YENİ ADRES

www.elf-ana.com ile taze bir merhaba. Yeni siteyi daha önce çıtlatmıştım. Hala yapılması gereken düzenlemeler var. Zamanla, yazarken, vakit oldukça tasarım oturacaktır. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Kardeş kıskançlığı kabusa döner mi?

İşte iki kardeşin ilk buluşma anları! “Yıllarca sürse de bekleyeceğim” demişti kara gözlü kuzum. Sabırla, heyecanla bekledi 39 haftayı..Her sabah uyandığında ve her akşam uyumadan önce, Kardeş’ e karnıma günaydın ve iyi geceler öpücüğü kondurmayı hiç ihmal etmedi. Kardeşinin hazırlıklarını gebelik süreci boyunca birlikte yaptık. Giysileri beraber düzenledik, park yatağını babasıyla yıkadılar, 3. aydan sonra kontrollere beraber gittik, uyumadan önce doğduktan sonra yapacaklarını planladi ve biz de mutlulukla dinledik. Alpi’ yi sürece oldukça iyi hazırladığımızı düşünüyorum. Kendisi de hasretle bekliyordu zaten Kardeş’ i.

“Doğduktan sonra göreceksiniz!”, “Başlarda böyle gibi olur da sonra yüzünü nasıl da tırmalayacak. Sonra da *Seviyordum ben, diyecek!” “Hahaha sizi hareketli günler bekliyor. Kıskanmadan geçmeyecek ki bir gününüz!” diye etrafımızda uçuşan felaket kuşlarına inat; günlerimiz güllük gülüstanlık geçiyor. Kıskançlık elbette olacak. Bu çocuk 6 küsur yılını bizim tek yavrumuz, ilgi odağımız, her şeyimiz olarak geçirdi. Hani derler ya; tahtın sarsılması, işte onu yaşamasından daha normal ne olabilir ki? Bunun normal boyutlarda kalması bizim elimizde diye düşünüyorum.
Bizim evin kara gözlüleri, birbirlerine ilk el salladıkları andan itibaren; aralarında özel bir bağ oluştırdular. Bunu nasıl başardıklarını sormayın. İnanın bilmiyorum. Gebeliğimin son aylarında; Kuzicik oldukça zorlayıcı hareketler yapıyordu.Yüzümü ekşittiğimde veya gayri ihtiyari ağzımdan bir “ayh!” çıktığında; Alpi kuşum koşarak yanıma gelir ve karnıma ağzına dayayarak “Kardeşim, lütfen sakin ol. Annemin canını acıtma. Biz seninle doğunca oyunlar oynayacağız.” diye konuşurdu. Karşılığında ise-evet bir karşılık olurdu- anında sert hareketler biterdi. Muhteşem bir şey değil mi?

Anne ve bebişi‘ nden duyduğum, çok hoşuma giden bir söz var: “Anamın ilki olacağıma; dağdaki tilki olaydım.”
Nasıl da güzel özetliyor durumu. Genellikle gözlemlediklerim ve dahi tecrübe ettiklerim; abi ya da ablanın hayatının alt üst olduğudur. Sadece anne ve babaları için çarpan minicik kalpleri kırılıyor, yalnız kalıyorlar, güvensiz ve desteksiz hissediyorlar, altından kalkamadıkları sorumluluklar yükleniyor, kıskanma duygusu yüzünden suçlanıyorlar. Sonuç olarak; bunların hepsi ağır geliyor, başa çıkamıyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.  “Nasıl davransam da eskisi gibi benimle ilgilenseler?” “Reklamın iyisi, kötüsü yoktur; şu bebeği azıcık mıncırayım..”
Büyük çocuğun en büyük korkuları “Artık beni sevmeyecek misin?”,  “Beni daha mı az seveceksin?” düşünceleri oluyor. Bu sorularla kendilerini güvende hissetek istiyorlar. Ebeveyne düşen; bunun aksini sözlü ifade ettiğimiz kadar; vücut dilimizle de belli etmek. Aslında büyük kardeşin yaşı ne kadar büyükse; durum o kadar kolay kotarılabiliyor. ya da genellikle böyle oluyor. 6 yaş, gayet rahat izah yapılabilen bir yaş. Daha küçük çocuklar için her şey daha zor.

Kıskançlık sinyallerini anlamak aslında hiç de zor değil.
Büyük kardeşe kardeş için bir şeyler yapma fırsatı verilmeli. Yeni doğan bebeğin anneye bağımlılığını ve gördüğü ilgiyi anlamlandıramazlar. Hissedilen öfke ve/veya kırgınlığı bebeğe ve/veya ebeveynlerine gösterir ya da içine kapanır. Her zamanki gibi davranmamaya başlar: Bebeğe zarar vermeye çalışmak, ebeveynlere karşı gelmek, dinlememek, her şeye “hayır” demek, bebekleşmek, ebeveynleriyle uyumak istemek, yemeğini ebeveynlerinin yedirmesini talep etmek, biberon veya meme istemek, parmak emmek, altına yapmak, huysuzluk, hırçınlık, saldırganlık veya ebeveynle iletişimi kesmek.

 Yaş farklarından önce; evdeki çocuğu , gelecek olan kardeş fikrine alıştırmaya değinmek istiyorum. Bizim evde işler kolaydı. Alpi, 2-2,5 yaşından beri deliler gibi kardeş istediğinden midir artık bilmem; evde neredeyse hazır bir çocuk vardı. İlk hazırlamaya çalıştığımız konu;bunun uzun bir bekleyiş olacağıydı. “Kardeşin olacak” müjdesinden sonra, bu bebek hooop diye doğmayacak. Bunu okul öncesi dönemindeki bir çocuğa anlatmak zor oluyor ama imkansız da değil.
Alpi’ ye kardeşi gelmeye karar verdikten sonra uzun bir süre geçeceğini anlattık. Tahmini olarak karnımın ne kadar büyüyeceğini gösterdik.

* Karnım bu kadar olduğunda,
* Bütün hazırlıklarımız bittiğinde,
* Bu kış bitecek, karlar eriyecek (Gebeliğim Şubat’ ta başlamıştı. Görsel olarak desteklemek için, kar varken ve eridikten sonra Spil ve Bozdağ a götürdük.). Ardından yaz gelecek ve karnım büyümüş olarak denizde yüzeceğiz. Tatil bittikten sonra okullar açılacak ve sen büyük okuluna başlayacaksın. Harf calışmaları yapacaksınız. Okumaya başladığında kardeşin doğacak. Ayrıca; kumaş bir takvimimiz vardı ve Advent Calender mantığıyla, günleri tek tek takip ettik. Bebeğin gelmeye karar verdiği gün; sen anneannenle oynarken, ben de babanla doktor amcanın yanına gideceğim. Bebek doğunca da baban sizi hastaneye getirecek. Ne yazık ki; hiçbir şey böyle olmadı. Büyük bir stres yaşadı kara gözlü kuzum.

