tam oldu.
Tekrar işe başlamak, şu anda tarifi olmayan bir haz. Alpi için beklentilerimi karşılayacak bir kurum bulmuş olmak daha da güzel bir duygu.

3. günün zor geçeceği sabahından belliymiş de yapabileceğim bir şey yoktu. Çıkarken yine istemedi, okulda kalacakmış. Parkı hatırlatınca kıvama geldi. 1 saat parkta oynadı, ben de dinlenmiş gibi oldum. Otobüse bindik ve sonrası üçüncü ilkimiz oluyor:
Okul dönüşü bebek arabasında uyuyakaldığı için, otobüse arabayla bindirmiştim. Çok yorgun hissettiğimden ilk kez 2 elimle arabasını sıkı sıkı tutarak oturdum. Soförün ani ve sert freniyle -ellerim bebek arabasında olarak ben de yerimden fırladım- arabası sola şiddetle fırlayıp devrildi. 1-2 sn sonra korku&acıdan dehşetle çığlık atmaya başladı. Otobüs durdu, tüm yolcular&şoför yanımıza gelip kontrol ettiler. Yeni uyudu, şu an ağlayabiliyorum. Sonuç: Alnının sol yanı, kalça kemiği yaralandı. Yine sol alt dudağı; üst dişiyle yarıldı :((( Çok ağladı, zor sakinleşti & “Arabamı sen itip düşürdün!” diye eve gidene kadar bana küslüğü devam etti! Gece deliksiz uyudu, uyanınca daha keyifliydi ama ağzına hala birşey sürmüyor, sadece su içiyor. Öyle ağrısını, acısını da pek dile getiren bir çocuk değildir. Sarılma bahanesiyle sağını solunu bastırıp tepki ölçüyoruz.Ertesi gün sabah uyanınca ilk sözcükleri “Sen ittin beni! Senin yüzünden düştüm” oldu ve kalbimi dağladı. Haklı, benim yüzümden düştü..

*Biterken RifBaba biraz toparladı kendini & Alpi’ yi de alıp yürüyüşe çıktı. Ben de yarının planları, sanat etkinlikleri, sınıf süslemeleri, o gün anlamadığım ama kendini ertesi gün gösteren korkunç bir bel ağrısı & vicdanımla boğuşuyorum ve pek arabesk denk geldi diye yalan mı söyleyeyim Sertab Erener – Sen Ağlama çalıyor.

  • Share on Tumblr

Su uyur Alpi uyumaz

Eklemlerim ağrıyor, vurup kafayı uyumak gerek. Gerek de benim zibidi 1 saat kadar uyuyup belerdi. Kapı, pencere güya çocuk güvenliği için üstten açılır modellerden. Alpi de bambaşka bir model olduğundan; sistemi çözmüş. Ben, açamaz diye diğer odada rahat rahat otururken; eve bir sürü arkadaşını da böyle çağırmıştı işbirlikçi cüce. Gel de uyu şimdi! Kapanan göz kapaklarıma karşı; bloguma sığındım:) Bodrum’ u getireyim mi ayaklarınıza?

Ay’ ı dikizleyen Alpi.

Barda scooterlı Alpi. Çok karanlık bir ortamdı, daha net olamıyorlar.

Diğer makina yanımda olmalıydı.

Bu an çok komikti. Sol baştaki genç, biz rahat edelim diye, Alpi’ yi oyalama misyonunu üstlendi. Kokteyller, muzlu sütler, yanar dönerli süsler..Bir ara “Şimdi sana halay çekmeyi öğreteceğim” dedi. Tek masa bizimki ve tek çalışan da kendisiydi. Başladı Şemmamme. Hoop 1 kişi eklendi, ikisi halay çekmeye başladılar. Derken 1 kişi daha eklendi, 3,4! 2 kişi de alkışlarla destek verdi. Alpi de oldu mu halay başı!!! Tam bir cümbüş. Yalnız çocuk işi biliyordu, ayak hareketleri çok estetikti.

Sabah mahmuru Alpi.

Deniz faslına geçelim. Yazıyorum ya hep, Alpi kendini sağlama almadan harekete geçmez. Kuralı bozmadı ve kolluklarıyla yüzme denemesine bu yaz kalkıştı. Bırakacağım sandığı için heyecan bastı ve başını dik tutmayı unuttu. Bol bol su yuttu & kustu. Sonrasında 2-3 su yutma tecrübesi daha yaşayıp, ağzını kapalı tutmayı & başını eğmemeyi öğrendi :) Tırsıp kaçar sandım ama hoşuna gitmiş olmalı ki çıkmadı denizden. Karaya ayak bastığında “Heyyoo!! Yüzüyorum!” diye zıp zıpzıpladı şaşkınım.

Plaj bazı günler Alpi için günü birlik arkadaşlı

Bazı günler dalgalı

Bazen güneşli

Akşam üzerleri yelkenli

Mümkünse çekirdeksiz

Karpuz kabuğundan gemili

Coşkulu

İki kişilik

Bozmalı

Çizmeli

Taşlı

Köpüklere karşı durmalı

Ayaklarımızın izleri

Çocuk gibi, olması gerektiği gibiydi.

*Biterken, Alpi & Rifbaba meyve partisi yapıyorlar, benimse gidip uyumam lazım. Müzik yok bu sefer, başım ağrıyacak gibi.

  • Share on Tumblr