Okul öncesi eğitimin önemi

image

Kendimi sıklıkla “Okul öncesi eğitim gerekli mi?” sorusunun yanıtını tartışırken buluyorum. “Zaten ilkokula başlayacak.”, “Daha çok küçük.”, “Bu yaşta çocuk poposunu mu temizleyebilirmiş?”, “Bu yaşlarda 1-2 ay bile fark edermiş. Ya çocuğumu ezerlerse?”, “Öğretmenine nasıl güveneceğim?”, “Biz anaokuluna mı gittik?” vb savunma cümleleri sıralanır. %85 gördüğüm; anne de içten içe istekli ama endişeleri ağır basıyor.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Katkısız Sevgi

IMG_20140913_232459

Bebeklerle kedileri birbirlerine çok benzetirim. Evde ikisinden de birer adet olunca, gözlemlemek daha da keyifli hale geldi. Zorlukları yok mu; elbette var. Bazı gerçekler, Minnoş hayatımıza girdikten epey sonra kafama dank etti. Artık bir süre daha bana 3 çocuklu anne gözüyle bakabilirsiniz. Durumu en iyi böyle özetleyebilirim.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

7-8 yaş dönemi

catsnucrıt

“Bayramın dördüncü günündeyiz. Cuma gününden beri fır fır gezdiğimizden olacak ki; tüm günü evde geçirmek iyi gelmedi. Feci şekilde sıkılmış durumdayız.
Yarın Bodrum’ a gitmeye karar vermiştik. Bayramdan önceki hafta RifBaba dört günlüğüne İstanbul’ daydı. Bu durum Alpi’ yi oldukça olumsuz etkiledi. O büyülü anneye düşkünlük dönemi de sona erdi. Artık babaya hayranlık duyuyor. Dün arabada dedi ki; -“Babişkooo, güneş gözlüğünü çıkartıp bana bakar mısın?”

RıfBaba çıkarttıktan sonra da

-“Ayyy işte bu bakışlarına bayılıyorum babik! Hep gözlüksüz dolaş! Bana hep böyle tatlı bakışlarınla bak!”

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

İlkokulun ilk haftalarından kısa notlar

*Alpi kuşum hepimizi ayağa dikti. Maaile güneşin doğuşunu izlemek üzere, yüksekçe bir yerlere çıktık. (Bebek doğduktan sonra da bu romantik aksiyonlara, aynı mutlu tabloyla karşılık verebilsin ailem:) diye not almışım)

*Araya bir yaz tatili girdi ve bütün rakamları yazmaya aşağıdan başlıyor, hepsini de ayna tutmuş gibi ters yazıyor. Şimdi de “Her şeyi unutmuşum ben” diye ağlıyor.

*3 hafta önce, formasını aldığımız cumartesinden beri; o formayı çıkartmayı hiç istemiyor. Hele ki; okul çıkışı bir yere gittiysek ve forması da üzerindeyse, mest oluyor. (Bunu 1 aygeçtiği halde, hala yapıyor)

*İlk kez süt dişleri dökülüyor. Ailecek çok heyecanlıyız. Diş perisi tabii ki geldi:)  Önce sol alt öndeki diş; sonra da sağ alt öndeki dişi de düştü. İkinci dişle beraber; altta sevimli bir boşluk oldu:) 2. dişini ben çektim!

*İlk kez babası tarafından yarın tüm gün boyunca bahçeye inmeme cezası aldı. Sebebi de; yaşları yaklaşık 10-16 arasında değişen bir grup çocuğa/daha çok çete gibiler/ sözle sataşması.

 *Offf cok güldüm:))) http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=190142 

 *E: Alpi neden böyle davrandın?
   A: Şeytana uydum anne!

*Neredeyse düzenlemesini bitirdiğim çalışma odama göz koydu! Sabahtan beri peşimde tin tin tin; “Bu oda benimkinden daha büyük. Ben bu odaya taşınmak istiyorum” diye dolanıyor. Odaları değiştirdim. 4-5 kitaplık, dolaplar, koliler vs olduğu için zorlandım. Sağından geç, solundan dön. RifBaba gelene kadar da apartman görevlimiz ve karşı komşumuzdan yardım istedim.Yavaş yavaş bosalttım içlerini. Bir an önce düzenini tuttursun yeni odasında diye heyecan yaptık ikimiz. RifBaba gelince de içlerini yerleştirmeyi bitirdi, kutuların içlerini düzenledi ve kitaplıkların üzerine koydu. Alpi’ nin ileride kardeşi ile paylaşacağı çok daha büyük bir odası oldu. Ben de çok isteyip de bir türlü düzene oturtamadığım çalışma odama kavuştum.

*İlk kez yeni doğmuş bir bebek gördü. Epey merakla gözlemledi. Sırıttı falan. Azıcık anlattım; rengi açılacak, yüzü daha şiş duruyor, bir kaç güne güzelleşecek diye. İlgiyle dinledi:)

*E: Heyyooo! RifBaba, cuma günü okul yokmuş bizimkilere. Öğretmenlerle idarenin toplantısı varmış:)
A: Eee? Ne var ki bunda bu kadar sevinecek? Zaten yeni başlamadı mı okul?

  • Share on Tumblr

Gebelikte 33. hafta

İlk kez hıçkırdı! Çok şaşırdım, hiç beklemiyordum. Elimi koydukça hissettim. Belki de bu güne kadar o yüzden hissetmedim. Alpi’ ye gebeykenki duygularımı anımsadım:) RifBaba ilk kez hissetti. Daha önce bebeklerin hıçkırdıklarını duymamış. Kelimenin tam anlamıyla şok oldu. Çok mutlu olduk:) Alpi kuzuma da denk gelsin isterim. Son zamanlarda attığı her tekmeyle; sadece karnım değil de tüm vücudumun sarsıldığını hissediyorum.