Yeni bebekli çiftleri gözlemek ve ziyaret etmek de iyi bir tecrübe olabilir. Biz sevgili Evo&Dodo’ nun minik kızlari Lila’ yı ziyareteimize Alpi’ yi de dahil etmiştik. Bu, Alpi için bir ilkti. O zamana kadar hiçbir yenidoğana ilgi göstermeyen ve hatta salyalar yüzünden bebeklerden uzak duran oğlum, Lila’ yı büyük bir merakla inceledi. Yüzünde hiç bitmeyen bir gülümseme ile gözlerine, ellerine, boyuna posuna baktı. Oturdu, kalktı ve tekrar tekrar baktı. Annesi emzirirken de kaçamak bir bakış atıp, babasından telefonunu istedi. Gözlem bitmişti ve oyuna dönebilirdi:) Bu tecrübeden sonra günlerce Lila’ dan bahsetti. Etrafındaki 2 yaş altı bütün bebekler hakkında yorumlarda bulundu.

Kardeşin gelirken büyük kardeşe getirdiği hediye bu aralar pek revaçta. Biz uygulamadık cünkü Alpi bunu yiyecek yaşta değil:) Siz denemediyseniz; deneyebilirsiniz. 

Kendi fotoğraflarına baktık, videolarını izledik. Kardeş’ in de böyle küçücük olacağını, ilk zamanlar bize ağlayarak bir şeyler anlatacağını ifade ettik. Alt metin; bu geçici bir dönem. Kardeşin de büyüyecek. Burada Evren‘ e çok çok teşekkür ediyorum. Bebek dili hayatımıza renk getirdi.Bebek dili sayesinde; bozulan oyun anları bile eğlenceye dönüştü. Acaba altını mı temizlememizi istiyor yoksa acıktı mı? Koştura koştura başında alıyoruz soluğu. Böylelikle; doğal olarak Alpi de sürece dahil edilmiş oluyor. Abiye, kardeşle ilgili sorumluluklar veriyoruz. Acıkma alarmında, birkaç dakikaya ihtiyacım varsa; emziği yetiştirmek Alpi’ nin görevi. Altını temizlerken oyalamak, gerekli alet ve edavati getirmek yine Alpi’ nin görevi. Hatta Kuzi’ nin başında iddialaşıyoruz. Acaba altını temizleme anında, elime kaka yapacak mı? Çişini üzerime fışkırtabilecek mi? Gerçekten kahkahalarla gülüyor:)))
Kendi fotoğraf ve videolarına bakarken, bebekliği ile ilgili anılara değindik. Komik ve duygusal anıları kucak kucağa yad ettik. İtiraf ediyorum; bu bana da çok iyi gelmişti. Sonrada kardeşinin yaşaması muhtemel komik durumları hayal ettik. Sonrasında kendisi döküdü zaten. Kardeş ile ilgili hayallerini ve planlarını anlattı. Birlikte yorumlar yaptık. Bunların hepsi 4 kişilik hayata hazırlıktı.
Kardeşe gelen hediyeler çok kalp kırıcı oluyor. Kesinlikle doğru olan; büyük kardeşe küçük bir hediye getirmektir. Abi oldun hediyesi, durumu oldukça keyifli hale getirecektir. Bu yüzden evde minik, acil durum hediyeleri bulundurmak iyi fikir.

Büyük ile geçirilen zaman konusunda; hal ve hareketlere çok fazla dikkat etmek gerekiyor. Şimdiye kadar Alpi’ nin paylaşım talepleri bugüne kadar en fazla ertelenmiştir. Bugünlerdeyse telafi edilemeyecek şekilde havada kalabiliyor. Büyük çocuğunuzla bir paylaşım esnasında; bebek ağladığı için ara vermeniz gerekirse; bir zararsız yalana başvurulabilir: Bebek yüzünden değil de, başka bir sebepten ötürü kalkmam gerek! Kuzi her ağladığında; başka bir sebepten ötürü kalkmamı ne kadar yer bilemiyorum.

Konuyla ilgili hikaye kitaplarını birlikte okumak.Daha önce sağlam bir liste çıkartmıştım. Eklemeler de gelmişti. Eve yeni gelen kardeş ile ilgili kitaplara buradan ulaşabilirsiniz.

Evde bebek icin yapılan değişiklikleri; büyüğe de uygulamak mantıklı geliyor bana. Bebeğe bir oda hazırlandıysa; büyük kardeş için bu cok cazip bir gelişme olacaktır. Ona da bir oda hazırlamak ya da birlikte odasına eklemeler, düzenlemeler yapmak iyi gelebilir. 29 haftalik gebeyken bu işe girişmiştim. Kuzi için yapılan alışverişler, önden gelen hediyeler ve yatak odamızdaki düzenlemeler yoğunlaşmıştı ki; Alpi’ nin de heyecanla ortada dört döndüğünü fark etmiştim. Bu durumuda değerlendirmeden edemezdim! Kendi bebeklik giysilerini beraber inceledik. Giymeye çalıtı bazılarını. Yenidoğan bodylerinin küçüklüklerine inanamadı -ben de! Kuzi’ nin geçici konaklayacağı odayı hazırladıktan sonra; sıra Alpi’ nin odasına gelmişti. -Dolap ve kitaplıkları boşaltıp; RifBaba’ nın gelmesini beklemiştim. O gün erken gelcek olan eşim, kaldı mı mesaiye! Karşı komşu ve apartman görevlmizin yardımıyla, büyük ve ağır parçalar taşınmıştı. Zavallı eşim de geldikten sonra bana yardım etmişti. Ertesi sabah, kahvaltıya arkadaşlarımız gelecekti. Yetiştiremeyip, ertelemiştik.-
2 günde Alpi’ nin odası ile daha birkaç ay önce yerleştirdiğim hobi odamı taşıdık. Çok zor olmuştu, akşamı bebeğe bir şey olacak diye korkudan titrediğimi hatırlıyorum :) Kuzi turp gibiydi tabii ki ve Alpi’ nin gözlerindeki ışıltı görülmeye değerdi. Çok daha büyük bir odaya taşınmıştı -benim hobim odam da çok daha küçük bir oda olmuştu- Yeni hiçbir şey almadık, mevcut eşya ve oyuncaklar gözüne yeni gibi gelmişti yavru kuşun.

