Paylaşılabilen Banvit

Dün gece, yine bir www.banvitburada.com siparişinden sonra, bunu bir sosyal medya sitesinde paylaştım. Akabinde gelen yorumda, paylaşanın gerçekten ben mi yoksa reklamını yapan firma mı olduğu soruldu. Yazanın ben olduğumu belirttikten sonra bu kez reklamı benim mi yaptığım sorusu geldi :)

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Banvit ile iftar, Saray Sarma’ m ile iftihar

IMG_20140714_191044

Biz bu oturduğumuz yerden siparişi verip, bekleme lüksünü çok sevdik.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Fikir annesi ile Banvit bulusmasi

photo2

1 Haziran Pazar günü, çok eğlenceli bir buluşmaya katıldım. Fikir annesi, Banvit ve sosyal medya anneleriyle tükettiğimiz endüstriyel ürünler, beslenme alışkanlıklarımız ve özellikle  tavuklar hakkında konuştuk. Banvit’ in sosyal sorumluluk projelerine değindik ki; araştırmanızı tavsiye ederim. Bir tanesini -mesleki ilgi de diyebiliriz; özellikle beğendim. 0-6yaş grubunun dahil olduğu, 100 kadar çocuğun olduğu kreşleri. Diğer firmanların da bu duyarlılıkta olmalarını diliyorum.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

6 aylık bebek

Zaman su gibi aktı geçti. 2 günden beri, 6 aylık bir bebek artık Kuzi. Cin gibi bakıyor, her şeyin farkında, ses tonumuzdan duygularımızı anlayabiliyor, gergin gibiysek zorlama kahkalar atıp tepkimizi ölçüyor. Bebek arabasına oturtulduğu anda ses soluk kesiliyor ve etrafa bakınmaya başlıyor. Çok keyifli ve güleç bir bebek. Mutlu. Çabucak büyüyor.

 Son altı ay boyunca “Alpi Harikalar Diyarında” ya fazla zaman ayırmadım. Ayırmak istediğim anlar da oldu fakat orada da zaman engeline takıldım. Bütün dikkatim oğullarımın üzerinde olsun istedim.
Hayatım boyunca yaparken en uyuzlandığım şey, buraya yazmak oldu. Yıllardır yazıyorum ama şu rutinlerimi rafa kaldırmayı beceremedim. Kahve, önceden düzenlenmiş fotoğraflar ve sessiz, çocuksuz ortam. Hem sessiz hem çocuksuz ortam??? Böyle altı ay geçer işte:) Yazarken oldukça iyi bir şekilde yazıya konsantre olmam gerekiyor. Yanımdakilere dikkatimi veremiyorum, onları duymamaya başlıyorum. İhtiyaçlarını ağlayarak anlatabilen bir bebek ile koltukların sırt yaslanılan bölümlerinde zıplayarak gezinen çocuk varsa bu çok tehlikeli olabiliyor. Hem bir de Kuzi’ den gözlerimi ayırmayı istemedim. “Paylaşmam gerek I” ve “Paylaşmam gerek II” nin devamını yazıyorum bir yandan da. Orada da anlatacağım gibi; Alpi’ nin ilk aylarını anımsamıyorum. Kuzi’ de bu şansımı kaçırmak istemedim. Neyse; döndüm:)

Hala 5. ataktayız. Kimin ne dediği, hangi rahat anne ekolünü benimsediği umrumda değil; bu çocuk “The Wonder Weeks” deki tariflere harfi harfine uyuyor. Geçenlerde başka bir platformda da yazdığım gibi; Kuzi bir kitap bebek olsun diye çok içimden geçirmişimdir. Sadece bu kitabın The Wonder Weeks olacağını düşünmemiştim. Şimdiye kadar ki mental atakların hepsini yazıldığı gibi yaşadık. Belirtilen haftalarda başladılar ve bittiler. Kendi adıma; mental / büyüme atakları vardır, Kuzi zor değil bilakis kolay ama hassas bir bebektir, atak döneminde tüm düzeni nasıl bozuluyorsa atak bitiminde aynı şekilde eskiye dönüyor.

Atağın son günlerinde, 6 aylık bir bebek olarak geliştirdiği yeni beceriler ve edindiği yeni huylardan bahsetmek istiyorum. Oturduğu yerden bir şeyler fırlatmayı çok sevdi. Fırlatıyor, eğilip bakıyor, ulaşabilirse uzanıp aıyor yoksa bağırarak bize sesleniyor. Tekrar tekrar atıp alıyor.

