Çarşambanın gelişi perşembeden bellidir

title_IMG_2014_0618_160324_

Okullar kapandı. Evde durumumuz şudur: Gece yatmak, sabah kalkmak bilmeyen, her fırsatta önüne servis bekleyen, bahçeye inene kadar televizyonu açık tutan, kardeşiyle ilgilenmeyen, tüm yemek öğünlerini atlatan bir çocuk ve onu tıpatıp taklide yeltenen bir de kardeş var. Cinlerim tepeme çıktı bile! Eee ne olacak şimdi?

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Düşe kalka öğrenmek

Alpi doğduğunda, çalıştığım okul öncesi kururmlardan  çocuklarla ilgili tecrübem vardı. 3 senedir de alternatif eğitimi araştırıyordum. Güzel gözlü kuzum bir nevi denek oldu:p Bildiklerimi onunla öğrendim, onunla gözlemimi gerçekleştirdim. Daha acemiydim. Hem ev okulu hem ilk çocuk hem gözlem hem araştırma derken sonradan daha tecrubeli ve rahat oldum.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Kardeşimi kıskanıyorum

cats

Her şey Alpi’ nin bir itirafıyla hız kazandı: “Anne, itiraf ediyorum; kardeşimi çok kıskanıyorum! Bazen böyle duygulanıyorum ve ne yapacağımı da bilmiyorum. Ona zarar vermek istemiyorum ama o an sadece benimle ilgilenin istiyorum!” diyerek gözyaşlarına boğuldu. Kuzi uyuyordu. Alpi’ ye … DEVAMI

  • Share on Tumblr

Kitaplarını unutan çocuk

Hayatım inanılmaz bir tempoya girdi. Bu kadar yoğun olacağımı hayal bile edemezdim. Olmasa olur mu? Elbette..fakat olması hepimiz için daha doğru sanki. ya da alternatifim yok ve böyle görmek işime geliyor :)

Alpi, ilkokul 1. sınıf öğrencisi. Okuma-yazmayı öğrendi artık. Yine de hala desteklenmesi gerekiyor. Destek zayıfladığı anda gerileme başlıyor. Harflerin hepsi bitti ve artık bol bol okuma yapıyorlar. Bebekliğinden beri hep kitapları vardı. Artık çok geniş bir kitaplığı var denebilir. E biz bu aralar ona okuyamıyoruz ya; kendisi okuyabilecek garibim.. İlk zamanlar bebeğimizi idare etmek çok kolay oluyordu. Ne var bir yenidoğanı eğlemekte? Memeden iki cork, hooop uyku. Gün içerisinde 2 saat anca uyanık kalıyordu. Kuzi biraz daha büyüyünce, emzirirken kitap okumaya devam ettik. Alpi hafiften bozuluyor ama renk vermiyordu. Bense en çok sayfa çevirirken zorlanıyordum. Sonra gündüzler de zor olmaya başladı. Alpi okula giderken, memede bebekle uğurlamaya başladım. Derken, kolikli geceler başladı. 2,5 ay sürdü. Biliyorum, çok şanslıyız. Yıpratıcı bir süreç. O dönem çocuğumu okula hiç uğurlayamadım. Birkaç sefer bebeği uyuyan babasına bırakıp, okula kadar Alpi ile yürüyebildim.
Kolik döneminden azıcık bahsetmek istiyorum. Çocukların ihtiyaçları çakıştığında, tam bir kargaşa başlıyordu. Zaten ilk üç ay süren gaz sancılarının sağı solu belli olmuyor. Üstüne bir de kolik, yeme de yanında yat! Sabah hortlak gibi oluyor insan. Yataktan bebek ağlamasına sürünerek çıkıyordum. Tekrar uyumak yok çünkü birkaç saat sonra Alpi öğle yemeğine eve gelecek, yemek yapmak gerek.Yemek hızla hazırlanır ve ev üstünkörü toparlanır. Alpi’ nin eve gelme saati ve bebeğin uyku+kaka+emme saati çakışır. Bir şekilde o saat atlatılır, Alpi okula yollanır, bebek yatağına bırakılır ve 2 saat kadar oturma şansım ya var ya yok. Zira akşam yemeği beni bekler. Yemek hazırlanır, Alpi gelir, oyna, bebek uyansın, onu da al oyna ve dırınınımmm! Ödev saati ve kolik saatimiz çakışır! İlk günler Alpi de korku ve dehşetten ağlıyordu. “Anne, kardeşime ne olacak? Neden böyle ağlıyor? Ölecek mi?” Kuzi’ nin çığlık çığlığa ağlamalarından, Alpi cevabımı bile duyamaz ve yatağına sığınırdı. Yastığıyla kulaklarını kapatıp, üzerine de yorganı çekerdi. Kara gözlü kuzum için çok üzülürdüm. Evin hangi odasına kaçsam, ses duyuluyordu. Nihayet; o dönem hava ısındı da abiyi kolik saatlerinde bahçeye postalayabildim. Bir de akşam 22:10′ da başlayıp 01:10′ da biten ikinci posta kolik krizi vardı. Onda RifBaba’ dan destek alıyordum. Artık vücudun ve beynin yorgun düştüğü saatler olsa da; Alpi duymuyordu ve RifBaba ile paslaşarak idare ediyorduk.
Uçak pozisyonu, emzirme, kolda taşıma sadece kısa süreli rahatlatıyordu. En etkilisi sling idi. 10 dakika içinde sakinleşerek uykuya dalardı. Dalardı dalmasına da; her zaman etkili olmuyordu. Koliğin sebeplerini araştırmaya başlamıştım. İç karartıcı geliyordu her makale. Anne-baba platformlarında sorular sormaya başladığım günlerde bir mesaj aldım. O arkadaş benim olaya bakış açımı tamamen değiştirdi. “Belki ağlamaya ihtiyacı vardır?” Değil mi ya! Belki o şekilde rahatlıyordur? Aynen ÇokBilmiş‘ in tavsiye ettiği gibi; ağlarken rahat ettirmeye çabaladım, sarılıp aşina olduğu bir ninniyi fısıldadım, emzirdim, hafifçe salladım ve hatta 1E 1K izledim :) Ben o yazışmadan sonra bir daha kolik ağlamaları sırasında hiç stres yaşamadım. O kadar damla, rahatlatıcı yağ, makale, uzman yazısından sonra; sevgili ÇokBilmiş’ in sıcacık bir anne mesajıydı bizde işe yarayan. Ve ben rahatladıktan kısa bir süre sonra kolik ağlamaları azalarak bitti. O kadar doğal gelişti ki süreç; bir gece RıfBaba’ ya şunu söyledikten sonra fark ettim: “Yaklaşık iki haftadır, eskisi kadar ağlamıyor değil mi?”

Bu süre zarfında RifBaba tablet üzerinden okumaya ve yıllardır okuduğumuz, iki mizahdergsini okumaya devam etti. Bense yenidoğanlar, kardeş kıskançlıkları ve uyku eğitimi üzerine okudum. Yıllardır özen gösterdiğim Alpi’ nin uyku öncesi rutini bırakın sarsılmayı, yerle bir oldu! RifBaba cok yoğun bir iş temposundan yeni yeni çıkıyor. Kuzi kuzusu benim çok vaktimi alıyor ve uyku saatleri çakışıyor. Dahası erkenden diş çıkartmaya çalışınca, kucağımdan bırakamaz oldum. Alpi de okumayı iyiden iyiye salladı. Bende fırtınalar kopuyor ama ne çare? Hava azıcık güzelse, okul çıkışı bahçeye. Sonra ev ödevi, oyun, akşam yemeği, babayla vakit geçirme, banyo ve uyku. Araya kitapları sokuşturamadım çünkü Kuzi kucağımda mütemadiyen ağlıyor. Baba uyku saatinde pestili çıkmış geliyor. Sonuç olarak; ilk kez aldığımız kitaplar, kapakları bile çevrilmeden kitaplıkta kalakaldı. Aksi gibi; ben de sabahları boş olduğum için,kitabımı o saatlerde okuyorum. Alpi evde kitap okuyan kimseyi görmüyor. Bu da beni çok rahatsız ediyor. Öte yandan bu aralar Kuzi’ ni en sevdiği şey, bez kitabını kemirmek, sayfalarına bakmak ve yeniden kemirmek:)
Netice itibariyle, yukarıdaki resimdeki gibi huzur dolu okuma saatlerimiz bitti. Alpi’ yi kitaplarına döndürmek için bir önerisi olan var mı?

