Alpi Usta iş başında

Kurabiye tarifime çok güveniyorum. Bir kez tadıp da ikinci, üçüncü için ağlamayan bebe olmadı henüz. E hedef kitlem zaten çocuklar:P “Süslü püslü olsalar ne güzel olurdu dimi anne?” diye sordu yavru geçenlerde. -“Geçenlerde” yazdığıma aldanmayın! İlkbahardan kalma bir post bu. Taslakların arasında unutulmuş-

Öyle şeker hamuruyla falan uğraşamam. Görüntü süper oluyor ama tadı görüntüsü kadar süper olmayabiliyor. Kısa süren bir market alışverişi yapıp; tüp süslemelerden aldık.

Bu kez kurabye yapımını tek başıma üstlendim; süslemede Alpi’ ye katıldım.

Yaklaşık 1 saat bunlarla uğraştı. Nasıl mutlu oldu; nasıl gururlandı :)

Tavsiye ederim.

  • Share on Tumblr

Bodrum’ um geldi!

Yine çok fena geldi. Gebeliğin başlarında gittiğimde; hiçbir şekilde zevk alamadığım gibi, stres dolarak geri dönmüştüm. Kanamalar falan puff.. Kanamanın başlamasından önceki saatlerde, Alpi ile yürüyüş yaparken çektiğim fotoğrafları hatırladım geçenlerde. Paylaşmak isterim. Hiç olmazsa; özlemim de azıcık giderilmiş olur. olur mu acaba?


Bulutlar böyle oldu mu; ben dayanamayıp, objektifi gökyüzüne çeviriveriyorum.

Turgutreis Liman’ dan kesit.

Bir gün karşı kıyıdan yarımadayı mutlaka izleyeceğim. Çocukluk hayalim bu benim.

2. el pazarından pazarlıkla 1 Diraya Lira aldığı arabalarla oynuyor.

Küçükken buradan denize girerdik. Çok da güzel kumu vardı. Geçmiş olsun..

Bazen yarımadada gezinmek bana acı veriyor. Özelikle çocuk gözümle gördüklerimi anımsamak..Eski bakir hallerini bilmek.. Eski evimizin önünden geçmek; hele ki babaannemin evinin önü… Eski patikalar. Üzerinden hızla arabalarıyla geçenlerden hiçbiri bilmiyor bunları.

Yavrularımdan birisinin elleri ellerimde, diğeri karnımda huzurla gezindiğim güzel bir akşamüstüydü.

Gece odamıza aldığımız küçükhanım. Doğruca Alpi’ nin yanına sokulup,yalayarak uyandırdı:) Alpi mutluluktan sevinç çığlıkları atmıştı :)

*Biterken; PS3′ den yayılan gürültüyle benim uykum açılırken, RifBaba ninni gibi algılayıp tekrar uyudu. Alpi, heyecanla oynuyor. Saat 06:30.

  • Share on Tumblr

Yıl sonu gösterisi & bir aşk daha bitti

Zamane efesi :) Yıl sonu gösterisi fotoğraflarının kalanlarını da düzenleyebildim en sonunda. Bu kostümleri bir önceki giyişlerinde, biz de çizmelerini giydirmiştik ve ayakları çok üşümüştü. Bu kez önlem aldık:P gösteri salonuna doğru gidiyorlar. Ne tatlılar değil mi?
İlk kez okulunun yıl sonu gösterisine katıldı. İlk kez elinde mikrofon; 27 kişinin önünde güle oynaya şarkılar söyledi. Hem de bizim önümüzde tek bir şarkı bile mırıldanmazken!
 Sabah 09:30′ da hep birlikte okulda idik. Sınıflarına çıktık ve çocuklar oynarken; biz anneler de sohbete başladık. Bazı anneleri ilk defa gördüm. RifBaba’ da bir köşede oturup; telefonuyla haşır neşir oldu. Çocuğuna destek vermek için gelen tek babaydı eşim. Bu konu üzerine pek bir şey yazılamaz sanırım. Bazen gerçekten de iş yerlerinden izin alınamıyor.
Bir süre öğretmeni gelip çocukalrı topluca konferans salonuna aldı ve bizlere 1/2 saat sonra aşağıya gelmemizi hatırlattı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra salonun önünde bekleşmeye başladık. Endişem vardı doğrusu. Sene boyunca pek çok aksaklıkla karşılaştığımız için; kelimenin tam anlamıyla bir fiyaskodan, çocukların mutsuz yüzlerle sahnede kalakaldığı anlara kadar her şeyi hayal ettim.
İnanılmaz ama çok eğlenceliydi! Okulun konferans salonunda; sadecekendisınıf arkadaşları ile anneleri vardı. Her çocuk, kendi ebeveyninin yanında sırasını bekledi. Adı anons edilen çoocuk; koşarak sahneye çıktı. Sunumunu yaptı ve annesinin kollarına koştu.