 Kardeş 2,830kg olarak bu hafta iriliği ve hızlı gelişimiyle bizi korkuttu. Duyuyor, hissediyor ve bulanık da olsa görüyor. Akciğer gelişimi neredeyse tamamalanmış.

Bana gelince; yürüyüşüm zorlaştı ve hareketlerim ağırlaştı.Vaow! Rahim, gebelik öncesine göre tam 500 kat genişlemiş! Gece tuvalet ziyaretleri iyice sıklaştı.
Dün gece 00:00′ da ekmek arasını lüpleten ben, kurt gibi aç uyandim:S Kendimden ve yeme potansiyelimden korkuyorum!

 Doktorumuz  sabah aradı ve “Yetişebilirseniz 1/2 saate burada olun; riskli bir doğum var” dedi. Kahvaltıya gitmiştik ve apar topar kalktık. Tam muayenehaneye girdik ki; doktorumuz “Çok üzgünüm, durum acilleşti ve hemen çiıkmam lazım” dedi. Yeni bir randevu belirlememiz gerekti. RifBaba da coşmuş; “Pazartesi sabaha olur” diyor :) Umarım kritik doğum, başarıyla gerçekleşmiştir. Kocacığıma da artık çocuğumuzun okullu olduğunu hatırlatıverdim:D

 Yine bu hafta ailecek, hummalı bir temizilik işine giriştik. Kileri temizledim; 2 battal boy çöp torbası çöp çıktı! Sprey boyalar, Alpi’ nin kullanmadığı oyuncakları, vs. çok çeşitliydiler:) Her şeyi de atamıyorum; arkadan gelen var. Evde 6 yaşında bir çocuk var. 6 yıllık birikim. Atsam; Kardeş büyürken tekrar almam gerekecek. Saçma değil mi? Bebek küveti, portbebe vb çok yakında kullanacaklarımızı da çıkarttım. Alpi geçenlerde bir açtı kileri; resmen odun toplar gibi bir sürü sazlık kamışı sokuşturmuş:) Başka bir gün taş boyama için taşları yığmıştı:)Taa bizim üniversite zamanından kalma resim dosyaları ve malzemelerimiz, yazdan boşalan saksılar falan filan. Boşaltıyoruz işte:) Kardeş büyüdükçe elden çıkartırım her şeyi diyordum; annem geçenlerde carladı “Aaa kardeşin yaza gebe kalırsa; Ona lazım olacak! Kilerde tut!” Hahaha dedim ki “Yer yok artık. Çok istiyorsan getireyim sana?” ses yok:P
————
Temizlik devam ediyor:) Aşırı yorgunum. Eşimle öyle bir girişmişiz ki eve ve eşyalara; O hala devam ediyor. Kileri yıkayıp; bebeğin eşyalarını öne yerleştirdik. Eşim tekno atıklarını ayırdı. Bebek arabası, ana kucağı, park yatağın hafif parçaları söküldü ve yıkandı. Alpi ile babası park yatağı yıkadılar. Yatağı balkona çıkartırken gözümüz zilyon yıldır görmezden geldiğimiz stor güneşliklere takıldı. Bütün perdeler söküldü; RifBaba şu anda storları yıkıyor. Ben de makinaya tülleri atacağım fakat öncesinde hafif de olsa pencerelere bir dokunuş gerekli. Arkdaşlarım, “Çok feci “nesting” modundasın” diye gülüyorlar bana:)
——-
Her sey kurudu, kuruldu, makinada son parti tüller. Astıktan sonra gönül rahatlığıyla doğurabilirim:P
 
Akşam üzeri dışarı çıktık ve çok tatlı bir Nurturia annesi&yavrusuyla; Duygu&Balca ile tanıştık:) Sonracığıma, ev tipi ana kucağımıza kavuştuk.
Bu hafta böyle geldi geçti. Alpi’ nin bombalarıyla bu haftayı kapatayım:

“Anne, bu çocuk sportik olacak bence! Çok acayip tekmeler atıyor.” Karnımda sert hareketler yapan kardeşiyle öyle tatlı konuşuyor ki; her seferinde dayanamayıp, dalıyorum:)

“Seni rahatsız ettiğim için çok üzgünüm anneciğim”. Bahçeye inmeden önce evde bırakmaya karar verdiği oyuncağını; 10dk sonra almaya geldi. Kapıyı açtığımda böyle dedi:)

*Biterken; Alpi’ nin okulu açılmadan önceki gün alışverişteydik. Formasını almıştık ve b fotoğraf da kabinden çıkmasını beklerken çekildi. 33. haftamıza denk geldi okulun ilk haftası.

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Nerede o eski topaçlar?

(RİfBaba’ nın ağzından bir küfür kaçar)
A: OHA! Küfür buraya kadar geldi!
R: Eee.. Ööö.. Pardon, ağzımdan kaçtı.
A: Eveeeeeettttt; ya kumbaraya para ya da beyblade!