*Resimler Google gorsellerden.

  • Share on Tumblr

Paylaşmam gerek II: Alpi’ nin doğum hikayesi

İlk olumsuz doktor deneyimimizi yaşamıştık. İkinci kez gebeydim. İlk hafta içinde kanamalar yine başlamıştı ve biz yine hazırlıksız yakalandığımızdan, yeni bir doktor araştırmamıştık. Çok iyi hatırlıyorum; saat 10:30′ du. O an için başka bir çözüm üretemediğimden, yine aynı doktoru arayıp kanamayı anlattım.

 Doktor: Bu saatte insan aranır mı yea???
Bu adam, İzmir’ de çok tercih edilen bir kadın doğumcu, bir doçent. O an ağzıma geleni hiç çekinmeden söyleyip telefonu kapattım. Aklıma, gebeliği benden 3 ay önde olan arkadaşım geldi. Çok babacan tipli bir doktoru vardı. Arayıp numarayı aldım ve 1 ay sonrasına randevu verildi. Kanamayı ve çok korktuğumu anlatınca hemen kabul ettiler. Kahretsin ki; yine gidip de başka bir sosyete doktorunu bulmuşuk! O zamanlar popüler kadın doğumcuyu, iyi olduğu için çok tercih edilir zannederdik…

İlk 4,5 ay yatak istirahati ile geçti. Tuvalet haricinde yerinden kalkmayacaksın dendi. Yediğime içtiğime dikkat edecek, gereksiz kilo almayacaktım. Risk geçtikten sonra spor ve yürüyüşe başlayacaktım. 6 haftada bir yapılan kontroller haricinde, gün aşırı RifBaba ya da taksi ile muayenehaneye koşturuyordum. İlk 5,5 ayı ped ile geçiren ve düşük riski bulunan anne adayları anlayabilir bunu. Kanamayı tarif ettiğimde, doktorum hemen gelmemi istiyordu ama aynı zamada benim uzanmam gerekiyordu ikilemi çok kötüdür. Muayene sonrası rahatlama ile ya bu yollarda yaşanan sarsıntı zarar verirse endişesi… Zira psikoloji yerlerde sürünüyordur.

4,5. ay itibariyle çılgın bir alışverişe başladık. Bu bebeğin doğacağına inanmam gerekiyordu ve somut bir şeylere ihtiyacım vardı. O giysilerle Alpi büyüdü, bir kısmıyla Alpi’ nin hala oğlu büyüdü, şimdilerde Kuzi büyüyor. Sonraki 5 çocuğu da rahat çıkartırlar. Yazık olmuş o kadar masrafa. 5,5 ay boyunca cinsiyetini saklayan Alpi kuşum, nihayet yüzünü ve cinsiyetini bize göstermişti. Sonrası çok hızlı gelişti. Aradaki 5,5 ayı kapatmak için günde 2km yürüdük ve egzersiz yaptım. Okuduğum kitaplardan, bebek eşyalarından ve kurduğumuz hayallerden nihayet zevk alıyorduk. “En değerli tasarımım“ı yetiştirebilmiştim. Dahası; firma iki jest ile beni havalara uçurmuştu. Takımın adı “Miniş” olmuştu. Alpi’ yi karnımdayken hep öyle severdim. Üretime geçer geçmez; ilk çıkan takım, bebeğime hediye olarak gönderilecekti. -Firma sözünde durdu fakat katalog çekimini geç yaptıklarından; Alpi doğduktan sonra geldi.- Çok mutluydum ve iyi hissediyordum. Her şey yoluna girmişti. Doktorum normal doğumu destekliyor gözüküyordu ama hep “Zamanı gelmeden konuşmayalım” diyordu. Nitekim, o “zaman” hiç gelemedi.

Artık doğumumu düşünmeye başlamıştım. Küçük bir kızken duyduğum o konuşma, sıklıkla aklıma gelir olmuştu. Bilgisayarda oyun oynayarak kafamı boşaltmak işe yarıyordu. Genel anesteziyi hiçbir zaman düşünmedim. Zaten operasyon geçirebilme ihtimali kanımı donduruyordu; bir de genel anestezi alıp uyanamamak var diye sağdan soldan teklifsiz hatırlatmalar başlamıştı. Zaten sevgili ülkemde bir kez gebe kaldıysan; artık halkın malısındır. Aniden ellenebilen karnın hatta tüm bedenin, bebeğini nasıl doğuracağın, seçeceğin doktor ve hastane, koyacağın isim hatta! Nasıl doğuracağına mı karışmayacaklar.. İnsan öncesinde sağlam bir çevre oluşturmalı. Şöyle doğum köyü gibi bir yer açılsa; gebeler eşleriyle doğuma kadar orada kalsa.-sonra da lohusa evi olacak ki; bebeğin üşüdü, sütün yetmiyor, vs ciler tarafından tacizden korunasın- Olumsuz fikirler kafalarına sokulmasa. Ütopik ötesi oldu:))

Böylelikle doğal doğum ürkütücü olmaya başlamıştı iyice fakat bir yanım da merak ediyordu. Sezaryen demek bir operasyon geçirmekti ve ben bunu istemiyordum. O kadar abartılı hikayeler anlatmışlardı ki; neredeyse vazgeçtim doğurmaktan diyecektim :) Derken bir gün nişan geldi.Bir hemsire olan arkadaşım Havva’nın evindeydim. Çok heyecanlanmıştık. Hemen doktorumu aradım. Doğumun 3 ila 10 gün içinde başlayacağını ve hastane çantamı hazır bulundurmamı söyledi. Mutlulukla eşimi, ebeveynlerimi ve kardeşimi aramıştım. Nasıl naif bir mutluluktu. Ne yazık ki; bir daha o heyecan ve mutluluğu tadamadım.