Büyük kardeşe haddinden fazla sorumluluk yüklememek gerek. Sen abisin, sen ablasın, sen artık büyüdün böyle davranmamalısın türünden yaklaşımlar büyük haksızlık. Ebeveynler, büyük kardeşin de hala küçük bir çocuk olduğunu unutmamalı. Kendi küçüklüğümü hatırladım bir an için. Bu konuda “Fazla yüklenilen abla grubu” ndayım. Ne zaman bir yere gitsek, keyif alamadan döndüm bir dönem. Annem ve babam devamlı kardeşimi oyalamamı, ona göz kulak olmamı tembihleyip duruyorlardı. Hatta ortadan kaybolduğunda sorumlusu ben oluyordum. Ben artık kendi halimde coşamazdım, koşup oynayamazdım, istediğim kadar oyalanamazdım. Çünkü artık “abla” olmuştum. Eee bu bebeği ben istemiştim, şimdi arkasını toplamak zorundaydım. Bu cidden korkunç bir haksızlık. Eğer cocuklarınıza, uzun sürecek bir rekabet duygusunu aşılamak istiyorsanız yapın bunu. İki çocuklu anne, 2. aydan sonra ne yaptığının farkına varıyor :) Bir nefes almak isteniyor, sorumululuğun paylaşılması bekleniyor ama bütün bunların muhatabı büyük çocuğunuz olmamalı. Bunu bir yetişkinle halletmeniz gerekiyor. Her iki ebeveyn de çocukların bakımında aktif rol oynamalı. Dönüşümlü olarak çocukları paylaşmak ne kadar iyi bir fikirse; düzenli olarak çocukları paylaşmayı bir rutin haline getirmeye calişmamak gerek. Bu, anne için çok yıpratıcı olacaktır. Çocukların bununla kendileri de baş edebilmesi gerekiyor.
Aynı şekilde, öfke patlamalarının sorumlusu da büyük çocuk değildir. O, sadece ne yapacağını bilemeyen, sizi anne yapanınız. 
Büyuk kardeşe sözlü uyarı yapılacağı zaman; küçüğe de yapılmalı. Aynı şekilde; küçüğe bir övgü söz konusuysa büyüğü de göz ardı etmemeli. Böylelikle eşitlik sağlanmış olacaktır ve çocuğun gözünde “adil” konumuna gelinecektir. Yani ebeveyn olarak taraf olunmamalı. Çocuklar her zaman gözde olmak için uğraşırlar. Problem anında/sonrasında, problemi dinleyip konuyu kısaca hatırlatıp geri çekilmek gerekiyor. Hem taraf olup kıskançlığa ve itilmişlik hissine sebep olunmaz hem de problemi kendi aralarında çözmeleri için fırsatları olur. Aslında kriz daha çıkmadan müdahale etmek en doğrusu. Bazı hal ve hareketlere karşı daha müsamahalı davranabilirsiniz. Yani kuralları biraz gevşetmekten bahsediyorum.

Kardeşlerin, hangi yaşta olursa olsunlar kıyaslanmamaları gerek. Her çocuğun gelişimi kendi içinde değerlendirilmeli. Huyu suyu, ilgi alanları, oyunları ya da davranışları  kıyaslanmamalı; artıları ön plana çıkartılmalı.

Büyük kardeş küçük kardeşi hırpalayarak seviyor olabilir. İlk önce kendi sevgi gösterimize bakacağız:) Unutmuyoruz ki; onun ilk rol-modeli bizleriz.Kardeşine yaklaştığında; vahşi bir korsanmış gibi çığlıklar atarak müdahale için koşturmak yerine, tetikte olup bunu belli etmemek ve gözlemeye devam etmek daha güven verici. Bütün ilgi ve koruma duygusunun kardeş üzerine olduğu hissini engelleyebilir. İstenmeyen bir davranış söz konusuysa; kalkıp hemen müdahale etmek gerekli.

Doğumun gerçekleşeceği gün hakkında da konuştuk. Gebeliğimde kritik dönemlerim oluyordu ve doğumun ne şekilde başlayacağı hakkında herhangi bir tahminim yoktu. Bu yüzden paniklemesini ve strese girmesini istemiyordum. Bebeğin çok güçlü tekmeler atarak anneye artık bizimle tanışmaya hazır olduğunu hissettireceğini söyledim. Bunlar, o kadar güçlü tekmeler olacaktı ki; anne heyecandan çığlık atabilirdi. Hemen doktor amca muayene etmek isteyebilirdi. Gece uyurken de gelmeye karar verebilirdi. Bu durumlardaki planımızı anlattım. Anneannesi gelecekti, Berk’ lere gidecekti, evde bekleyecekti ve sonunda hastaneye gelecekti.
Tüm bunları zamana yayarak uyguladık. Gebelikten aylar önce konuya dair önbilgiler vermeye başladık. Bebek mağazalarında daha uzun zaman geçirdik. Oralardaki ve parklardaki bebekleri, abileri ve kardeşlerini gözlemledik. Sorular sormasına izin verdik. Biz, sürece böyle hazırlandık.

Alpi kuşum bir gün dedi ki; “Anne, kardeşim doğdu! Onun için iyi ki doğdun pastası keselim; mumlarını da ben üfleyeyim.

Pastayı da Sevda, Alpi’ nin ab olmasını kutlamak için almıştı:)

Alpi’ yi sıkmayacak ve endişelendirmeyecek dozda konuşmalarla, yavrumuzu sürece hazırladık. Okulunun psikoloğu da bizimle hemfikir. Bebeğimiz 6 haftalık -bebek oldu 3 aylık ve ben anca yazımı bitirdim!- ve herhangi bir olumsuzluk yaşamadık bu konuda. Tabii şimdilik:)

 Konuyla ilgili tavsiye edeceğim yazılar:

http://yavrusu.blogspot.com/2012/07/kardesli-hayata-hazrlk.html

http://yavrusu.blogspot.com/2012/09/kardesli-hayata-hazrlk-vol2-ebeveyn.html

http://pratikanne.com/2008/12/kardeslerde-paylasma-ve-kiskanclik-bolum-1-ilk-6-ay.html

http://pratikanne.com/2008/12/kardeslerde-paylasma-ve-kiskanclik-bolum-2-ikinci-6-ay.html

http://pratikanne.com/2009/05/kardeslerde-paylasma-ve-kiskanclik-1-5-sene-sonra.html 

http://alternatifanne.com/kardes-kiskancligi-ve-kardesler-arasindaki-iliskiler/ 

  • Share on Tumblr

İlkokulun ilk haftalarından kısa notlar

*Alpi kuşum hepimizi ayağa dikti. Maaile güneşin doğuşunu izlemek üzere, yüksekçe bir yerlere çıktık. (Bebek doğduktan sonra da bu romantik aksiyonlara, aynı mutlu tabloyla karşılık verebilsin ailem:) diye not almışım)

*Araya bir yaz tatili girdi ve bütün rakamları yazmaya aşağıdan başlıyor, hepsini de ayna tutmuş gibi ters yazıyor. Şimdi de “Her şeyi unutmuşum ben” diye ağlıyor.