Sırasını beklerken babasıyla şakalaşan Alpi.

 Şarkılar söyleyip; 1′ er dakikalık canlandırmalar yaptılar.

Sahnede çok rahat tavırlar sergiledi. İnanamadık RifBaba ile.

Sırasını beklerken; bir ara, arkadaşlarını kameraya kaydetti. Topluca tezahürattan sonra, tekrar sınıflarına çıktık ve karnelerini, yaptıkları çalışmaları ile kalan eşyalarını alıp bahçeye indik.

 Çıkışta öğretmenleri hepsini kantine götürüp, browni ve meyve suyu ısmarladı.

Tek falso; gösterisi biten çocuklar zaman zaman sahneden inmek için merdiven yerine direkt aşağıya zıplamayı seçince; öğretmenlerinin “Beni dinlemediğiniz için, çıkışta size sürpriz almayacağım” demesiydi. Suratlar asıldı, dudaklar büzüldü. Bunlardan birisi de elbette ki Alpi kuş idi. Ne diyeyim; son dakika golünü attı gitmeden. Çocuklar bir süre okulun bahçesinde koşturduktan sonra, evlerimize döndük.

A: Anne, sence İrem beni mi yoksa Kerem’ i mi daha fazla seviyordur?
E: Himm bence ikinizi de farkli farkli seviyordur.
A: Yok, bence beni daha fazla seviyordur

 Hoşlandığı kız arkadaşıyla elele tutuşup; bahçede gezdi. Gözlerinin içine bakıp bakıp gülümsedi. Doğum günü partisine davet etti. Çektiği fotoğraflarını gösterdi. Pır döndü etrafında.

 Hani şu uğruna piyesteki prens rolünü değiştirip; başka bir kız arkadaşını öpmesin diye, prensken çoban rolünü kabul ettiği arkadaşı İrem. Uğruna en yakın arkadaşıyla dövüştüğü, Onu beğenmeyecek diye endişelendiği, Onu etkilemek için karate kursuna katılıp; üzerine iri kaslara sahip olmak istediği kız arkadaşı.
Fotoğraflardan bile anlaşılacağı üzre; çok mutlu ve çok heyecanlıydı. Ne güzel şey masumca sevmek. Büyüyor kuzum, büyüyor kara gözlü meleğim…118,5cm boyunda ve 22 kg ağırlığında minik bir erkek çocuğu O. Büyürken yaşaması gereken neler varsa yaşıyor işte..

  • Share on Tumblr

Harçlıkları birikti

Pek sevdiğim bir hikayedir Alpi’ nin para biriktirme alışkanlığını kazanması. Merak edenler buyursunlar: TIK. Aylar önce MotherCare’ de gezinirken, yine carpildi benim oğlan bir oyuncağa. Bütün gece boyunca kale aşağı, kale yukarı. Ertesi sabahkale ne güzeldi anne. Öğleden sonra, keşke benim de öyle bir kalem olsa. Akşam, baba bana kaleyi alsanıza. Heyyyttttt! dedim. Sen para biriktirmiyor muydun? Daha dikkatli biriktir ve aralarda başka bir şeyler alma; o zaman yeterli paran olur ve alırsın. Sanki hayatın anlamını açıklamışım çocuğa; bir mutluluk pir mutluluk. Sonraki aylarda her dakika boyunca para istemeler, yarım saatte bir kumbaradakileri döküp, yeniden ve yeniden saymalar…