Bu zeytin gözlü minik adam, durumun vahimliğini işte böyle gözler önüne seriyordu. Aylarca beyblade diye sayıkladı durdu. Alpi’ ye alışveriş konusunda, çok küçükken konulmuş ve hala özenle korunan bir takım kurallarımız var. Evde o oyuncaktan bir tane varsa; ikincisi alınmaz. O oyuncağın muadili varsa; onunla yetinilecek. Uyarılar dinlenmediğinde veya hor kullanıldığı için zarar gördüğünde; o oyuncağın yenisi alınmaz. Beyblade’ ler de çizgi film şişirmesi ve oldukça pahalı oyuncaklar olduklarından; “Evde zaten birbirinden farklı topaçların var; bu gereksiz” deyip konuyu kapatmıştım. Tabii konu sadece benim açımdan kapanmış; o ayrı!
RifBaba kah sigara içerken yakalandığı, kah etmemesi gereken küfürleri ettiği için; Alpi bir adet Beyblade’ e hak kazandı. Işıklı, sesli ve pahalı bir modeli aldırdı oğlan. RifBaba’ da sağlam bir ayar yedi.
Çok kısa bir süre sonra; kenarları demir olan ve birbirlerine çarptıklarında daha da heyecan yaratan yeni bir model sürüldü piyasaya. Oğlan her gün yalvarıyor, kendi parasıyla almak istiyor-para biriktirmeye hep devam etti- ve devamlı Beyblade’ i olan arkadaşlarına gitmek istiyor..

Arkadaşlarıyla çok nadiren bu pozisyonda yakalayabiliyorum. Bir süre sonra; arkadaşlarıyla sorun yaşamaya başladı. Evine gitmek istediği arkadaşları kabul etmemeye; evimize davet ettikleriyse gelmemeye başladı. Kokusu da çabucak çıktı: Seçtiği arkadaşlarının yani apartmandaki tüm çocukların Beyblade’ leri varmış. Alpi bize davetederken; seçtiği Beyblade’ lerle gelme koşulu koyuyor; onlara gittiğindeyse sadece bu oyuncakla oynamak için ısrar ediyormuş. 2 ay kadar bir süre geçti tabii bu arada ve çocuklar bu süre içinde bu oyuncaktan çoktaaann bıkmışlar. Ne acı değil mi? Bizim oyuncaklarımız ne kadar kıymetli ve uzun süre dikkati üzerlerinde toplayan oyuncaklar olurdu.
Alpi oğlan allem etti kallem etti ve çocukların topaç aşklarını kabarttı! Elindeki mevcut topaçlarla arkadaşlarının topaçlarını çarpıştırdı. Benden küçük plastik bir kap isted ve saha yaptı. Elindekiler yetersiz gelse de; çoğunlukla yenilse de pes etmedi:) Belki de ilk kez gerçek anlamda problem çözme yeteneğini kullandı.
Bir gün ağlayarak eve çıktı. O kadar çok ağlıyordu ki; ne söylediğini anlayamadım. Uzun uzun, sıkı sıkı sarıldım ve epey bir süre sakinleşmesini bekledim. Kucağıma oturarak; arkadaşlarının hepsinin Onu dışladığını anlattı. Ciddi olamazdı? Elinden tutup bahçeye indim. Neler oluyordu? Çocuklar gruplaşmışlar ve gerçekten kara gözlü kuzumu istemiyorlardı!En büyüğünden en küçüğüne kadar heps bir ağızdan; “Onun Beyblade’ i ve topaçları bizimkilerden değil. Kategori dışı olduğu için kabul etmiyoruz!” diyorlardı!
Çok çok şaşırmıştım. Kuşim tekrar kucağıma gelip ağlamaya başladı. Çocukların beyinlerinin ne kadar kolay yıkanabildiğini ve istedikleride ne kadar acımasız olabildiklerini hatırlamış oldum. 2 gün sürdü bu böyle. Bu süre içerisinde Alpim televizyon başına çakıldı ve saatlerce oyuncağın çizgi dizisinin başlamasını bekledi ve bahçeye inmedi.
Ciddi bir mahalle baskısı yaşadığımıza karar verdim ve RifBaba’ yı aradım. Dedim, “Pes ediyorum! Oğlanın son durum bu bu.. Çok ama çok mutsuz. Bi denecik oğlumuz var. kıyma bey!:P” Plan yaptık ve Alpi’ yi bilgisayar başına çağırdım. Net üzerinden uygun fiyata bulduğum Beyblade’ lerden seçtirip; sürpriz olarak alacaktım. Yavru modelleri belirledi. Model belirlemek mühim işmiş; zira bazı modellerden ezik olarak bahsediyor. Kuzudan habersiz siparişi verdik veertesi gün geldiler! Allahım; o ne saadet! Bahçeye bir koşuşu vardı; görmeliydiniz! 2 gün içinde apartmanın en iyi Beyblade fırlatıcısı ünvanınnı kaptı. Tıpkı çizgi filmindeki gibi; aranan bir Beyblade’ ci oldu. Bahçeye inen arkadaşı; ilk iş bizim zile basıp, Alpi’ yi çağırıyordu.

Dil çalışması için aldığım bir şeffaf kutu/tepsi vardı. İçine kum koyup, harfleri parmağıyla yazarak pekiştirme çalışmaları yapacaktık. En hızlısından topaç kapışma sahasına döndü. Hepsi bu fikre bayıldı:) Sonraki günler içine su koyarak heyecanı geliştirdik.

Alpi’ nin hortlattığı topaç çılgınlığı halen sürüyor. Çeşitli bahanelerle bazen O, bazen de biz; Alpi’ nin topaç sayısını arttırdık. Bu olaydan bu kez biz büyük dersler çıkarttık. Bu çocuk seçmeye başladığı günden beri, kendi seçtiği oyuncaklarla yıllarca oynuyor. Kuralları arada gevşetebilmeliydik. Apartmandaki arkadaşlarının Onu dışlamasıyla sadece acı çekti, kalbi kırıldı. Veee sonunda pes edeceksek; hayır deyip de çocuğkla boşuna inatlaşmamalıydık.

Çizgi filmi kolaylıkla eleştirebilirim. Sert çizgiler var. Ağır dozda hırs var. Fena gruplaşmalar var. Birbirini ezmek ve illa ki kazanmak var. Yine de benzer mantıkla piyasaya sürülmüş bir çok oyuncak ve çizgi filmle karşılaştırınca, daha zararsız kalıyor. En azından konuşarak, farklı anlamlar yuklenebiliyor.

