7-8 yaş dönemi

catsnucrıt

“Bayramın dördüncü günündeyiz. Cuma gününden beri fır fır gezdiğimizden olacak ki; tüm günü evde geçirmek iyi gelmedi. Feci şekilde sıkılmış durumdayız.
Yarın Bodrum’ a gitmeye karar vermiştik. Bayramdan önceki hafta RifBaba dört günlüğüne İstanbul’ daydı. Bu durum Alpi’ yi oldukça olumsuz etkiledi. O büyülü anneye düşkünlük dönemi de sona erdi. Artık babaya hayranlık duyuyor. Dün arabada dedi ki; -“Babişkooo, güneş gözlüğünü çıkartıp bana bakar mısın?”

RıfBaba çıkarttıktan sonra da

-“Ayyy işte bu bakışlarına bayılıyorum babik! Hep gözlüksüz dolaş! Bana hep böyle tatlı bakışlarınla bak!”

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Nerede o eski topaçlar?

(RİfBaba’ nın ağzından bir küfür kaçar)
A: OHA! Küfür buraya kadar geldi!
R: Eee.. Ööö.. Pardon, ağzımdan kaçtı.
A: Eveeeeeettttt; ya kumbaraya para ya da beyblade!

Bu zeytin gözlü minik adam, durumun vahimliğini işte böyle gözler önüne seriyordu. Aylarca beyblade diye sayıkladı durdu. Alpi’ ye alışveriş konusunda, çok küçükken konulmuş ve hala özenle korunan bir takım kurallarımız var. Evde o oyuncaktan bir tane varsa; ikincisi alınmaz. O oyuncağın muadili varsa; onunla yetinilecek. Uyarılar dinlenmediğinde veya hor kullanıldığı için zarar gördüğünde; o oyuncağın yenisi alınmaz. Beyblade’ ler de çizgi film şişirmesi ve oldukça pahalı oyuncaklar olduklarından; “Evde zaten birbirinden farklı topaçların var; bu gereksiz” deyip konuyu kapatmıştım. Tabii konu sadece benim açımdan kapanmış; o ayrı!
RifBaba kah sigara içerken yakalandığı, kah etmemesi gereken küfürleri ettiği için; Alpi bir adet Beyblade’ e hak kazandı. Işıklı, sesli ve pahalı bir modeli aldırdı oğlan. RifBaba’ da sağlam bir ayar yedi.
Çok kısa bir süre sonra; kenarları demir olan ve birbirlerine çarptıklarında daha da heyecan yaratan yeni bir model sürüldü piyasaya. Oğlan her gün yalvarıyor, kendi parasıyla almak istiyor-para biriktirmeye hep devam etti- ve devamlı Beyblade’ i olan arkadaşlarına gitmek istiyor..

Arkadaşlarıyla çok nadiren bu pozisyonda yakalayabiliyorum. Bir süre sonra; arkadaşlarıyla sorun yaşamaya başladı. Evine gitmek istediği arkadaşları kabul etmemeye; evimize davet ettikleriyse gelmemeye başladı. Kokusu da çabucak çıktı: Seçtiği arkadaşlarının yani apartmandaki tüm çocukların Beyblade’ leri varmış. Alpi bize davetederken; seçtiği Beyblade’ lerle gelme koşulu koyuyor; onlara gittiğindeyse sadece bu oyuncakla oynamak için ısrar ediyormuş. 2 ay kadar bir süre geçti tabii bu arada ve çocuklar bu süre içinde bu oyuncaktan çoktaaann bıkmışlar. Ne acı değil mi? Bizim oyuncaklarımız ne kadar kıymetli ve uzun süre dikkati üzerlerinde toplayan oyuncaklar olurdu.
Alpi oğlan allem etti kallem etti ve çocukların topaç aşklarını kabarttı! Elindeki mevcut topaçlarla arkadaşlarının topaçlarını çarpıştırdı. Benden küçük plastik bir kap isted ve saha yaptı. Elindekiler yetersiz gelse de; çoğunlukla yenilse de pes etmedi:) Belki de ilk kez gerçek anlamda problem çözme yeteneğini kullandı.
Bir gün ağlayarak eve çıktı. O kadar çok ağlıyordu ki; ne söylediğini anlayamadım. Uzun uzun, sıkı sıkı sarıldım ve epey bir süre sakinleşmesini bekledim. Kucağıma oturarak; arkadaşlarının hepsinin Onu dışladığını anlattı. Ciddi olamazdı? Elinden tutup bahçeye indim. Neler oluyordu? Çocuklar gruplaşmışlar ve gerçekten kara gözlü kuzumu istemiyorlardı!En büyüğünden en küçüğüne kadar heps bir ağızdan; “Onun Beyblade’ i ve topaçları bizimkilerden değil. Kategori dışı olduğu için kabul etmiyoruz!” diyorlardı!
Çok çok şaşırmıştım. Kuşim tekrar kucağıma gelip ağlamaya başladı. Çocukların beyinlerinin ne kadar kolay yıkanabildiğini ve istedikleride ne kadar acımasız olabildiklerini hatırlamış oldum. 2 gün sürdü bu böyle. Bu süre içerisinde Alpim televizyon başına çakıldı ve saatlerce oyuncağın çizgi dizisinin başlamasını bekledi ve bahçeye inmedi.
Ciddi bir mahalle baskısı yaşadığımıza karar verdim ve RifBaba’ yı aradım. Dedim, “Pes ediyorum! Oğlanın son durum bu bu.. Çok ama çok mutsuz. Bi denecik oğlumuz var. kıyma bey!:P” Plan yaptık ve Alpi’ yi bilgisayar başına çağırdım. Net üzerinden uygun fiyata bulduğum Beyblade’ lerden seçtirip; sürpriz olarak alacaktım. Yavru modelleri belirledi. Model belirlemek mühim işmiş; zira bazı modellerden ezik olarak bahsediyor. Kuzudan habersiz siparişi verdik veertesi gün geldiler! Allahım; o ne saadet! Bahçeye bir koşuşu vardı; görmeliydiniz! 2 gün içinde apartmanın en iyi Beyblade fırlatıcısı ünvanınnı kaptı. Tıpkı çizgi filmindeki gibi; aranan bir Beyblade’ ci oldu. Bahçeye inen arkadaşı; ilk iş bizim zile basıp, Alpi’ yi çağırıyordu.

