Yıl sonu gösterisi & bir aşk daha bitti

Zamane efesi :) Yıl sonu gösterisi fotoğraflarının kalanlarını da düzenleyebildim en sonunda. Bu kostümleri bir önceki giyişlerinde, biz de çizmelerini giydirmiştik ve ayakları çok üşümüştü. Bu kez önlem aldık:P gösteri salonuna doğru gidiyorlar. Ne tatlılar değil mi?
İlk kez okulunun yıl sonu gösterisine katıldı. İlk kez elinde mikrofon; 27 kişinin önünde güle oynaya şarkılar söyledi. Hem de bizim önümüzde tek bir şarkı bile mırıldanmazken!
 Sabah 09:30′ da hep birlikte okulda idik. Sınıflarına çıktık ve çocuklar oynarken; biz anneler de sohbete başladık. Bazı anneleri ilk defa gördüm. RifBaba’ da bir köşede oturup; telefonuyla haşır neşir oldu. Çocuğuna destek vermek için gelen tek babaydı eşim. Bu konu üzerine pek bir şey yazılamaz sanırım. Bazen gerçekten de iş yerlerinden izin alınamıyor.
Bir süre öğretmeni gelip çocukalrı topluca konferans salonuna aldı ve bizlere 1/2 saat sonra aşağıya gelmemizi hatırlattı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra salonun önünde bekleşmeye başladık. Endişem vardı doğrusu. Sene boyunca pek çok aksaklıkla karşılaştığımız için; kelimenin tam anlamıyla bir fiyaskodan, çocukların mutsuz yüzlerle sahnede kalakaldığı anlara kadar her şeyi hayal ettim.
İnanılmaz ama çok eğlenceliydi! Okulun konferans salonunda; sadecekendisınıf arkadaşları ile anneleri vardı. Her çocuk, kendi ebeveyninin yanında sırasını bekledi. Adı anons edilen çoocuk; koşarak sahneye çıktı. Sunumunu yaptı ve annesinin kollarına koştu.





Sırasını beklerken babasıyla şakalaşan Alpi.

 Şarkılar söyleyip; 1′ er dakikalık canlandırmalar yaptılar.

Sahnede çok rahat tavırlar sergiledi. İnanamadık RifBaba ile.

Sırasını beklerken; bir ara, arkadaşlarını kameraya kaydetti. Topluca tezahürattan sonra, tekrar sınıflarına çıktık ve karnelerini, yaptıkları çalışmaları ile kalan eşyalarını alıp bahçeye indik.

 Çıkışta öğretmenleri hepsini kantine götürüp, browni ve meyve suyu ısmarladı.

Tek falso; gösterisi biten çocuklar zaman zaman sahneden inmek için merdiven yerine direkt aşağıya zıplamayı seçince; öğretmenlerinin “Beni dinlemediğiniz için, çıkışta size sürpriz almayacağım” demesiydi. Suratlar asıldı, dudaklar büzüldü. Bunlardan birisi de elbette ki Alpi kuş idi. Ne diyeyim; son dakika golünü attı gitmeden. Çocuklar bir süre okulun bahçesinde koşturduktan sonra, evlerimize döndük.

A: Anne, sence İrem beni mi yoksa Kerem’ i mi daha fazla seviyordur?
E: Himm bence ikinizi de farkli farkli seviyordur.
A: Yok, bence beni daha fazla seviyordur

 Hoşlandığı kız arkadaşıyla elele tutuşup; bahçede gezdi. Gözlerinin içine bakıp bakıp gülümsedi. Doğum günü partisine davet etti. Çektiği fotoğraflarını gösterdi. Pır döndü etrafında.

 Hani şu uğruna piyesteki prens rolünü değiştirip; başka bir kız arkadaşını öpmesin diye, prensken çoban rolünü kabul ettiği arkadaşı İrem. Uğruna en yakın arkadaşıyla dövüştüğü, Onu beğenmeyecek diye endişelendiği, Onu etkilemek için karate kursuna katılıp; üzerine iri kaslara sahip olmak istediği kız arkadaşı.
Fotoğraflardan bile anlaşılacağı üzre; çok mutlu ve çok heyecanlıydı. Ne güzel şey masumca sevmek. Büyüyor kuzum, büyüyor kara gözlü meleğim…118,5cm boyunda ve 22 kg ağırlığında minik bir erkek çocuğu O. Büyürken yaşaması gereken neler varsa yaşıyor işte..

  • Share on Tumblr

İlk okul gösterisi

23 Nisan’ a ait paylaşılmayı bekleyen bir ilkimiz duruyordu. Sırası geldi nihayet. Bu gösteri olayı ana-oğul yaramızdır, bilen bilir. Bu, ayni zamanda o malum gösteri.  Öğretmeni, Alpi’ nin de 23 Nisan gösterisine katılması istediğini söyleyince dikkat kesilmiştim. Ayrıntılar şöyleydi: 2 ay boyunca haftada 1 gun 15 dk kadar çalışma yapacaklardı ve halk oyunları idi. Efe olmak istiyordu oğlan. Zayıf yerimden yakalanmıştım..
Alpi’ nin “nüffennnnnn” leri-evet, hala lütfen demesi için düzeltme yapmıyoruz:)-, gösterinin sadece ilkokul çocuklarıyla ayrı bir gün yapılacak olması ve sadece 4dk sürecek olması olumlu düşünmeme sebep oldu. Hiç olmazsa; okul öncesi dönem bitmeden, eğlenebileceği bir gösteri anısı olsun dedik ve başladı minik kuş. 
Gösteri sabahı inanılmaz heyecanlı uyandık. RifBaba benim, ben de Onun saat alarmını ayarladığını düşündüğümüz için, okulda bulunma saatimize 20dk kala uyandık, hazırlandık, arabada bir şeyler atıştırdı ve okula yetiştik. Sonrasi toplam 20 dk’da bitti.

Tam da gösterinin burasında “Hoppaa!” diye bağrılıyormuş. Bunu sadece kendisi hatırlayıp bağırdığı için kendisiyle çok gurur duyuyor. 
Pazartesi günü yine aynı gösteriyi sahneleyeceklermiş 😛 Eğer ilgisi devam ederse; seneye yüzme + halk oyunları yapabilir.
  • Share on Tumblr

Devlet okulunda itiraz işe yarar mı?