*3 hafta önce, formasını aldığımız cumartesinden beri; o formayı çıkartmayı hiç istemiyor. Hele ki; okul çıkışı bir yere gittiysek ve forması da üzerindeyse, mest oluyor. (Bunu 1 aygeçtiği halde, hala yapıyor)

*İlk kez süt dişleri dökülüyor. Ailecek çok heyecanlıyız. Diş perisi tabii ki geldi:)  Önce sol alt öndeki diş; sonra da sağ alt öndeki dişi de düştü. İkinci dişle beraber; altta sevimli bir boşluk oldu:) 2. dişini ben çektim!

*İlk kez babası tarafından yarın tüm gün boyunca bahçeye inmeme cezası aldı. Sebebi de; yaşları yaklaşık 10-16 arasında değişen bir grup çocuğa/daha çok çete gibiler/ sözle sataşması.

 *Offf cok güldüm:))) http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=190142 

 *E: Alpi neden böyle davrandın?
   A: Şeytana uydum anne!

*Neredeyse düzenlemesini bitirdiğim çalışma odama göz koydu! Sabahtan beri peşimde tin tin tin; “Bu oda benimkinden daha büyük. Ben bu odaya taşınmak istiyorum” diye dolanıyor. Odaları değiştirdim. 4-5 kitaplık, dolaplar, koliler vs olduğu için zorlandım. Sağından geç, solundan dön. RifBaba gelene kadar da apartman görevlimiz ve karşı komşumuzdan yardım istedim.Yavaş yavaş bosalttım içlerini. Bir an önce düzenini tuttursun yeni odasında diye heyecan yaptık ikimiz. RifBaba gelince de içlerini yerleştirmeyi bitirdi, kutuların içlerini düzenledi ve kitaplıkların üzerine koydu. Alpi’ nin ileride kardeşi ile paylaşacağı çok daha büyük bir odası oldu. Ben de çok isteyip de bir türlü düzene oturtamadığım çalışma odama kavuştum.

*İlk kez yeni doğmuş bir bebek gördü. Epey merakla gözlemledi. Sırıttı falan. Azıcık anlattım; rengi açılacak, yüzü daha şiş duruyor, bir kaç güne güzelleşecek diye. İlgiyle dinledi:)

*E: Heyyooo! RifBaba, cuma günü okul yokmuş bizimkilere. Öğretmenlerle idarenin toplantısı varmış:)
A: Eee? Ne var ki bunda bu kadar sevinecek? Zaten yeni başlamadı mı okul?

  • Share on Tumblr

Nerede o eski topaçlar?

(RİfBaba’ nın ağzından bir küfür kaçar)
A: OHA! Küfür buraya kadar geldi!
R: Eee.. Ööö.. Pardon, ağzımdan kaçtı.
A: Eveeeeeettttt; ya kumbaraya para ya da beyblade!

Bu zeytin gözlü minik adam, durumun vahimliğini işte böyle gözler önüne seriyordu. Aylarca beyblade diye sayıkladı durdu. Alpi’ ye alışveriş konusunda, çok küçükken konulmuş ve hala özenle korunan bir takım kurallarımız var. Evde o oyuncaktan bir tane varsa; ikincisi alınmaz. O oyuncağın muadili varsa; onunla yetinilecek. Uyarılar dinlenmediğinde veya hor kullanıldığı için zarar gördüğünde; o oyuncağın yenisi alınmaz. Beyblade’ ler de çizgi film şişirmesi ve oldukça pahalı oyuncaklar olduklarından; “Evde zaten birbirinden farklı topaçların var; bu gereksiz” deyip konuyu kapatmıştım. Tabii konu sadece benim açımdan kapanmış; o ayrı!
RifBaba kah sigara içerken yakalandığı, kah etmemesi gereken küfürleri ettiği için; Alpi bir adet Beyblade’ e hak kazandı. Işıklı, sesli ve pahalı bir modeli aldırdı oğlan. RifBaba’ da sağlam bir ayar yedi.
Çok kısa bir süre sonra; kenarları demir olan ve birbirlerine çarptıklarında daha da heyecan yaratan yeni bir model sürüldü piyasaya. Oğlan her gün yalvarıyor, kendi parasıyla almak istiyor-para biriktirmeye hep devam etti- ve devamlı Beyblade’ i olan arkadaşlarına gitmek istiyor..

Arkadaşlarıyla çok nadiren bu pozisyonda yakalayabiliyorum. Bir süre sonra; arkadaşlarıyla sorun yaşamaya başladı. Evine gitmek istediği arkadaşları kabul etmemeye; evimize davet ettikleriyse gelmemeye başladı. Kokusu da çabucak çıktı: Seçtiği arkadaşlarının yani apartmandaki tüm çocukların Beyblade’ leri varmış. Alpi bize davetederken; seçtiği Beyblade’ lerle gelme koşulu koyuyor; onlara gittiğindeyse sadece bu oyuncakla oynamak için ısrar ediyormuş. 2 ay kadar bir süre geçti tabii bu arada ve çocuklar bu süre içinde bu oyuncaktan çoktaaann bıkmışlar. Ne acı değil mi? Bizim oyuncaklarımız ne kadar kıymetli ve uzun süre dikkati üzerlerinde toplayan oyuncaklar olurdu.
Alpi oğlan allem etti kallem etti ve çocukların topaç aşklarını kabarttı! Elindeki mevcut topaçlarla arkadaşlarının topaçlarını çarpıştırdı. Benden küçük plastik bir kap isted ve saha yaptı. Elindekiler yetersiz gelse de; çoğunlukla yenilse de pes etmedi:) Belki de ilk kez gerçek anlamda problem çözme yeteneğini kullandı.
Bir gün ağlayarak eve çıktı. O kadar çok ağlıyordu ki; ne söylediğini anlayamadım. Uzun uzun, sıkı sıkı sarıldım ve epey bir süre sakinleşmesini bekledim. Kucağıma oturarak; arkadaşlarının hepsinin Onu dışladığını anlattı. Ciddi olamazdı? Elinden tutup bahçeye indim. Neler oluyordu? Çocuklar gruplaşmışlar ve gerçekten kara gözlü kuzumu istemiyorlardı!En büyüğünden en küçüğüne kadar heps bir ağızdan; “Onun Beyblade’ i ve topaçları bizimkilerden değil. Kategori dışı olduğu için kabul etmiyoruz!” diyorlardı!
Çok çok şaşırmıştım. Kuşim tekrar kucağıma gelip ağlamaya başladı. Çocukların beyinlerinin ne kadar kolay yıkanabildiğini ve istedikleride ne kadar acımasız olabildiklerini hatırlamış oldum. 2 gün sürdü bu böyle. Bu süre içerisinde Alpim televizyon başına çakıldı ve saatlerce oyuncağın çizgi dizisinin başlamasını bekledi ve bahçeye inmedi.
Ciddi bir mahalle baskısı yaşadığımıza karar verdim ve RifBaba’ yı aradım. Dedim, “Pes ediyorum! Oğlanın son durum bu bu.. Çok ama çok mutsuz. Bi denecik oğlumuz var. kıyma bey!:P” Plan yaptık ve Alpi’ yi bilgisayar başına çağırdım. Net üzerinden uygun fiyata bulduğum Beyblade’ lerden seçtirip; sürpriz olarak alacaktım. Yavru modelleri belirledi. Model belirlemek mühim işmiş; zira bazı modellerden ezik olarak bahsediyor. Kuzudan habersiz siparişi verdik veertesi gün geldiler! Allahım; o ne saadet! Bahçeye bir koşuşu vardı; görmeliydiniz! 2 gün içinde apartmanın en iyi Beyblade fırlatıcısı ünvanınnı kaptı. Tıpkı çizgi filmindeki gibi; aranan bir Beyblade’ ci oldu. Bahçeye inen arkadaşı; ilk iş bizim zile basıp, Alpi’ yi çağırıyordu.