Bir hafta sonra akşam yemeğini arkadaşlarımızla yiyiyorduk. Doğumun kaç gün sonra başlayacağına dair iddialarda bulunup gülüşmüştük. Onları uğurladıktan sonra bir hafta önceki nişana benzer bir lekelenme daha gerçekleşti. Geceyi tek bir sancı hissetmeden geçirdim ama çok fazla tuvalet ihtiyacı olmuştu.  Ertesi sabah 09:00’da doktor kontrolü vardı ve ben tuvaete koşturmaktan evden çıkamamıştım. Nihayet doktora kadar idare edebiirim düşüncesiyle arabaya bindik. Yaklaştığımızda, gebelik boyunca en çok çekindiğim şey olmuştu: idrarımı rahatsız olacak kadar kaçırmıştım. RifBaba’ yı tekrar eve dönüp, üzerimi değiştirmem konusunda ikna etmeye çalışıyordum ve muayenehanenin önündeydik. Dışarıdan bir şeyin belli olmadığına ikna olunca, içeri girdik.Oturmamla kalkmam bir olmuştu çünkü altıma kaçıracağımı hissettmiştim. Tuvalete girip kapıyı kapatmamla birlikte paçamdan aşağıya akan suyu hissetmem bir oldu. Oturup idrarımı kaçırdım diye ağlamaya başladım. Kapının önünde RifBaba ve hemşireler bana ne diller döküyor ama mümkün değil, çıkmam! Ben kapının arkasından eşime giysi getimeden çıkmayacağımı tekrarlarken, hemşirelerden birtanesi kapıdan bana seslendi:
“Tatlım, idrar değil de suyun gelmiş olmasın?”
38+6′ yı yeterince uygun bulmamış olmalıyım ki; dün geceden beri çok hafif gelen suyu idrar ile karıştırmıştım! Başım öyle bir döndü ki; kapıyı açıp karşı duvara zor tutundum. Doktor hemen muayeneye aldı ve sonra odasında beklediğini söyledi.
 4cm açılma varmış. Nişan, su, açılma aaaa! doğum başlıyordu! Doktorun yüz ifadesi hoşuma gitmemişti. O gün piyangodan çıkan benden başka hiç doğumu yokmuş. Saat 15:00’de mutlaka Çeşme’ de olması gerekiyormuş. Çok  hevesle beklediği bir kokteyl varmış. Yurtdışından bir sürü önemli prof. da gelecekmiş. Saat 3′ e kadar doğurdum doğurdummuş, o saatten sonra duramazmış. Bu arada istersem 1 saat sonra bebeğimiz kollarımızda olabilirmiş. Başından beri diken üstünde süren bir gebelikmiş ve bu, kıymetli olması gereken bir bebekmiş. İstersek eve gidip çantamızı alabilirmişiz. Bir duş alıp hastaneye girişimizi yaptırabilirmişiz. 4cm açıklığın bir önemi yokmuş. İçerideki tüm su bitmiş. Bebek artık tamamen kuru ortamdaymış. Hastanede gece yarısına kadar sancı için beklenebilirmiş; ama hemen de kucağımıza verebilirmiş. Sancı başlamazsa suni sancı verilirmiş. Fakaaaat o saatte aman doktor dersem, hayatta gelmezmiş. Gebeliğin başından beri bebeğimizi o takip etmiş. O hastanede kim bilir kimlerin eline kalırmışız. Tabii bu arada kuru ve enfeksiyona açık ortmda kalakalmış olan bebeğimizi bekleyen olası isklerden, sorumu hekimimiz olarak bahsetmek zorundaymış. Bebeğimiz spastik kalabilirmiş! SPASTİK… İster miymişim hemen kollarıma almayı? Tabii Allah korusunmuş; kimse bebeği spastik doğsun istemezmiş….

Devamını duymadım… Eşimle gözgöze geldik; cebren ve hile ile sezaryen kurtarıcımz haline getirilmiş oldu. Ağlayarak eve döndük. Eşimle hiç konuşmadık. Duşa girdim. Çantamı aldık ve ailelerimize haber verdik. Eşimin ailesi zaten şehir dışındaydılar. Babam ve annemin rahatsızlıkları artmasın diye bize dayatılanı anlatmadık. Bundan sonrası hep keşkelerle dolu. Doktor bizi yarıyolda bırakmıştı. Çok korkmuştuk. Keşke şimdiki kadar aklımız başımızda olsaydı. Keşke o doktora kurtarıcımızmış gibi yaklaşmasaymışız. Keşke daha cesur davranıp. “Hadi lan'” deyip bir devlet hastanesine gidiverseymişiz. Keşke su gelir gelmez bebeğin spastik olabileceği söylevine bir tarafımızla gülebilseymişiz… Keşke su geldikten sonra 3 gün kadar beklenebildiğini, doğumu doktorun değil de kadının gerçekleştirdiğini, evimdeki su dolu küvette rahatlayabileceğimi biliyor olsaymışım.. Keşke sezaryen için ameliyathanede yarım saat kadar tek başıma ve titreyerek bekletilmeseymişim. Keşke 38+6′ da acil sezaryene girmeseymişim. Keşke keşke keşke..

2006 yazının bir öğleden sonrası saat 14:48′ de 3.475 gr ağırlığında, 50cm boyunda doğdu Alpi oğlan. Hastane beşiğinden ilk kez kucaklamak için kaldırmak istediğimizde, sağ eliyle beşiğini de kaldırmıştı beraberinde. Annesinden daha güçlüydü doğumdan sonra. Annesi de ondan güç olacaktı zaten sonraları…
Devam edecek.

* İlgili yazı: Paylaşmam gerek

  • Share on Tumblr

Paylaşmam gerek…

Çok küçüktüm. Annem ile bir sürü kadın arkadaşıyla buluşmak üzere birinin evine gitmiştik. Gerçekten küçüktüm. Henüz annem kardeşime gebe değildi. (Kardeşimle aramızda 5 yaş var) O gün, o evdeki tek çocuk bendim. Kadınlar çok kalabalıktı ve o küçük çocuğun varlığını pek de önemsememişlerdi. Halbuki; önümdeki bebeklerimle  oynarken, her kelimelerini itinayla kaydediyordum. Tam dalmıştım ki;
– “Ahh yazık oldu gencecik kadına. O bebek de nasıl suçlu büyüyecek. Sonuçta annesi onu doğururken öldü!”

Nasil yani??? Anneler bebeklerini doğururken ölüyorlar mı? Buz gibi olduğumu hatırlıyorum. Aslına bakılırsa; o gün orada yaşanan bir çok ayrıntı beynime kazınmış. Çok huzursuzdum, çok korkmuştum. Dehşet içinde kadınların anlattıkları hikayeleri dinliyordum. Aslında duymak istemiyordum fakat yan odaya gitmeye de çok korkuyordum. Bebek doğururken ölen anneler, çocuklarına kızgın olur muydular? O bebekler çok mu kötü insanmışlar? Ben de annemden kardeş istemiştim. O da mı ölecek?!!! Zaten Turk filmlerinde de kadınlar korkkunç acılar çekiyorlar doğum yaparlarken… Doğum korkunç bir şey olmalı. Asla bebek istemiyorum..

Sene 2005. Gebeyim ve toplu taşıma tercih ediyorum. Otobüs çok kalabalık ve ben dakikalardır, yüksek olan o kola asılı bir şekilde düşmemeye çalışıyorum. Tansiyonumun düştüğünü hissettim. Eve geldiğimde kanama artmıştı. Apar topar bir kez muayene olduğum doktorumuza gittik. Eşim, annem, kızkardeşim arkamdan geliyorlar. Koşarak muayenehaneye girdim. Doktor, vajinal ultrason kullanacağını söyledi. Muayeneye hazırlandım ve doktorun sözleriyle irkildim: “Şerrrrrefsizim ölü düşük!” Bir an için odaya kuşbakışı baktım; iki elini birbirine çarparak, densizce böğüren bir doktor ve muayenesi hala devam ederken, o şekilde bırakılmış bir gebe. Üstelik karnında cansız bir bebek taşıdığını öğrenmenin şokunu yaşıyor. O anda bebeği görmek için içeriye giren aile fertleriyle gözgöze gelmek ne zordur; yaşayan bilir.. Gözlerim dolarken;
“Doktor Bey şaka yapıyor sanırım.” diyebilmiştim. 3 çift gözdeki o hayal kırıklığı ile yüzleşmek ne zordur; yaşayan bilir…