Dil çalışması için aldığım bir şeffaf kutu/tepsi vardı. İçine kum koyup, harfleri parmağıyla yazarak pekiştirme çalışmaları yapacaktık. En hızlısından topaç kapışma sahasına döndü. Hepsi bu fikre bayıldı:) Sonraki günler içine su koyarak heyecanı geliştirdik.

Alpi’ nin hortlattığı topaç çılgınlığı halen sürüyor. Çeşitli bahanelerle bazen O, bazen de biz; Alpi’ nin topaç sayısını arttırdık. Bu olaydan bu kez biz büyük dersler çıkarttık. Bu çocuk seçmeye başladığı günden beri, kendi seçtiği oyuncaklarla yıllarca oynuyor. Kuralları arada gevşetebilmeliydik. Apartmandaki arkadaşlarının Onu dışlamasıyla sadece acı çekti, kalbi kırıldı. Veee sonunda pes edeceksek; hayır deyip de çocuğkla boşuna inatlaşmamalıydık.

Çizgi filmi kolaylıkla eleştirebilirim. Sert çizgiler var. Ağır dozda hırs var. Fena gruplaşmalar var. Birbirini ezmek ve illa ki kazanmak var. Yine de benzer mantıkla piyasaya sürülmüş bir çok oyuncak ve çizgi filmle karşılaştırınca, daha zararsız kalıyor. En azından konuşarak, farklı anlamlar yuklenebiliyor.

Bu kadar ayrıntılı yazdım çünkü bizim için önemli bir dersti. Biz ettik siz etmeyiniz.

  • Share on Tumblr

Yıl sonu gösterisi & bir aşk daha bitti

Zamane efesi :) Yıl sonu gösterisi fotoğraflarının kalanlarını da düzenleyebildim en sonunda. Bu kostümleri bir önceki giyişlerinde, biz de çizmelerini giydirmiştik ve ayakları çok üşümüştü. Bu kez önlem aldık:P gösteri salonuna doğru gidiyorlar. Ne tatlılar değil mi?
İlk kez okulunun yıl sonu gösterisine katıldı. İlk kez elinde mikrofon; 27 kişinin önünde güle oynaya şarkılar söyledi. Hem de bizim önümüzde tek bir şarkı bile mırıldanmazken!
 Sabah 09:30′ da hep birlikte okulda idik. Sınıflarına çıktık ve çocuklar oynarken; biz anneler de sohbete başladık. Bazı anneleri ilk defa gördüm. RifBaba’ da bir köşede oturup; telefonuyla haşır neşir oldu. Çocuğuna destek vermek için gelen tek babaydı eşim. Bu konu üzerine pek bir şey yazılamaz sanırım. Bazen gerçekten de iş yerlerinden izin alınamıyor.
Bir süre öğretmeni gelip çocukalrı topluca konferans salonuna aldı ve bizlere 1/2 saat sonra aşağıya gelmemizi hatırlattı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra salonun önünde bekleşmeye başladık. Endişem vardı doğrusu. Sene boyunca pek çok aksaklıkla karşılaştığımız için; kelimenin tam anlamıyla bir fiyaskodan, çocukların mutsuz yüzlerle sahnede kalakaldığı anlara kadar her şeyi hayal ettim.
İnanılmaz ama çok eğlenceliydi! Okulun konferans salonunda; sadecekendisınıf arkadaşları ile anneleri vardı. Her çocuk, kendi ebeveyninin yanında sırasını bekledi. Adı anons edilen çoocuk; koşarak sahneye çıktı. Sunumunu yaptı ve annesinin kollarına koştu.





Sırasını beklerken babasıyla şakalaşan Alpi.

 Şarkılar söyleyip; 1′ er dakikalık canlandırmalar yaptılar.

Sahnede çok rahat tavırlar sergiledi. İnanamadık RifBaba ile.

Sırasını beklerken; bir ara, arkadaşlarını kameraya kaydetti. Topluca tezahürattan sonra, tekrar sınıflarına çıktık ve karnelerini, yaptıkları çalışmaları ile kalan eşyalarını alıp bahçeye indik.

 Çıkışta öğretmenleri hepsini kantine götürüp, browni ve meyve suyu ısmarladı.

Tek falso; gösterisi biten çocuklar zaman zaman sahneden inmek için merdiven yerine direkt aşağıya zıplamayı seçince; öğretmenlerinin “Beni dinlemediğiniz için, çıkışta size sürpriz almayacağım” demesiydi. Suratlar asıldı, dudaklar büzüldü. Bunlardan birisi de elbette ki Alpi kuş idi. Ne diyeyim; son dakika golünü attı gitmeden. Çocuklar bir süre okulun bahçesinde koşturduktan sonra, evlerimize döndük.

A: Anne, sence İrem beni mi yoksa Kerem’ i mi daha fazla seviyordur?
E: Himm bence ikinizi de farkli farkli seviyordur.
A: Yok, bence beni daha fazla seviyordur

 Hoşlandığı kız arkadaşıyla elele tutuşup; bahçede gezdi. Gözlerinin içine bakıp bakıp gülümsedi. Doğum günü partisine davet etti. Çektiği fotoğraflarını gösterdi. Pır döndü etrafında.

 Hani şu uğruna piyesteki prens rolünü değiştirip; başka bir kız arkadaşını öpmesin diye, prensken çoban rolünü kabul ettiği arkadaşı İrem. Uğruna en yakın arkadaşıyla dövüştüğü, Onu beğenmeyecek diye endişelendiği, Onu etkilemek için karate kursuna katılıp; üzerine iri kaslara sahip olmak istediği kız arkadaşı.
Fotoğraflardan bile anlaşılacağı üzre; çok mutlu ve çok heyecanlıydı. Ne güzel şey masumca sevmek. Büyüyor kuzum, büyüyor kara gözlü meleğim…118,5cm boyunda ve 22 kg ağırlığında minik bir erkek çocuğu O. Büyürken yaşaması gereken neler varsa yaşıyor işte..

  • Share on Tumblr

Mutluluk gözyaşları

Aylardır bu konuda bir şeyler yazmak için bugünü bekliyordum. Dün gece itibariyle; Gamze Anne hastaneden taburcu oldu! Kontroller için hastaneye uğrayacak olsa da artık ev ortamında. Gamze & Emrah, bütün o zor adımları, basamakları bir bir geçtiniz.  Bundan sonraki sevinç çığlıklarımız, Atakan yanınıza geldiğinde atılacak.
Tek bir ricaları var; Gamze, telefonunu açtı en sonunda. Biraz daha kendini toparlayana kadar uzun görüşmelerden kaçınıp da güzel annemizi yormayalım.
İkinizin de gözlerinizden öpüyorum.