Alpi kuşumun okul durumundan bahsetmedim bir süredir.Bu sene itibariyle Alpi, seçtiğimiz bir devlet okulunun anasınıfına gidiyor. Mevcutları hayallerimden bile iyi çıktı; sadece 13 çocuk var. Hastalık, tatil vb sebeplerden dolayı genellikle 7-9 çocuk oluyorlar. Küçük bir okul. Sabahçı-öğleci toplam 300 öğrenci var. Muhit güzel. Çocuklara bakınca gerçekten çocuk görüyor insan.
Düşünsenize okul çevresinde çok az sayıda çocuk sigara içiyor,çok az sayıda kız çocuğunun saçları boyalı, kaşları alınmış ve etek boyları kısaltılmış. Sigara haricindekiler çok da kötü şeyler değil elbette fakat benim hoşuma giden; çocukların büyük bir çoğunluğunun hala çocuk gibi davranıyor olması. Bu çok güzeldi işte! Alpi, bir sene önceden okula alışkın olacaktı. Sınıf arkadaşları yine sınıf arkadaşları olacaktı. Olamadı tabii ki:) Şu anda Milli Eğitim karışmış durumdaymış . Kimin, neyin ne olacağı hiç belli değilmiş. Gerçi ben son hafta olanlardan sonra, okuldan iyice soğudum. Alpi seviyor diye sesimi çıkarmıyordum fakat Onun da pek o kadar mraklı olmadığını öğrenmemle birlikte harul hurul okul arayışımız başladı. Gerçi hala MEB’ de bir sürü soru işareti devam ediyor.Biz de beklemedeyiz.
Ne oldu peki şu anki okulumuzda? Aslında özellerde çalışmamdan dolayı kalmış bir alışkanlık bu:( MEB’ de “Ne oldu peki şu anki okulumuza?” yerine “Ne oldu peki şu anki öğretmenimizle?” olmalıydı. Buradaki işleyiş, hiç de özellerdeki gibi değil.
Kış boyunca çocuklar neredeyse HİÇ bahçeye çıkarılmadılar. Her zaman her yerde olduğu gibi; bundan oldukça hoşnut veliler oldu. Alpi kış boyunca bunu sorun etti haklı olarak ve öğretmeninden resmen soğudu. O soğudukça, sınıfta huysuzlaşmaya başladı, huysuzlaştıkça öğretmen üstüne gitti. Laf anlamıyor ne yazık ki öğretmeni. Maalesef bunun türkçesi bu! Önceleri çocukların hastalandıklarından yakınmıştı. Buna Alpi bile güldü:) Öğretmenine asıl sınıfta kalırlarsa hastalıkları birbirlerine geçireceklerini anlatmaya çabaladı yavrum. Bu arada öğretmen gerçekten küçücük, iki uzun kalorifer peteğinin cayır cayır durumda olduğu sınıfta, soğuğu sevmezmiş diye klima açmaya başladı. Çocuklar ter içinde. Sınıf havasız kalınca pencereyi, ardından da yetersiz kaldığı için kapıyı açmaya başladı. Çocukların masası da tam ortada! Kapı – pencere her açılışında çocuklar cereyanda kaldılar.
Surat asmalar, ses yükseltmeler başladı. Ben de sınıf annesi olduğum için, daha çok sınıfa uğramaya başladım.
Sınıfı, haber vermeden, okulun temizlik görevlisi bayana bırakıp izin almalar başladı. Alpi’ ye öğretmeninin ses yükseltmelerini ciddiye almamasını öğütledim. Onun, bağırarak çocuklara bir şey öğretmeye inanan bir kadın olduğunu anlattım. Madem ki MEB’ de devam etme kararı aldık; bazı gerçeklerle ne kadar çabuk yüzleşirse, duruma o kadar çabuk adapte olacağını düşünüyorum. Bahçeyi de dert etmemesini; her gün okul çıkışında birlikte istediği kadar parkta oynayabileceğimizi söyledim. Sözümü de tuttum fakat Alpi sınıf arkadaşlarıyla oynamak istiyordu.
 Haftalarca Alpi bir arkadaşının kendisine inatla vurduğundan bahsediyordu. Çocuğu biliyorum. Hareketli bir başka oğlan çocuğu. En sonunda bahçedeyken-hava ısındı ya-arkadaşı yine vurmuş ve Alpi de çocuğa taş fırlatmış ve çocuk sonraki 4-5 gün okula gelmemiş. Alpi pişmanlıkla eve gelip bunu kendisi itiraf etti. Kendini kötü hissetmiş:( Ben kanamadan dolayı atık evde yattığım için RifBaba konuşmaya gitti ertesi sabah öğretmeniyle. Öğretmendeki tepki ” Aaa o olay öylemi olmuş?” 25 çocukla, stajyersiz & yardımcı öğretmensiz tek başıma ilgilendiğim dönemler oldu. Ne mutlu bana ki; asla böyle bir vurdumduymazlık içerisinde olmadım. Ne yazık ki; oğlum da bu kadar şanslı olamadı. BU, ciddi bir sorumsuzluktu bizim gözümüzde ve ilk kez müdür ziyaret edildi. Alpi’ nin attığı taş, çocuğun ayağına değil de başına gelebilirdi. Çocuk çok ciddi yaralanabilirdi. O zaman kendi çocuğumuza mı; arkadaşına mı yanacaktık?  Veya o saatten sonra yansak ne değişecekti? Ortalama bir L salon büyüklüğünde 13 çocuk, nasıl oluyor da gözden kaçabiliyor? Bunları da okul müdürü ile paylaştık.
Bir gün Alpi okul dönüşü yemekteyken şöyle bir soru sordu bana:
“Anne, Allah gerçekten taş eder mi?” sakin kalmaya çalışarak, buna inanmadığımı anlattım. Sınıfta, yemek saatinde yemeğini yemezse böyle olacağı anlatılmış. Tahmin edin bakalım kim tarafından? !!! Alpi, manevi yönü kuvvetli bir çocuk olarak büyüyor ve bu şekilde de devam edecek sanırım. Yaklaşık 4 yaş civarı sorgulamaya başladı ve ben Allah’ a inanıyorum diye konuyu kapattı. Arada inananlar & inanmayanaları güya bize çaktırmadan sorguladı. Nasıl iyi hissediyorsa, ona inanmasının doğru olacağını anlatmıştım. Bu son duydukları ise oldukça ürkütücü gelmiş oğluma. Kanamamı da ihmal etmemeye çalışarak, ertesi gün okula gittim ve çıkışta öğretmen hanıma konuyu açtım:)
 Ö: “Aaa ben de geçen gün öyle birşeyler duydum ama hangisi söyledi bilmiyorum!” Neden farklı bir yanıt beklediysem..
Ben: “Alpi, sizin ve bazı arkadaşlarının söylediğini anlattı?”
Ö: “Aaa benden bekler misiniz hiç öyle bir şey? Bak, şimdi siz söyleyince birden hatırladım! Alpi kendisi söylemişti!!! …… Hanım!(Okulun temizlik görevlisi. Ağırlıklı olarak anasınıfına destek verir) Geçen gün böyle böyle bir konuşma olmuştu onu kim söylemişti?
“Bilmem ki; duymadım ben?”
Ö: “Alpi söylemşti ya!” Gözler bir anlığına açılır ve normale döner,
“Aaa evet evet Alpi demişti. Tam olarak bilmiyorum  ama ben.”
Ö: “Gördünüz mü Elf Hanım? …Hanım’ da benimle aynı şeyleri söylüyor”
Ben: Valla …. Hanım, ben size aktarayım da olaydan tam haberdar olun. Çok büyük sıkıntı olabilir sonra bu tür konuşmalar. İyi günler!”

2 aydır 23 Nisan için halk oyunları gösterisine çalışıyorlardı sınıfta. Alpi 10 gün kadar okula gitmedi. Çok hasta olmuştu ve toparlanması için de evde kaldı. 16 Nisan’ da tekrar döndü okula ve o haftanın Perşembe günü Alpi’ yi almaya sınıfa ben çıkmıştım. Doktor kontrolünden geliyorduk ve zaten sıkıntılı bir durumdaydım. Daha önceki konuşmamızda 23 Nisan gösterisinin aynı gün, pazartesi yapılacağını söylemişti. Perşembe günü çıkış saatiden daha erken gitmiştik ve halk oyunları çalışmaları devam ediyordu. Ne kadar daha süreceğini sorduğumda ise YUH ARTIK!!!dedim. Cevap:
Ö: “Yarın gösterileri var ya; son prova bu!”
Ben: ” Nasıl yarın gösteri var? …. Hanım, gösteri Pazartesi günü demiştiniz? Şaşırdınız herhalde.”
Ö: “Aaaa ben size söylemeyi unutmuş muyum??? Pazartesi okul töreni olduğu için; anasınıfı & 5. sınıfa kadar olan çocukların gösterisi yarın yapılacak. Aaaa inanmıyorum! Unutmuşum! Şeyyy ben cep telefonumdan yanlışlıkla bütün numaraları silmişim de sizi o yüzden arayamadım. Yoksa Alpi’ yi çok merak ettim hastaymış. E tabi gösteriyi de haber veremedim. Kıyafetleri de almanız için bugün son gün.”
Ben: “!!!!!!!! … Hanım, dalga mı geçiyorsunuz siz benimle? Sınıfta kocaman harflerle sınıf annesi yazıyor ve karşısında benim hem ev hem cep telefonum yazıyor. Ayrıca kayıt esnasında da tüm bilgilerimiz alınmıştı. Ulaşmak isteseydiniz, bunu rahatlıkla yapabilirdiniz!”
Ö: “Eeee” Kem küm…Zart zurt….