RifBaba koltuğa mı uzandı? Adamcağız daha kalkmadan, oraya cebinden dökülmüş olabilecek bozuklukları hesap etmeler ve poposu minderden kalkar kalmaz da atmaca gibi atlayıp, gerçekten dökülen paralatı kumbaraya tıkıştırmalar…Arkadaşımın arabasına bineriz; bozuk para avcısı iş başında!Yolda yürürüz, o gözler hiiiç yanılmaz! Artık her girdiğimiz evde de aynı numaraları yapmaya başlayınca; ben yine bi heeyyyttt’ ledim. Ayarı yiyen bücür, sakinledi.

5-6ayda parayı toparladı cidden. Çok hummalı bir çalışmaydı itiraf etmek gerekirse 😉 Bir gün baktım ki; kale indirimde! RifBaba’ ya kaş-göz ve götürdük Alpi oğlanı kalesinin yanına. Çaktırmadan kumbarayı da almıştım yanıma. Aman aman bir mutlu oldu! Ne ne kadar inmiş henüz anlayamıyor fakat indirime girmiş bir ürünü, etiketinden anlayabiliyor. Keşke kumbarası yanında olsaymış! Kaç “dira” ya düşmüş bu kale? Şak! çıkartıverdim çantadan kumbarayı; anne yine kahraman 😛

“Sen bu parayı biriktir; ben de sana şövalyelerini alacağım, söz” demiştim. Onun beğendi kırmızı şövalyeler bitmiş, grileri ve bu canavarlar kalmış. Canavarları beğendi. Şansımıza; onlarda indirimdeymiş:P

Akşam, RıfBaba ile kaleyi kurdular. Malzeme, çok dayanıklı olmamakla beraber; zararsız ve hafif. Çok zorlamadıktan sonra, kırılıp dökülmez. Tavsiye ederim.

*Biterken; fotoğraflar bahardan kalma. Sıcaktan erimek üzereyim. Kırmızı şövalyeleri de aldık. Onun hikayesi apayrı 😉

  • Share on Tumblr

Uyku arkadaşı balon;)

Balonu söner ya da patlar diye; balon aldırmayan bir oğlum var benim:) Tık. Balonu patlarsa artık daha az ağlıyor o kadar. Uçan balonları çok seviyor.Ben de onlardan tırsıyorum arkadaş! Çocukken bana çok alınmıştı ama artık büyüdüm ve bilinçlendim ya 😛 Kim, nasıl ve ne şekilde doldurdu acaba? Yanıcı bir madde sonuçta off poff yapar dururum kendi kendime. E oğlan da pek balon taebinde bulunmadığından sorun çıkmaz. sırf bundan yırtıyorum.  
Geçenlerde bir arkadaşımın kızının doğum günü partisine katıldık. Bir uçan balon edindi kuzu kendine. O balona arılar yaklaşmasın, o balon arabada camdan uçup kaçamasın, o balona apartmandaki arkadaşları dokunmasın..
Neyse; balonu sağ salim eve soktuk. Allah’ ım!! Balonla o nasıl bir aşktır yaşanan? Tuvalete birlikte gittiler, oyuncaklarıyla birlikte oynadılar. Odasının bir köşesine sabitledi sonra balonunu. Gelip bize iyi geceler öpücüğü verdi ve odasına uyumaya gitti. 1 saat kadarsonra üzerini kontrol etmeye gittiğimde karşılaştığım manzara yukarıdakiydi:)
Balonuna sıkı sıkı sarılmış; uyuyakalmış.
Sabah balonu kendi kendine sönmüş bulduk. Hemen stoktaki balonlardan verdim eline ve 2-3 mızıktan sonra, onlarla oynamaya başladı. İlk defa yaygarasız uğurladık balonumuzu.
Yazık ya; kuzuma bir uçan balon alayım bari bugün.