Dil çalışması için aldığım bir şeffaf kutu/tepsi vardı. İçine kum koyup, harfleri parmağıyla yazarak pekiştirme çalışmaları yapacaktık. En hızlısından topaç kapışma sahasına döndü. Hepsi bu fikre bayıldı:) Sonraki günler içine su koyarak heyecanı geliştirdik.

Alpi’ nin hortlattığı topaç çılgınlığı halen sürüyor. Çeşitli bahanelerle bazen O, bazen de biz; Alpi’ nin topaç sayısını arttırdık. Bu olaydan bu kez biz büyük dersler çıkarttık. Bu çocuk seçmeye başladığı günden beri, kendi seçtiği oyuncaklarla yıllarca oynuyor. Kuralları arada gevşetebilmeliydik. Apartmandaki arkadaşlarının Onu dışlamasıyla sadece acı çekti, kalbi kırıldı. Veee sonunda pes edeceksek; hayır deyip de çocuğkla boşuna inatlaşmamalıydık.

Çizgi filmi kolaylıkla eleştirebilirim. Sert çizgiler var. Ağır dozda hırs var. Fena gruplaşmalar var. Birbirini ezmek ve illa ki kazanmak var. Yine de benzer mantıkla piyasaya sürülmüş bir çok oyuncak ve çizgi filmle karşılaştırınca, daha zararsız kalıyor. En azından konuşarak, farklı anlamlar yuklenebiliyor.

Bu kadar ayrıntılı yazdım çünkü bizim için önemli bir dersti. Biz ettik siz etmeyiniz.

  • Share on Tumblr

Artık ilkokul çoçuğuyuz

1 Eylül 2012 Cumartesi: Okul forması alındı. Çok yakışıklı oldu:P Aynalarda kendine bakmalara doyamadı kuzum. Formanın tişörtüyle günün kalanında gezindi.

Geçen 1 hafta boyunca oryantasyon amaçlı, yeni okulumuzdaydık. Merak edenlere; Alpi’ yi mahalle mektebine verdik 😛 Bizim mahallenin bütün yumurcaklarının gittiği devlet okuluna yani.

10 Eylül 2012 Pazartesi: İlkokula başladı. Bahçede tahmin edildiği üzere; benden ve babasından uzakta durdu. Sınıfları ve isimleri anons edilen çocuk, öğretmeninin yanına alkışlar eşliğinde annesiyle gitti. Alpi’ nin ismi söylendiğinde beni itti ve “Ne o öyle bebek gibi? Ya anne; ben kendim giderim. Çekil” deyip yürüdü. Öğretmenine elini uzattı. Kendini tanıtıp, el sıkıştı ve öğretmenini öptü. Çıkışta da “Sen babamla arabayla dön; ben yürüyerek giderim” dedi ve öyle de yaptı:)))) Kuzum, yıllardır bugünü bekliyormuş!

Geçen sene biraz tereddütlüydük fakat çabuk verebildik kararımızı. Ben de ilkokulu devlet okulunda, ortaokulu kolejde okumuştum. O zamanlar da kolej mi yoksa devlet okulu mu tartışmaları vardı. O zamanlar da marka tutkusu vardı. Bununla birlikte; okul buna müsaade etmiyordu. Kılık kıyafet ve kırtasiye gereçleri konusunda oldukça katıydı. Hala ince çorap kullanmam. Hele Müjde vizon-86 ıyykkk! Öyle nefret gelmiş. Saçlar kulak hizasına geliyorsa, kestirilecek. Omuz hizasındaysa, örülecek. Firkete denen o tokalardan en fazla 4 adet takabilirsin. Öyle permaydı, boyalı saçtı hiiiçç şansın yok. Disipline gidiveriyordun. Hatta benim kıvırcık saçlar; bir öğretmenin gözüne takılmış da ikna etmek için çok çabaladığımı net bir şekilde anımsıyorum.
Bırakın spor ayakkabıyı; babetle bile okula gidilmezdi. Kışın bot, yazın Timberland modeli ayakkabı. Neyse ki; hem siyah hem de kahverengi kullanabilme özgürlüğümüz vardı. Etek boylarımız elbette diz hizasına bile gelemezdi. Yiyorsa kıvır belden de görelimdi:) Haziran’ in ilk haftasina kadar ceket çık-maz-dı! Tarsus’ dan bahsediyoruz; el insaf. Hey gidi günler hey! Ne manyak okulmuş yahu…
Fakat sağlam bir eğitim aldık. Özellikle o dönemlerde çok seçiciydi okulum. Yeni mezun, zehir gibi öğretmenler girerdi derslerimize. Askeri okuldan hallice bu okulum çok şey kattı bana; inkar edemem. Bunun yanında; salaş bir giyim tarzı edinmemde, oldukça dağınık bir insana dönüşmemde, mevcut düzene hep karşı çıkmamda ve ömür boyu okula gitmek fikrinden tiksinmemde epey büyük bir rol da oynadı.

Bu gibi sebeplerden dolayı; 2003 yılından beri alternatif eğitim konusunda kendimi geliştiriyorum. Olmalıydı dimi bunun bir alternatifi? Biz görmesek de; bizi eğitenler(!) bilmese de ; muhakkak alternatif bir şeyler olmalıydı. Araştırdıkça buldum da. Okudum, öğrendim. Sabahlara kadar kıtalar arası yazışmalar yaptım. Konuya vakıf eğitmenlere ulaştım. Örnekler, tavsiyeler aldım. İzmir’ de düzenlenen tek tük seminer veya konferansları kaçırmamaya gayret ettim. Hatta bir tanesinin duzenlenmesinde aktif olarak rol da aldim.
Benim gibi insanlar için MEB’ in tekelindeki eğitim sistemine çocuk teslim etmek çok acı vericidir. Eksikleri ve yanlışları bilirsin fakat düzeltemeyeceğini de bilirsin. Bir şeyler yapmak istersin. İstedikçe hedef uzaklaşır.