Müdürle olan konuşmamız, öğretmen hanımın kulağına gitmiş ve resmen intikam aldı. Soluğu müdür yardımcısının odasında aldım. Bu kısım, sinirlerimi çok bozuyor; konuşmanın özetini yazacağım. Bunların hiçbirinin bir sıkıntı ve şikayet olamayacağını belirtti. Bu tür ufak tefek şeylere kafa yormamalıymışım. İlkokula başladığında neler nelerle karşılaşacakmışım. Şimdi bunlara böyle tepki veriyorsam, o zaman ne yaparmışım? Olacak olan en fazla şuymuş; ben dilekçe yazabilirmişim. Müdür, direkt red yazıp imzalarmış, İiçe Milli Eğitimin sadece müdürle telefon görüşmesi yapacağını ve sonuçta bizim sorunlu veliler olarak görüleceğimizi söyledi. Ayrıca tüm bu süreç; öğretmen ve çocuğa da yansıyacağı için, çocuğun psikolojisi darbe alabilirmiş.

O günkü kanamaya rağmen; Kemeraltı’ nda 2-3 saat kostüm işini halletmekle uğraştık. Alpi’ ye hiçbir şey yansıtmadık. Dudaklarımız birer çizgi halinde, midemizde ve boğazımızda bir yumrukgünü geçirdik. Ertesi gün, gösteri gerçekleşti ve Alpi çok eğlendi. Evimize döndük.

Gördüğünüz gibi; benim gibi kafasında MEB ile ilgili soru işaretleri olan veliler halt etmiş! Ne kadar da çocuk merkezli hareket ediyorlar aslında.

  • Share on Tumblr

Alpi okulda

 Sabahtan beri Alpi & RifBaba ile köşe kapmaca oynuyorum. Kahvemi hazırlayıp tam bilgisayarın başına geçiyorum ki; içeriden sesleniyorlar. Oyun oynanacak 3. lazım, bir oyuncak bulunamıyor, elma kaldı mı acaba, pazardan neler alınacak, pazara beraber mi gitsek… Şu anda da RifBaba uyumamaya kararlı bir cüceyle cebelleşiyor. Odasından gelen isyan nameleri eşliğinde inadım inat deyip oturdum nihayet.

*Bu aralar yapmayı en çok sevdiği hinlik: “Babacığım,sen önden git de ben arkandan geleyim. Bu çağrıya safça uyan babanın başına gelecek ise; poposundan alınan acımasız bir ısırıktır! Bunun bir de babasının bacaklarının arkasına geçip, dizleriyle adamcağızın dizleri bükülecek şiddetle vurma versiyonu var. 

Bir süredir hem yazmak isteyip hem de bundan kaçınıyordum. Bugün konu üzerine kafa yordum ve sebebini buldum. “Alpi Harikalar Diyarında” yı açtığımda; görsel kaygısına fazlasıyla düştüğümü fark ettim. Anlatmaya çalışayım; konuya girdiğimde, ilgili fotoğraflarla uğraşmaktan ne yazacağımı unutuyorum. Fotoğrafları önceden düzenleyince yine o an aklıma gelenler, uçup gidiyorlar. Buranın yazı ağrlıklı olması için fotoğrafları asgaride tutmam gerek sanırım. Bu noktada önerilerinizi bekliyorum. Aklımdan flicker hesabı geçiyor. Ne dersiniz?

Bilmeyenler için yazayım yılın ilk yarısı çalışmıyorum. İkinci yarısı henüz net değil. Alpi hafta içi yarım gün olarak yeni bir okula başladı. (30 Eylül 2011) Sabahları babası bırakıyor, öğlen ben alıyorum. 12 kişiler sınıfta. Küçük bir okul. Samimi üstelik. Öyle rahat dizginlenen bir çocuk olmadığı için göze batmasından endişe edilmiyor. Dolayısıyla bilmem kaç saat başka bir odada bilgisayar oynasın teklifinde bulunan yok. Sorumlu öğretmen gerçek anlamda tecrübeli; sen yokken beni takmıyor diye mızmızlanmıyor da. Müdür ilk günden kalbimizi fethetti. Olmaması gereken hiçbir şey yok; demek ki doğru yerdeyiz. İlk gün sınıfın kapısından bakmayı bile reddetti. İki kez elimizden kurtulup koridora ve bahçeye kaçtı. Babasıyla gülüp geçtik. Ne de olsa ilk kez annesi yanında olmadan okula gidecekti. Bir ara yanıma gelip, “Anne beni yanliz birakma. Yaz okulunda sen bir gün yanımda yoktun ya; öğretmenlerim bana çok kötü davrandı. Bu öğretmenim de bana öyle mi davranacak? Nüffen, nüffen beni yanlız bırakma.” dedi ve iptal oldum resmen. Eski okulundan apar topar ayrıldığımız için; yolda “Burası bir yaz okuluydu. Yüzmeyi, başını batırmayı, böcek avlamayı, bahçe dedektifliğini öğrendin ve işimiz bitti.” diye bir açıklama yapmıştım. Çok üzüldüm. Ne talihsizlik… Konuştuk Alpi ile ve şimdiki kararımızın ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anladık.Hepimizin çocukları gülsün, oynasın, mutlu mesut gitsinler okullarına.

Kara gözlümün alıştırma günlerinde kah koridorda kah okulun bahçesinde bol bol “Nurturlayarak” zaman geçirdim. Geçtiğimiz hafta 3 gün sabah yavruyu okuluna bıraktıktan sonra soluğu Küçük Park’ ta aldım. Garip geldi başlarda ama çabuk alıştım :)  3. gün henüz sipariş vermeden kahvem masaya geldi. Yanımda göz kulak olmam gereken Alpi yok. Gerçekten garipti.  Amaçsızca sokaktakilere bakabildiğimi fark etmemle kendime ait saatlerim olacağının dank etmesi aynı dakikalara denk gelir!

Hemen kendime ait saatleri değerlendirmeye giriştim 😛 Üsttekiler közlendi, alttakiler kurutuldu.
İlk bir kaç hafta öylesine geçti. Sonra eve giriştim. Şekil şemal değiştireyim dedim. öyle bir girişmişim ki; hala düzeltemiyorum. Kafam dolu tabii bu esnada. Ne yapabilirim, nasıl yapabilirimlerle dopdolu. Bir sertifika programı için başvuruda bulundum, yazlıkları kaldırıp kışlıkları çıkardım, bir fotoğrafçılık kursu kaçırdım, Nil’ den bolca kitap topladım, bir arkadaş dürtüğüyle bir işe girişmeye karar verdim. belki de proje demeliyim. Şu sıralar bu beniçok heyecanlandırıyor. Bana şans dileyin.
Aklıma sıklıkla İdefix’ in sanal kitap fuarı geliyor bu ara. Yine Kasım başında mı başlayacak acaba? Kitap demişken harika bir kitap tavsiyem var: Bir Kar Masalı. 

“Esra Özlem Şakar Özümüztoprak yazdı.
OİP resimledi.
Deniz Aslı Soykurum Çetin iPhone/iPad uygulamalarını hazırladı.
Özge Çatıkkaş seslendirdi..
Bütün blog bebeleri hani bize hani bize dedi:))” diye bitiyordu tanıtım yazısı. Aylardır ekrandan izliyordu blog bebeleri Bir Kar Masalı’ nı. Şimdiyse kitaplıktan çekip almak için, gece başucunda tutmak için, ellerinde dokunabilmek için kitapçılarda! Alpi’ ye hediye olarak almayacağım. Raflarda kendisi görsün ve alalım desin diye kitapçıya götüreceğim. Tekrar tebrik ediyorum :)

*Biterken; madem görsel kaygım vs diye yazdım; şu yazamadığım tatil postu sırf fotoğraflardan oluşsun. Arada altına adres, bilgi falan ekleyeyim. İyi haftalar dilerim.

  • Share on Tumblr

Bugün burada

Gözümün biri tv’ de Whistleblower; diğeri netbook’ un ekranında. Bir süredir savsaklıyorum blogu. Halbuki bir yazı dizisi hazırladım. Maksat paylaşmak. Bir dizi röportaj sürprizim var. Ama bazen gerçek hayatta bir şeyler öne geçiyor. Sanalla gerçek, gerçekle sanal karışıyor. İşler arapsaçına dönüyor. Oluyor. Olabiliyor. Hayat işte. Çocuğunuza Sınır Koyma; ayıla bayıla okuduğum bir kitap. Hem de defalarca. Birisi de bana okusa bu kitabı. Büyümeye devam. Dedim ya, yazdım ya; sadece H-A-Y-A-T!