  • Share on Tumblr

Yarim İstanbul


Geldim ve öptüm o gerdandan nihayet. Kaç yıldır bu İstanbul ziyaretini sayıkladığımı ben bile hatırlamıyordum. 3 gece 4 günü harika insanlarla geçirdik. Anca yazabiliyorum. Yeni yeni kendime geliyorum. Kafam rahatlıyor ve en sonunda Alpi Harikalar Diyarında’ ya zaman ayırabiliyorum.


RifBaba’ nın uçak fobisi -yıllarca pilot olma isteğiyle yanıp kavrulmuş bir adam için ne yaman çekilişki- sayesinde son anda arabayla yola çıktık. Kendisi eğlenceli bir yol arkadaşıdır. Daha önce de yazmıştım; 2,5 saatlik Bodrum yolunu orada burada mola vererek, sağa sola uğrayarak tam 9 saatte gidebilmiş insanlarız. Alpi de etrafa bakınmaktan şikayetçi olmaz, sohbete uyar, olmadı sohbeti açar, espriler falan;  onun da yol arkadaşlığı iyidir. Cuma akşam üzeri RifBaba bizi okuldan alacaktı, olmadı. Yine müşterilerden birisi son dakika sürprizi yapınca, biz yanına gittik. Akşam oluyordu işyerinden çıktığımızda. Klasik, Yörsan’ a kadar bekleyip, orada yedik yemeğimizi. Ondan önceki benzin istasyonlarından birinde, Alpi’ nin kendi boyunda bir peluş ayıyı görüp çarpılmasıyla macera başladı! Sonraki 4 gün mavi ayıcık aramakla geçti. İlk 2 sene hiçbir peluş oyuncağının yüzüne bakmayan cüce, sonradan koleksiyoner oldu çıktı.

Sonraki dört gün boyunca ev sahibimiz olacak Tuğçe’ yi sabahın köründe uyandırmamak için, geceyi Bursa’ da kardeşimin evinde geçirdik. Alpi, teyzesi evlendiğinden beri ilk kez yüz verdi kendisine. 6 aydır hiçbir telefonuna çıkmıyordu, adını bile anmıyordu. Sanki teyzesine o kadar düşkün olan kendisi değildi. Evlendiğini kendisiyle evlenmeyeceğini anca kabullendi sanırım. “Tatildeyim, istediğim saatte uyuyabilirim değil mi anne?” diye onay aldı & “Sabaha kadar uyumayacağım” dedi, uyumadı da! 03:00′ ü çoktan geçmişti sızdığında.
Sabah 10:30 feribotuyla Yenikapı’ ya geçtik. Yerlerimize otururken görevliye sorduk ve yaşasın, internet şansımız varmış. Neredeyse herkesle aynı anda cep telefonlara sarıldık ve yapılan anonsla kalakaldık: Lütfen cep telefonlarınızı kapatın! Karşımıza oturan bebekli bayan da “Geçen sene şöyle olmuştu, böyle olmuştu” deyince, el mahkum kapattık, kendisiyle sohbet ettik. Bir ara çocukları oyun alanına götürdük. Beklemediğim bir şeydi, hoşuma gitti. Odadaki anneler olumsuz eleştiriler yapıp durdular oda hakkında da; İzmir’den geliyoruz. Bebek bakım odası bile kaç yıllık geçmişe sahip burada:)) Azla yetinmeyi rahat İzmir’ imde öğrenmişiz meğerse.
RifBaba üşengeçliği bıraksa da telefonundaki fotoğrafları yayınlayabilseydim iyi olacaktı. Alpi’ nin çok tatlı anlarını yakalamıştık. Bir ara bir yerlere sıkıştırırım artık.

Havalimanında Tuğçe & Demir’ le kucaklaşıp, Nil & tayfasını beklemeye koyulduk. İstanbul iyi, hoş da
her zaman çekilmez bu kargaşa. Niller gelene kadar yağmur bile yağıp durdu:P Neyse, hep beraber eve geçtik. Sohbet, muhabbet, sarılmalar, gülücükler, dertleşmeler gırla gitti. Tuğçe, bize evini ve yüreğini açtın. HD bir 4 gün geçirttin. Bonusu da Toro oldu:) Olsa da yesek!

Akşam, çocuklara hızlı bir banyo yaptırdık ve uyudular. Sabaha kadar muhabbet ettik. Arkamdan iş çevirip, araya bir de sürpriz doğum günü pastası sıkıştırıverdiler:) Ertesi sabaha harika bir kahvaltıyla başladık. Taksim’ de bizi bir grup güzel insan bekliyordu. Gittik, kucaklaştık, konuşabildiğimz kadar konuştuk. Berk & Alpi iyice kudurup, masaların arasında koşturmaya başlayana kadar oturduk. Bence o gün oradakiler, mekana yakın zamanda uğramayınız. İyice unutsunlar bizi:) İstiklal, Beyoğlu ve Ortaköy’ de soluklandık. Trafiği göze alamadık ve sabitlendik. Yine güzel insanlar masamızı canlandırdı.

Nurturia’da her gün sohbet ettiğin o insanlara sarılmak, harika bir duygu.  2 gün boyunca Toro, Nil, Tuğçe ve ben bir arabada; RifBaba, Murat, Berk ve Alpi diğer arabada dolaştık. Dönüşte diğer araba kayboldu :) Kahraman Tuğçe, eliyle koymuş gibi hepsini eve getirdi. Alpi ve Berk bu arada öksürmeye başladı.

İlk gün kedi-köpek modunda olan Alpi & Berk, ertesi gün Toro’ nun da kendilerine katılmasıyla evi kaosa sürükledi. Nil esaslı bir nara ile hepsini olduğu yere mıhladı ve sonraki günleri daha sakin ve işbirlikçi bir şekilde geçirdiler.