Bu arada kollarında büyümüş yavrunun, senden bağımsız heyecanını fark edersin. Nihayet; yıllardır sayıkladığı büyük okuluna başlayacaktır. O heves, ilk alışma haftasının ardından yavaşça, bir balon gibi sönmeye başlar. Canı sıkılıyordur yavrunun. 15 aylıktan beri yaptığı faaliyetlere devam edileceğini anlar. Okuma-yazma da öğrenmeyecektir daha aylarca. Eeee? Ne farkı kalmıştır büyük okulunun?
Nitekim ilk haftanın sonunda korkulan sözcük duyuldu: “Sıkıldım! Hep aynı şeyler var bu okulda da.” Öğretmenleri tecrübeli ve mezun çocukların -apartmanızmızda; o okuldan mezun çocuklara danıştık, sorduk öğretmenini- dahi iyi bahsettiği bir öğretmen. Tek sayfa ödevler veriyor. Çizgi çalışmaları yapıyorlar. İhtiyaç listemizde oldukça makuldü. 4 defter, kap kağıdı, kalemler, resim malzemeleri ve bitti. İlk toplantımızı ilk hafta perşembe günü gerçekleştirdik. Sınıfta para toplanması söz konusuydu. Beklendiği gibi; çoğunluk karşı çıktı. İlkokullara ortaokullar gibi ödenek yokmuş. Bunu sınıf öğretmeni arkadaşlarım anlattı. Devletten gelen para ile hizmetli maaşı ve sigortası karşılanıyor. Ben para toplanması taraftarıyım. Veliler tablet bilgisayarları soruyor fakat ceplerinden 5 kuruş çıkmasın istiyorlar. Sıra ve masalar çok eski ve pis, yıpranmış, ergonomik değil. Günde 6-7 kere 40′ ar dakika oturuyor çocuklarımız o sıralarda. Fena mı olur tekli masalarda, rahat ve tertemiz otursalar? Öğretmenin de daha düzenli ve rahat bir masası olsa? Elinin altında bir bilgisayar, projeksiyon makinası ve çeşitli aksesuarlar olsa? Bunları YouTube’ dan şarkı dinlemek için istemiyor bu insanlar. Sınıfta şu anda 2. sınıfların aletleri var ve öğretmen interaktif eğitim veriyor çocuklara. Zaten 12 haftaları heba olacak. Zaten Alpi gibi bir sürüçocuk sıkılacak. Bu aletleri 4 sene boyunca kullanacaklar. Haftaya bilgisayar, projeksiyon makinası ve fotokopi makinası 2. sınıflara geri verilecek. Geçen sene kendi sınıflarında para toplayıp almışlar işte.
Toplanacak miktar atla deve değil. Umarım hallolur.

İlk teneffüse çıkışında; çok şaşkın görünüyordu. Önce merdivenlerde bana baktı ve “Ne yapacağız?” diye sordu. “Bahçede koşturacaksınız “deyince pırrrr uçtu:)) İçeri girme zili çaldıktan 2 dk kadar sonra; bir grup çocukla birlikte dürtmüşler gibi aniden sınfa koşturdular:))) İzlemek çok eğlenceli. 2. gün kitapları dağıtıldı. Tanrım; 90 dakikada 5 tane kitabı kaplamayı bitirebildim! Şeffaf kap kağıtları berbat şeylermiş.

Aaa yazmadan geçemeyeceğim; dün ilk şikayetini almış benim minik kuzu:)) Gülüyorum çünküçük komik. Arkadaşıyla şarkı mırıldanıyorlarmış ve kızlardan biri bundan rahatsız olmuş. Eve gidince annesine anlatmış ve anne de dün sabah gelip öğretmene şikayet etmiş. Akıl ve de fikir diliyorum bu model insanlara. Hala çok gülüyorum :))
Haaa ilk vukuatını hiç geciktirmeden; okulun 4. günü gerçekleştirdi. Veliler 1,5 saat süren kısa(!) ilk toplantımızdayken, başıboş kalan çocuklar, bahçede oynarlar. Bu esnada canı sıkılan Alpi ve birkaç arkadaşı; üst kattaki erkekler tuvaletinin çeşmelerini fark ederler. Ağızlarına su doldurarak, kız arkadaşlarını baştan aşağıya sularlar. Tuvaletin kapısını son açışında karşısında annesini gören Alpi’ nin panikten neredeyse dili tutulmuştur:) Sıpa, kapıyı yüzüme kapatmaya kalktı. İlk şikayetini de bir kız arkadaşından yemiş oldu.

Okul, eve çok yakın. Bu harika bir şey aslında. İlk başlarda aklıma hep şu geliyordu; yıllarca servisle okula gitmek isteyn oğlumuza, büyük okuluna başlayınca bineceksin zaten derdik. Çocuk okula başladı ve okul burnumuzun dibi:) Aman neyse ki; keyfini çıkarmayı biliyor. Biz daha babasıyla arabaya yaklaşmadan, cüce çoktan okul kapısından girmiş oluyor. Şöyle başladık:
“Artık büyüdüm ve okula kendi başıma gidebilir miyim?”
“Anne, öğle yemeğine kendi başıma eve gelebilir miyim?”
“Ben yemekten sonra okula kendi başına gidebilirim”
“Ne kadar daha peşimden geleceksiniz? Ne zaman okuluma sizsiz gidebileceğim?
“Çıkışta eve kendim gelirim. Sen almaya gelme. Ben bebek değilim!” Böyle sonuçlandı. Ara sıra Onun istediği oluyor ama çoğunlukla ben gidiyorum almaya. En azından yarı yolda tesadüfen karşılaşıveriyoruz 😉
Geçenlerde yine okula babasıyla birlikte gitmek için evden çıktılar ve bahçede babasına arabayla arkadan gelmesini söylemiş. Pırrr okul yoluna tabii. Yolda içine yine Elmira kaçmış ve bir kediyi sevmeye kalkmış. Kedibacağnı boydan boya tırmalamış. Baba kanı görünce paniklemiş. Soluğu üniversite hastanesinde almışlar. Benim bu aşamada haberim oldu. Orta 3′ e kadar tetanozun koruyuculuğu devam ettiğinen ve doktor kuduz aşısını gerekli görmediğinden; dezenfekte edip, okula yollamışlar. Akıllandı mı? Hayır! Elmira içinize bir kez girdim mi; bir daha düzelemezsiniz. En azından daha kontrollü sevmeyi öğreniyor.

*Biterken; memnun kaldığımız bir durum daha; ilk günler çantası korkunç ağır oluyordu. Artik öğretmeni bütün malzemelerini sınıftaki dolaplarında muhafaza ettiriyor. Ağır çantaya elveda.

  • Share on Tumblr

Bang Bang!