Kendi kendini oyalayan bebek, birden anne sensörlü yaşamaya başladı. Kuzi yerde oynuyor diyelim, ben de koltukta oturuyorum. Birbirimizle ilgilenmiyoruz ya da çaktırmadan karşılıklı göz hapsinde .tutuyoruz. ve ben ayağa kalkıp odadan çıkıyorum. O an itibariyle; 5sn içinde ince bir çığlıkla başlanıyor, katılıyormuşcasına iç çekiliyor, ses soluk kayboluyor ve muazzam bir çığlıkla ağlama isyan başlıyor. Geriye dönmediğim her saniye de bir decibel artarak devam ediyor. Hemen geri dönersem, gülücükle mükafatlandırılıyorum. Bu iki örnek, mesafeyi algılamaya başlamasına dair örneklerdir.

Ufak tefek ayrıntılara dikkat etmeye başladı. Tişörtümdeki boncuklar, saçımdaki toka, saç tellerim.. Genele geçersek tavan, perdeler, lambalar, farklı bir eve gittiğimizde gezerken uzanabildiği her şeye dokunuyor. Oyuncaklarının üzerindekileri inceliyor. Emerken her zaman tuttuğu yüzüksüz baş parmağımdaki yüzüğe olumsuz tepki verdi ve çıkarmak zorunda kaldım.

Nihayet bir biberonu beğendirebildim. Bebedor’ un alıştırma biberonuna ba-yı-lı-yor! 60cc’ lik biberonla 150 kusur cc süt içirmek biraz zahmetli. Yine de çekirdek aile ve yakın çevremizde bu kabul coşkuyla karşılandı. Aynı formda kauçuk bir emzik de arayacağım.

Ek gıdaya başladık ve yemeğini kendisi yiyor. “Olur mu?” demeyin. Fırsat verildikten sonra oluyor. Bu, başka bir yazının konusu.  Bizim ağzımıza götürdüğümüz her yiyecek oldukça dikkatli bir biçimde inceleniyor. Öyle ki; bazen yemek yerken rahatsız oluyoruz. Alpi çok eğleniyor. Gerçi O her olayda çok eğlenen taraf. Bebek kusar, üstü başı kaka-çiş olur, emerken tıkanır ve ağlar.. Alpi hep güler. Bazen o kadar çok ve yüksek sesle güler ki; annenin siniri bozulur ve Alpi anne terliği eşliğinde protestolar eşliğinde odasına tüyer.

Dudaklarıyla bıwwrrbıwrbıwwwrr yapıyor, diliyle şlak klok yapıyor. Anlatabildim mi?

(yazıya başlayalı 4 gün oldu, bitecek bitecek…)

Tükürmeyi de bugün itibariyle keşfetti. Yemek saatleri şamatalı geçer artık.

Emekleyebilen bebek bunu bıraktı, çıkardığı tüm sesleri denemeyi de bıraktı. Sadece ayağa kalkmak ve zıplamak için yaşıyor sanki. O bana tutunuyorken ayakta 3-4dk kadar düşmeden duruyor. Pencere / balkon önündeyse düşse de fark etmiyor:) ayakta kalabilmek için daha fazla çaba sarf ediyor. Yerde yatarken parmaklarıma sarılmasına izin verip ellerini tutuyorum. Ben daha saymadan gövdesini, sonra da poposunu yerden kaldırıp, sopa gibi dimdik ayaklanıveriyor. Bunu yapmakta artık çok rahat.

Atak boyunca çok ağladı sebep aramadı, çok ilgi istedi kucaktan hiç inmedi, uyku düzeni diye bir şey kalmadı günde 15-16 saat uyuyan bebeğim, toplam 5-6 saat uyumaya başladı. Sabah, öğle ve ikindi uykularını 5dak. ya indirdi ve artık kendi kendine uyumuyor. Memede uyumaya alıştı. Akşam 19:30-sabah 06:00 uyurdu, gecede 8 kez kalktığı oluyor.