Bu kadar ayrıntılı yazdım çünkü bizim için önemli bir dersti. Biz ettik siz etmeyiniz.

  • Share on Tumblr

Artık ilkokul çoçuğuyuz

1 Eylül 2012 Cumartesi: Okul forması alındı. Çok yakışıklı oldu:P Aynalarda kendine bakmalara doyamadı kuzum. Formanın tişörtüyle günün kalanında gezindi.

Geçen 1 hafta boyunca oryantasyon amaçlı, yeni okulumuzdaydık. Merak edenlere; Alpi’ yi mahalle mektebine verdik 😛 Bizim mahallenin bütün yumurcaklarının gittiği devlet okuluna yani.

10 Eylül 2012 Pazartesi: İlkokula başladı. Bahçede tahmin edildiği üzere; benden ve babasından uzakta durdu. Sınıfları ve isimleri anons edilen çocuk, öğretmeninin yanına alkışlar eşliğinde annesiyle gitti. Alpi’ nin ismi söylendiğinde beni itti ve “Ne o öyle bebek gibi? Ya anne; ben kendim giderim. Çekil” deyip yürüdü. Öğretmenine elini uzattı. Kendini tanıtıp, el sıkıştı ve öğretmenini öptü. Çıkışta da “Sen babamla arabayla dön; ben yürüyerek giderim” dedi ve öyle de yaptı:)))) Kuzum, yıllardır bugünü bekliyormuş!

Geçen sene biraz tereddütlüydük fakat çabuk verebildik kararımızı. Ben de ilkokulu devlet okulunda, ortaokulu kolejde okumuştum. O zamanlar da kolej mi yoksa devlet okulu mu tartışmaları vardı. O zamanlar da marka tutkusu vardı. Bununla birlikte; okul buna müsaade etmiyordu. Kılık kıyafet ve kırtasiye gereçleri konusunda oldukça katıydı. Hala ince çorap kullanmam. Hele Müjde vizon-86 ıyykkk! Öyle nefret gelmiş. Saçlar kulak hizasına geliyorsa, kestirilecek. Omuz hizasındaysa, örülecek. Firkete denen o tokalardan en fazla 4 adet takabilirsin. Öyle permaydı, boyalı saçtı hiiiçç şansın yok. Disipline gidiveriyordun. Hatta benim kıvırcık saçlar; bir öğretmenin gözüne takılmış da ikna etmek için çok çabaladığımı net bir şekilde anımsıyorum.
Bırakın spor ayakkabıyı; babetle bile okula gidilmezdi. Kışın bot, yazın Timberland modeli ayakkabı. Neyse ki; hem siyah hem de kahverengi kullanabilme özgürlüğümüz vardı. Etek boylarımız elbette diz hizasına bile gelemezdi. Yiyorsa kıvır belden de görelimdi:) Haziran’ in ilk haftasina kadar ceket çık-maz-dı! Tarsus’ dan bahsediyoruz; el insaf. Hey gidi günler hey! Ne manyak okulmuş yahu…
Fakat sağlam bir eğitim aldık. Özellikle o dönemlerde çok seçiciydi okulum. Yeni mezun, zehir gibi öğretmenler girerdi derslerimize. Askeri okuldan hallice bu okulum çok şey kattı bana; inkar edemem. Bunun yanında; salaş bir giyim tarzı edinmemde, oldukça dağınık bir insana dönüşmemde, mevcut düzene hep karşı çıkmamda ve ömür boyu okula gitmek fikrinden tiksinmemde epey büyük bir rol da oynadı.

Bu gibi sebeplerden dolayı; 2003 yılından beri alternatif eğitim konusunda kendimi geliştiriyorum. Olmalıydı dimi bunun bir alternatifi? Biz görmesek de; bizi eğitenler(!) bilmese de ; muhakkak alternatif bir şeyler olmalıydı. Araştırdıkça buldum da. Okudum, öğrendim. Sabahlara kadar kıtalar arası yazışmalar yaptım. Konuya vakıf eğitmenlere ulaştım. Örnekler, tavsiyeler aldım. İzmir’ de düzenlenen tek tük seminer veya konferansları kaçırmamaya gayret ettim. Hatta bir tanesinin duzenlenmesinde aktif olarak rol da aldim.
Benim gibi insanlar için MEB’ in tekelindeki eğitim sistemine çocuk teslim etmek çok acı vericidir. Eksikleri ve yanlışları bilirsin fakat düzeltemeyeceğini de bilirsin. Bir şeyler yapmak istersin. İstedikçe hedef uzaklaşır.