  • Share on Tumblr

Masa tenisine geridöneceğiz

Kıştan kalma kareler bunlar. Kış boyunca, büyükşehir belediyesinin spor kurslarından masa tenisi ve cimnastiğe devam etmişti Alpi. Yüzmeye başladıktan sonra bıraktık. Cimnastiği hiç özlemedi. Öğretmençok bağırarak, ciddiyetle “işini” yapıyordu. Bizim oğlan ise eğlenmeye ve spor yapmaya gidiyordu. Uyuşamadılar elbette. Öğretmen, Alpi’ yi daha serbest bıraktı. Alpi sıkılınca iki tur atıp, koşturup tekrar sıraya giriyordu fakat eğlenmemeye başladı ki; “Gitmeyelim anne” dedi bir gün. 

Gitmeyiverdik biz de. Sonra Kardeş durumu olunca da masa tenisine de devam edemedik. Buna çok üzüldü işte. Masa tenisine devam edenlerin en küçüğü Alpi idi. Çocuklar çok güleryüzlü ve sportmen idiler. Cidden!
Bu kış okul saatleriyle çakışmazsa; bebek de bize ayak uydurabilirse, tekrar başlamak istiyoruz açıkcası. Bakalım..

Yazarken aklıma geldi… İlkokula başlayınca ne olacak? Eğlenmek ve öğrenmek istemeye devam edecek. Umuyorum ki; bu hevesini köreltmeyecek bir öğretmenimiz olacak.

  • Share on Tumblr

Alpi bugünlerde..

Yaz meyvelerinin keyfini çıkartıyor. 
Hıdrellez ateşini bir türlü unutamadı. Gündüz bahçeye çıktığında da sönmüş ateşn küllerinin üzerinden, büyük bir ciddiyet ve coşkuyla atlıyor.
Sokakta ilk kez babasıyla paten kaydı. Çok tatlı gözüküyordu, çok da rahattı. Ne olduysa; arkadaşlarının dalga geçeceğini düşündü ve vazgeçti. Artık patenlerin varlığından bahsetmiyor.
Benim fotoğraf makinama sardı. Bir kez elinden düşürdü ama neyse ki bir şey olmadı. Yavrum çok korktu. Artık daha dikkatli kullanıyor. Artık şu küçük fotoğraf meraklısına bir makina al kadın!

Çok tatlı insanlar ve küçük arkadaşlarla, annesinin doğum gününe buluşmasına katıldı. Burası; Buca, Papatya Kahvaltı Evi. 

Bu sene gördüğümüz ilk uğur böceği. Ve kuzum artık ıslık da çalıyor.





  • Share on Tumblr

Alpi artık yüzüyor

2 ay olacak yüzme kursuna başlayalı. Her cumartesi & pazar, Alpi camekanın havuzlu bölümünde, biz de izleme bölümünde heyecanlanıyoruz. O korkuyor, ben cama yapışıyorum. O, ağlıyorum, ben antrenörler velilerle göz teması kurmuyor diye kızıyorum. O batıyor, benim çıkarasım geliyor :))

Yüzme öğretmenlerimizi seviyoruz. Göz kontağı kurmamakla iyi ediyorlar. Hatta camekan da kapatılsa bile teridir. Çocuklar orada istenileni yapmaktan çekindiklerinde, alıştıkları üzere, ağlak gözlerle bizlere bakıyorlar. Zor durum herkes için:) Fotoğraflarla geçen iki ayımız.

 Tahmin etmekte zorlanmadınız değil mi? Şeker pembesi boneli ve turkuaz-turuncu gözlüklü yavru, Alpi :) 

İlk ayı, çoğunlukla küçük havuzda geçirdiler. Ayak çırptılar, başlarını dudaklarına kadar suya batırıp baloncuk çıkardılar-nefes egzersizleri-, oyun gibi gözüken, aslında büyük havuzda işlerine yarayacak taktikleri öğrendiler.

Sırasını beklerken çoğunlukla, burnunu tutmadan dalma çalışmaları yapıyor.

 Öğretmeni, yuvadan ilk kez itiveriyor :)

 Arkadaşları, kendi başlarına havuza atlamak için sıradalar. Alpi bundan çok korkuyordu. Alel acele havuzdan çıkıp oturdu ve ağlamaya başlamıştı. 