Emmesi de sarpa sardı. 3 saatte bir emerdi, 10dk da bir emdiği de oldu, bir saatte 3 kez emdiği de.. Son günlerde o kadar az ve isteksiz emiyordu ki, bırakacak zannettim. Uyku ve emme konusundaki düzensizlik sonucu 500gr verdi.

Üzerine afiyet, bir de bronşiolit olunca tadını sevemediği şurup yüzünden kaşık görünce ağzını kitlemeye başladı. Yeni başladığı ek gıdaya ara verdim.

Ne yapacağı belli olmaz bir duygu selinde yüzüyor ve dahi yüzdürüyor. Üveeeee! Oyuncak? Elinin tersiyle vurur. Üveeee! Meme? Elinin tersiyle ittirir. Üveeee! Uyku? Yılların mekikcisi gibi birden doğrul ve zıplamaya başlasın. Üveeee! Yerdeki hoppalayı görür? Hem zıplar hem ağlar.

Giyinirken çok gülerdik birbirimize. Artık o üvelemeden hızla nasıl giydirsem stratejilerinin peşindeyim. Aynı şekilde bezini bağlayabilmek ayri bir beceri istiyor, poposunu zıplatarak ilerlemeye başladı.

Konuşmayı, dönmeyi, emeklemeyi ikinci plana attı. Tek derdi kendi başına ayağa kalkıp zıplayabilmek. Hala odasını ayıramadım. Bu iş hiç hoşuma gitmiyor. Bir düzen oturtmam gerek artık. Bu durumda yakında park yatağını alt kademeye indirmem gerekecek sanırım.  Yüzükoyun durmaya katlanamıyor. Emeklemeye ara verdi yazdım ya; yüzükoyun koyunca sadecetepinerek ağlıyor. Dolayısıyla o pozisyonda uyutamıyorum da. Bakalım bu atak tamamen sona erince yeni becerileri neler olacak.

*Biterken; yazıyı 5 günde tamamlayabildim. Kendimle gurur duyuyorum 😉

  • Share on Tumblr

Haziran ortası fırtınaya yakalanmak ayrı bir şanstır

Geçtiğimiz haftasonu erteleye erteleye bir hal olduğumuz köy yolculuğumuzu gerçekleştirdik. İzmir serindi. Şimdiki gibi 38′ lerde nemle sürünmüyorduk. Yolculuk rahat geçti. Artık 4 yaş veledi olan Alpi, apar topar hazırladığım araba aktivite tepsisinin büyüsüne kapıldı. Çok uyduruk bişey oldu, yenisini özenle hazırlayacağım, fotoğrafını da ondan sonra koyarım. Tünele gelmeden uyuyakaldı 4 yaş abisi. Sınırlarını nasıl deniyor bu aralar. Fakin for yazısı yakında:)


“Anne, artık 4 yaşındayım ya; biggisaar oyunu oynayabilir miyim?”
“Tabii ki evet oğlum”
“:) Hani şu gazetenin verdiği gibi savaş fotoğrafı olanlardan?”
“Tabii ki hayır oğlum!”
“Pekiii, kalton netvölk izleyebilir miyim?”
“Ya Amatar?”
“Bahçede abi arkadaşlarımla dövüş oynayabilir miyim?”
“Boks yapabilecek miyim?”
“Daha kalın masal kitabım olacak mı?”
“Televizyonda gördüm anne; Mec Danılds Gingılbledmen veriyormuş; alacaksın değil mi?”
“Akvaryumum büyüsün mü artık? Çöpçü balığı da koyalım”
“Büyüyünce alaba alıp, Gülçim’ i gezdireceğim. Söz verdi”
“Doğum günü balonlarım sönüyor. Sen onları şişir, kimseyle paylaşmak istemiyorum! Eğer alırlarsa kafalarına bi vurarım!”
“Berk bahçeye sakız getirmiş. Herkesle paylaşmadı. Benimle de paylaşmadı! Ona bi vurarım!”
….