Bu arada kollarında büyümüş yavrunun, senden bağımsız heyecanını fark edersin. Nihayet; yıllardır sayıkladığı büyük okuluna başlayacaktır. O heves, ilk alışma haftasının ardından yavaşça, bir balon gibi sönmeye başlar. Canı sıkılıyordur yavrunun. 15 aylıktan beri yaptığı faaliyetlere devam edileceğini anlar. Okuma-yazma da öğrenmeyecektir daha aylarca. Eeee? Ne farkı kalmıştır büyük okulunun?
Nitekim ilk haftanın sonunda korkulan sözcük duyuldu: “Sıkıldım! Hep aynı şeyler var bu okulda da.” Öğretmenleri tecrübeli ve mezun çocukların -apartmanızmızda; o okuldan mezun çocuklara danıştık, sorduk öğretmenini- dahi iyi bahsettiği bir öğretmen. Tek sayfa ödevler veriyor. Çizgi çalışmaları yapıyorlar. İhtiyaç listemizde oldukça makuldü. 4 defter, kap kağıdı, kalemler, resim malzemeleri ve bitti. İlk toplantımızı ilk hafta perşembe günü gerçekleştirdik. Sınıfta para toplanması söz konusuydu. Beklendiği gibi; çoğunluk karşı çıktı. İlkokullara ortaokullar gibi ödenek yokmuş. Bunu sınıf öğretmeni arkadaşlarım anlattı. Devletten gelen para ile hizmetli maaşı ve sigortası karşılanıyor. Ben para toplanması taraftarıyım. Veliler tablet bilgisayarları soruyor fakat ceplerinden 5 kuruş çıkmasın istiyorlar. Sıra ve masalar çok eski ve pis, yıpranmış, ergonomik değil. Günde 6-7 kere 40′ ar dakika oturuyor çocuklarımız o sıralarda. Fena mı olur tekli masalarda, rahat ve tertemiz otursalar? Öğretmenin de daha düzenli ve rahat bir masası olsa? Elinin altında bir bilgisayar, projeksiyon makinası ve çeşitli aksesuarlar olsa? Bunları YouTube’ dan şarkı dinlemek için istemiyor bu insanlar. Sınıfta şu anda 2. sınıfların aletleri var ve öğretmen interaktif eğitim veriyor çocuklara. Zaten 12 haftaları heba olacak. Zaten Alpi gibi bir sürüçocuk sıkılacak. Bu aletleri 4 sene boyunca kullanacaklar. Haftaya bilgisayar, projeksiyon makinası ve fotokopi makinası 2. sınıflara geri verilecek. Geçen sene kendi sınıflarında para toplayıp almışlar işte.
Toplanacak miktar atla deve değil. Umarım hallolur.

İlk teneffüse çıkışında; çok şaşkın görünüyordu. Önce merdivenlerde bana baktı ve “Ne yapacağız?” diye sordu. “Bahçede koşturacaksınız “deyince pırrrr uçtu:)) İçeri girme zili çaldıktan 2 dk kadar sonra; bir grup çocukla birlikte dürtmüşler gibi aniden sınfa koşturdular:))) İzlemek çok eğlenceli. 2. gün kitapları dağıtıldı. Tanrım; 90 dakikada 5 tane kitabı kaplamayı bitirebildim! Şeffaf kap kağıtları berbat şeylermiş.

Aaa yazmadan geçemeyeceğim; dün ilk şikayetini almış benim minik kuzu:)) Gülüyorum çünküçük komik. Arkadaşıyla şarkı mırıldanıyorlarmış ve kızlardan biri bundan rahatsız olmuş. Eve gidince annesine anlatmış ve anne de dün sabah gelip öğretmene şikayet etmiş. Akıl ve de fikir diliyorum bu model insanlara. Hala çok gülüyorum :))
Haaa ilk vukuatını hiç geciktirmeden; okulun 4. günü gerçekleştirdi. Veliler 1,5 saat süren kısa(!) ilk toplantımızdayken, başıboş kalan çocuklar, bahçede oynarlar. Bu esnada canı sıkılan Alpi ve birkaç arkadaşı; üst kattaki erkekler tuvaletinin çeşmelerini fark ederler. Ağızlarına su doldurarak, kız arkadaşlarını baştan aşağıya sularlar. Tuvaletin kapısını son açışında karşısında annesini gören Alpi’ nin panikten neredeyse dili tutulmuştur:) Sıpa, kapıyı yüzüme kapatmaya kalktı. İlk şikayetini de bir kız arkadaşından yemiş oldu.

Okul, eve çok yakın. Bu harika bir şey aslında. İlk başlarda aklıma hep şu geliyordu; yıllarca servisle okula gitmek isteyn oğlumuza, büyük okuluna başlayınca bineceksin zaten derdik. Çocuk okula başladı ve okul burnumuzun dibi:) Aman neyse ki; keyfini çıkarmayı biliyor. Biz daha babasıyla arabaya yaklaşmadan, cüce çoktan okul kapısından girmiş oluyor. Şöyle başladık:
“Artık büyüdüm ve okula kendi başıma gidebilir miyim?”
“Anne, öğle yemeğine kendi başıma eve gelebilir miyim?”
“Ben yemekten sonra okula kendi başına gidebilirim”
“Ne kadar daha peşimden geleceksiniz? Ne zaman okuluma sizsiz gidebileceğim?
“Çıkışta eve kendim gelirim. Sen almaya gelme. Ben bebek değilim!” Böyle sonuçlandı. Ara sıra Onun istediği oluyor ama çoğunlukla ben gidiyorum almaya. En azından yarı yolda tesadüfen karşılaşıveriyoruz 😉
Geçenlerde yine okula babasıyla birlikte gitmek için evden çıktılar ve bahçede babasına arabayla arkadan gelmesini söylemiş. Pırrr okul yoluna tabii. Yolda içine yine Elmira kaçmış ve bir kediyi sevmeye kalkmış. Kedibacağnı boydan boya tırmalamış. Baba kanı görünce paniklemiş. Soluğu üniversite hastanesinde almışlar. Benim bu aşamada haberim oldu. Orta 3′ e kadar tetanozun koruyuculuğu devam ettiğinen ve doktor kuduz aşısını gerekli görmediğinden; dezenfekte edip, okula yollamışlar. Akıllandı mı? Hayır! Elmira içinize bir kez girdim mi; bir daha düzelemezsiniz. En azından daha kontrollü sevmeyi öğreniyor.

*Biterken; memnun kaldığımız bir durum daha; ilk günler çantası korkunç ağır oluyordu. Artik öğretmeni bütün malzemelerini sınıftaki dolaplarında muhafaza ettiriyor. Ağır çantaya elveda.