Alpi ile evin bebesi arasında şöyle bir olay oldu: Alpi, bebeklere bir nedenden dolayı tahammül edemiyor. SALYA!!! Salyalar kuzunun kabusu. Salya bu; ağızda durduğu gibi durmuyor! Akıyor, uzuyor, yapışıyor, bulaşıyor. Sırf bu salya meselesinden bebeklerden uzak duruyor Alpi. Eve bebekli misafir gelecek dendiğinde ilk sorusu: “Her şeyi ağzına atan bebeklerden mi?” oluyor. Evetse cevap, bir kaç tane gözden çıkarttığı ayırdığı oyuncağı salona getiriyor ve “Bu gece odama giriş yasak!” diyor. Eğer ki; kendisi misafirse, kendi getirdiği oyuncaklarıyla oynar, yanımıza gelir, başka bir şeye de bulaşmaz. Neme lazım; bebek yalamıştır falan. İĞRENNNÇÇÇ!!!
Bu sefer de rakip sahalardaydı ama 4 gün uzun bir süre olduğu için, merakı üstün geldi. Yandan yandan yaklaştı D.’ nin oyuncaklarına. Bir süre sonra acı gerçek: D. onun varlığıyla yakinen ilgiliydi! Alpi halının üzerinde, sırtı duvara dayalı oyuncaklara dalmış, oynarken; D. sağ eliyle Alpi’ nin saçlarını bir güzel kavradı. Ev kurallarımızın 2. posteri, 11. resminde dediği gibi; “Küçük arkadaşlarımla, nazikçe oynarım.” kuralına sadık kaldı. D. Alpi’ nin sol göğsünü gülerel emer gibi yaptı. Alpi duvara yapıştı. Sonrada öpmeye çalıştı. “Annee!!! Yardım et!” Çok komiklerdi çok.

Cumartesi günü sirar, Nuran buluşması ile aile ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. İstanbul’ u bilmeyen insan için tahmini saatlerle hareket etmek ne karar yanlışmış öğrendik. Denz otobüsünü kaçırınca, köprüyü geçmek zorunda kaldık. Iraz‘ı kaçırdık. Büyükanneanne, büyük teyzeler, büyük dayı, büyük enişte ve yeğenlerle harika bir kaç saat geçirdik. Çok detaylı oldu bu yazı farkındayım. Alpi büyünce okursa.. Belki hatırlar, gülümser.. Dönüşte köprü yerine 5 kez Bostancı’ yı turladık. Ters yollara girdik ve nihayetinde evin yolunu bulduk. Ertesi gün Polonezköy buluşması vardı. Sabahın erken saatlerinde yollara düştük. Her birimiz kendi rekorumuzu kırdık; trafiğe takılmadan 1 saatte İstanbul’ un taa öbür ucuna keyifle geçtik. Herkes çok nazikti, çok güleryüzlüydü. İyi ki gittik, iyi ki yüzyüze iki çift laf edebildik. Böyle geçti işte İstanbul günlerimiz.

*Biterken, Alpi akreplerle ilgili bir belgesel izliyor, RifBaba işte ve ben de yemeğe girişeyim artık.

  • Share on Tumblr

Çocuk bayramı çekilişi

Eylül kuzusu & annesidir bu gülücüklere sebep. Yol boyu “Biliyorum; Arabalardan – The cars-  biri çıkacak bana!” diye sayıkladı durdu. Büyük bir hevesle kolisini kucaklayıp, sırıtık pozlar verdi bize. İçinden sevgi dolu sözlerle çıkan kartı okumamı, can kulağıyla dinledi. Sol iki fotoğrafta elinde tuttuğu minik korkuluğa “Eylül” adını verdi. Eve gelir gelmez RifBaba’ ya maket Mater’ ı yapması için ne diller döktü. O gece heyecandan yemek yemedi ve hediyesine sarılıp uyudu. Aktivite kitabını ertesi gün okula götürüp arkadaşlarına gösterdi. Delilerin en güzeli, bize en güzel armağanı verdiniz. Alpi’ m için emek harcayanın sen olması beni çok mutlu etti & benim kara gözlümü de yine, öyle mutlu ettin ki; sizin de yüzünüz hep gülümsesin.

Sevgili Gülsüm & minik Güneş’ i için de  Alpi’ nin bir sürprizi vardı. Kuşikom kendi seçti bateri setini. İyi günlerde kullansın Güneş; güle oynaya çalsın. Bize çıkmanız çok hoş bir sürpriz oldu benim için.

Amaç; çocuk bayramında çocuklarımızı gülümsetmekti. Annelerin, babaların bile ağızları kulaklarına vardı. Keşke her çocuk bu mutluluğu yaşayabilse. Çocuklarımızın bayramı kutlu olsun.

*Biterken, Californication’ ın tekrarını dinliyorum. Alpi & RifBaba uyuyor. Zirzop’ um, bir blogun oldugunu hatırla!  Nurturia sürprizlere gebedir; heran her şey olur. Israrla üye olunuz ve eşinizi dostunuzu davet ediniz.

  • Share on Tumblr

Ev ve ayrıntılar

Aklımda ne vardıysa; bundan sonraki post şöyle olacak, böyle olacak yazmışım bir öncekinde. Olmadı, olamadı. Bayram öncesinden devam.

 Minik topları değişik kullanım örnekleri. Hımm.. Gitar kursuna devam edenler için iyi egzersiz olur.

Yaktın beni anne! Saçlar böyle okula gittiği ilk gün; öğretmenler yeterince iltifat etmeden girmedi okula. 
Teyzesinin nikahında 2. kez karşılaştıkları anneannemin hediyeleri olan boyama kalemleri.

 Saatlerce taktı çıkardı bunları. Hayal meyal, bunlara benzer birşeylerden benim de olduğunu hatırlıyorum.

Hülya’ yı anarak gerçekleştirdiğimiz kalem aktivitinden sonra; odasında, bebekliğinde gelen bazı hediyelere takıldı gözüm.


Kışın evde  ayağına birşey geçirmek istemeyen bücürleri kandırmaya birebir.

 Listemde vardılar ne zamandır. Teyzesinin nikahına giderken %50 indirimdeyken yakaladık kendilerinin. Alpi bayıldı. Ben zaten bayılmıştım. Gün içerisinde artık vaktimiz olmuyor kitap okumaya. Okulda uykudan önce kitap okumak ise artık benim için kabus olmaya başladı. Alpi, alışık olduğu üzre; kucağıma hoplayıp, masalını dinlemeyi bekliyor. Tabii kalan 10 küsur çocuk da! Alpi’ ye izin versem diğerleri incinecek, vermesem Alpi incinecek. Yere bağdaş kurup ben inciniyorum 😛

 Bu tür çıkartmalı kitapları, yolculuk esnasında veya cafe/restoran tarzı yerlerde sohbet amaçlı gideceksek tercih ediyoruz. Çok eğlenceli ve oyalayıcı. Eğitsel niteliği olup olmaması umrumda değil ama küçük kas gelişimi için işe yarar.