Bugünün anlamı büyük benim için. Yeni öğretim yılına yeni bir kurumla merhaba diyeceğiz. Şu anda ayaklarım yerden kim bilir kaç metre havada! Yıllarca da inmezler umarım. Tam umudumu kaybetmişken; Alpi’ nin yıllar boyunca gülümseyerek hatırlayacağı bir okulu olamayacak mı derken…

Bugün başladım ben yeni okulumuza. Bir süre hizmet içi eğitim, sınıf düzenlemesi, personel kaynaşması ve toplantılarla geçecek. İki gün boyunca kara kara düşündük RifBaba’ yla. Ben yanımda Alpi’ yi götüremeyeceğim. Babası işyerine götürse ilgilenemeyecek. Bu da en az 7 saat bilgisayar başında oyun oynaması demek. Bayrama kadar sürse bu durum, 15 gün! Ben çocuğumu tanıyorum; daha da iflah olmaz!!! Nurti‘ ye danıştım, en iyisi bu süreçte okula yakın başka bir okula kayıt yaptıralım dedik. 10-15 gün için tam ay parası vermek de çok sinir bozucu. 700-800 TL. Babaannesini arasak? Köyde işler yoğun. Yeni bebek var ilgilenilecek. Ramazandayız ve özellikle haftasonları kalabalık gruplar geliyor. En son gitiğimizde halasıyla yardıma kalkıştık; 200 e yakın tabak yıkadık! Gelebilir mi? Geliyor:)))) Rahatladık.

Dil çalışmalarına başlıyorduk. Askıya aldık babaanne gidene kadar. Sonra devam edeceğiz. Çok kararlı okuma-yazma öğrenmek konusunda.

Bugünden bahsedeyim biraz daha. Personel birbiriyle tanıştı. Sohbet ettik. Bir tanesi liseden aynı dönemde okuduğum bir arkadaş çıktı. Ne sürpriz. Bir başkası zaten arkadaşımdı; memnun olduk. Okulu gezdik. Herkes benim kadar heyecanlı mıydı? Hatırlamıyorum. Benimki bana yeter. Sınıfları düzenlemeye başladık. Masalar, sandalyeler, raflar hep streç sarılıydı. Açtık, kurduk, temizledik ve yerleştirdik. Danışmanımızı saatlerce bekledik. Hazırlandı, izledim, hazırlandı, konuştum.. Sonra bahçede bol bol sohbet ettik. Birbirimizi, kurum sahiplerini anlamaya çalıştık. RifBaba ve Alpi geldi. Bahçede mangal keyfi başladı. Alpi diğer çocuklarla oynadı, 3 tane salıncak daha olduğu halde; ağaca asılı bir tanesi için amansız bir mücadeleye girdi. Yemek yedi. Göletteki balıkları izledi ve kurbağaları yakalamaya çalıştı. Bir
Palomena prasina  ile dakikalarca oynadı, öptü ve kendi yanağına sürttü. Öptürmek istedi sanırım. Bilse  başına gelebilecekleri:)))) Eve getirmeye kalktı da en sonunda bahçedeki arkadaşlarının onu özleyebileceğine ikna ettik, bıraktı.

Eve dönerken; “En mutlu günlerimden birisiydi. Çok eğlendim.” dedi ve dünyalar benim oldu. Başladığımız gibi devam etsin.

* Biterken; Whistleblower’ ın hakkını veremedim, dayanamadım. Alpi uyuyor, RifBaba filmi izlemeye devam ediyor. Bir süre gün gün okulu yazacağım. Bununla beraber, hangi kurum olduğundan bahsetmek yok. Kendi aramızda yazıp, okuyoruz işte 😛

  • Share on Tumblr

Yıl Sonu Gösteri$i

Bir süredir aklımda bu konu. Her gün çocukları o günün branş öğretmenine teslim ederken, Alpi’ yi kapının küçük camından izlerken, veliler “Sene sonu gösterisi nerede olacak?”, “Ne zaman olacak?” diye sorarken, kostümlerden bahsedilirken…Evet, okulda kesinlikle bir hareket var bugünlerde.

Çocukların verdikleri tepkiler birbirini tutmuyor. Kızlar, kostümler için heyecanlı. Alpi, baş rollerden birinde olduğu için heyecanlı. Benim bidikler, büyük bir sahnede, ellerinde peluş hayvanlarıyla koşturacakları için heyecanlı. Hepsinin ortak tek bir dileği var: Çalışma sonunda ödül motivasyon olsun diye alacakları şeker!

Bu, çoğu zaman rahatsız ediyor beni. Hiç mi hiç sevimli gelmiyor. “Şimdi yat oğlum. Aferin, al bakalım şekerini!”

Amerika’ da doğup büyümüş bir velim anlatmıştı: “Orada böyle dehşet paralar vermemiştik kostümler için. Böyle sıkıntılı organizasyonlar da görmedik hiç. Çocuklar temiz, birer şort & tişörtle sahneye çıkar, şiirini, şarkısını okur ve evine giderdi.” Yıllarca bu sözler çıkmadı aklımdan. Her sene yapılan çalışmalarda bazen gözlemciydim, bazen işin direkt içindeydim. Vee hep memnuniyetsizdim bu konuda. Alpi’ nin drama gecesi de bu fikrimi değiştirmedi; 20 gün sonra yapılacak asıl gösterinin halen devam eden çalışmaları da. Evet, karşılaştrınca daha eğlenceli geçiyor, çocuğu sıkmıyorlar falan filan ama “Ne kadar gerekli?” sorusunun cevabı bende belli.

Damla Nurturia‘ da dürtmüştü bizi benim yazımla yaklaşık aynı tarihlerde. Onunda kafasında da aynı sorular. Sonra da Kitubi’ de değinmiş konuya.Malum, kıyım başladı… Bir de eklemiş;
“Kreş mimi yazısını yazan ve yazmayan, çocuğu kreşe devam eden herkesi mimliyorum. Çocuğu kreşe gitmeyip, yine de fikri olanlar da yazsa ne güzel olur.” 

1. Çocuğunuzun devam ettiği kreşte çocukların gösteri yaptığı bir organizasyon düzenleniyor mu? Gösterinin süresi nedir? Nerede yapılıyor?

Evet, okulumuzda da böyle bir organizasyon düzenleniyor. Bütün yaş gruplarının katılacağı bu organizasyonun süresi toplam 2 saat olarak hesaplandı. Bir kolejin konferans salonunda yapılacak.

2. Gösteriye nasıl bir hazırlık yapılıyor? Haftada kaç saat bu iş için harcanıyor?

Yaklaşık 6 aydır, her branş öğretmeni, kendi ders saatlerinde çalışmasını yapıyor.  30-40dk lık bir zaman dilimlerinde, her yaş grubu sırasıyla çalışmasına giriyor. Perşembe günü hariç, her gün bir branş dersi var.

3. Gösterinin çocuğunuza ne yararı olacak? Sizce çocuğunuz için bu hazırlıkların, ya da gösterinin kendisinin verebileceği zarar var mı?
Ben de bunu çok sorguluyorum. Alpi girişken bir çocuk. Bu konuda bir sorunumuz yok. Canı isterse birilerinin karşısında şarkı söyler, istemezse mümkün değil. Benim bidiklere gelince; çoğu sahne korkusunu feci derecede yaşadılar. Korktular, annelerinin kucağında ağladılar. Büyük yaşlardan da benzer tepkiler geldi. Bu yaşta bunun için çocuğu zorlanması gerektiğine inanmıyorum. İlk gösteride koro vardı. Alpi 4 ay boyunca her ders aynı şarkıları tekrarlamaktan çok sıkılmıştı. Derste tutmakta zorlandık. Tutmalı mıydık? Gerekli miydi? Değildi tabii ki. Mevcut düzeni bozmamak, öğretmeninin otoritesini sarsmamak adına az müdahale etmeye çalıştım ama pek de sallamamışım sanırım. Şimdi düşününce; üç sıkılmasının ikisinde, Alpi dışarıdaydı. :) Böyle olabilmeli aslında. Branş dersleri çoğunlukla anne-babaların seçtiği dersler. İlgisi yok ise zorlamamalı. Hatta okula gönderilmek de çocuğun seçtiği bir şey değil. (Bu yazının sonunda şuursuz, içinde bulunduğu sistemin otuna topuna muhaliflik yapmaktan zevk aldığıma ve de MEB, ağzıyla kuş tutsa bana yaranamayacak olduğuna daha çok inanır olacağım)
Hepsi bir yana, çocuğa cidden zarar verebilecek bir durum geliyor aklıma. Çocuk bu gösteri çalışmalarından cidden haz alıyorsa, bunun bir oyun değil de gösteri olduğunun farkındaysa, izleyicilerin tepkilerini önemsiyorsa ve aylarca çalıştığı rolünden olursa bu ciddi bir sorun oluyor.