Liste uzar gider. Hep şiddet hep şiddet. Nereye kadar bakalım. Bu boks merakı da bir oyun salonundan kaldı. Yeni bir oyun alanı açılmış diye parkta duydum. Arka sokakta olduğunu öğrenince hemen koşup keşfe çıkalım dedik. Girişte büyük bir akvaryum, arkasında kasa ve arkasında pijamalarıyla oturmuş bir teyze. Hoppala! E hadi ciddiyetsizlik insanlık hali diyelim. Ahşap platformalar, kaydırak, top havuzu, salıncak, air hokey, boks ringi, zıpzıp. Ne???? Boks ringi mi? Çüşşş artık! Ardımıza bakmadan kaçış…
Konu nereden nereye geldi. Yoldaydık ve köye gidiyorduk. RifBaba hala grafiker bulamadı. İnsafınız kurusun! Kocamla tatile çıkmak istiyorum lan bu sene. Buluverin bu tatil seraplarıyla bulanmış beyinli çifte bi grafiker!
15:00 te planlanan yolculuk 19:00 da başladı. 01:30 da köydeydik! Alpi uyudu uyandı, eve girdiğimizde şansımız döndü ki tekrar uykuya dalmıştı. Babaannesine yarım ağızla bir “Nelaba” 4 yaş ve hala nelaba :) ve tekrar uykuya teslimiyet. Hemen arkasından biz de..
Sabah uyanır uyanmaz, alabalık çiftliğine gittik. Herkes orada bizi bekliyordu. Alpi’ nin hala oğlu önceki geceyi “Gelmeyecekler mi? Nerede kaldılar?” diye söylenerek geçirmiş. En küçük kuzen de 1 yaşın izin verdiği ölçüde yürüyerek aralarına katıldı. Kahvaltı masası hazırlanan kadar oyuna başlamışlardı.

Zorla bişeyler yedirdik. Bu 4 yaşla beraber, hele ki yaza denk geliyorsa; yeni bir iştahsızlık dönemine giriyorlar. Nasıl desem; sanki terrible two’ nun katmerlisi. Yine inatlaşmalar, yine sınır denemeleri, daha becerikli olduğunun farkına varılan elleri daha çok kullanma isteği, Bakugan merakları..

Aklımız kirazlardaydı ya en son, hemen kontrole çıktık.

Eh işte diyelim. Peşpeşe gelen yağmurlar çoğuna zarar vermiş. Yedik yine bir sürü, yanımızda da getirdik. Ama asıl parti 15 güne kadar olacak :) 15 gün sonra RifBaba’ nın kızkardeşi &3 çocuğu geliyorlar bize. Ev şenlenecek orası kesin :) Birlikte yine köye gideceğiz. Alpi ilk ve son kez 1 yaşın içindeyken görmüştü onları. 3 numara henüz annesinin karnındaydı. Amcası ile bir hesap yaptık: Bir sonraki gidişimizde Alpi’ nin 7 kuzeni de orada olacaklar. 8 enik! Alpi, benim hayallerimdekini mi yaşayacak ne?

Çok şanslı bir çocuk benim Alpi’ m. Bunları tadabildiği için:

Bunları koklayabildiği için:

Ve bunları yapabildiği için:

devam edecek…

 *”Biterken” yapmayı unutmuşum; imzayı ekleyeyim bari.

  • Share on Tumblr

Son parti Çiçekliköy

Bunlar, Gamze & Ege için:)

Uçurtma uçurduğumuz arazi vardı ya; burası aşağı bölümü. Çok şirin bir dere bulduk. Etrafı piknikçilerle dolu. LandRover’ larıyla atraksiyon yapmak isteyenleri izledik. Hızlı bir girişle uca kadar gelip, aşağıya titreye titreye iniyorlar:))

Hayretler içerisinde gözlemledik ki, ortalıkta tek bir çöp kutusu olmadığı halde; insanlar çöplerini arkalarında bırakmadılar. Cidden keyif aldım bu görüntüden:))


Böceğini nasıl eğitirsin?

Kuş sesleri çocuk cıvıltılarına karışırken, birden bu geldi, daldı ortaya. Rooaarrrrr! Vııırrrrnnn! Beynimizi eee.. sulandırdı diyelim. Arsa sahibi bi amca var. Arabalarla araziye girerken uçurtma uçurtma parası alıyor :) Amcam, günün kahramanı oldu. Gitti kumandalının sahiplerine “Arkadaşım, burada sadece çocuklar uçurtma uçurup, aileler piknik yapar.” Goaaarrrrr! Eğiiiikkkkk! “Arkadaşım! Ben burların sahibiyim! Oyuncağınızı alıp gidin, çoluk çocuk rahatsız oluyor.” Pıtt!!!   :)) Şimdi bu macerasever 3 arkadaş, gayet güzel şov yaparken, ipin ucunu kaçırıp çocukların üzerlerine sürmeye, arabaların orasına burasına çarptırmaya başlayınca ki RifBaba’ nın Meh’ i “Kalkıp eziyim mi ben bunu?” diye sordu da huzur, yavaş yavaş kaçmaya başlamıştı. İsabet oldu.