 “Böhüüeeee! İstemiyoruuaaammmm! Ben öğretmenimin elini tutmadan atlmaaammmm!Anneeeaaaaaa, kurtar beni!!!!” İtiraf ediyorum, bu fotoğrafa bayılıyorum 😛

 Arkadaşları sırayla atlamaya başladılar. Alpi, ağlamak konusunda yeterince diretince, cankurtaran öğretmenlerinden bir tanesi ikna turlarına başlıyor.

 Cankurtaran öğretmen, kendi öğretmeniyle konuşmaya ikna ediyor. Devamını heyecanla izlediğimden, fotoğraflamak aklıma bile gelmedi. Kah öğretmeninin kucağında, kah öğretmeniyle elele atlayışlar yaptılar. Ertesi gün de ağladı ve sonra cesaretlendi. Bir daha da ağlamadı. Böyle her duygusal çalkantıdan sonra, ders bitiminde öğretmenine koşarak sarılıyor kuzum.

 Havuzun içinde sıra bekliyorlarken; benim cüce tek tek arkadaşlarını geride bırakarak, sıranın sonuna fıyabiliyor 😛

 Sırtüstü durma çalışmaları.

 Batıp çıkıyor.

 Keyfi yerinde. Bir de kimse Ona bakmıyor sandığında (!), havuz suyunu ve kollarındaki damlaları yalamaya başlıyor. Her uyarımızda da kesinlikle inkar ediyor cüce.

 Yolun yarısında öğretmeni ileriye doğru itiyor ve dipten yüzerek halkalara kene gibi yapışıyor:)

 Zorlu geri dönüş.

Eller önde gergin, ayak çırparak dipten yüzüyor. Suyun dibindeki karartı, öğretmeni. İlk önce sırtına çıkıp, boynuna sarılıyor. 1,2,3 ve yunus gibi öğretmenin sırtında dibe dalıyorlar. Tam dipte öğretmeni sıyrılıyor ve kendi başına suyun yüzeyine ulaşıp, halkalara veya başlangıç noktasına kadar dipten yüzüyor. Şahsen, çok eğlendiğim bir dersti.

S ırtüstü de yüzebiliyor.
Şimdilerdeyse, kulaç atarak yüzmeyi öğreniyor. Artık eğleniyor ve derse geç kalmak istemiyor. Zavallı ben; camekanın arkasında içim giderek yüzenleri izliyorum :)
 Ben de bu yaz öğretmeyi planlıyordum. Kolay olmayacağını düşünüyordum fakat izledikçe ve gebeliği de hesaba katarak, tahminimden de zor olacakmış diyorum. Böyle bir disipline her şeyden önce, çok bilmiş sahil kuşları izin vermeyecekti. “Zorlama çocuğu, sudan korkutacaksın, isteyerek öğrense ne olurdu, hişşşşttt bağırma bakayım” bla bla bla. Alpi o esnada kayıtta olacaktı elbette ve “Böhüüüeeeee!!! Zorlama beni, sudan korkarım bak, boğuacağım imdaaaaaaağğğttttt!” Puffff, düşünmesi bile geriyor insanı. Şunu kabullenmek gerekiyor ki; ebeveyn her şeye yetemez, doğrusunu bilse dahi her zaman uygulamada o kadar başarılı olamayabilir.
  • Share on Tumblr

İlk okul gösterisi

23 Nisan’ a ait paylaşılmayı bekleyen bir ilkimiz duruyordu. Sırası geldi nihayet. Bu gösteri olayı ana-oğul yaramızdır, bilen bilir. Bu, ayni zamanda o malum gösteri.  Öğretmeni, Alpi’ nin de 23 Nisan gösterisine katılması istediğini söyleyince dikkat kesilmiştim. Ayrıntılar şöyleydi: 2 ay boyunca haftada 1 gun 15 dk kadar çalışma yapacaklardı ve halk oyunları idi. Efe olmak istiyordu oğlan. Zayıf yerimden yakalanmıştım..
Alpi’ nin “nüffennnnnn” leri-evet, hala lütfen demesi için düzeltme yapmıyoruz:)-, gösterinin sadece ilkokul çocuklarıyla ayrı bir gün yapılacak olması ve sadece 4dk sürecek olması olumlu düşünmeme sebep oldu. Hiç olmazsa; okul öncesi dönem bitmeden, eğlenebileceği bir gösteri anısı olsun dedik ve başladı minik kuş. 
Gösteri sabahı inanılmaz heyecanlı uyandık. RifBaba benim, ben de Onun saat alarmını ayarladığını düşündüğümüz için, okulda bulunma saatimize 20dk kala uyandık, hazırlandık, arabada bir şeyler atıştırdı ve okula yetiştik. Sonrasi toplam 20 dk’da bitti.