4. Bu gösterinin okula ne yararı var? Ne gibi yükleri olabilir?
Öncelikle prestij, ardından maddi destek. Velilerin genelinde şöyle bir beklenti/anlayış/bilinç altı var: Ne kadar iyi bir gösteri çıkarsa; o okul o kadar iyidir. Ödedikleri aylık ücretin hakkını veriyordur. Çocuklarının yapabileceklerini ispatlamıştır. Veyaaaa beş para etmez  bir okuldur. O kadar para ödenmiştir ve falancanın okulu kadar bile olunamamıştır. Bu yazdıklarım bazılarınıza “fazla” gelebilir; 2003′ ten beri yaptığım gözlemler, yaşadığım tecrübenin bir “genellemesidir”. Tamamen sanatsal kaygılarla yola çıkanlar da var; maddi beklentililer de mevcut. İkisini de tasvip etmiyorum. Çocuk odaklı olmaktan çıktığı anda o gösteri, çocuğa yüktür.
Kostüm paralarını unutmayalım. Makul miktarlardan uçuk rakamlara kadar geniş bir yelpaze var piyasada. Bazıları kiralık, bazıları özel tasarım, bazıları da seri imalat. Bir gösteri için yıllar önce 180TL istenmişti tek bir veliden. Bu kadarına gerek var mı sizce?

5. Öğretmeni sizce bu hazırlığı severek mi yapıyor?

(Korkarım ki bir daha iş bulamayacağım :P) Bu, farklı cevaplar alınabilecek bir konu. Ben, eğer ki üst makamlar tarafından yönlendirilmeye çalışmıyorsam, severim. Basit ve kısa süreli şarkı, şiir veya toplu, kısa bir oyun taraftarıyım. Bazı öğretmenler ayıla bayıla yapıyorlar. Bir arkadaşım, “Tüm sene içinde öğretmenin gönlünce yapabildiği tek şey.” demişti. A’ dan Z’ ye gayet planlı, programlı, bir koreografisi olan gösterilerden yana olanlar da var, “Fazla zor olmasın, tepki almayayım, sevimli gözükürler” deyip mankenlik yaptıranlar da. -ki bunların en popüleri, mayolarla sahneye çıkan çocuklardır.
Bazı kurumlarda da -bizim ki gibi- bu işi branş öğretmenleri üstleniyor. Onlarda işlerinin genellikle severek yapıyorlar.

6. Bu gösterinin veli olarak size ne yararı var?

Beklentilerle alakalı bir durum. Çocuk mutluysa, severek ve isteyerek katılıyorsa, saçma bir konu işlenmiyorsa bence mahsuru olmadığı gibi; bana yararı da yok.

Kitubi’ deki gibi onu hakkında fikrini belirtmek isteyen herkesi yazmaya davet ediyorum.



  • Share on Tumblr

Gösterinin perde arkası

Dün bir şekilde geçti de; pazartesiyi nasıl kurtaracağım bakalım. Sabaha Alpi’ nin 38.8′ e çıkmış ateşiyle merhaba dedik. Hiçbir şey yemeden yarım saat içinde tekrar uykuya daldı. Kahvaltıda tek başımaydım. Biraz Nurtiş, biraz mailler, biraz FB, Alpi’ yi kontrol ettim ve uyandı. Uyanır uyanmaz tavuklu pilav isteyen oğlana can feda dedim ve kalkıp yaptım. Yastıklarla destekli oturacak kadar bile hali olmadığından ben yedirdim. Gözüm yavaş yavaş saate kaymaya başladı tabii. RifBaba’ yı telefonla taciz aradım ve birazdan geleceğini söyledi. Birazdan gecikmeli olarak geldi. Aradaki zaman zarfında kuzu, desteksiz bile oturamadığı için yanından ayrılıp da hazırlanamadım. Bilgoyu kapıp atladım yanına ve bu aralar favorisi olan Megamind‘ ı izledik.

Sabah çok üzülüp ağlamıştı gösteriye gidemeyecek diye. Sene başından beri oyunlar, şarkılar hep yavaş yavaş alışsınlar diyeydi. Ben de söz vermiş bulundum “Bebek arabasına oturur, arkadaşlarınla beraber olursun.” delirdi sevinçten. “Gerçekten mi anne? Gerçekten mi?” Ateş düşürücüyü dayadım ya; ne de olsa toparlanır öğleden sonraya diye “Tabii ki oğlum. Gerçekten” diye saftirikliğimi tescillemiş oldum. içinizden söylenmeyin oradan; tebriklerinizi yorumlarda yağdırırsınız. Bu kadar inandırdıktan sonra RifBaba’ ya bırakıp çocuğu gidersem, güvenini sarsacağımdan korktum.

Böyle salak saçma hayallerle cebelleşirken RifBaba geldi. Kapıyı açtım ve direkt saç yıkama ile ütüyü aradan çıkarttım. Rekor bir sürede makyajımı da yapıp salona geldim ki Alpi efendi babasıyla kuduruyor. E hastaydı? Halsizdi? Babalarını görünce mi arınıyr bu modellerin hepsi her türlü arızadan? Neyse, turboya takıp Alpi’ yi de hazırladık ve yola çıktık. 10 dk sonra inanılmaz bir trafikle karşılaştık. Nasıl anlatayım; böyle milim milim anca gidiyor. Alpi arkadan “Cailou seyredeceğim” diye cırtladı, uzatmadan açtık. Ben kalp spazmı geçirmek üzereyim gibi hissediyorum. Çoktan öğretmenlerin salonda bulunma saati geçmiş. Gösteri başlamadan yetişebilsem diyorum.

Trafiğin sebebi beli oldu. Yan şeritte kötü bir kaza olmuş. Minibüs takla atmış, başka arabalar falan. Bizim şerit, kaza seyreden yurdum şaşkolozlarından dolayı tıkanmış meğerse. Tam hızlandık Alpi “Aneee! Kusucam galiba!” dedi. Durduk, kapıyı açtım, kucağıma aldım, yola doğru döndük ve böööğğğğ! 10 dk da böyle geçti. Kusma molasında anneanne de bize dahil oldu. Artık ben gösteri bitmeden yetişsem demeye başladım.

Hedefe vardığımızda ilk bölümün bitiş anaonsu yapılıyordu. Alpi arkadaşlarını görünce canlandı. 3-4 oyunda rol aldı, sonuncusunu istemedi. “Emin misin?” dedim “Evet” dedi. “Tamam canım. Ama benim sınıfın hala bana ihtiyacı var, sen eğlenmene bak” dedim. O da “Ağlar gibi üzgün sesli olup beni üzmediğin için teşekkür ederim” dedi. Canım benim! O ne be? Bir şey istemediği zaman, ben ağlak bir sesle çocuğa vicdan mı yapıyorum? Uzaklaştır şimdi kafandan bunu, işine konsantre ol. Ne de olsa sonra döneceksin buna!

Velhasılıkelam, dün bir şekilde geçti. Veliler gülümseyerek, çocuklardan benim sınıftakiler biraz tedirgin, biraz ağlamaklı, Alpi mutlu, anneanne, RifBaba&ben ilk gösteri heyecanını atlatmış evimize yollandık. Pazartesi günü gösterinin kritiği yapılacakmış! Canıma çok okunacak mıdır dersiniz?