İşte o yokuş

Beni de RifBaba’ nın takip ettiğini farketmemiştim. Evde sürpriz oldu.

Şimdi haksızlık gibi olacak ama, çok lezzetliydi!! Cağ Kebabı/Oltu Kebabı. İkisi de kullanılıyor. Erzurumlular, ses verin:) Siz de benim gibi sevenlerden misiniz? Beste, sen kesin bunun da altından kalkarsın:)

Çiçekliköy’ den çıkıp Yaka’ dan geçtik ve gözümüz dönmüş bir şekilde Kemalpaşa’ ya zor attık kendimizi. Merkezde iki tur attıktan sonra tavsiye edilen bir Cağ kebapçısına girdik.

Aslında servis şuradaki özel şişleriyle yapılıyor. Şişlere bişey olmuş; bi bahane söyledi işte adam. İşin raconu şudur: Sen oturursun; tak önüne bir şiş gelir. Son lokmanla beraber, taak ikincisini de koyarlar. Yeter diyene kadar devam eder. İzmir’ de en severek yediğim yer; Balçova’ daki Ali Usta Oltu Kebap. Eğer lüks restoran konseptli bir yerde yerseniz, vay halinize! Olur da ahşap oturaklı, bahçeli mahçeli bir yere denk getirirseniz, acili arayana kadar yiyorsunuz:) Buca, Bornova sanayi ve Karabağlar’ da yiyip de bi dahaaa diyenler var:) Dönüş yolu bitmek bilmedi. Hpeimiz tok & yorgunduk. Ne demişler? Yemekten sonra ya 40 adım atacaksın, ya yan gelip yatacaksın. Biz ikinciyi tercih ettik :)

*Biterken Alpi “Piyano çalıyolumm” diye evi inletiyor, RifBaba uyuyor. NİHAN, geçen hafta Alaçatı’ daydık. Merak ediyorum yine yanyana geçtik mi?

17 mayıs Waldorf söyleşisini unutmayalım.

  • Share on Tumblr

Öğlene Ton balığı ve pizza

Dürüst olayım canım, Hülyacığım, ara sıra Tuna ön plana çıkıyor:)) Unutmamak lazım; bu bücürlerin çocukluk hallerini not almak lazım. -da, hala 2 hafta geriden geliyorum. Haftada 3 kez mi yazmaya başlasam, ne dersiniz?
Sabah sabah düştük yollara. RifBaba için yoğun bir gündü, Bizi bırakamayacağını belirtti. İş başa düştü. Tek vasıta ile problem hallolacak ya, içim rahat. Dcn gerçeklere kızım! Bir elinde çocuk, diğerinde bebek arabası, hangi dolmuş alır seni??? Tabii ki insafı kurumuş olanı; o kırmak istediğim parmağını sallayarak bebek arabasını gösterip gazlar, 1/2 saat sonra gelen alır!

Açız! Kahvaltıya, şu muhteşem şeyi ve yanında Tuni yemeye hevesliyiz-sıpa ancak bu hafta yüz verdi yaa. İnsaflı bir şöfor durdu da bindik, 1/2 saat daha yollarda kaybettikten sonra, elimizle koymuş gibi gibi evlerini bulduk. Ben asıl eğlenceyi kaçırıyormuşum, Hülya Nurturia‘ dan canlı yayındaymış meğerse :))
Nefes almadan daldık pizzalara, evde 1-1,5 saat kadar miniklerin kaynaşmasına fırsat verdik yalan, külli yalan! çok pis blogger dedikodusu çevirdik!! ve hepberaber evlerinin önündeki şu meşhur parka gittik.