Alpi: Anne! Burak mahallenin bütün kızlarını götürmüş; biliyor musun?
ElfAna: (Derin nefes al ve sakin görün) O ne demek tatlım?
Alpi: Götürmüş işte!!! Parka falan götürmüş olmalı. Bir de hepsini uçurmuş! Burak’ ın kısa boylu arkadaşı var ya bir tane; O söyledi bize. İnanabiliyor musun?
ElfAna: (Allah’ ım sana geliyorum! 6 yaşında bu çocuk henüz) Hımm.. Onu nasıl yapmış peki?
Alpi: Havaya uçurmuş hahahahaha:))) Boyu uzun ya Onun; yapabilmiştir!

Okulda geçirilen ilk oryantasyon haftasından, Alpi oğlanın öğrendikleri.

  • Share on Tumblr

Kaykay

 Vijjjttttt sola

 Vijjjttttt sağa

 Vijjjttttt aksiyon!

 Vijjjttttt otur!

 Vijjjttttt yat!

 Öğleden sonra saçlar traş edilir. Ooo çok yakışıklı oldun falan denir. Üst baş da değiştirilir. İyice gaza gelinir. O gazla;

 Vijjjttttt ayakta sola!

 Hooop aşağıya!

😛

  • Share on Tumblr

İlkokula 12 gün kala…

Heyecan dorukta tabii ki. Bugün yine sabahtan okula uğradık. Bu kez RifBaba da müdür ile tanışmak istedi. Gittik, tanıştık. Yine bir şeyler değişmiş. Norm kadro fazlası olan 5. sınıf öğretmenlerinden bahsettik. Alpi’ nin öğretmenini belirlemiştik. Her şey yeniden başlayacak korkarım ki!


Başka okullardan 10 tane norm kadro fazlası öğretmen gelecekmiş ve 2 hafta içinde yetişirlerse; 1. sınıfları onlar alacakmış. Pofff şimdi yine aynı telaş, aynı belirsizlik. Acaba Alpi hangisinin sınıfına düşecek? Acaba öğretmeni ılımlı birisi mi? Gelmesi muhtemel öğretmenlerin genç tayfadan olmadıklarını biliyoruz. Hepsi de yılların öğretmeniymiş. Bu durumun hem avantajları hem de dezavantajları var. Sınıfa hakimiyet, ders anlatımı konusunda tecrübe olacak. Bunun yanında hiç sanmıyorum ki; yeni teknikleri ve eğitim yaklaşımlarını biliyor olsunlar. Çok ama çok az öğretmen belli bir seneden sonra yeniliklere açık kalabiliyor. Çoğunlukta bir “Ben oldum” havası. Ne acı…
Bu norm kadro fazlasi öğretmenlerin okullara dağıtılmasıyla; sabah başlayıp 14:30′ da bitecek olan okul; öğlen 13:00′ de başlayıp akşam üzeri 17:00′ de bitecek. Anasınıfı ve 1. sınıfların hali bu olacak. Ne verimsiz, ne ters saatler…Deveye sormuşlar boynun neden eğri; nerem doğru ki demiş…
Bugüne dair tek güzel haber; 3 tane açılması planlanan 1. sınıf derslikleri 5′ e çıkartılmış. Yani 35′ lere varacak sınıf mevcudu 20′ lerde olacak. İnsan şöyle hissediyor; elini bir kez MEB’ e kaptırınca, bahtına ne çıkacaksa ona razı gelmek durumundasın. Peeh! Tam da benlik iş!
Hafta sonu gidip; oğlumuzun okul formasını alacağız.Böylece ilk kez bir forması olacak. Hizaya sokuluyoruz yavaş yavaş..
4+4+4′ e başından beri tepkili yaklaştım. Alpi oğlan okullar açıldığında tam tamına 75 aylık olacak. Zaten okul çağı. “Ohh yırttınız siz” diyenler; hiç utanmıyorsunuz değil mi? Hiç kafanız çalışmıyor. Senin 66 aylık çocuğun, benim 75 aylık çocuğu ve başkasının 84 aylık çocuğu aynı sıraları paylaşacaklar. Aynı sorunları, aynı olumsuzlukları yaşayacaklar. Nereye yırttık?
Kitaba para verilmiyor. Aman ne ala! 50TL cebimizde kaldı. Okulların bağış istemesi yasaklandı. Misss gibi! 1000 tane çocuğun boku püsürüğü biriktiğinde; çocuklarımız tuvaletlerden, sınıfların pisliğinden  hastalık kaptığında soracağım kim avantajlı? 1000 tane çocuğun kullandığı tuvaleti 1 hizmetli temizleyecek. Duy da inanma. Okullarsa; bağış şanslarını da kaybettikleri için, dışarıdan hizmetli çalıştıramayacaklar. Çocuklarını devlet okullarına göndermeye karar veren ebeveynler; elimizi taşın altına sokmamız gerekli.

 Kaynak: Salavatlı İlköğretim Okulu; Sultanhisar-Aydın

Benim çocukluğumda, eskiden; ilkokulların bahçelerinde spor aletleri, kum havuzları, dinlenme alanları olurdu. Bunlarsız tek okul bile olmazdı. Benim okulumda mesela; bir basketbol potası, 2 futbol kalesi, bir yarım daire şeklinde tırmanma borusu, 3 boy yanyana duran takla atma boruları, uzun atlama için kum havuzu, üzeri güneşlikli banklar vardı. İlkokulu devlet okulunda okudum. Öyle büyükşehirde falan da değildik. Anadolu’ daki herhangi bir ilçenin herhangi bir ilkokulu. Teneffüse çıkınca resmen nefes aldığımızı hissederdik. Bir kere, kantinle çok az işimiz olurdu. Simit bile aldığım sayılıdır. Dooooğru o anlattığım spor alanına koşardık. O kadar eskide kalmışlar ki; görsellerde denediğim onca anahtar kelimeye karşın, tek tük fotoğraf bulabildim. Ben de ElfAna’ ysam; bu düzenekten Alpi’nin okuluna yapılmasını sağlayacağım!
İlkokullarda ilk yarıyıl oyunla  ve resimle geçecekmiş. Teneffüslerde nasıl desarj olacak bu çocuklar?  İlkokula başladılar diye hemen hizaya girmeyi öğrenmeleri mi gerekli? Zaten 40′ ar dakikalık kabus ders saatlerinde, yerlerinde oturup da sabit durmaları için baskı görecekler. Bol bol boyama yapacakları duyuruluyor haberlerde. Alpi’ yi resimden soğutan da geçen sene ki öğretmeninin masabaşı faaliyetmerakı değil miydi? Off off…Hayatımdaki en endişeli döneme giriyoruz. Her şey netlik kazandıktan sonra; daha iyi bir gidişat görürüm umarım.

 *Biterken, internetten az önce eski ilkokulumu arattım da; o bahsettiğim alan, ek binaya kurban gitmiş. Gölgelikle banklar duruyor…

  • Share on Tumblr

Bodrum Koyu, Mordoğan

Haziran ayına ait bir gün. Sezonun ilk deniz ziyareti; bizim de ilk kez gittiğimiz, Mordoğan’ ın Bodrum Koyu idi. RifBaba yanına mayosunu amayı unuttuğu; ben de o ayki doktor kontrolümü henüz gerçekleştirmediğimden, previa’ nın ne durumda olduğunu bilmediğim için, denize sadece Alpi girebildi. Ee, amaca uyulmuş olundu.