*Biterken Alpi çizgi film izliyor, RifBaba uyuyor, ben de Alpi’ nin çizgi filmi dinliyorum. 1. fotoğrafta ne kadar büyümüş görünüyor değil mi? 2. sinde acı yok Alpy!! 3.sünde ben o kara gözlere kıyamam! Ağlaklık konusunda takmış durumdayım; farkeden olursa uyarsın beni. 


  • Share on Tumblr

Okul gösterileri

En sonunda söyledim. Artık yarı işsiz sayabilirsiniz beni. Son ayları acabalarla geçirmek çok yorucuydu. Bugün çaldım kurum sahibinin kapısını ve söyledim. “Haziran’ da ayrılıyorum” dedim. Uzun uzun konuştuk. Pek öyle severek ayrılmayacağız ama en azından seviyeli bir birlikteliğimiz vardı diyebileceğiz.

Yukarıdakileri 9 gün önce yazmışım.(+2 oldu yayinlayacagim dur bakalim) Yani siz aaa! derken, ben o-hooooo! diyorum. Yazmadığım sürelerde Alpi,koltuktan koltuğa zıplarken kafa üstü yere çakıldı. Bir kez okuldaki bir doğumgünü partisinde maskeden, bir kez de stajyer öğretmenin uzattığı toynaklardan göz ucundan yaralandı. Bir kez 41.2′ ye çıkan ateşle ömrümün bir kısmını götürdü. Bir müzikal, iki gezi, bir tiyatro oyunu izledi. 2 şişe antibiyotik daha bitirdi. Bir arkadaşına daha aşık oldu. Mighty Beanz’ in hastası oldu; Gormiti & Ben10′ e göz kırptı. Bolca Arca’  yı, Hülya’ yı, Elif’ i sayıkladı. Yeliz’ in saçları gibi sarı saçlı olmamı istedi. Tuna ile planlar yaptı. Tülin Su’ yu sordu. (Evren, vuslata kaç kaldı canım?) Ege’ yi hala kıskandığını alenen belirtti. Hayat’ ın suşilerini, Ela’ nınsa gülen yüzünü anlattı. Tuğçe’ ye içtenlikle sarılarak veda busesi kondurdu ve Demir’ i sevdi. Nil & Berk’ i, okullarının önünden geçerken göremediyse; surat asıp küstü. RifBaba’ nın yoğun iş temposuna ayak uyduracak diye uykusuz kalıp, babasının yolunu gözledi. Anneannesiyle gittiği parkı anlattı, dedesini ve Bodrum’ u anası gibi hayal etti. Veee 5 yaşa 2 kala, Şimşek’ li doğum günü partisinde karar kıldı.

Cumartesi günü Alpi’ nin gösterisi var. “Drama Night” imiş. Resim sergisi, şarkılar ve defileden oluşan mini bir program. Haziran’da da yılsonu gösterileri var. Bu okulumuzdan önce, okul gösterileri tam bir kabustu benim için. Ben hep bir şekilde geçiştirdim. Basit bir şeyler ayarladım. O süreçte çocuklar canlarından bezmesin istedim. Bu sene başında tanıştığım branş öğretmenlerine kadar; gösteri deyince gözümün önüne gelenler pek iyi değildi. Çocuklar zorlanır, eğlence namına pek bir şey kalmaz, asıl amaç unutulur ve öğretmenin hırsına teslim olur çocuk. “Öyle değil çoocuğummm! Anlamıyor musun? Hiç olmadı! Sen bu işi beceremiyorsun! Ayyyy, bu çocuğu öbürüyle değiştirsek mi?” diye diye kaç çocuğun hayatında ne izler bırakıldı.Bu konuyu birkaç yerde daha açmıştım daha önce de. İnsanların genellikle aklında çok eğlendiği ve heyecanlandığı kalmış. İtiraf ediyorum; Alpi’ nin okul günlerinde beni gerçekten korkutan, düşününce strese sokan konulardan biriydi bu gösteri işi. Eee, korkunun ecele faydası yokmuş! Türkiye’ deki okullarda kaçınılmazlardan birisi. Gerçi bazı kolejler gösteri(ş)sizliği seçmeye başlamış. Duyuyorum ve takdir ediyorum. Bizim okula döneyim; ilk derse elinde gitarıyla geldi bir tanesi. Kafasında rengarenk bir şapka & 10 parmağında farklı parmak kuklaları ve ziliyle geldi bir başkası. Birbirinden göz alıcı boyama sayfaları ile 3. süyle tanıştık. Twister, düdük ve insani eşlik etmek için 2. kattan koşturtan hareketli şarkılarla geldi sonuncusu. Sene başından beri hiçbiri çocukları zorlamadı, kötü hissettirmedi, çalışmak istemeyenle oyunlar oynandı.

Ercan Mertoğlu‘ nun bulunduğu bir seminerdeydim geçen haftalardan bir gün. “Katliam başladı” dedi! Yılsonu gösterilerini kastetti.  Yine aynı seminerinde dinlediğim Deniz Hanım‘ ın çocukluğuna dair anlattıkları aklıma geliyor. Okul gösterisinde dans edeceklerden birisiymiş. Çalıştıran öğretmeni “Deniz, olmuyor; dans edemiyorsun” gibi bir takım şevk kırıcı sözler söylemiş. “Ona o kadar inanmışım ki; kendi düğünümde bile dans edemedim” demişti.  Çocuklarımız eğlensin, erken yaşlarda bir beceri kazansın diye kabul ettiğimiz branş dersleri bile bu kadar önemli işte. Aslında erken çocukluk döneminde çocuklarımızın hayatına giren bütün öğretmenler o kadar önemli ki! Potansiyel suçlu olarak görmek veya öğretmenleri 5 dakika boş bırakmamak değil kastettiğim. Derslere girmekten çekinmemeliyiz. Sorular sormaktan çekinmemeliyiz. Sadece çocuklarımız için doğru yaklaşımda bulunanları seçmeliyiz.

Sabah Alpi’ nin ateşi 38.8 idi. Biraz önce kontrol ettiğimde su gibi terliydi. Alpi çok heyecanlıydı bugün için. Doğru insanlarla birlikteydik; şimdi de azıcık şansa ihtiyacımız var. Bize bol şans dileyin. Mutlu bir hafta sonu geçirin. :)

*Biterken, Alpi hala uyuyor. Benim her ihtimale karşı ütülenecekleri aradan çıkarmam lazım. Fotoğraflar, geçen sonbahardan. Anneannesinin yeni evindeki gömme dolabın iç dekorasyonunu yaparken:)

  • Share on Tumblr

Sonbaharda köy ve içime düştü Montessori

Köyün sonbahar fotoğraflarına nihayet sıra geldi. Hiç böyle görmemiştim buraları. Kahverenginin, yeşilin, sarının her tonu.. Nasıl huzur verici, nasıl dingin.

Alpi yine babaannesinin yakaladığı bir balıkla oynarken.

Ah Mudo; yaktın beni. Hatta perişan ettin!!! Lastik çizme su geçirir mi? Ben seçtiysem, böyle bir potansiyel her zaman mevcut :)

Bayram, çocuklar için hep daha mı özel ne? Nasıl? Alpi’ nin kuzeninin cakasından yanına yaklaşılmıyor değil mi?

 Yıllardır buralarda gezinip duruyoruz. Bu sefer bambaşkaydı. Her bir ağacı ayrı ayrı farkettim. Her birine ayrı büyülendim.

 Kavaklar artık karelere sığmıyor.

 Kirazlar dinleniyor.

Bu yaprakların arasında koşarken, yuvarlanırken, defalarca tekmeler savurup uçuşmalarına bakarken öyle çok eğlendi ki Alpi’ m.İyi ki köy gibi bir şansımız var.