  • Share on Tumblr

Bang Bang!

Alpi: Anne! Burak mahallenin bütün kızlarını götürmüş; biliyor musun?
ElfAna: (Derin nefes al ve sakin görün) O ne demek tatlım?
Alpi: Götürmüş işte!!! Parka falan götürmüş olmalı. Bir de hepsini uçurmuş! Burak’ ın kısa boylu arkadaşı var ya bir tane; O söyledi bize. İnanabiliyor musun?
ElfAna: (Allah’ ım sana geliyorum! 6 yaşında bu çocuk henüz) Hımm.. Onu nasıl yapmış peki?
Alpi: Havaya uçurmuş hahahahaha:))) Boyu uzun ya Onun; yapabilmiştir!

Okulda geçirilen ilk oryantasyon haftasından, Alpi oğlanın öğrendikleri.

  • Share on Tumblr

İlkokula 12 gün kala…

Heyecan dorukta tabii ki. Bugün yine sabahtan okula uğradık. Bu kez RifBaba da müdür ile tanışmak istedi. Gittik, tanıştık. Yine bir şeyler değişmiş. Norm kadro fazlası olan 5. sınıf öğretmenlerinden bahsettik. Alpi’ nin öğretmenini belirlemiştik. Her şey yeniden başlayacak korkarım ki!


Başka okullardan 10 tane norm kadro fazlası öğretmen gelecekmiş ve 2 hafta içinde yetişirlerse; 1. sınıfları onlar alacakmış. Pofff şimdi yine aynı telaş, aynı belirsizlik. Acaba Alpi hangisinin sınıfına düşecek? Acaba öğretmeni ılımlı birisi mi? Gelmesi muhtemel öğretmenlerin genç tayfadan olmadıklarını biliyoruz. Hepsi de yılların öğretmeniymiş. Bu durumun hem avantajları hem de dezavantajları var. Sınıfa hakimiyet, ders anlatımı konusunda tecrübe olacak. Bunun yanında hiç sanmıyorum ki; yeni teknikleri ve eğitim yaklaşımlarını biliyor olsunlar. Çok ama çok az öğretmen belli bir seneden sonra yeniliklere açık kalabiliyor. Çoğunlukta bir “Ben oldum” havası. Ne acı…
Bu norm kadro fazlasi öğretmenlerin okullara dağıtılmasıyla; sabah başlayıp 14:30′ da bitecek olan okul; öğlen 13:00′ de başlayıp akşam üzeri 17:00′ de bitecek. Anasınıfı ve 1. sınıfların hali bu olacak. Ne verimsiz, ne ters saatler…Deveye sormuşlar boynun neden eğri; nerem doğru ki demiş…
Bugüne dair tek güzel haber; 3 tane açılması planlanan 1. sınıf derslikleri 5′ e çıkartılmış. Yani 35′ lere varacak sınıf mevcudu 20′ lerde olacak. İnsan şöyle hissediyor; elini bir kez MEB’ e kaptırınca, bahtına ne çıkacaksa ona razı gelmek durumundasın. Peeh! Tam da benlik iş!
Hafta sonu gidip; oğlumuzun okul formasını alacağız.Böylece ilk kez bir forması olacak. Hizaya sokuluyoruz yavaş yavaş..
4+4+4′ e başından beri tepkili yaklaştım. Alpi oğlan okullar açıldığında tam tamına 75 aylık olacak. Zaten okul çağı. “Ohh yırttınız siz” diyenler; hiç utanmıyorsunuz değil mi? Hiç kafanız çalışmıyor. Senin 66 aylık çocuğun, benim 75 aylık çocuğu ve başkasının 84 aylık çocuğu aynı sıraları paylaşacaklar. Aynı sorunları, aynı olumsuzlukları yaşayacaklar. Nereye yırttık?
Kitaba para verilmiyor. Aman ne ala! 50TL cebimizde kaldı. Okulların bağış istemesi yasaklandı. Misss gibi! 1000 tane çocuğun boku püsürüğü biriktiğinde; çocuklarımız tuvaletlerden, sınıfların pisliğinden  hastalık kaptığında soracağım kim avantajlı? 1000 tane çocuğun kullandığı tuvaleti 1 hizmetli temizleyecek. Duy da inanma. Okullarsa; bağış şanslarını da kaybettikleri için, dışarıdan hizmetli çalıştıramayacaklar. Çocuklarını devlet okullarına göndermeye karar veren ebeveynler; elimizi taşın altına sokmamız gerekli.

 Kaynak: Salavatlı İlköğretim Okulu; Sultanhisar-Aydın

Benim çocukluğumda, eskiden; ilkokulların bahçelerinde spor aletleri, kum havuzları, dinlenme alanları olurdu. Bunlarsız tek okul bile olmazdı. Benim okulumda mesela; bir basketbol potası, 2 futbol kalesi, bir yarım daire şeklinde tırmanma borusu, 3 boy yanyana duran takla atma boruları, uzun atlama için kum havuzu, üzeri güneşlikli banklar vardı. İlkokulu devlet okulunda okudum. Öyle büyükşehirde falan da değildik. Anadolu’ daki herhangi bir ilçenin herhangi bir ilkokulu. Teneffüse çıkınca resmen nefes aldığımızı hissederdik. Bir kere, kantinle çok az işimiz olurdu. Simit bile aldığım sayılıdır. Dooooğru o anlattığım spor alanına koşardık. O kadar eskide kalmışlar ki; görsellerde denediğim onca anahtar kelimeye karşın, tek tük fotoğraf bulabildim. Ben de ElfAna’ ysam; bu düzenekten Alpi’nin okuluna yapılmasını sağlayacağım!
İlkokullarda ilk yarıyıl oyunla  ve resimle geçecekmiş. Teneffüslerde nasıl desarj olacak bu çocuklar?  İlkokula başladılar diye hemen hizaya girmeyi öğrenmeleri mi gerekli? Zaten 40′ ar dakikalık kabus ders saatlerinde, yerlerinde oturup da sabit durmaları için baskı görecekler. Bol bol boyama yapacakları duyuruluyor haberlerde. Alpi’ yi resimden soğutan da geçen sene ki öğretmeninin masabaşı faaliyetmerakı değil miydi? Off off…Hayatımdaki en endişeli döneme giriyoruz. Her şey netlik kazandıktan sonra; daha iyi bir gidişat görürüm umarım.