 Mini Tübitaklarımız çoğalıyor. Ben de bir sürü ayrıntı öğreniyorum.

Alpi’ ye 1-2 yaş civarında aldığım bir kitaptı. Vakt-i zamanında Alsancak D&R’ a sık uğrardım. Oradan bir sürü ingilizce çocuk kitabı almıştım. Tahmininizden de ucuza geliyorlar. Zaten D&R’lar arasında en çok ingilizce çocuk kitabı bulabileceğiniz yer Kordon’ daki.

Matruşkasına arkadaş geldi. Sağdaki Kemeraltı’ lı, soldaki Didim’ li.

 Yine 1-2 yaş doğumgünlerinden birinde gelen bir puzzle. 4,5 senedir itinayla saklanıldı ki; yapacak olgunluğa ulaşsın sabi. Eş-dost arasında benden sabırsızları da var.

 Alpi’ nin; kutu oyunları, kitap puzzleları & büyük puzzlelarını sakladığı dolabı.

 Sol arkadaki Tuni’ nin paylaştığı&Alpi’ nin de 9-10 aylıktan beri dibinin düştüğü araba kaykayı. Sol öndeki kumbarada misketleri var. En arkadaki 1,5 TL ye alınan Ikea kukla satndı ve içinde kuklaları. Öndeki de vurdukça zoing! boing! diye sesler çıkartıp renkli ışıklar saçan öfke giderme şeysi. neysi?

 Bu sevimli kurbiş, ara sıra bloga gelir. Açıklayayım: Aslında Alpi’ nin tuvalet eğitimi döneminde almış olduğum bir klozet sticker’ ının parçası. Klozet kapağı kapalıyken bu şaşkın suratın üzgün görüneni var. Kapağı açınca bu şaşkın görünüyor. Basmalı klozet haznelerinin üzerine tutturmak için vantuzlu bir sazlık ve klozetin içine; ayakta çiş yapmayı öğrenmeleri için suların fışkırdığı bir dere. Çiş, tam o fışkırtılı dereye denk gelecek:) Yapıştırmadım tabii ki. Oldukça dekoratif gelmişti hala da geliyor ve Alpi’ nin odasını tasarlarken, temam kurbağa olduğundan, 4,5 yıldır dolabının kapağından yalanarak bize gülümsüyor.

 Arkada yine kendi tasarımım giysi dolabımız. Üstü oval değil, ayna oval:)

 Yine anneannemin Alpi’ ye hediyesi kukla. Şimdilerde portmantomuzda asılı duruyor.

 Nihayet Grimm Masalları. Şimdilik çeşitli dinlere ait masalları veya dinin karakterlerin süslediklerinin geçiyoruz. Genel olarak beklentimizi karşıladı. Ben de Emile Zola – Döl Bereketini bitirdim; Karamozov Kardeşler’ le klasiklere devam ediyorum.

 Kumbaramız.

 Bir zamanlar RifBaba & ElfAna. “RifBaba! RifBaba! Yolla saçları!” deyip gidiyordum yanına :))

Ahh! Bu çiçeğimin yeşil yapraklısını, köye gitmeden alelacele sulamaya çalışırken kırdım.

Banyo oyuncakları.

İlk defa yıllardır aldığım şampuanından şaştım. Alpi bunu seçti. Var mı kullanan? Bana mı öyle geliyor, yoksa çocuğun saçlarını ne kadar yıkarsam yıkayayım, yapış yapış gibi durulanmıyor mu? Kullanan varsa, cidden yorum bekliyorum.

 Bu seneki üniformam. Yeşil tunik, çiçekli tayt ve çizmeli birini görürseniz; bilin ki benim! Çok az giysiye bu kadar bayılırım. Pare pare olana kadar giyeceğim herhalde.

Bu sevimli ikiliyi tanıdınız mı? Yirim!!!

*Biterken Alpi&RifBaba bana cumartesi kazığı attılar, uyuyorlar ve Alice Cooper – Hey Stupid çalıyor.

  • Share on Tumblr

Kalp kalbe….

 
Ben size nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim
Gecenin bu saati oldu, hala kelimeler boğazımda düğümleniyor. Elinde muhteşem bir buket ile kurye “Elif öğretmen siz misiniz?” diye sorunca, heyecandan bir adım geriledim. Nerden bildiniz beyazı? En sevdiğimdir onlar güller. Biliyorsunuz, göğsümde taşıyorum! Ben size ne diyeyim ki?
  • Share on Tumblr

Yetişemiyor muyum ne?

Baştan uyarayım; daldan dala atlanacak bir yazı olacak bu sefer ki! O kadar çok fotoğraf ve olay birimiş ki! Bir yerlerden başlamazsam, ipin ucu tamamen kaçacak, bunu anladım.


Haftaya nikah var. Kerameti onların olsun; kardeş evleniyor. Annem bu hafta sonu İzmir’ deydi. Yarın sabah nakliye firması gelecek ve Alpi’ nin teyzesinin neyi var neyi yoksa götürecek. Haftaya da biz orada olacağız. Okuldaki cuma nöbeti -Pazartesi de ben nöbetçi olacağım. 1 ay bana nöbet yoktu & 2. ayımda; diğer öğretmenlerin hatada 2 nöbetini bana dehlemeleri kaçınılmazdı :P- bana denk geliyor. Yapın bir secret da; Cuma çocuklar erken bitsin & biz ekenden Bandırma yollarına düşelim. Kardeş&Damat, sadece sevdikleri bir ablaları orada diye nikah Bandırma’da. Var mı görüşebileceğimiz arkadaşlar? Taze nikah dedikodusu yaparız:P
Alpi yeni yeni kavrıyor neler olup bitiyor. Anneanne de gidecek dedik diye; O da oraya yerleşecek sanmıştı. Damattan “Teyzemin karısı” diye bahsetmekten vazgeçti. Sadece teyzesinin evini yerleştirmek için gideceğini anlattık defalarca. En son anneannesine yüz vermemiş Perşembe günü. O gün, yarım gün olacağı için, babası anneannesine bırakmıştı. Kapıdan girmek istememiş. Kurbanlık koyun gibi; babası ensesinden itiyormuş, anneanne içeri çekiyormuş; O, inatla geri geri gidiyormuş. “Sen gideceksin nasıl olsa!” deyivermiş. İyice açıkladık durumu. Teyzesinin yokluğu ayrıca koyar mı göreceğiz. Zira, ortaya bir damat çıktığından beri; kendisiyle oldukça mesafeli.