İzmir bir garip ayaz yapıyor bu sene. Son aylarda üzülüyordum çocuklara. Hava buz gibi, çocuklar hasta, ebeveynler tedirgin, ateşleri bir yükseliyor indirebilene aşkolsun. Ömürlerden ömür gidiyor. Ortak tutum; çocukların bu havalarda bahçeye, parka çıkartılmaması. Benim gibi düşünenlerin sayısı az. Ezici çoğunluk en ufak bir gezintide “Çocuğumu sen hasta ettin!” diye saldırmak üzere tırnaklarını törpülüyor. Sonuç: 1,5 aydır sabah okula bırakılıp, hava karardıktan sonra alelacele eve tıkılan çocuklar. Bence mutsuzlar. Alpi mutsuz. Alpi’ nin öğretmeni & yardımcı öğretmenimle gözlerimizi kararttık. Kim ne derse desin, 15 dakikalığına da olsa park, bahçe neresi olursa çıkartacağız. Tam bahçeye iniyoruz hooop yağmur başlıyor. Okula sığınıyoruz. 15 dakika sonra kesiliyor hooop tekrar bahçedeyiz. Azıcık üşüseler de yüzler gülümsüyor. Veliler de mırın kırın ede ede kabullenmeye başladılar. En zoru benim sınıfımdakilerdi. 2007-2008 grubu. Birçoğunun ilk çocuk tecrübesi. Evde kardeşi olanlar, bir de ona bulaşacak diye korkuyordu. Alıştılar neyse ki. Çocuklar mutlu, anne-babalar mutlu. Alpi’ nin kahkahaları geliyor benim sınıfıma, ben mutluyum.

 Gözlerim bu sefer o lezzetli kirazları hiç aramadı. Doğa uyuya yatıyordu. Ben de başıma gelecekleri bilmeden aylak aylak gezindim durdum. 9 gün tatil sonunda yine dört duvar arasına tıkılmak!

Bu akşam Tuğçe ile konuştuk. Kapattıktan sonra tekrar düşündüm. İyi mi ettim işe başlamakla? “İş de iş!” “Evde sıkılıyorum.” larımı hatırlattı bana. Yok yok iyi böyle. Faaliyetler, aktiviteler, paylaşımlar hep Alpi ile aramızdaydı. Çok sıkılmaya başlamıştı O da. Şimdi öyle mi? Okulda iki dakikada yaptığı karalamaları bile sergilemek istiyor. Biz bir yol seçmiştik ama yalnız olmuyor bu işler. Homeschooling yasal olsa idi Türkiye’ de; bambaşka olurdu her şey. Ama değil ve diretmek zarar vermeye başlayacaktı. Yalnız hissetmeyelim; bu gibi arayışlarda olan insanlar birbirini bulabilsin diye kurduk İzmir’ de Montessori‘ yi. Yine geldiler bana. Her türlü sosyal platformdan elimi eteğimi çekip; Alpi ile İzmir’ de Montessori & Montessori Eğitimi üzerine yoğunlaşacağım yeniden. Birazdan fazla zorlanacağım kesin. Olsun. Azıcık ter akacak ki değsin. İzmir II. Montessori Seminerine hazır mı? Yorumlarınızı bekliyorum.

Dağ menekşesiymiş. Saksıda yetiştirilenlerin aksine; baş döndürücü birkokusu var. RifBaba, en son küçüklüğünde gördüğünü söylüyor. Öğretmenlerine vermek için tepelere tırmanıp da toplarlarmış.

 Şehir faresi ya kendileri; her seferinde ne olur ne olmaz diye bavulun yarısına oyuncaklarını tıkıştırıp gidiyoruz köye. Ama elindeki oyuncağına bakar mısınız? Bir daha ki sefer için kendimeşimdiden telkinlerde bulunuyorum. ElfAna, coşma! Koy kovasını, küreğini, 2-3 renkli kalem, lastik çizmeler ve bol yedek kıyafet; kafi.

1,5-2 yaş civarıydı sanırım ilk kez kuzu sevdiğinde. Annesinin peşinden koşturan bir yavruyu okşamıştı. Bu kez kucaklama fırsatı buldu. Önceleri çok temkinliydi. sonra da pek birşey değişmedi aslında Kuzu her ‘mee’ lediğinde, yerinden bir karış havaya sıçradı benim kuzu da. Annesi her yavrusuna seslendiğinde aynı tepki. Parmak ucuyla kuzu sevdi.

Bir ara denk getirip kucaklattık. Ayaklarını tutmamız şartıyla kabul etti :) Seneye daha cesur olabilecek mi bakalım.

 İkisi de anasının kuzusu sonuçta.

*Biterken Alpi&RifBaba uyuyor. Benimse size verecek bir seminer haberim var. İzmir’ de kolay kolay yakalanmayacak bir fırsat. Işıkkent Eğitim Kampüsü 5. Erken Çocukluk Konferansı. İçerik: Reggio Emilia, PYP ve Proje Yaklaşımı. Kayıt formu ve ayrıntılı bilgi için bir TIK.

  • Share on Tumblr

Etme cahil ile sohbet küstürür,

Silme kı.ç.nı cam ile kestirir!
(Yazının sonunda bu sözün anlamı ortaya çıkacaktır!)

Of of off! Hep böyle oluyor bu yazma işi. Ne zaman bloga ulaşamayacak bir yerdeyim; -otobüsteyken, uyumak üzereyken, sınıfta çocukların faaliyetlerini bitirmelerini beklerken ve uyku odasında dinlenirken- aklıma yazmak için neler neler geliyor. Bilgisayarın başına oturunca da bir süre bomboş sayfaya bakıp, bari fotoğrafları düzenleyeyim diyorum. Bu sebepten Alpi Harikalar Diyarında, yakında bir fotoğraf bloguna dönüşecek.

Yine öyle bir anımdayım şu an. Üstelik aklım da bir karış havada. Profesyonel fotoğraf makinalarını incelemekten geliyorum. Benim emektar, Çarşamba günü Alpi’ nin yılbaşı balosu hallerini çekerken karardı ve sizlere ömür. Aslında elimizde bir Fuji var. Smart media karti kayip. Yardımcı olabilecek var mı?

Bu sebeplerden, can sıkıntısından eski dosyalara göz attım dün. Ve ne göreyim? Unutulmuş onca fotoğraf! Geçen seneye, 2 sene öncesine ait bir dolu fotoğraf. Pek keyifliydi bunlara bakmasi. Anlayacağınız, bu sefer, bir yandan eski fotoğrafları serpiştirirken; diğer taraftan da yazacak birşeyler arıyor olacağım. -ve çaktırmadan zaman kazanmaya çalışıyorum-

Ben O’nun yaşındayken bunları görecektim de; 10 dakikadır oynamadığım arkadaşımı görmüşüm kadar tepki verecektim ha? Mümkün değil! Delirirdim sevinçten. O da sevindi ama benim olacağımı iddia ettiğim kadar değil. Yaşadığımız dönemler ne kadar da farklı. Gerçi şimdi hatırladım; 2,5 yaşındayken ilk kez Wall-e’ yi 2 boyutlu gördüğünde boynuna atlamıştı.

 Bunu hatırlıyorum. Geçen kış sonu, birlikte tost hazırlarken.

 Bu da geçen kış ortası, yer fıstığı ayıklama aktiviti.

 2 önceki yaz sonu. Nar ayıklayıp yeme aktiviti. Acaba kimi aniyorum bu aktivitlerle?

Geçen kış olduğunu, ayaklarındaki botlardan çıkartıyorum. Sanırım evin oralardaki bir cafedeydik. Sandalyenin ahşaplarını saymak da aktivitten sayilir mi?