Giyinmem için beni yalnız bırakıyorlar. Annem ve kardeşim sokakta beklemeyi tercih ederlerken; eşim ve doktor da görüşme odasında beni beklemeye başlıyorlar. Hazırlanıp gidiyorum. Kürtaj konuşulacak. Doktor gayet rahat. Kürtajı, gözlük takmaya benzetiyor. Alınan risk aynıymış. Korktuğumu söyleyebiliyorum cılız bir sesle ve azarlayan bir tonda doktorum hatırlatıyor:
“Gözlük takıyorsun ama!” Sıfır empati, sıfır duygu, gayet profesyonel. Aynı doktor; bebeğin kalp atışlarını dinlemek için ultrasona girmeden önce doğum şeklinden bahsetmişti:
“İlerki yıllardaki mutluluğunuzu düşünürsek; en doğrusu sezaryen zaten.” Eşim ve benim gözlerime bakarak hoop bir de göz kırpıyor. Bir cevap veremiyoruz. Doğumun tercihli bir yanı olabileceğini hiç düşünmemiştik ki o ana kadar. Doğum demek, bir mucizeyi kucaklamaktı; cinsel hayatı düşünerek operasyon planlamak değildi ki!
O gün negatif duygularla ayrıldığımız doktorun yanına; sonraki hafta, bildiğimiz başka bir doktor olmaması sebebiyle acil kanama sonucunda tekrar gidivermiştik. Bize 2000′ e yakın doğum yaptırdığını anlatmıştı. Hepsi de sezaryenmiş. Zaten gözlük takmak da kürtajdan daha tehlikeliymiş. Haftasonunu doktorun bana yaşattığı anı tekrar tekrar anımsayarak geçirdim. Pazartesi günü belirlediğimiz saatte hastanede buluştuk. Yıllarca o doğum hastanesinden nefret ettim. Kim bilebilirdi ki; yıllar sonra ikinci bebeğimi orada kucağıma alacağımı? O zamanlar şaşalı gözüken girişte oturup, beyin kanaması geçiren arkadaşını ziyarete gittiği için bizi bekleten doktoru beklerken; doğum yapan yakınlarına devasa çiçekler getiren, heyecanla koşuşturan, bebeğin güzelliğini anlata anlata bitiremeyen ziyaretçileri 1 saat kadar izlemiştik. Ne kötü hissetmiştim kendimi. Bebek kelimesini her duyuşumda, karnımdaki cansız bebeği hatırlıyordum.
1 saatin sonunda ağzında sakızıyla enerji topu doktorumuz geldi. Asansörde arkadaşının dağılan kafatasını anlattı bize. Kata geldiğimizde eşimi koridorda bırakacağımızı söyledi. Çok tedirgin olduk. Yüzüğümü avucuna bıraktım ve içeri geçtim. Gayet şen şakrak ve lakayt bir ekip, gevezelik ediyordu. Arada bana şöyle yap, buraya geç vs diyorlardı. Masaya yattığımda ilk yaptıkları; kol ve bacaklarımı kemerlerle bağlamak oldu. Çok ama çok korkmuştum. Hiçbir soruma yanıt alamıyordum. Uzattığı maskeyi iyice solumamı istedi hemşire.
“Bunu yapınca bayılacak mıyım?” diye sorduğumda,
“Hayır hayır, o zamanı ben size söyleyeceğim” dedi. İnandım ve nefes almamla birlikte sanki birisi boğazımı sıkıp nefessiz bıraktı. O psikolojiyle ayılırken ortalığı birbirine katmışım. Bir yandan bebeğim diye ağlayıp; öte yandan da doktora ağzıma geleni saymışım. Kendime gelmeye başladığımda, doktorun suratı sinirden kıpkırmızıydı ve ben adama
“Sen ne biçim insansın? Bana iğrenç bir şekilde haber verdin. Bebeğimi aldın yalancı!” diye bağırıyordum. Taburcu oldum. En az 6 ayı gebe kalmadan geçirmemiz söylendi. 2. ayda eşimle konuştuk ve bu psikolojinin gün geçtikçe daha da zarar verici olduğunda karar kıldık. 2. ayın sonunda tekrar gebeydim.

 Buraya kadar anlattıklarımı ve bundan sonra anlatacaklarımı, 7 yıldır içimde tutuyorum. Çok çok az kişiyle paylaştım. Bunları anlatıyorum çünkü istemeden sezaryen oldum diyoruz ya hani; çok net işaretleri görmezden geliyoruz çoğu zaman. İnsanları SSVD’ ye iten nedir? Neden bu kadar önemsiyorlar? Nasıl bir psikoloji içindeler? En azından kendi penceremden göstermek istiyorum. İlk olumsuz doktor deneyimimizi yaşamıştık.
Devam edecek..

  • Share on Tumblr

Kardeş kıskançlığı kabusa döner mi?

İşte iki kardeşin ilk buluşma anları! “Yıllarca sürse de bekleyeceğim” demişti kara gözlü kuzum. Sabırla, heyecanla bekledi 39 haftayı..Her sabah uyandığında ve her akşam uyumadan önce, Kardeş’ e karnıma günaydın ve iyi geceler öpücüğü kondurmayı hiç ihmal etmedi. Kardeşinin hazırlıklarını gebelik süreci boyunca birlikte yaptık. Giysileri beraber düzenledik, park yatağını babasıyla yıkadılar, 3. aydan sonra kontrollere beraber gittik, uyumadan önce doğduktan sonra yapacaklarını planladi ve biz de mutlulukla dinledik. Alpi’ yi sürece oldukça iyi hazırladığımızı düşünüyorum. Kendisi de hasretle bekliyordu zaten Kardeş’ i.

“Doğduktan sonra göreceksiniz!”, “Başlarda böyle gibi olur da sonra yüzünü nasıl da tırmalayacak. Sonra da *Seviyordum ben, diyecek!” “Hahaha sizi hareketli günler bekliyor. Kıskanmadan geçmeyecek ki bir gününüz!” diye etrafımızda uçuşan felaket kuşlarına inat; günlerimiz güllük gülüstanlık geçiyor. Kıskançlık elbette olacak. Bu çocuk 6 küsur yılını bizim tek yavrumuz, ilgi odağımız, her şeyimiz olarak geçirdi. Hani derler ya; tahtın sarsılması, işte onu yaşamasından daha normal ne olabilir ki? Bunun normal boyutlarda kalması bizim elimizde diye düşünüyorum.
Bizim evin kara gözlüleri, birbirlerine ilk el salladıkları andan itibaren; aralarında özel bir bağ oluştırdular. Bunu nasıl başardıklarını sormayın. İnanın bilmiyorum. Gebeliğimin son aylarında; Kuzicik oldukça zorlayıcı hareketler yapıyordu.Yüzümü ekşittiğimde veya gayri ihtiyari ağzımdan bir “ayh!” çıktığında; Alpi kuşum koşarak yanıma gelir ve karnıma ağzına dayayarak “Kardeşim, lütfen sakin ol. Annemin canını acıtma. Biz seninle doğunca oyunlar oynayacağız.” diye konuşurdu. Karşılığında ise-evet bir karşılık olurdu- anında sert hareketler biterdi. Muhteşem bir şey değil mi?

Anne ve bebişi‘ nden duyduğum, çok hoşuma giden bir söz var: “Anamın ilki olacağıma; dağdaki tilki olaydım.”
Nasıl da güzel özetliyor durumu. Genellikle gözlemlediklerim ve dahi tecrübe ettiklerim; abi ya da ablanın hayatının alt üst olduğudur. Sadece anne ve babaları için çarpan minicik kalpleri kırılıyor, yalnız kalıyorlar, güvensiz ve desteksiz hissediyorlar, altından kalkamadıkları sorumluluklar yükleniyor, kıskanma duygusu yüzünden suçlanıyorlar. Sonuç olarak; bunların hepsi ağır geliyor, başa çıkamıyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.  “Nasıl davransam da eskisi gibi benimle ilgilenseler?” “Reklamın iyisi, kötüsü yoktur; şu bebeği azıcık mıncırayım..”
Büyük çocuğun en büyük korkuları “Artık beni sevmeyecek misin?”,  “Beni daha mı az seveceksin?” düşünceleri oluyor. Bu sorularla kendilerini güvende hissetek istiyorlar. Ebeveyne düşen; bunun aksini sözlü ifade ettiğimiz kadar; vücut dilimizle de belli etmek. Aslında büyük kardeşin yaşı ne kadar büyükse; durum o kadar kolay kotarılabiliyor. ya da genellikle böyle oluyor. 6 yaş, gayet rahat izah yapılabilen bir yaş. Daha küçük çocuklar için her şey daha zor.

Kıskançlık sinyallerini anlamak aslında hiç de zor değil.
Büyük kardeşe kardeş için bir şeyler yapma fırsatı verilmeli. Yeni doğan bebeğin anneye bağımlılığını ve gördüğü ilgiyi anlamlandıramazlar. Hissedilen öfke ve/veya kırgınlığı bebeğe ve/veya ebeveynlerine gösterir ya da içine kapanır. Her zamanki gibi davranmamaya başlar: Bebeğe zarar vermeye çalışmak, ebeveynlere karşı gelmek, dinlememek, her şeye “hayır” demek, bebekleşmek, ebeveynleriyle uyumak istemek, yemeğini ebeveynlerinin yedirmesini talep etmek, biberon veya meme istemek, parmak emmek, altına yapmak, huysuzluk, hırçınlık, saldırganlık veya ebeveynle iletişimi kesmek.