 Dünürlerin tanıştığı geceden.

Perşembe, Cuma & Cumartesi günlerini alışverişe ayırdık. Çok sıkıldım! Annem Mango fikrini ortaya attığında, Alpi’ nin ayakları gibi, benimkiler de geri geri gitti. Samimiyetle yazabilirim ki; Mango’da gezebilme çabaları, orada harcanan zaman & kuyrukta beklemekten nefret ediyorum. Hep birileri alışveriş yapsın diye beklemek zorunda kalmışımdır. Ay, o ne zulümdür benim için!!! Yine krizler eşliğinde; kulağım kabinlerin içinde cirit atıp, arka tarafı birbirine katan Alpi’ de olamak üzere, bu sefer ben giydim çıkardım. Sonuç? Her zamanki gibi gereksiz bir yer olduğu kararımı yinelemek! Kesik başlı tavuk gibi saatlerce onca mağazaya, annemin önderliğinde girip çıktıktan sonra; Alsancak’ taki lanetten bir mağazaya dalıp, 3 gece kıyafeti-tabii ki gündeliğe de kolayca uyarlanabilecek( yoksa tam tersi mi?)-nin tanesine 20TL verip hallettim. Hehe ne gereği var yaa, bir daha ne zaman giyerim belli olmayan bir elbiseye onca para vermeye? 3 tane aldım ki, bir daha 10 sene uğraşmayayım. Elbiseler pare pare oluncaya -veya benim pop.om kocaman olup da içlerine giremeyeceğim güne- kadar sırayla giyileceklerdir.
E bunların altına bir de ayakkabı gerek değil mi? Al sana hayatımdan soğumak için bir neden daha! Ayakkabı dolabını gözümün önüne getirdim: Spor ayakkabı, spor bir model çizme, spor ayakkabı, spor ayakkabı….Bir süre çizmelere göz attık annemle. Kemal Tanca‘ da nefis modeller var, % 50 de indirim, benden söylemesi. Topuklu modellerle işim olmayacağından & bilek kısımları oldukça bol ve dökümlü göründüğünden burası da olmadı. Bütünnn Alsancak itinayla gezildikten sonra en son beğendiğim çizmenin 600 olduğunu öğrenince; mevcut babetlerimden birinde karar kıldım. Arkadaşlar bu haftaki Annelerin Dünyası’ nda ki bu ve önceki bu yazılarımı okumamişlar belli! (Açmışken buna da bir göz atınız)


 Nurturia İzmir buluşmasından.

Alpi’ nin çektiklerinden.

Basketbol severler.

RifBaba’ nın yoğunluğundan, bu sene köydeki mahsülü getiremedik. Gitmeye nihayet fırsat bulduğumuzdada hain d.on, hepsini telef etmiş. Bu seneki yegane kış hazırlığımız!

Yağmurlar başlamadan, hatta bırakın sonbaharı, henüz yazın rehavetindeyken yaptığımız son park pikniği. Alpi, çok seviyor. Evde ki ortamdan sıkılıp, yemek olayını es geçen çocuklar ve annelerine tavsiye edilir.

Bir çocuk düşünün: Aktiviteye, faaliyete & Montessori’ ye susamış! Anacığı en anti-aktivistlerden! Yavrum benim; bize geldikçe hayatın anlamını buluyor. Tuni aktarma yaparken. Görün işte; sevgili Toni’ miz, Hülya’ ya rağmen, en aktiviteci veletlerden. İşte Hülya’ nın sakladığı tüm gerçekler!!!! Rınınınımmmmmmm!!!!

Alpi, hayatın doğrularını Tuna’ ya gösterirken.

Bakınız işte o anne, hayretler içerisinde oğlunun her gün bir Montessori çocuğu olmaya nasıl yaklaştığına şahit oluyor!

Tuna, cımbızla, kaptan kaba  ponpon da aktarabiliyor. Flaş flaş! Yoksa Hülyacan bir gizli aktivist mi?

Hülyaseverler! Tuna su da aktarabiliyor! Sanırım artık doğru yolu buldu kendisi. Bakınız bir üst fotoğrafta, nasıl da ruhu huzura kavuşmuş bir gülümseme var yüzünde :)))) Veee Yeliz; duydum ki, Arca’ mı Montessori’ den alıkoyup; saldım çayıra annesi olmaya meyletmişsin. Heyhat!!!! Çekimser davranan Hayat, Elif & Nil ile birlikte; sana da bulaşacağız, söylemedi demeyin.

 *Biterken, Anne Bunu Yaptı‘ yı çok ihmal etmişim. El atılmıştır, ilgilenenlere!
Yazıyı 24 saat sonra bitirebildim! 4 saatlik uykuyla sabah nöbetine gittim, kaytarıkçı stajyerim haber vermeden okula gelmedi ve aktivitesiz kaldık. Hülya, durumumuz pek bir manidar oldu değil mi? Yarın yardımcı öğretmenimin hastane işleri var, yine gelmezse sıçtım! 16 çocuk!!! Ben de O’ nu not verme zamanı göreceğim artık. Çarşamba’ da benim işlerim var; dönüşte sınıfı nasıl bulacağım bakalım??? Akşam da 17:55; 1 çocuk kaldı ve 19:00 civarı gitti. Geç kalan babasını kınıyorum! Alpi bırakıp gidelim tekliflerinde bulundu; etik olarak uygun kaçmayacağından, seni de kınadım oğlum! Bu saatte dinleyeceğim tek bir nağme: Eeeee,eeee,eeee; pışşş pışşş pışşşş. Bana, iyi geceler; sizlere, gününüz aydın olsun 😀

  • Share on Tumblr

Her ilk heyecanlıdır

Bir takım “itsy bitsy, tiny miny” arkadaşım var. İzninizle önce buradan onlara teşekkür edeyim, onlar anlar:)))))
Bayramdan önce bir okuldan aramışlardı beni. Görüşmeye gidip, okulu beğenmiştim. En başta belirtmiştim çocuğumun da aynı kurumda bulunmasını tercih ettiğimi. Aranan öğretmen 4 yaş içinmiş, e Alpi de 4 yaş. Okul güzel, onlar beni beğenecek, ben onları beğeneceğim, bir de üstüne Alpi ile aynı sınıfta olacağız; “Bu kadar da hayalperest olmayayım, yatar bu iş” dedim görüşme sonrası eşe dosta. Araya bayram girdi zaten, sonraki günlerde de arayan olmadı. Ben de üzerinde düşünmedim. Ne de olsa ben bu sene hiçbir kuruma başvurmamıştım. Gayet de hazırlıklıydım yine evde olacak olmamıza.