Tam da gösterinin burasında “Hoppaa!” diye bağrılıyormuş. Bunu sadece kendisi hatırlayıp bağırdığı için kendisiyle çok gurur duyuyor. 
Pazartesi günü yine aynı gösteriyi sahneleyeceklermiş 😛 Eğer ilgisi devam ederse; seneye yüzme + halk oyunları yapabilir.
  • Share on Tumblr

Devlet okulunda itiraz işe yarar mı?

Alpi kuşumun okul durumundan bahsetmedim bir süredir.Bu sene itibariyle Alpi, seçtiğimiz bir devlet okulunun anasınıfına gidiyor. Mevcutları hayallerimden bile iyi çıktı; sadece 13 çocuk var. Hastalık, tatil vb sebeplerden dolayı genellikle 7-9 çocuk oluyorlar. Küçük bir okul. Sabahçı-öğleci toplam 300 öğrenci var. Muhit güzel. Çocuklara bakınca gerçekten çocuk görüyor insan.
Düşünsenize okul çevresinde çok az sayıda çocuk sigara içiyor,çok az sayıda kız çocuğunun saçları boyalı, kaşları alınmış ve etek boyları kısaltılmış. Sigara haricindekiler çok da kötü şeyler değil elbette fakat benim hoşuma giden; çocukların büyük bir çoğunluğunun hala çocuk gibi davranıyor olması. Bu çok güzeldi işte! Alpi, bir sene önceden okula alışkın olacaktı. Sınıf arkadaşları yine sınıf arkadaşları olacaktı. Olamadı tabii ki:) Şu anda Milli Eğitim karışmış durumdaymış . Kimin, neyin ne olacağı hiç belli değilmiş. Gerçi ben son hafta olanlardan sonra, okuldan iyice soğudum. Alpi seviyor diye sesimi çıkarmıyordum fakat Onun da pek o kadar mraklı olmadığını öğrenmemle birlikte harul hurul okul arayışımız başladı. Gerçi hala MEB’ de bir sürü soru işareti devam ediyor.Biz de beklemedeyiz.
Ne oldu peki şu anki okulumuzda? Aslında özellerde çalışmamdan dolayı kalmış bir alışkanlık bu:( MEB’ de “Ne oldu peki şu anki okulumuza?” yerine “Ne oldu peki şu anki öğretmenimizle?” olmalıydı. Buradaki işleyiş, hiç de özellerdeki gibi değil.
Kış boyunca çocuklar neredeyse HİÇ bahçeye çıkarılmadılar. Her zaman her yerde olduğu gibi; bundan oldukça hoşnut veliler oldu. Alpi kış boyunca bunu sorun etti haklı olarak ve öğretmeninden resmen soğudu. O soğudukça, sınıfta huysuzlaşmaya başladı, huysuzlaştıkça öğretmen üstüne gitti. Laf anlamıyor ne yazık ki öğretmeni. Maalesef bunun türkçesi bu! Önceleri çocukların hastalandıklarından yakınmıştı. Buna Alpi bile güldü:) Öğretmenine asıl sınıfta kalırlarsa hastalıkları birbirlerine geçireceklerini anlatmaya çabaladı yavrum. Bu arada öğretmen gerçekten küçücük, iki uzun kalorifer peteğinin cayır cayır durumda olduğu sınıfta, soğuğu sevmezmiş diye klima açmaya başladı. Çocuklar ter içinde. Sınıf havasız kalınca pencereyi, ardından da yetersiz kaldığı için kapıyı açmaya başladı. Çocukların masası da tam ortada! Kapı – pencere her açılışında çocuklar cereyanda kaldılar.
Surat asmalar, ses yükseltmeler başladı. Ben de sınıf annesi olduğum için, daha çok sınıfa uğramaya başladım.