 *Biterken, internetten az önce eski ilkokulumu arattım da; o bahsettiğim alan, ek binaya kurban gitmiş. Gölgelikle banklar duruyor…

  • Share on Tumblr

Hastane bulalım derken

Perşembe günü yüzme kursuna; uzunca bir aradan sonra RifBaba da geldi. İşleri hala çok yoğun. Dolayısıyla bir denge tutturmakta hala zorlanıyoruz. Bir kaç haftadır cumartesileri çalışmıyor ve bu; başta Alpi’ ye çok iyi geliyor. Pazartesi sabahı iş günü olduğunu bildiği halde, şansını mutlaka deniyor ve “Immmm günaydın. Tatil günü değil mi anne?” diye soruyor.

Perşembe sabahına dönersek; ilk kez kurs çantasını evde unuttuk. Çok komikti aslında. Normalde evden çıkmadan önce çantayı ya Alpi’ nin eline ya da babasının eline tutuştururum. Kapıdan çıkmadan önce RıfBaba mutlaka “Çantayı aldınız mı?” diye sorar. Alpi  ise henüz yerde duran çanta için “Babaaaa! Çantamı sen taşır mısın? Kolum çok ağrıdı” falan der :) O sabah ise ben Alpi’ ye “Çantan kapının önünde;sakın almadan inme” deyip, odalardan birine daldım. RıfBaba “Her şey hazırsa ben aşağıya iniyorum”  dedi. Alpi de “Ben babamla iniyorum” dedi ve koşturdu. Ben de çantaya hiiiç bakmadan; nasıl olsa ikisi de duydu diye, çekip kapıyı indim aşağıya. Kursa bir geldik; sürpriiizzzz!
Ben Alpi’ yle; çocuğa bıdır bıdır yaparak kurs binasına girdim. RfBaba söylenerek;çantayı almak üzere eve döndü. Alpi de “Duymadım ben senin öyle dediğini” diye savunmaya geçti. Oğlumuzun sorumluluklarını, farkında olamadan biz üstlenmişiz. Aferin bize! İşte bizim evin halleri :))

Aslında tüm bunlara sebep; öğleden sonra yapacağımız hastane ziyaretiydi. -Alpi hariç. Onun kafa süper düper bu aralar. Tek düşündüğü; almassına bir türlü müsaade edlmeyen Beyblade’ ler. 6 yaş savsaklığı da bonusu- Daktır T., iki hastaneyle anlaşmaşlı. O günkü hastane; SGK ile anlaşmalı, oldukça ekonomik fakat hakkında adam gibi bir duyum alamadığım bir hastaneydi. İnternetten araştırdim, anne forumlarında soruşturdum, Nurturia’ da bir kaç kere sordm ama nafile; memnun kalana rastlamadığım gibi elle tutulur gerekçeler gösteren de yoktu. Çok can sıkıcı bir durum.
Çok gergindik. Bu hastane olmazsa, diğeri olurdu.. Aslında içten içe korktuğumuz; diğer hastanenin de aynı derecede güvenilmez çıkma olasılığı idi. Yani evet; önyargılı bir şekilde gidiyorduk.

Muhitin uzaklığı, fazla tekin değil diye adlandırılıyor olması ve yakınlarda hiç otopark olmaması beni daha baştan gerdi. Bina girişinde, halkla ilişkilerden sorumlu olan bayan bize çok baştansavma davradı. Doğum içinn hastane araştırdığımızı, orasıyla ilgili karar aşamasında olduğumuz ve hastaneyi; özellikle de doğum servisini gezmek  istediğimiz söyledik. İlişkiler konusunda başarısız olduğu belli olan Halkla İlişkiler personeli, yüzümüze dahi bakmadan “Doktorunuzla konuşun” deyip öbür tarafa baktı. -Zaten gerginim; sabahtan beri kafamda bin türlü şey kurmuşum,başlarım senin kaprisine!- Doktorumuzun hastane doktorlarından olduğunu sertçe belirtince bir kıvırma, bir ilgi alaka; neyse 3. kata gönderildik. Orada ebelerin odası varmış. Hastanenin de 3 ebesi varmış.
Bir sedyeyi anca diklemesine sığdırabileceğin “sedye asansörü” ile –Diğer asansör çalışmadığından; bizi buna yönlendirdiler- 3. kata çıktık. Ortada sadece 1 hasta bakıcı adamcağız; tüm katın hastaları adamın peşinde. Ebe odası denen de; girişte bir masa. -Görmüş olduk ebenin odasını!- E bizde hasta bakıcıyı taciz kervanına katılıp, ebeleri sorduk. Ebeler doğumdaymış, ne zaman çıkacakları belli olmazmış, bu kattaki her şeyden ebeler sorumluymuş ve bir tek onlar yanıtlayabilirmiş. Böyle başlarında kraliyet tacı ya da super kahraman pelerinleriyle 3 adet kadın beklentisine giriyorsun bir süre sonra. Beklenen ebeler 1/2 saat beklememize rağmen görünmediler. Biz de sağı solu kurcalamaya başladık. Hastane eski ve bakımsızdı. Pek hijyenik de sayılmazdı. Odalar da keza öyleydiler. Serum odasından başka bekleme alanı yoktu. koridorda bir bank ya da sandalye dahi yoktu. Önce serum odasındakilerle tanıştım ve ağızlarını aradım. Doğum için bekleyen yokmuş aralarında. Geçmiş olsun dileklerimi sunup; odalara diktim gözümü.