Bodrum dönüşü eve el attım. Balkon masasını akça pakça edip, Montessori odamıza yerleştirdim. Diğer odadaki eşyaların şeklini şemalini değiştirdim. Bu arada Alpi&anneannesi arasında geçmiş, geçen hafta anneannesinin evinden bir olayı anlatayım:
 Alpi anneannesine “Sana bazı renkler göstereceğim, bakalım biliyor musun?” Oturmuşlar ve Alpi oyuncaklarından tek renkli olanları dizmiş. “Bu ne renk?” “Bana maviyi gösterir misin?” Anneannesi de göstermiş. Bir tanesinde bilerek yanlış söylemiş. Alpi “Aferin” deyip elinden alırken “Bu, sarı” diye düzeltip kaldırmış. Annem “Montesorrici yetişiyor” dedi ve ne yalan söyleyeyim pek güldük:))
Evi toparlarken oyuncakları da ayıkladım. 2 yaşından beri kanına girmeye çalışırım. “Artık oynamaktan zevk almadığın oyuncaklarını ve sana küçük gelen giysilerini; ihtiyacı olan çocuklar için ayırmalıyız.” Tam 2 yaşındaydı. “Bir daha görebilecek miyim? Yine benim olacaklar mı?” diye sordu. Hayır cevabını alınca da bir daha kesinlikle yanaşmadı. Sonbaharın ilklerinin ilki buydu. Benim ilkim de saçlarımdaki ilk beyaz teldi ama bir daha kendisiyle karşılaşamadık. Oyuncakları ve giysileri kendi isteğiyle ayırdık, paketledik ve götürülmek üzere bir kenara koyduk.

Ev düzene girse de, eğitim planları yapılmaya başlansa da bariz bir memnuniyetsizlik vardı üzerimde. Bu sene çok zor geçecekti eğer okul yoksa. Alpi devamlı arkadaş sayıklamaya başladı. Kurslar vardı kafamda alternatif olarak ama belli ki yetmeyecekti. Oradan oraya oyalanmak değil, saatlerce arkadaşlarıyla oynamak istediğini açıkça belirtti. Apartmandaki arkadaşlarının hepsi anaokuluna gidiyor. Kendinden küçüklerle de O vakit geçirmek istemiyor. Bir yanda kafamda iyice silikleşmeye başlayan kariyer, çalışma hayatı, emeğimin karşılığı, vs vs…derken Cuma yapılan ani bir telefon görüşmesi,  Pazartesi gerçekleşen ikinci görüşme ve Çarşamba Alpi ile okulumuza başladık :)
Bir gece öncesi aklıma karamsar düşünceler peydahlandı. Görüşmeye gittiğim gün; Alpi’ nin öğretmeni rhatsızlanmış ve görüşemedim. Daha önceki tecrübelerim aklıma geldi, bir ara sıyırıyordum! Şimdi genellikle şöyle bir gevşeklik söz konusudur: Sen kurumda öğretmensen ve çocuğun da aynı kurumda başka bir öğretmendeyse; çocuğunnun öğretmeni pekala senin çocuğu sallayabiliyor. Hastaysa ilaçları unutulabilir, huysuzsa molada sana çemkirilebilir, sanat faaliyetlerinde göz ardı edilebilir, dahası ilk gün üzerine diğer çocuklar kadar hassasiyet gösterilmeyebilir. Ne de olsa anası orada çalışıyordur&kızıp okuldan alamazdır! “Ne güzel, çocuğun da seninle. Ne kadar şanslısın” diyen arkadaşlara duyurulur. Her durumun kendine has artıları olduğu gibi eksileri de vardır. Haa bir de “Çocuğun hareketlerine bak! Bir de anası öğretmen olacak!” var ki; böylelerinden herkes sakınsın.

Böyle düşüncelerle boğuşurken; RıfBaba o gece geç geleceğini haberverdi. Alpi de o gece inatla 12:00′ den sonra uyudu. Bin dereden su getirdi. Yok elma yiyeceğim, yok salatalık isterim; benim de stres tavan yaptı haliyle. Bir yandan da vicdan yaptım mı! E be kadın, yarın çocuğun ilk günü. Kim yanında olacak Alpi’ nin? Kim alıştıracak? Ben sınıfta olacağım, RifBaba’ da eminim ki işe koşturacak. Hah, al sana düşünecek bir konu daha!!! Alpi’ nin yerine ilk gün sendromunu doya doya yaşayan ben oldum.
Ertesi gün hepimiz şamşoloz gibi uyandık ve okula gittik. Ben öğretmenlerle tanışıp gevezelik etmek yerine; Alpi’ yle beraber okulu keşfe çıkmayı yeğledim. Ben böyle yapınca, öğretmenler de beni direkt veli sandı. RifBaba da beni takip ederken yerli mi oldu yersiz mi bilemedim “Yeni öğretmeniniz, Alpi de yeni başlıyor” diye gezinince dınınınımmm! Tüm dikkatler bizde. RifBaba 1 = ElfAna 0 olduk. İkinci ilkimini de çocukcağız böyle yaşamış oldu: İçine sindiği, içimize sinen okuluna başladı.