Yaşıtı olmasa da; ortamda bir erkek çocuğun daha olması,durumu kurtardı. Hoş; Alpi denizi gördüğünde, yanındakileri geri plana atıyor.

Başında nöbetleşe durduğumuzu yazmama gerek yok aslında; değil mi?

1 yaş civarında aldığımız kum oyuncakları. Yaz-kış kullandık ve hala duruyorlar. Evet, mal kıymeti biliyor oğlum.

Balığı kaptı.

Mordoğan, genel olarak nasıl bilmiyorum. İlk kez gittik. Fakat bizim gittiğimiz koyda, deniz ılıktı. Hamam suyu gibiirrite edicek bir ılıklık değil ama; soğuktan sıcağageçerken ki ilk ılık :) İçimiz gitti kısacası.

Kıyıya vurmuş balina 😛

Bu seneki can kurtarıcımız. Denize ya da havuza gidilecekse; kendini unut ama makarnasını asla!

Üzerindeki de amma küçülmüş. Sezon ilki olduğu için; ne bulursan takıp da denize salmak bir haktır! Hiçbir zaman bir işe yaramamakla birlikte; feci güven veriyor. Kim bilir; belkide asıl amaç buydu.

Kuzucuğun üşüyünce büründüğü şekil.

Gözlükleri hala çıkartmıyor denize/havuza girerken. “Alpi, Kung-Fu Panda’ ya benzedin artık! biraz gözlüksüz gez de; göz çevren de güneşten renk değiştirsin” teşviklerimiz, bir sonuç vermedi. 

Kardeş & Ben.

Hani hep anlattığım, belediyelerin önlerinde bile rastlayabileceğiniz, arsız bitki var ya; hani benim büyük bir başarıyla bir kez çürütüp, bir kez de kuruttuğum! İşte bu o.

Mordoğan’ da güvenini sağlamlaştırdıktan sonra; Balıklıova’ da kendini aşan bücür. Tek başına böyle yüzdü. RıfBaba’ ya epey bir ayar vermemiz gerekti. Aklı çıktı bir şey olacak diye. 6 yetişkinin gözü oğlanın üzerinde zaten. denizdekiler de var. Yine de çok zor sakinleşti. Mecburuz ama. Ne kadar korksak da,aklımıza kötüdüşünceler gelse de öğrenmesi için izin vermemiz gerekiyor.

İlk kez kendi başına denizde yüzdü, açıldı.

Akşam yemeği için Balıklıova Manzara Restoran‘ ı tercih ettik. Tavsiye ederim. Siparişlerden önce epey bir yüzüldü. yemekler gelene kadar hazırlanılıyor ve hooop yemekle birlikte masadasınız.

Sardunyalara ağzım açık bakakaldım. Hiç bu kadar büyük bir öbek görmemiştim.

Bilek güreşi

Günbatımını seyre dalış..

İskelenin tahtalarının arasından balıkları seyrediyor.

*Biterken; 7. aya adım adım yaklaşıyoruz. Bu Kardeş’ in sağı solu da belli olmuyor yani. Bir kez daha buraya giip; denize girmek istiyorum!

  • Share on Tumblr

6. Yaş Doğum Günü Partimiz

Doğum günü davetiyemizi ben hazırladım, RifBaba son rötuşları yaptı. Sınıf arkadaşlarına ve babasının iş yerindeki arkadaşlarına(!) dağıttı. Apartman panosuna astırdı. Birkaçını da elden dağıttı. Biz de RifBaba ile yanımızda olmasından memnuniyet duyacağımız arkadaşlarımıza haber verdik. Kaç kişinin geleceği tamamen muamma olan bir partiye hazırlanmış olduk.

Aylardır “Şövalye Temalı Parti” isteyen Alpi; son anda Angry Birds temasında karar kılınca; bendeki telaşı tahmin edersiniz! Hali hazırdaki hazırlıklarımı bir kenara kaldırıp; kolları sıvadım.

Angry Birds karakterlerini seçmek için Pinterest’ten ve Google Görsellerden yararlandım. Pinterestte’ ki dosyamız yararlanmak isteyenler için hala duruyor. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir arkadaşımın doğum gününe davetliydik 1 ay kadar önce ve Alpi orada bir Angery Birds pinyatası gördü. Aşık oldu resmen:) Koluna geçirdi ve gezdirdi. Ortada sahiplenecek tek bir kişi bile yoktu. Yine de uyardık; sahipleri gelip isteyebilir. Dikkatli oyna v sana ait olmadığını unutma diye. Nitekim; gelip aldılar. Alpi’ nin surat asıldı. Pinyatayla ağlamaklı hatıra fotoğrafları falan çekildi ve içimden geçirmiştim o an “İyi ki bundan yapmak zorunda kalmıyorum”. Heyhat! Kader ağlarını o an örmüş de haberim yokmuş! Tüm b tema değişiminin sorumlusu da işte o gün. Hatta o gün bugündür; Alpi kendini toparlayamadı ve Angry Birds’ lü oyunlara devam etmekte.


Bir kez olsun merak edip de oynamadığım bir oyundur Angry Birds. Fakat karakterlerle Alpi sayesinde tanışmak durumunda kaldım.

Bunlar da Alpi’ nin dün kendi başına yapıp da beni çağırdığı kızgın kuşları:

Ayça sayesinde iletişime geçebildiğimiz KaptaKek; neredeyse 1 haftadan daha az bir sürede bize temaya uygun  kurabiyelerimizi hazırladı. Özenli çalışmaları, şık paketlemeleri ve nezaketleri ile beni ve kuzumu mutlu ettikleri için tekrar teşekkür ediyorum.
 Site: www.kaptakek.com       Blog: www.kaptakek.net         Facebook : www.facebook.com/Kaptakek

 Twitter: @kaptakek                    Instagram: kaptakek


Bir gün öncesinde sevgili Nuran & Emincan’ in hediyesi elimize ulaştı. Parti boyunca üzerinden çıkartmak istemediği tişörtü ilk gördüğü attığı sevinç çığlığı anlatılamaz. Düşünceli arkadaşım ve kuzusu, öpüyoruz sizleri:)

6. yaşı kutlarken yanımızda olan, sevgilerini yollayan tüm dostlara selamlar. Çocuklarımızın nice güzel yıllarını, hep beraber kutlayalım.










 Nice güzel yılların olsun bebeğim. Önümüzdeki sene, o çok büyük hasretle beklediğin kardeşinle eğlenmenizi görmeyi dört gözle bekliyorum.


  • Share on Tumblr