 Yaş farklarından önce; evdeki çocuğu , gelecek olan kardeş fikrine alıştırmaya değinmek istiyorum. Bizim evde işler kolaydı. Alpi, 2-2,5 yaşından beri deliler gibi kardeş istediğinden midir artık bilmem; evde neredeyse hazır bir çocuk vardı. İlk hazırlamaya çalıştığımız konu;bunun uzun bir bekleyiş olacağıydı. “Kardeşin olacak” müjdesinden sonra, bu bebek hooop diye doğmayacak. Bunu okul öncesi dönemindeki bir çocuğa anlatmak zor oluyor ama imkansız da değil.
Alpi’ ye kardeşi gelmeye karar verdikten sonra uzun bir süre geçeceğini anlattık. Tahmini olarak karnımın ne kadar büyüyeceğini gösterdik.

* Karnım bu kadar olduğunda,
* Bütün hazırlıklarımız bittiğinde,
* Bu kış bitecek, karlar eriyecek (Gebeliğim Şubat’ ta başlamıştı. Görsel olarak desteklemek için, kar varken ve eridikten sonra Spil ve Bozdağ a götürdük.). Ardından yaz gelecek ve karnım büyümüş olarak denizde yüzeceğiz. Tatil bittikten sonra okullar açılacak ve sen büyük okuluna başlayacaksın. Harf calışmaları yapacaksınız. Okumaya başladığında kardeşin doğacak. Ayrıca; kumaş bir takvimimiz vardı ve Advent Calender mantığıyla, günleri tek tek takip ettik. Bebeğin gelmeye karar verdiği gün; sen anneannenle oynarken, ben de babanla doktor amcanın yanına gideceğim. Bebek doğunca da baban sizi hastaneye getirecek. Ne yazık ki; hiçbir şey böyle olmadı. Büyük bir stres yaşadı kara gözlü kuzum.

Yeni bebekli çiftleri gözlemek ve ziyaret etmek de iyi bir tecrübe olabilir. Biz sevgili Evo&Dodo’ nun minik kızlari Lila’ yı ziyareteimize Alpi’ yi de dahil etmiştik. Bu, Alpi için bir ilkti. O zamana kadar hiçbir yenidoğana ilgi göstermeyen ve hatta salyalar yüzünden bebeklerden uzak duran oğlum, Lila’ yı büyük bir merakla inceledi. Yüzünde hiç bitmeyen bir gülümseme ile gözlerine, ellerine, boyuna posuna baktı. Oturdu, kalktı ve tekrar tekrar baktı. Annesi emzirirken de kaçamak bir bakış atıp, babasından telefonunu istedi. Gözlem bitmişti ve oyuna dönebilirdi:) Bu tecrübeden sonra günlerce Lila’ dan bahsetti. Etrafındaki 2 yaş altı bütün bebekler hakkında yorumlarda bulundu.

Kardeşin gelirken büyük kardeşe getirdiği hediye bu aralar pek revaçta. Biz uygulamadık cünkü Alpi bunu yiyecek yaşta değil:) Siz denemediyseniz; deneyebilirsiniz. 

Kendi fotoğraflarına baktık, videolarını izledik. Kardeş’ in de böyle küçücük olacağını, ilk zamanlar bize ağlayarak bir şeyler anlatacağını ifade ettik. Alt metin; bu geçici bir dönem. Kardeşin de büyüyecek. Burada Evren‘ e çok çok teşekkür ediyorum. Bebek dili hayatımıza renk getirdi.Bebek dili sayesinde; bozulan oyun anları bile eğlenceye dönüştü. Acaba altını mı temizlememizi istiyor yoksa acıktı mı? Koştura koştura başında alıyoruz soluğu. Böylelikle; doğal olarak Alpi de sürece dahil edilmiş oluyor. Abiye, kardeşle ilgili sorumluluklar veriyoruz. Acıkma alarmında, birkaç dakikaya ihtiyacım varsa; emziği yetiştirmek Alpi’ nin görevi. Altını temizlerken oyalamak, gerekli alet ve edavati getirmek yine Alpi’ nin görevi. Hatta Kuzi’ nin başında iddialaşıyoruz. Acaba altını temizleme anında, elime kaka yapacak mı? Çişini üzerime fışkırtabilecek mi? Gerçekten kahkahalarla gülüyor:)))
Kendi fotoğraf ve videolarına bakarken, bebekliği ile ilgili anılara değindik. Komik ve duygusal anıları kucak kucağa yad ettik. İtiraf ediyorum; bu bana da çok iyi gelmişti. Sonrada kardeşinin yaşaması muhtemel komik durumları hayal ettik. Sonrasında kendisi döküdü zaten. Kardeş ile ilgili hayallerini ve planlarını anlattı. Birlikte yorumlar yaptık. Bunların hepsi 4 kişilik hayata hazırlıktı.
Kardeşe gelen hediyeler çok kalp kırıcı oluyor. Kesinlikle doğru olan; büyük kardeşe küçük bir hediye getirmektir. Abi oldun hediyesi, durumu oldukça keyifli hale getirecektir. Bu yüzden evde minik, acil durum hediyeleri bulundurmak iyi fikir.

Büyük ile geçirilen zaman konusunda; hal ve hareketlere çok fazla dikkat etmek gerekiyor. Şimdiye kadar Alpi’ nin paylaşım talepleri bugüne kadar en fazla ertelenmiştir. Bugünlerdeyse telafi edilemeyecek şekilde havada kalabiliyor. Büyük çocuğunuzla bir paylaşım esnasında; bebek ağladığı için ara vermeniz gerekirse; bir zararsız yalana başvurulabilir: Bebek yüzünden değil de, başka bir sebepten ötürü kalkmam gerek! Kuzi her ağladığında; başka bir sebepten ötürü kalkmamı ne kadar yer bilemiyorum.

Konuyla ilgili hikaye kitaplarını birlikte okumak.Daha önce sağlam bir liste çıkartmıştım. Eklemeler de gelmişti. Eve yeni gelen kardeş ile ilgili kitaplara buradan ulaşabilirsiniz.

Evde bebek icin yapılan değişiklikleri; büyüğe de uygulamak mantıklı geliyor bana. Bebeğe bir oda hazırlandıysa; büyük kardeş için bu cok cazip bir gelişme olacaktır. Ona da bir oda hazırlamak ya da birlikte odasına eklemeler, düzenlemeler yapmak iyi gelebilir. 29 haftalik gebeyken bu işe girişmiştim. Kuzi için yapılan alışverişler, önden gelen hediyeler ve yatak odamızdaki düzenlemeler yoğunlaşmıştı ki; Alpi’ nin de heyecanla ortada dört döndüğünü fark etmiştim. Bu durumuda değerlendirmeden edemezdim! Kendi bebeklik giysilerini beraber inceledik. Giymeye çalıtı bazılarını. Yenidoğan bodylerinin küçüklüklerine inanamadı -ben de! Kuzi’ nin geçici konaklayacağı odayı hazırladıktan sonra; sıra Alpi’ nin odasına gelmişti. -Dolap ve kitaplıkları boşaltıp; RifBaba’ nın gelmesini beklemiştim. O gün erken gelcek olan eşim, kaldı mı mesaiye! Karşı komşu ve apartman görevlmizin yardımıyla, büyük ve ağır parçalar taşınmıştı. Zavallı eşim de geldikten sonra bana yardım etmişti. Ertesi sabah, kahvaltıya arkadaşlarımız gelecekti. Yetiştiremeyip, ertelemiştik.-
2 günde Alpi’ nin odası ile daha birkaç ay önce yerleştirdiğim hobi odamı taşıdık. Çok zor olmuştu, akşamı bebeğe bir şey olacak diye korkudan titrediğimi hatırlıyorum :) Kuzi turp gibiydi tabii ki ve Alpi’ nin gözlerindeki ışıltı görülmeye değerdi. Çok daha büyük bir odaya taşınmıştı -benim hobim odam da çok daha küçük bir oda olmuştu- Yeni hiçbir şey almadık, mevcut eşya ve oyuncaklar gözüne yeni gibi gelmişti yavru kuşun.