 Biraz okul hayatından bahsedeyim Alpi’ nin. Her kreş çocuğu gibi master, Alpi’ nin öğretmeni. O ne derse o olur. Ben de geride kalmaya çalışıyorum. Hem öğretmeni bunaltmamak, hem de Alpi’ nin okul günlerini doğal bir şekilde yaşayabilmesini engellememek adına. İkimiz de alıştık sayılır. Anne olarak Alpi’ ye yaklaşırsam; O, her anasına naz niyaz çekmek isteyen velet gibi çocuğum olarak karşılık veriyor. Öğretmen edasıyla, duruşuyla, sesiyle yaklaşırsam; O da sınıfımdaki çocuklar gibi karşılık veriyor. Nedir bu öğretmen edası, duruşu veya sesi? Nil demişti bir gün:
-İtiraz edeceği bir durumsa bile öyle bir ses tonu kullanıyorsun ki; hiç ikiletmiyor bile Berk, diye.
Ne zaman Alpi’ ye bu şekilde yaklaşmam gerekse hep Nil, senin bu cümlen geliyor aklıma. :c)

 Öğretmeninin okulda ön planda olması sıkıntı yaşattı mı? Evet. Başlarda kesinlikle yadırgadım. “Kaç gün oldu da etki alanına giriverdin a yavrum! Aaa, çocuğa bak! O kadar bokunu temizle, başında nöbet tut; düne kadar bu kale geçilmezdi, bir tek bana hayran ve sevdalı bakardı da ne oldu 2 haftada?” diye kıskançlık krizlerine girmedim değil. Öğle uykusundan ben uyandırırsam, tekmeler uçuştu; öğretmeni uyandırdığındaysa, zayıf bir miyyyk! çıkınca; “Ne kıskanıcam lan? Uyandırmaya öğretmenini çağırayım” diye düşünmeye başladım. Tuvaletten el yıkamadan kaçmaya çalışırken yakaladığımda, yüksek sesli itirazlar varsa; ben de gizlice öğretmenine ispiyonlamaya başladım. Ne diye ayarı ben yiyecekmişim? Okula geç geldiğinde veya uyku saatinde, sınıf arkadaşlarıyla faaliyet yapamadı diye gözyaşları dökünce; öğretmeninden duyacağı bir “aferin” için 40 takla atınca; artık Alpi’ nin evimizden, benim yanımdan ayrı bir hayatı daha olduğu dank etti. Demek ki çocuk hazırmış bu diğer sosyal hayata. Demek ki arkadaşlarını önemsiyormuş. Demek ki öğretmenine değer veriyormuş; hatta karşılıklı beklentileri de varmış.

 Alpi cephesinde de durumlar çok farklı değildi. Okulda hemen bana “Elif öğretmenim” diye hitab etmeye başladı. Bazen yeni veli&çocuklarına sınıfları gezdirirken karşılaşıyorduk. Anne diye seslenirdi, düzeltip Elif öğretmenim derdi. Ahh o anlar içim cızz ederdi. Biliyordum ki; o ANNE, “Sarılabilir miyim sana? Neden bu kadar yumuşacıksın? Seni çok seviyorum!” demezden önceki ANNE idi. Ben veli gezdirirken, ihtiyaçlarını öğretmeniyle paylaşmasını öğrendi.
Bazen diğer öğretmenlerle sınıflarımızdan bahsederken, “Benim çocuklarım” dediğimde Alpi ile gözgöze gelirdik. İçim yine cızzzz! Sınıfa aniden girdiğinde, eğer ki bir çocuğa sarılmışisem veya çocuklardan biri kucağımdaysa, hele ki çocuklar toplu saldırıya geçmiş de benimle sarılarak devirme oyunu oynuyorlarsa; gözlerinde bir hayal kırıklığıyla ya sarılanlara katılıyordu ya da gözleri yaşararak sınıftan kaçıyordu. “Benim çocuklar”ı, okullarda her öğretmen kendi sınıfındaki çocuklardan bahsederken kullanır diye açıklandı.
Böyle böyle herkes yerini ve sevgimizin zedelenmeyeceğini öğrendi.


Madem açıldım, devam edeyim. Okula ilk başladığım hafta bir bocalama yaşadım. Alpi 4 yaş grubunda başlamıştı. Görüşmeyi yapıp, 1 gün sonra işe başlamam gerektiği için; öncesinde de ben okula başvurmadığım ve okul beni bulduğu için çocuğumu manevi olarak hazırlama şansım olamadı.. Çok zor olacağını biliyordum ama Alpi için iyi bir olacağını hissettim. Uzun zamandır çalışmıyor olduğumdan, çalışma hayatına uzun bir ara verdikten sonra da istediğim gibi bir okula Alpi ile birlikte denk gelme şansı her zaman karşıma çıkmayacağından, değerlendirmeye karar verdim. 1 ay deneme sürem olacaktı. Onlar beni, ben onları deneyecektik. Başladık.

(Fuli’ nin eşofman üstü ile dans ediyor)
O dönem o kadar da erken uyumadığı için; sabahları uykusunu alamamış olarak gidiyordu okula. Bunu ve oğlum hakkında bir çok ayrıntılı bilgiyi öğretmene verdim: Kolay bir çocuk değildir. Çabuk sinirlenir. Çok damarına basılırsa tekme atar, bağırır; hala üzerine geliniyorsa gözü kararır ve ağlayarak saldırıya geçer. Sakinleşmek için sadece ve sadece sarılıp, bir kaç yatıştırıcı söz söylemek yeterlidir. Öğle uykusuna karşı direnç gösterir ama uyumazsa da işbirliğine yanaşmaz. Yemek seçmez ama şansını deneyebilir. Dokunsal teması ve sevgi sözcüklerini çok ama çok önemser. Konuşmayı çok sever, fikrinin sorulmasını da sever. İlgi alanları ve hoşlandıkları antik Mısır, resim yapmak, yapbozlar, Montessori aktiviteleri (ki zaten bu konudan hiç mi hiç ümidim yoktu), hareketli oyunlar, masabaşı aktiviteleri, hayvanlar hakkında her şey. Ödül ve cezaya hiç alışkın değildir; ters teper. Kesinlikle başvurmayın.
Nasıl? Herhangi bir çocuk gibi değil mi? Yanında klavuzu da okunmuş üstelik. İlk 4 gün bir şekilde geçiştirildi. Geldi çattı 5. gün. Çıkış saatinde öğretmenine uğradım. Verilecek kirlisi, pazartesiye getirilecek birşey var mı diye sormak istedim ve uğradığıma uğrayacağıma bin pişman oldum. Fazla ayrıntıya girmeden yazacağım, zira halen sinirlerim zıplamakta!
ElfAna: Nasıldı bugün .. öğretmen?
Öğretmen: Ay valla nsıl olacak bu iş bilmiyorum. Çocuğunuz hayatımda gördüğüm en geçimsiz, en kavgacı, en küfürbaz çocuk. Çok problemli çok!
ElfAna: Hayırdır .. öğretmen? Ne oldu?
Öğremen: Ben sınıfımdaki çocukları mum gibi yapmak için 2 senedir uğrşıyordum. Senin çocuğun geldi de hepsinin düzenini bozdu. Ben böyle problemli çocuk gömedim!
ElfAna:!!!!!!
Öğretmen: Hepsini kudurtuyor, lafımı dinlemiyor. Arkadaşını dövdü, bana da sandelye fırlattı!
ElfAna: Ne?!?!?!?
Öğretmen: Valla … hanimla konuşacağım. Bu böyle olmaz! İyi akşamlar!
ElfAna: :(

Tabii yaşadığım hayal kırıklığını :( anlatamaz. Suratıma tokat üstüne tokat yemiş gibi hissettim. Bir kaç saniye içinde aklımdan geçenler: Ne olmuş olabilir? Alpi ne durumda? Ne hissediyor? Öğretmen çok sinirli. … hanıma ne söyleyecek? Okuldan ayrılmam gerekecek mi? Alpi’ ye nasıl anlatırım? Alpi nasıl? Neler yaşadı? Öğretmeni nasıl bir tepki verdi?

Keşke benim sınıfımda olabilseydi! Montessori eğitmenlerinin çocuklarıyla olan tecrübelerinde bundan hiç bahsedilmiyordu! En çok anne yerine öğretmenim dedirtmekte zorlanmışlardı. Bu işte bir gariplik vardı!

Kuklalar, hiçbir işe yaramadı. Oyuncak bebekler de. Hatta peluş oyuncaklar bile. İmalar, ağzından laf almalar, hiç ama hiç-bir-şey! O gece uyumadan önce kollarıma aldım ve açık açık sordum. Bir yandan da ölesiye korkuyorum alacağım cevaptan. Çünkü 15 aylıkken, yine benimle kreşe giderken, o zamanki sersem öğretmeninin yaşattığı travmayı atlatmamız 2 senemizi almıştı. Ve ben bunu da o öğretmene anlatmıştım.
E: “Bak oğlum; eve gitmeden önce öğretmeninle konuştuk. Bugün üzücü bir şeyler olmuş sınıfta. Ondan, olanları dinledim. Ben, bir de senden dinlemek istiyorum. Sen de duygularını benimle paylaşır mısın?”
A: “Tamam”

Devamı gelecek…

  • Share on Tumblr