Okul, pek tatlı. Oyuncaksız, bol eğitici materyal var -adeta bir puzzle cenneti-, kostümler&kuklalar tamam. Sınıflar, yaş gruplarına göre dekore edilmiş. Küçük yaş grupları sıcak, büyük yaş grubu soğuk renkler ağırlıklı.
Kampetler kendi sınıfımızda. Tuvaletlerde sıvı sabun yerine köpük kullanılıyor. Evimizin herşeyi Ikea’ dan fazla yararlanılmamış, buna çok sevindimm. Artık heryerde aynı şeyleri görmekten kusacak kıvama geldim. Sessiz&sakin, nezih bir semtte. Okulun bulunduğu sokak pek işlek değil; ki bu gürültü açısından bir avantaj. Bahçe ve bahçe oyuncakları oldukça güvenli; zemin de öyle. Bahçe saatleri de oldukça esnek. Bu da 2 senedir benim, diğer okulları elememi sağlamıştı. Koştursunlar, kumla oynasınlar. Geniş bir kapalı oyun odası mevcut. Alpi de ben de ahşap oyun evine bayılıyoruz. Personel deneyimli ve güleryüzlü, sakin insanlar. En güzeli de “Çocuklarınızı şu yöntemle zirveye çıkarıp diğer yöntemle dahi yaparız; şu pedagojiyi alıp çocuklarınızın karekökünü çarparız” iddiası yok kurumun. Bu da açıkcası, benim daha fazla güven duymamı sağladı. Seminerler takip ediliyor, güncel teknikler araştırılıyor, uygulamalar yapılıyor ve bunu okulun reklamı olarak kullanmaya gerek görmüyorlar. Zaten olması gereken şeyler. Körün istediği bir gözmüş; yaşasın!
Alpi’ nin öğretmeniyle tanıştık nihayet, sınıf arkadaşlarını ve velileri yavaş yavaş tanımaya başlıyorum. Benim sınıfımdaki bıdıklar şaşırttı beni. 2-3 yaşa göre oldukça sakin, eğlenceli ve işbirliğine hazırlar. Sadece 2 tanesi ağlıyor. Bu sayı çoğalabilir de, yok olabilir de, göreceğiz. Şimdilik ördek ailesi gibiyiz.
Alpi iyi. Benden daha çabuk adapte oldu gibi görünüyor. Uyku saatinde yavru ördeklerimi uyutmamı yanımda bekliyor ve ikindi kahvaltısı veya varsa branş dersine kadar ara ara birlikteyiz. Tahminimden daha ılımlı karşıladı çocukları.Annesini paylaştığını düşünmüyor ve bana okulda öğretmenim diye hitab ediyor:)))

İlk gün, bahçede beraberdik. Tüm çocuklara elini uzatarak “Merhaba ben Alpi, arkadaş olalım mı?” ya da “Tanışabilir miyiz?” diye sordu. Yanıt: Hayırrrr! O üzüldü, ben üzüldüm. Onun sınıfındakiler de yeni başlamış. 2-3 günde minik gruplaşmalar olmuş ve hepsi bir tek o arkadaşıyla oynuyor. Çıkışta eve gitmek istemedi kara gözlüm. İkinci gün, ilk gün heyecanı tatmin olmuş bir vaziyette durgun gitti. Okuldan önce parka götürdük. Arkadaş durumu aynıydı. Öğleden sonra Deniz’ le arkadaş olmuşlar. Çıkışta yine park. Üçüncü gün “Bırakın beni uyuyacağımmmm!” çığlıklarıyla kendimize geldik. RifBaba midesinden rahatsızlandığı için zor bela evden çıktık ve otobüsle gittik, tabii ki biraz geciktik. Yol boyunca surat astı & okulun önünde “Girmeyeceğimmm! Seni de istemesinler. Anneanneme bırak beni!” diye aklına ne gelirse saydı. Bir 10dk kapı önü mücadelemiz sürdü. Neredeyse kucaklayıppaket halinde sokacaktım okula, zor tuttum kendimi. O geciktikçe, ben de gecikmiş oluyorum. Okula girince de oyun odasındaki sandalyelerden birine oturdu; ellerini bağlyıp bacak bacak üstüne attı ve “Kahvaltı da yapmayacağım, sınıfa da çıkmayacağım” tribini attı. Peki deyip yanağına bir öpücük kondurdum ve öğretmenine pasladım. Hem yemiş, hem de sınıfa girmiş sıpa:) Evden daha erken çıkmamız, en akıllıca davranış olacak. Ve de çıkıştaki park rutinimizi girerken de oluşturalım. 3 sabah üst üste ben aç kaldım. İki bıdığın sakinleştirilmesi gerekiyordu. Birinin ailesi de gelince tam oldu.
Tekrar işe başlamak, şu anda tarifi olmayan bir haz. Alpi için beklentilerimi karşılayacak bir kurum bulmuş olmak daha da güzel bir duygu.

3. günün zor geçeceği sabahından belliymiş de yapabileceğim bir şey yoktu. Çıkarken yine istemedi, okulda kalacakmış. Parkı hatırlatınca kıvama geldi. 1 saat parkta oynadı, ben de dinlenmiş gibi oldum. Otobüse bindik ve sonrası üçüncü ilkimiz oluyor:
Okul dönüşü bebek arabasında uyuyakaldığı için, otobüse arabayla bindirmiştim. Çok yorgun hissettiğimden ilk kez 2 elimle arabasını sıkı sıkı tutarak oturdum. Soförün ani ve sert freniyle -ellerim bebek arabasında olarak ben de yerimden fırladım- arabası sola şiddetle fırlayıp devrildi. 1-2 sn sonra korku&acıdan dehşetle çığlık atmaya başladı. Otobüs durdu, tüm yolcular&şoför yanımıza gelip kontrol ettiler. Yeni uyudu, şu an ağlayabiliyorum. Sonuç: Alnının sol yanı, kalça kemiği yaralandı. Yine sol alt dudağı; üst dişiyle yarıldı :((( Çok ağladı, zor sakinleşti & “Arabamı sen itip düşürdün!” diye eve gidene kadar bana küslüğü devam etti! Gece deliksiz uyudu, uyanınca daha keyifliydi ama ağzına hala birşey sürmüyor, sadece su içiyor. Öyle ağrısını, acısını da pek dile getiren bir çocuk değildir. Sarılma bahanesiyle sağını solunu bastırıp tepki ölçüyoruz.Ertesi gün sabah uyanınca ilk sözcükleri “Sen ittin beni! Senin yüzünden düştüm” oldu ve kalbimi dağladı. Haklı, benim yüzümden düştü..

*Biterken RifBaba biraz toparladı kendini & Alpi’ yi de alıp yürüyüşe çıktı. Ben de yarının planları, sanat etkinlikleri, sınıf süslemeleri, o gün anlamadığım ama kendini ertesi gün gösteren korkunç bir bel ağrısı & vicdanımla boğuşuyorum ve pek arabesk denk geldi diye yalan mı söyleyeyim Sertab Erener – Sen Ağlama çalıyor.

  • Share on Tumblr