Büyük kardeşe haddinden fazla sorumluluk yüklememek gerek. Sen abisin, sen ablasın, sen artık büyüdün böyle davranmamalısın türünden yaklaşımlar büyük haksızlık. Ebeveynler, büyük kardeşin de hala küçük bir çocuk olduğunu unutmamalı. Kendi küçüklüğümü hatırladım bir an için. Bu konuda “Fazla yüklenilen abla grubu” ndayım. Ne zaman bir yere gitsek, keyif alamadan döndüm bir dönem. Annem ve babam devamlı kardeşimi oyalamamı, ona göz kulak olmamı tembihleyip duruyorlardı. Hatta ortadan kaybolduğunda sorumlusu ben oluyordum. Ben artık kendi halimde coşamazdım, koşup oynayamazdım, istediğim kadar oyalanamazdım. Çünkü artık “abla” olmuştum. Eee bu bebeği ben istemiştim, şimdi arkasını toplamak zorundaydım. Bu cidden korkunç bir haksızlık. Eğer cocuklarınıza, uzun sürecek bir rekabet duygusunu aşılamak istiyorsanız yapın bunu. İki çocuklu anne, 2. aydan sonra ne yaptığının farkına varıyor :) Bir nefes almak isteniyor, sorumululuğun paylaşılması bekleniyor ama bütün bunların muhatabı büyük çocuğunuz olmamalı. Bunu bir yetişkinle halletmeniz gerekiyor. Her iki ebeveyn de çocukların bakımında aktif rol oynamalı. Dönüşümlü olarak çocukları paylaşmak ne kadar iyi bir fikirse; düzenli olarak çocukları paylaşmayı bir rutin haline getirmeye calişmamak gerek. Bu, anne için çok yıpratıcı olacaktır. Çocukların bununla kendileri de baş edebilmesi gerekiyor.
Aynı şekilde, öfke patlamalarının sorumlusu da büyük çocuk değildir. O, sadece ne yapacağını bilemeyen, sizi anne yapanınız. 
Büyuk kardeşe sözlü uyarı yapılacağı zaman; küçüğe de yapılmalı. Aynı şekilde; küçüğe bir övgü söz konusuysa büyüğü de göz ardı etmemeli. Böylelikle eşitlik sağlanmış olacaktır ve çocuğun gözünde “adil” konumuna gelinecektir. Yani ebeveyn olarak taraf olunmamalı. Çocuklar her zaman gözde olmak için uğraşırlar. Problem anında/sonrasında, problemi dinleyip konuyu kısaca hatırlatıp geri çekilmek gerekiyor. Hem taraf olup kıskançlığa ve itilmişlik hissine sebep olunmaz hem de problemi kendi aralarında çözmeleri için fırsatları olur. Aslında kriz daha çıkmadan müdahale etmek en doğrusu. Bazı hal ve hareketlere karşı daha müsamahalı davranabilirsiniz. Yani kuralları biraz gevşetmekten bahsediyorum.

Kardeşlerin, hangi yaşta olursa olsunlar kıyaslanmamaları gerek. Her çocuğun gelişimi kendi içinde değerlendirilmeli. Huyu suyu, ilgi alanları, oyunları ya da davranışları  kıyaslanmamalı; artıları ön plana çıkartılmalı.

Büyük kardeş küçük kardeşi hırpalayarak seviyor olabilir. İlk önce kendi sevgi gösterimize bakacağız:) Unutmuyoruz ki; onun ilk rol-modeli bizleriz.Kardeşine yaklaştığında; vahşi bir korsanmış gibi çığlıklar atarak müdahale için koşturmak yerine, tetikte olup bunu belli etmemek ve gözlemeye devam etmek daha güven verici. Bütün ilgi ve koruma duygusunun kardeş üzerine olduğu hissini engelleyebilir. İstenmeyen bir davranış söz konusuysa; kalkıp hemen müdahale etmek gerekli.

Doğumun gerçekleşeceği gün hakkında da konuştuk. Gebeliğimde kritik dönemlerim oluyordu ve doğumun ne şekilde başlayacağı hakkında herhangi bir tahminim yoktu. Bu yüzden paniklemesini ve strese girmesini istemiyordum. Bebeğin çok güçlü tekmeler atarak anneye artık bizimle tanışmaya hazır olduğunu hissettireceğini söyledim. Bunlar, o kadar güçlü tekmeler olacaktı ki; anne heyecandan çığlık atabilirdi. Hemen doktor amca muayene etmek isteyebilirdi. Gece uyurken de gelmeye karar verebilirdi. Bu durumlardaki planımızı anlattım. Anneannesi gelecekti, Berk’ lere gidecekti, evde bekleyecekti ve sonunda hastaneye gelecekti.
Tüm bunları zamana yayarak uyguladık. Gebelikten aylar önce konuya dair önbilgiler vermeye başladık. Bebek mağazalarında daha uzun zaman geçirdik. Oralardaki ve parklardaki bebekleri, abileri ve kardeşlerini gözlemledik. Sorular sormasına izin verdik. Biz, sürece böyle hazırlandık.

Alpi kuşum bir gün dedi ki; “Anne, kardeşim doğdu! Onun için iyi ki doğdun pastası keselim; mumlarını da ben üfleyeyim.

Pastayı da Sevda, Alpi’ nin ab olmasını kutlamak için almıştı:)

Alpi’ yi sıkmayacak ve endişelendirmeyecek dozda konuşmalarla, yavrumuzu sürece hazırladık. Okulunun psikoloğu da bizimle hemfikir. Bebeğimiz 6 haftalık -bebek oldu 3 aylık ve ben anca yazımı bitirdim!- ve herhangi bir olumsuzluk yaşamadık bu konuda. Tabii şimdilik:)

 Konuyla ilgili tavsiye edeceğim yazılar:

http://yavrusu.blogspot.com/2012/07/kardesli-hayata-hazrlk.html

http://yavrusu.blogspot.com/2012/09/kardesli-hayata-hazrlk-vol2-ebeveyn.html

http://pratikanne.com/2008/12/kardeslerde-paylasma-ve-kiskanclik-bolum-1-ilk-6-ay.html

http://pratikanne.com/2008/12/kardeslerde-paylasma-ve-kiskanclik-bolum-2-ikinci-6-ay.html

http://pratikanne.com/2009/05/kardeslerde-paylasma-ve-kiskanclik-1-5-sene-sonra.html 

http://alternatifanne.com/kardes-kiskancligi-ve-kardesler-arasindaki-iliskiler/ 

  • Share on Tumblr

Gebelikte 32. hafta

32. haftadan merhaba:) Kardeş, 29. hafta ile 31. hafta arasında bir yerde kafa geliş pozisyonunu almıştı. O yüzden artık devamlı karnımın alt tarafına çörekleniyor ve tekmeler karnımın üst tarafında hissediliyor. Bol bir tişort giydiğimde; güçlü bir tekme atarsa, tişort havalanıyor ve göbek atıyormuşum gibi görünüyorum. Çok komik:)

Biliyor musunuz; bugün çok çok mutluyum:) Ebemi gördüm! Heheheh yani doğuma girecek bir ebem var artık:) Hem de yıllar önce tek başına evde bir anne adayına sezaryen sonrası normal doğum yaptırmış.Kadın, doğum yaptıramamktan şikayetçi. Muş’ da çalışmış bir vakit. “Oradayken Muş Devlet Hastanesi sensin derlerdi” bana diyor. “Büyük şehirde, kadınlar normal doğurmaktan korkuyorlar” diye de ekledi. İkimizin de gözleri parladı. Ebem olarak el sıkısmadan önce; yani daha bunun konusu bile geçmemişti, o kadar güzel moral vermeye başladı ki! Çok cesur olduğumu, bebeğimi istediğim gibi kucaklayacağımı falan söyledi:)

Kardeş’ in karnımdaki pozisyonu; bacakları bükülmüş, ayakları çarpraz ve boynuysa öne doğruymuş. Kas dokusu tam gelişene kadar, parmakları açık duracakmış. Kaynağım, önemli noktaya değinmiş. Bu hafta oldukça hareketlenmiş olan bebeğimin; hareketlerni saymayı öğrenmem gerekiyormuş. Daha önce de yazmıştım; hareketlilik, iyilik hali belirtisi. Büyüme hızının yavaşlaması söz konusu. Bu beni rahatlatır işte! İri olan bebeğim; azıcık durulsun. Demir alımı bu aylardan sonra oldukça önemli.