Sınıfı, haber vermeden, okulun temizlik görevlisi bayana bırakıp izin almalar başladı. Alpi’ ye öğretmeninin ses yükseltmelerini ciddiye almamasını öğütledim. Onun, bağırarak çocuklara bir şey öğretmeye inanan bir kadın olduğunu anlattım. Madem ki MEB’ de devam etme kararı aldık; bazı gerçeklerle ne kadar çabuk yüzleşirse, duruma o kadar çabuk adapte olacağını düşünüyorum. Bahçeyi de dert etmemesini; her gün okul çıkışında birlikte istediği kadar parkta oynayabileceğimizi söyledim. Sözümü de tuttum fakat Alpi sınıf arkadaşlarıyla oynamak istiyordu.
 Haftalarca Alpi bir arkadaşının kendisine inatla vurduğundan bahsediyordu. Çocuğu biliyorum. Hareketli bir başka oğlan çocuğu. En sonunda bahçedeyken-hava ısındı ya-arkadaşı yine vurmuş ve Alpi de çocuğa taş fırlatmış ve çocuk sonraki 4-5 gün okula gelmemiş. Alpi pişmanlıkla eve gelip bunu kendisi itiraf etti. Kendini kötü hissetmiş:( Ben kanamadan dolayı atık evde yattığım için RifBaba konuşmaya gitti ertesi sabah öğretmeniyle. Öğretmendeki tepki ” Aaa o olay öylemi olmuş?” 25 çocukla, stajyersiz & yardımcı öğretmensiz tek başıma ilgilendiğim dönemler oldu. Ne mutlu bana ki; asla böyle bir vurdumduymazlık içerisinde olmadım. Ne yazık ki; oğlum da bu kadar şanslı olamadı. BU, ciddi bir sorumsuzluktu bizim gözümüzde ve ilk kez müdür ziyaret edildi. Alpi’ nin attığı taş, çocuğun ayağına değil de başına gelebilirdi. Çocuk çok ciddi yaralanabilirdi. O zaman kendi çocuğumuza mı; arkadaşına mı yanacaktık?  Veya o saatten sonra yansak ne değişecekti? Ortalama bir L salon büyüklüğünde 13 çocuk, nasıl oluyor da gözden kaçabiliyor? Bunları da okul müdürü ile paylaştık.
Bir gün Alpi okul dönüşü yemekteyken şöyle bir soru sordu bana:
“Anne, Allah gerçekten taş eder mi?” sakin kalmaya çalışarak, buna inanmadığımı anlattım. Sınıfta, yemek saatinde yemeğini yemezse böyle olacağı anlatılmış. Tahmin edin bakalım kim tarafından? !!! Alpi, manevi yönü kuvvetli bir çocuk olarak büyüyor ve bu şekilde de devam edecek sanırım. Yaklaşık 4 yaş civarı sorgulamaya başladı ve ben Allah’ a inanıyorum diye konuyu kapattı. Arada inananlar & inanmayanaları güya bize çaktırmadan sorguladı. Nasıl iyi hissediyorsa, ona inanmasının doğru olacağını anlatmıştım. Bu son duydukları ise oldukça ürkütücü gelmiş oğluma. Kanamamı da ihmal etmemeye çalışarak, ertesi gün okula gittim ve çıkışta öğretmen hanıma konuyu açtım:)
 Ö: “Aaa ben de geçen gün öyle birşeyler duydum ama hangisi söyledi bilmiyorum!” Neden farklı bir yanıt beklediysem..
Ben: “Alpi, sizin ve bazı arkadaşlarının söylediğini anlattı?”
Ö: “Aaa benden bekler misiniz hiç öyle bir şey? Bak, şimdi siz söyleyince birden hatırladım! Alpi kendisi söylemişti!!! …… Hanım!(Okulun temizlik görevlisi. Ağırlıklı olarak anasınıfına destek verir) Geçen gün böyle böyle bir konuşma olmuştu onu kim söylemişti?
“Bilmem ki; duymadım ben?”
Ö: “Alpi söylemşti ya!” Gözler bir anlığına açılır ve normale döner,
“Aaa evet evet Alpi demişti. Tam olarak bilmiyorum  ama ben.”
Ö: “Gördünüz mü Elf Hanım? …Hanım’ da benimle aynı şeyleri söylüyor”
Ben: Valla …. Hanım, ben size aktarayım da olaydan tam haberdar olun. Çok büyük sıkıntı olabilir sonra bu tür konuşmalar. İyi günler!”