Hülya saldı Tuna’ yı. “Koşma düşersin mafyası” nın yerini neredeyse ben alacaktım, dilimi zor tuttum :) Yokuş aşağı, yukarı farketmiyor bu ana/oğul gezginler için. Tuna’ nın “ağ ağ ağ” diye kafayı sallaya sallaya, yanakları hoplata hoplata koşturmasını, görenler bilir; çok tatlıydılar. Tuna, o hastalık & 2 yaş dönemi arasında iyi idare etti bence. Yalnız tam anlamıyla bir firari:) Alpi hayatının sınamasından geçti :
E: Alpi, bak Tuna hasta. Dişleri de acıyor. Hani paylaşmak güzeldi?
A: Ama anne! Hep ben payraşıyolum!!!!
(Alpi başkasında içinin gittiği birşey görünce, “paylaşmak güzeldir” deyip, sevimli sevimli sokulur hedefe)
Ufak çaplı bir kova/kürek krizine girdiler, sonra eve döndük öğlen pizzası & uyku için. Hülya, Tuna’ yı uyuturken; biz de Alpi ile bilgisayardaki fotoğraflarını, videolarını inceledik. Ben de not edeyim buraya: Alpi durdu durdu ” Anne, Tuna uyurken dünya ne kadar güzel değil mi?” deyiverdi:))

Tuna uyanınca attık kendimizi Kemeraltı’ na. Alpi otobüste Tuna’ nın çubuk krakerlerini kemirirken uyuyakaldı. Tam arkamızda bir anne, Api yaşlarında bir oğlan çocuğu ve annenin arkadaşı oturuyorlardı. Oğlan belli ki birşey için tutturuyordu. Anne, işaret parmağını çekiç gibi kıvırıp çocuğun kafasına susması için TAK! TAK! indirince keyifler kaçtı. Yol boyunca bu sefer içerlemiş bir halde ağlamaya devam etti. Oyuncakçı molasından sonra Kızlarağası Hanı’ na, deli cesaretiyle, kahve içmeye gittik.

Tuna, anasının oğlu, yine aktiviteler peşinde:)))

 Bu müzik aletinin ve kedili bibloların bayında çakılı kaldılar. Dükkan sahibi, at kuyruklu, çocuk sevgisinden mahrum kalmış besbelli amcam, dışarıya öyle bir fırladı ki!!! Neymiş efendim, ellenmiş de, gezilmiş bir şay alınmamış ta vır vır vır.. Amcam atağa kalkmadan 1 sn önce “hele bi gidip şu tükanın ıvırlarını çekeyim” diye içimden geçirmiştim. Dayak yerdik herhalde!! Pis bir huyum vardır; böyle sahnelerine şahit olduğum esnaf(!)tan ölsem alışveriş yapmam! Böyle devam ettikçe, o sopaları alsın… :)
Hiç keyfimizi kaçırmadan Hülya’ nın tükkanı için son seçtiği sürprizin ön araştırmasını yaptık. Ara sıra bakın, pek güzel birşey çıkacak ortaya.

Hülyacığım, ne güzel ağırladınız, ne mutlu ettiniz bizi. Ben de o güzel günün anısına burya birşeyler karalayayım dedim. Öptük ikinizi de:)

* Biterken, Alpi; oğlum, umarım büyüyünce okursun bunları, bak tıkır tıkır yazıyorum afacanlıklarını:))

Gitmeden, buraya da uğrayıverin. Ziyaretler azalmış, yazıciim buradan gelmeyenleri:))

  • Share on Tumblr

KARMAKARIŞIK

GABY HOMESCHOOLS JUANITA 😛 Geçen hafta oldu bu. Bu haftaya biter diyordum da devam ediyorlar. Ben de bir Ivana istesem:P

Yılbaşı gecemiz epey bi atraksiyonlu geçti. 2 arkadaşımız davetliydi. Biri henüz kakari kukuri yemek hazırlarken 3. birayı devirmişti! Yemekte ne zaman, nasıl olduğunu anlayamadan 1 şişe şarap&bikaç minicik shotcıklarla tekilaaaa.. 12 ye cidden az kalmıştı Alpi’ yi havayi çiçeklerine kavuşturmak için evden fırladığımızda. Kimse bu “ayaklı alkol dişisini” farketmedi. Arabada panik halinde Allah’ ım hayatımdaki en büyük heyecana bak!ha yetiştik ha yetişiciiz derdindeyiz. RifBaba; trafik iyice kitlenince bizi kışkışladı arabadan&Gündoğdu meydanına kadar bir maraton başladı. Önde ben, kucağımda Alpi, arkamızda 1 numaralı ayık misafir, en arkada da 1 numaralıya yaslanarak koşmaya çalışan 2 numaralı misafir. Evlere şenlik!! Bu arada 3′ erli gruplanmış 6 hayvanın tam burnumuzun dibinde kovboyculuk oynamaları pek eğlenceli değildi.. Dışarıdan müdahale eden kahramanları beyaz bir arabanın arkasına siper alarak bekledik. Hayvanlar uzaklaşınca maratona devam!