Gelelim anneye; çalışan annelerin, yasal doğum izinleri bu haftayla birlikte başlıyormuş. Doktor kontrolleri çoğu zaman iki haftada bire düşermiş ki bize de öyle oldu. İlerleyen haftalarda, haftada bire düşecekmiş. Artık doğumla ilgili konuşmalar yapılmalı imiş. Bizimki hali hazırda özel bir durum olduğu için; ilk günden beri oldukça detaylı konuşmalar yapıyoruz. Sadece B planlarını ileriki haftalara atma kararı aldık. Şimdiden kafamızı bulandırmayalım değil mi?

El ve ayaklarda şişlik, mide yanması, sindirim problemleri, el, kasık ve özellikle kalça ağrılarıepey hissettiriyor kendini. Kısacası, çekilmez bir haldeyim:)

 Bütün bunlara ekolarak; geçenlerde Alpi ile masada kes-yapıştır yapıyorduk. Birden sıcak bastı. Ardından önümdekine odaklanamamaya başladım. Ben odaklanmaya çalıştıkça; görüntü kademe kademe kayıyordu sanki. Hemen sonrasında her yer karardı. Kendimdeyim ama göremiyorum. Alpi’ ye bayılabileceğimi; bunun uyumaktan farksız olduğunu, sadece o an Onu duyamayabileceğimi anlattım ve ayaklarımı havaya dikip, uzandım. Hayal meyal telefondan eşimin numarasını seçtim ve aradım. Tansiyonum 9-6 çıktı ama doğru ölçüp ölçmediğimden bile emin değilim. Telefona eşimin, annemin, babamin ve kardeşimin temsili fotolarının olduğu, tek tuşla arama app.’ ini yüklemiştim ki; acil bir şey olduğunda, Alpi numara hatırlamaya çalışmakla iyice paniklemesin. Biri açmazsa; diğeri elbette açacaktır o telefonu. Neyse ki; kısa bir süre sonra RifBaba eve geldi. Bol sıvı alımı ve dinlenmeyle 1-2 saat içinde kendime geldim. Böyle anlarda Asklepios hızır gibi yardımıma koşuyor:) Nasıl o an denk geliyor, nasıl rahatlatıyor anlatamam. O benim şifa dağıtanım; ben Onun nazlı gebesi 😉

Kaynak:WebAnne

  • Share on Tumblr

SSVD hakkında

Aylardır Türkiye’ de “Olmaz!” denilen bir şey için hazırlanıyorum ben:SSVD. Son dakika golü atacak olan bir doktoru fark edip; bıraktık. Sezaryen oranı %80imiş! Şu anki doktorumun SSVD tecrübesi var ve çok kısa bir süre önce tanışmış olmamıza rağmen, kendimizi güvende hissettiriyor. SSVD için hep cesaret verirken; öte yandan da olası riskleri oldukça ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Muayene süremizi aşarsak-ki ilk görüşmemiz tam tamına 3 saat sürmüştü-; akşam telefon aracılığıyla anlatmaya, bilgilendirmeye devam ediyor. Böyle bir doktorum var. Hayatımda bir Alpi’ nin çocuk doktorunu bir de müstakbel doğum doktorumuzu sevdim. Güven duygusu çok önemli.  Bir gebe için doğum doktoru, çok fazla şeyi ifade edebiliyor.
Dünkü kontrolde yine derin mevzulara daldık. Bebek, 2-2,5 hafta kadar önde gidiyor. .. İri giderse ne olacak? 3,750kg sınırımız var. Bu kiloya ulaştıktan sonra; doktorlar risk almıyorlar. Ben de RifBaba da alamayız sanirim. Yalnız doktorum beni desteklese; 4 kg. yu dert etmez ve deneyebilirim. Öte yandan; beklenen doğum tarihimiz 29 Ekim. Doktorumuz ylar öncesinden 24-29 Ekim arası, Almanya’da olacağını haber verdi bize. Yani bu üç olasılıkla, sezaryene biraz daha yaklaşmış oldum.

Neden mi sezaryen istemiyorum? Çünkü sezaryen bir doğum şekli, tercihi değil; benim için olamaz da. Bu bir ameliyat ve ben ameliyat fikrinden rahatsız oluyorum. Hormonlar, bebeğin hazırlığı vs çok konu var bunun arkasında. Dün sakince oturup düşündüm. Loş ışıkta, sancılar gelince başlayacaktı.. Olmayınca ne olacak? Loş ışıkta ameliyat olmayacağı muhakkak:P Yavaş yavaş bu olasılığın yüksek bir orana varmaya başladığını sindirmeye çalıştım. Sonuna kadar SSVD’ yi deneyeceğiz; henüz ne ben ne eşim ne de doktorumuz pes etmedik.

 SSVD ile ilgili bazı gruplara üyeyim:

Doğal Doğum 2008

Yahoo SSVD grubu

Facebook SSVD grubu

Nurturia SSVD grubu

Az önce gruplardan birindeki bir gebe arkadaşı okuyunca yazmak geldi içimden. O annenin yazdıklarından bağımsız; kendi iç sesim konuşmaya başladı. Bunu bir hırs haline getirmemek gerek.
Ne için SSVD istenir? Muhakkak ki; anne bir şeyleri ispatlamak ihtiyacı hissediyor. Hem de bütün dünyaya! 
Elbette doğum şekliyle anneliği sorgulamamalı insan. Zaten bu konuda hissettiğim eksiklik değil; kendi cesaretsizliğimiz. Yani doktor evet; bize göre şeref özürlü bir adam ama kendimizdeki suçun da bilincindeyiz. Zaten moda olduğu için değil-ki keşke o kadar revaçta olabilse-doğalının bu olduğuna inandığımız için doğal doğumu deneyeceğim. Zaten doktoruuz yurt dışındayken başlamazsa, müdahale etmeden bekleyeceğiz. 40+ lara takılmıyor kendisi:) Şimdiye kadar pek aklıma getirmiyordum. Şimdiden sonra da olabilirliğini yabana atmadan; hazırlıklı olmak lazım. Sezaryen derse dr; kara yazmalar bağlamadan, az sonra hayırlısıyla bebeğimi kucaklamayı hayal etmekten bahsediyorum. İzmir’ de başka bir alternatifimiz yok gibi gözüküyor. Eğer yurtdışına denk gelirse; belirlenen günden 5 gün önce olacağı için, yine kendi doktorum ile sezaryene girebilirim.Açılma gibi bir durum söz konusu değilse; bekleyedebilirim.