2 aydır 23 Nisan için halk oyunları gösterisine çalışıyorlardı sınıfta. Alpi 10 gün kadar okula gitmedi. Çok hasta olmuştu ve toparlanması için de evde kaldı. 16 Nisan’ da tekrar döndü okula ve o haftanın Perşembe günü Alpi’ yi almaya sınıfa ben çıkmıştım. Doktor kontrolünden geliyorduk ve zaten sıkıntılı bir durumdaydım. Daha önceki konuşmamızda 23 Nisan gösterisinin aynı gün, pazartesi yapılacağını söylemişti. Perşembe günü çıkış saatiden daha erken gitmiştik ve halk oyunları çalışmaları devam ediyordu. Ne kadar daha süreceğini sorduğumda ise YUH ARTIK!!!dedim. Cevap:
Ö: “Yarın gösterileri var ya; son prova bu!”
Ben: ” Nasıl yarın gösteri var? …. Hanım, gösteri Pazartesi günü demiştiniz? Şaşırdınız herhalde.”
Ö: “Aaaa ben size söylemeyi unutmuş muyum??? Pazartesi okul töreni olduğu için; anasınıfı & 5. sınıfa kadar olan çocukların gösterisi yarın yapılacak. Aaaa inanmıyorum! Unutmuşum! Şeyyy ben cep telefonumdan yanlışlıkla bütün numaraları silmişim de sizi o yüzden arayamadım. Yoksa Alpi’ yi çok merak ettim hastaymış. E tabi gösteriyi de haber veremedim. Kıyafetleri de almanız için bugün son gün.”
Ben: “!!!!!!!! … Hanım, dalga mı geçiyorsunuz siz benimle? Sınıfta kocaman harflerle sınıf annesi yazıyor ve karşısında benim hem ev hem cep telefonum yazıyor. Ayrıca kayıt esnasında da tüm bilgilerimiz alınmıştı. Ulaşmak isteseydiniz, bunu rahatlıkla yapabilirdiniz!”
Ö: “Eeee” Kem küm…Zart zurt….

Müdürle olan konuşmamız, öğretmen hanımın kulağına gitmiş ve resmen intikam aldı. Soluğu müdür yardımcısının odasında aldım. Bu kısım, sinirlerimi çok bozuyor; konuşmanın özetini yazacağım. Bunların hiçbirinin bir sıkıntı ve şikayet olamayacağını belirtti. Bu tür ufak tefek şeylere kafa yormamalıymışım. İlkokula başladığında neler nelerle karşılaşacakmışım. Şimdi bunlara böyle tepki veriyorsam, o zaman ne yaparmışım? Olacak olan en fazla şuymuş; ben dilekçe yazabilirmişim. Müdür, direkt red yazıp imzalarmış, İiçe Milli Eğitimin sadece müdürle telefon görüşmesi yapacağını ve sonuçta bizim sorunlu veliler olarak görüleceğimizi söyledi. Ayrıca tüm bu süreç; öğretmen ve çocuğa da yansıyacağı için, çocuğun psikolojisi darbe alabilirmiş.

O günkü kanamaya rağmen; Kemeraltı’ nda 2-3 saat kostüm işini halletmekle uğraştık. Alpi’ ye hiçbir şey yansıtmadık. Dudaklarımız birer çizgi halinde, midemizde ve boğazımızda bir yumrukgünü geçirdik. Ertesi gün, gösteri gerçekleşti ve Alpi çok eğlendi. Evimize döndük.

Gördüğünüz gibi; benim gibi kafasında MEB ile ilgili soru işaretleri olan veliler halt etmiş! Ne kadar da çocuk merkezli hareket ediyorlar aslında.

  • Share on Tumblr