Geri sayım bitti& ilk havayi çiçeklerle çimlerin üstündeydik! O adını hala bilmediğim sprey zımbırtısını bizim 1 & 2 numaraya boşalttı Alpi. Resmen mest:) Maskesini&parlaklı şapkasını da geçirdi; çimlerde koşturan bi cüce :P. Sonra bizim 2 numaranın canı sıkıldı& Alpi’ ye sardırmaya başladı. “Sarılacağım” & “Öpüjem”ataklarını savsaklayamayan Alpi; sıklıkla üstünde ve ya altında 2 numara ile yerlere yuvarlandı. Bi yandan çocuğumu 2 numaradan kaçırmaya çalışırken; bi yandan da “Allaam yaa! İyiki maskesi falan var” diye elimden kurtulup yüksek volum dans sesi duyduğu bara kendini atan Alpi’ yi yakalamaya çalışıyorum:)))

Dans etti, tepindi, kovalamaca oynadı, 3.5 yaşa göre fazla eğlendi, yoruldu, pili bitti, dönüş yolunda inatla dayandı&eve girdikten sonra uyudu.

Kısa bir  gectigimiz hafta analizi:
 
“3 yazdır alsam mı, almasam mı?” derdinde olduğum bir anahtarlıktı bu. Hani bu çerçevenin mavisinden boyanmış eski Bodrum evlerinden arıyordum ya; bu anahtarlık onları temsil ediyor benim için. Gerçi onları da buldum&ilk Bodrum’ a gidişte dalacağım o dar sokaklara:)) 
 
Kendini dağıtmış minik aşcım:P 

 Bundan sonra böyle yaratıklı maratıklı sürpriz kahvaltıları kayıtta tutayım bari.
 
 Bir hayat ağacı projesi düşürdü aklıma bu ağaç. Pek yakında.
 
 
  
Wall-e & manitası:P
 
Bunlar da Alpi’ nin kitaplığının en son konukları.  Bu serinin boyama kitapları haricindekileri tamamlamış olduk. Ah çocuğum; havalar soğuk gidiyor bu hafta. Kim bilir; belki de kardan adam hayaline yaklaşmışızdır. Yine strafor ufala ElfAna:(
 
 
 
 Bu üçüne pek yüz vermedik. Aslında vakit de kalmadı. Yeni materyaller & proje yorucu oldu. Geçtiğimizay gripti mripti derken yaydık ya kendimizi:) Sanırım proje konularının 3′ ünü bu başlıklar oluşturacak. Serinin devamı getirile:)))
 
 
Biz pek beğendik bu kutu oyununu! Üstünde yazdığı gibi okuma yazma bilinmesine gerek yok. Küçük kas gelişimi için birebir. Dikkat geliştirici. Sayı kavramı, şekil kavramı, sırasını bekleme…ve bol eğlence. Ayy, canım benim!! Büyüdü de anasıyla oturmuş Jenga oynuyor:))) Tipi mipi değişti bu aralar. Bakışı, ifadesi, tavırları falan.. Bi de büyüme ataklarının en babasını geçirdi. Bir ayda 7,5cm uzamış:))Bodrum’ a giderken yanima aldıklarımı çekmiş gibi giydi:)) 2′ şer 3′ er almalara başladık. Çoraplara üzüldük ikimizde. Gitmeden önceki gün almıştım veee küçük geliyorlar. H. sonu çorap seçeceğiz yine cüceyle! Bakalım ne zamana kadar cüce kıvamında kalacak:P
  
 
Bunu da çok seviyoruz. 3D puzzle. A-aa! Aklıma gelmişken Maxi Toys/Joker’ lerde ülkeler puzzle’ ları var. 3 küsura düşmüş. Arayan varsa diye:) Bunu da oradan almıştım da yenilerini bekliyorum:)
 
*Biterken baba-oğul uyuyorlar & Grup Gündoğarken – Dert Olur çalıyor.
  • Share on Tumblr

HERHANGİ BİR KASIM HAFTASONUSU

Biz var ya; çok eğlendik bu hafta boyu. Alpi sağolsun canıma okumaya benimle yakinen ilgilenmeye devam ediyor. Hala tuvalet banyo molasından bile işkillenip; nöbetleri ihmal etmiyor. Olur da anası kaçar maçar, sonra kim oynayacak çocukla??? Hafta sonunun gecikmiş fotoları:

Üstteki ağaca çıkamadı da ağacı sallayamadı da! Alttakinden hırsını çıkartmaya çalıştı.