Dr.S beni NST’ ye zorunlu kılmayacak:) Bu, güzel bir haber. Bizi bilgilendiriyor. Bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Yılllarca yaptığı araştırmaları paylaşıyor. Bizim Ona inandığımız kadar; O da bize inanıyor. Doktorumuz bizi ilk gün resmen silkeledi. Görünmez yumruklar yedik bile diyebilirim. Hatalarımızı biir bir yüzümüze saydı. Bunu yaparken de kendini savunmasız bıraktı biliyor musunuz? O bahaneleri, palavraları kendisi atamayacak kadar ince açıklamalarda bulundu.
Çok garip bir ruh hali SSVD. Azıcık bundan bahsedeyim. Apartmanda neredeyse herkes bana çıldırmışım ve 1-2 ay içinde ölebilirmişim muamelesi yapıyor:) Bu konuda çok ciddiyim! Resmen bunu kastediyorlar. Bu insanların bir kısmı; ayrıca benim bilerek bebeğimi riske attığımı da düşünüyor. Bunu dile getiren dahi oldu. Etrafımızdaki sağlık personeli, dr, ebelerden çok çok azı bizi destekliyor. Çoğu küstahca, ukalaca eleştirebilmeyi kendilerinde hak olarak görüyor. Bu yola başkoyan insan; çok fazla şeyle mücadele etmek zorunda. Etrafınızaki SSVD adaylarına destek olmayacaksanız bile; köstek de olmayınız lütfen:)

Dr. S. hiçbir zaman reklama, hasta pohpohlamaya girmeyeceğim derken; buna uyacağına da gönülden inanıyorum. Bu işin olabilmesini; önce bebeğim, sonra rahatça ilgilenebilmek için Alpim, ardından kendim ve son olarak da doktorum için çok istiyorum. O da çok cesur bir yürek:)

Facebook grupta çok güzel bir motivasyon cümlesi var. Burada da paylaşmak istiyorum: “Olduğu kadar, olmadığı kader!” Bu, çok nazik bir konu. Her konuda cak cak yazabilirken; 6,5 yıl geçtiği halde bir yerde bile doğum hikayemi paylaşamadım.. Çok az tanıdığıma; 2 tane de doktora-ki bir tanesi arkadaş gibi geldiği için kendimi aştığımı yazabilirim-anlatabilmişimdir. Yani 6,5 yıldır bunun vicdan azabını içimde tutuyorum da diyebiliriz. Sebepleri de net olduğu kadar karmaşık. Bunu ancak yaşayanlar bilir, cahillik, cesaretsizlik, bahaneler uydurmak, aptallık, içten ve kalben bildiğin halde yanlışa inanmayı seçmek.. Sonra o aldatılmışlık hissi. Sonra okunan makaleler falan filan. Bu gebelik asla benim için normal doğum hırsı olmadı. Başlarda yaşadıklarım sırasında hep bebeğimin sağlığı önemliydi. Bundan sonra da öyle olacak. Haftaya kontrol var. Belki de artık haftada bire düşecekler. Güzel haberlerle gelirim umarım.

  • Share on Tumblr

İlkokula 12 gün kala…

Heyecan dorukta tabii ki. Bugün yine sabahtan okula uğradık. Bu kez RifBaba da müdür ile tanışmak istedi. Gittik, tanıştık. Yine bir şeyler değişmiş. Norm kadro fazlası olan 5. sınıf öğretmenlerinden bahsettik. Alpi’ nin öğretmenini belirlemiştik. Her şey yeniden başlayacak korkarım ki!


Başka okullardan 10 tane norm kadro fazlası öğretmen gelecekmiş ve 2 hafta içinde yetişirlerse; 1. sınıfları onlar alacakmış. Pofff şimdi yine aynı telaş, aynı belirsizlik. Acaba Alpi hangisinin sınıfına düşecek? Acaba öğretmeni ılımlı birisi mi? Gelmesi muhtemel öğretmenlerin genç tayfadan olmadıklarını biliyoruz. Hepsi de yılların öğretmeniymiş. Bu durumun hem avantajları hem de dezavantajları var. Sınıfa hakimiyet, ders anlatımı konusunda tecrübe olacak. Bunun yanında hiç sanmıyorum ki; yeni teknikleri ve eğitim yaklaşımlarını biliyor olsunlar. Çok ama çok az öğretmen belli bir seneden sonra yeniliklere açık kalabiliyor. Çoğunlukta bir “Ben oldum” havası. Ne acı…
Bu norm kadro fazlasi öğretmenlerin okullara dağıtılmasıyla; sabah başlayıp 14:30′ da bitecek olan okul; öğlen 13:00′ de başlayıp akşam üzeri 17:00′ de bitecek. Anasınıfı ve 1. sınıfların hali bu olacak. Ne verimsiz, ne ters saatler…Deveye sormuşlar boynun neden eğri; nerem doğru ki demiş…
Bugüne dair tek güzel haber; 3 tane açılması planlanan 1. sınıf derslikleri 5′ e çıkartılmış. Yani 35′ lere varacak sınıf mevcudu 20′ lerde olacak. İnsan şöyle hissediyor; elini bir kez MEB’ e kaptırınca, bahtına ne çıkacaksa ona razı gelmek durumundasın. Peeh! Tam da benlik iş!
Hafta sonu gidip; oğlumuzun okul formasını alacağız.Böylece ilk kez bir forması olacak. Hizaya sokuluyoruz yavaş yavaş..
4+4+4′ e başından beri tepkili yaklaştım. Alpi oğlan okullar açıldığında tam tamına 75 aylık olacak. Zaten okul çağı. “Ohh yırttınız siz” diyenler; hiç utanmıyorsunuz değil mi? Hiç kafanız çalışmıyor. Senin 66 aylık çocuğun, benim 75 aylık çocuğu ve başkasının 84 aylık çocuğu aynı sıraları paylaşacaklar. Aynı sorunları, aynı olumsuzlukları yaşayacaklar. Nereye yırttık?
Kitaba para verilmiyor. Aman ne ala! 50TL cebimizde kaldı. Okulların bağış istemesi yasaklandı. Misss gibi! 1000 tane çocuğun boku püsürüğü biriktiğinde; çocuklarımız tuvaletlerden, sınıfların pisliğinden  hastalık kaptığında soracağım kim avantajlı? 1000 tane çocuğun kullandığı tuvaleti 1 hizmetli temizleyecek. Duy da inanma. Okullarsa; bağış şanslarını da kaybettikleri için, dışarıdan hizmetli çalıştıramayacaklar. Çocuklarını devlet okullarına göndermeye karar veren ebeveynler; elimizi taşın altına sokmamız gerekli.

 Kaynak: Salavatlı İlköğretim Okulu; Sultanhisar-Aydın

Benim çocukluğumda, eskiden; ilkokulların bahçelerinde spor aletleri, kum havuzları, dinlenme alanları olurdu. Bunlarsız tek okul bile olmazdı. Benim okulumda mesela; bir basketbol potası, 2 futbol kalesi, bir yarım daire şeklinde tırmanma borusu, 3 boy yanyana duran takla atma boruları, uzun atlama için kum havuzu, üzeri güneşlikli banklar vardı. İlkokulu devlet okulunda okudum. Öyle büyükşehirde falan da değildik. Anadolu’ daki herhangi bir ilçenin herhangi bir ilkokulu. Teneffüse çıkınca resmen nefes aldığımızı hissederdik. Bir kere, kantinle çok az işimiz olurdu. Simit bile aldığım sayılıdır. Dooooğru o anlattığım spor alanına koşardık. O kadar eskide kalmışlar ki; görsellerde denediğim onca anahtar kelimeye karşın, tek tük fotoğraf bulabildim. Ben de ElfAna’ ysam; bu düzenekten Alpi’nin okuluna yapılmasını sağlayacağım!
İlkokullarda ilk yarıyıl oyunla  ve resimle geçecekmiş. Teneffüslerde nasıl desarj olacak bu çocuklar?  İlkokula başladılar diye hemen hizaya girmeyi öğrenmeleri mi gerekli? Zaten 40′ ar dakikalık kabus ders saatlerinde, yerlerinde oturup da sabit durmaları için baskı görecekler. Bol bol boyama yapacakları duyuruluyor haberlerde. Alpi’ yi resimden soğutan da geçen sene ki öğretmeninin masabaşı faaliyetmerakı değil miydi? Off off…Hayatımdaki en endişeli döneme giriyoruz. Her şey netlik kazandıktan sonra; daha iyi bir gidişat görürüm umarım.

 *Biterken, internetten az önce eski ilkokulumu arattım da; o bahsettiğim alan, ek binaya kurban gitmiş. Gölgelikle banklar duruyor…

  • Share on Tumblr