Bu, o gün verdiğimiz en doğru kararmış. Kan içindeki çarşafın 1 saattir değişmesini beklemek, ilgi gösterilmediğinin söylenmesi, ortada hemşire/ebe yok denmesi, hijyenin olmadığının söylenmesi… kararımızı çabuklaştırdı. RifBaba da kolumdan tuttuğu gibi; “Burada doğum yapmana müsaade edemem!” deyip, oğlanı da kaptığı gibi çıkardı bizi dışarı. (Aslan koca!)

Cumartesi günü ise 2. hastaneyi gezmek için düştük yollara. Bir gün öncesinde; bir tanıdığımızın 20 gün önce doğum yapmış arkadaşıyla konuştum telefonda. 2. aday hastane ile ilgili, oldukça ayrıntılı konuştuk. Telefonu kapattığımda, neredeyse kararımı vermiştim. RıfBaba ile paylaştım bunu ve güle oynaya bindik arabamıza.

Haftasonu olduğu için; beklediğimiz gibi, hastane biraz tenhaydı. Girişte bir beyefendi karşıladı bizi. Güleryüzlü, ilgili ve bilgili idi. Doktorumuzu ve geliş sebebimizi çıtlattık. Yine 3. kata telefon edip, haber verdi. 3. katta bizi bu kez bayan bir hasta bakıcı karşıladı. -Uluslararası bir anlaşma mı bu? Neden doğum servisleri hep 3. ktta ki?- O da oldukça güleryüzlüydü. Normal ve suit odaları gezdirdi bize. Arada cüzzi bir fiyat farkı var. Sıra geldi ebe ile tanışmaya. Ebe B.genç ve oldukça konuşkan bir bayandı. Daha önceki doğum deneyimiziden tutun da; piyasadaki her türlü doktora kadar, aklımıza ne gelirse konuştuk. Hatta bir ara RifBaba’ nın kulağına eğilip; “Azıcık dürtsek, epey bir doktor havadisi alırız gibime geliyor.” bile dedim. -Yalan yok; dedim yani.- Bir yerde ipin ucunu kaçırdı B. Ebe.
Elf: Daha önce hiç ssvd tecrübeniz oldu mu?
Ebe: 2 tane oldu. İlk doğumumuzun üzerinden kaç sene geçti?
Elf: 6 sene
Ebe: Hımmm… En az 8 sene gereklidir.
Elf: Af buyur??? Bütün ssvd yanlısı doktorların söylediği 2 sene!

Ebe Hanım’ ın ilk ssvd tecrübesinde, annenin ilk çocuğu 8 yaşındaymış ve böyle bellemiş olayı anlaşılan. Pek bilgili olmadığını düşündürdü bana. Yine de doktorum olacak yanımda diye içimi rahatlattım. Fakat sohbetin ilerleyen kısmı kanımı dondurdu. 8 sene konusunda ısrarcı çıktı bizim Ebe Hanım. İkinci ssvd tecrübesini anlatmaya koyuldu: İlk doğumunu 2 sene önce ölü doğum olarak gerçekleştiren bir anne adayı varmış. 2 sene sonra ssvd için hastanedeymiş. Doğum başladığında koridorda yürümeye, rahatlamaya çalışıyormuş. Sonrasını çok ama çok ayrıntılı anlatı. Ben, bu yazıyı okuması muhtemel anne adayları; özellikle ssvd adaylarını düşünerek ayrıntılı aktarmayacağım. Şu kadarını yazayım ki; bebeğin ne yazık ki kaybedildiği korkunç kanlı bir rüptür hikayesiydi. Kendimi bir an için; 11 yaşında kampta ateş başında, korku hikayeleri dinleyen çocuk gibi hissettim.. Ssvd yanlısı olmayanların veya yetersiz bilgisi olanların; karşısındaki caydırmak için bunu yapmasına alışkınım maalesef. Ya yeni araştıran bir anne adayı olsaydı orada? Ya kafasında soru işaretleri olan bir çift olsaydı orada? Bir profesyonelin bunu yapması hiç de etik değil. Daktır T.’ nin de dediği gibi; hatta terbiyesizlik, boşboğazlık ve aptallık.

Hastane hakkında bir kaç merak ettiğimiz bilgiyi de alarak çıktık.

Alpi’ ye gebeyken hastane gezisi yapmak hiç aklımıza gelmemişti. O kadar güveniyorduk ki doktorumuza; her şey çok güzel olacak gibi gelmişti. Olmayabiliyormuş meğerse.. O yüzden nacizane tavsiyem; doktorunuzu araştırdığınız gibi, hastaneyi de araştırın. Personelle önceden bir tanışın.

*Biterken; biz yine Bodrum’ dayız. Bodrum geçen seferki gibi çıkmadı. Çok sıcak, nem çok yüksek. bu haliyle İzmir’ i mumla aratatacak gibi.

Fotoğraflar; “Karayip Korsanları” hasretiyle yanıp tutuşan Alpi’ ye; Gül teyzesinin taa Almanya’dan yolladığı PlayMobile Korsan oyuncakları. Tekrar teşekkür ediyoruz Gül teyzesi. Alpi’ yi çok ama çok mutlu ettin. Bıcırıkları gözlerinden öperiz :)

  • Share on Tumblr