Vizyona girdiği gün; artık beklemekten çatlama kıvamındaki RifBaba’ yla 2012’ ye gittik. Vallahi adamın gözü gripti salgındı görmedi. “Kıyamet günü bu kızım; yemişim salgınını” modunda girdik. Görsel açıdan bu kadar iddialı yapımlara bence mantık aramadan gidip izlemek gerek. Yoksa boku çıkıyor. İlk yarı için “vay anasını” ndan başka bir şey diyemiyorum. Efectler efect yani. Ara verildiğinde; mısır için dağları delerek üşüşen o uğultulu kalabalık nerede? Yok anam yok. Kimseden çıt çıkmıyor. Hehe … korkusu. Ara 15 dk gibi uzun bir süre olunca; başkahraman da kıyamet mıyamet demeyip; altındaki arabayla hooop o yarıktan hoop bu yarığa uçmaya başlayınca; filmin büyüsü bitiveriyor. :)

Mımmm.. Fincanda pişmiş, 1 parmak köpükle sunulmuş, nam-ı diğer Dibek kahvesi. Anneanne&Teyze+arkadaşları ile gidildi. Höpürdetildi ve Kızlarağası’ nın sağına soluna dalındı. Aysulu&Çisil; selam:)

Çıkışta aynı kafile; demirbaşlarımızdan oyuncakçımıza uğradık. 2 ay önce gözüme kestirdiğim; bir arkadaşımın çocuğuna da büyük bir keyifle hediye olarak aldığım ahşap puzzle dan bir adet bizim de oldu. Ham ahşap ve çok keyifli.

Ordan çıktık&soluğu Kenar Kitapevi’ nde aldık. Bakın bize ne gösterdiler. Bunun ciddi meraklıları vardır mutlaka; bir adı, sanı.. Ben bilmiyorum ama pek değişik bir şey yahu. Sağından solundan çekiştirilmiş gibi deforme  edilmiş resimler; ortadaki labirentin üstüne konan silindir folyo ile gerçek haline bürünüveriyor. İlgilenen olursa fiyatı 30TL imiş.

Yeni kitaplarımız yine Tübitak’ tan:
Bunlar ev okulumuzun önümüzdeki günler konuları. Bitti bitecek konularımızdan birisi de; bitkilerin yaşam döngüleri. Hazırlıklar tamamlandı. Hergün sunumlar yapılıyor küçük beye.

Evde de hiç vakit kaybetmeden yeni oyuncağının başına oturdu.

Pazar günü Menemen/Seyrek’ teydik. Gülçim&ailesine bissürü bissürü teşekkürler. Yoğurt da yaptım ilk kez-daha önce makine kullanıyordum-Gözüm gönlüm çıkan kaymakla mest oldu. Gülçiiiiinnnn; ineğin .ıçını kaşı şekerim  :P


*Biterken Alpi uyuyor, RifBaba film izlemek için beni bekliyor & Leman Sam – Kıyamam Sana çalıyor.

  • Share on Tumblr

YUMMYYYYY!!!


Bu maceramızın evveli taa 23 Nisan’ a uzanıyor. O günden beri çıldırdı ve de çıldırttı aynısından alalım diye. Çilek alerjisi devam ederken; üstelik katkı maddeli. Alerji bitti. Sıvadık kolları. Minik eller tadımlık bloğu olsun bu kez:

 

                                                          
Afiyet olsun minik erkek çocuğum.

PS. 10dk önce RifBaba burnundan soluyarak eve girdi. Kucağında son 1 saattir arabayla uyusun diye gezdirdiği ama gözleri hala fıldır fıldır olan Alpi.. Saat kaç mı 01:25!!! 




  • Share on Tumblr