Go Elf go!

 

image

Bloga 2 aydır yazmıyorum. İlk defa bilinçli olarak ara verdim. Onu bunu bahane olarak gösteremeyeceğim. Yazmadım çünkü beklemem gerekliydi. Bazen kelimeler aklımda tutamayacağım kadar ağırlaştı. O zamanlar için ‘Taslaklar’ oluşturdum. O kadar çok taslağım oldu ki; bu kez de onların ağırlığı altında ezilmeye başladım. Yine de yazmadım… Henüz değildi. Beklemem lazımdı…

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Dekorasyonda kimliksizim (Bölüm 2)

RifBaba, ben ve annem bir gün Karabağlar’ a gitmiştik. Yeni eve taşınmadan, eski koltuklarımızı elden çıkarmıştık. Yeni bir oturma grubu seçecektik. Oldukça keyifli ve heyecanla başlayan alışveriş turumuz, neredeyse bir aile faciasıyla sonuçlanacaktı. Sayısını hatırlayamayacağım kadar çok modele bakmıştık. Gözümüze kestirdiğimiz mağazaya girer girmez, 4. kata çıkıyor ve üçe ayrılıyorduk. Ben yastıklı, pufidik, içine gömülebileceğim koltuk takımlarına yönelirken, RifBaba da bol metal aksamlı, keskin ve düz hatlı, çekyat mantığıyla açılıp, yatak da olabilenlere bakıyordu. Günün zavallısı annem de işimize fazla karışmadan, gözüne hoş görünenlerle, gözden kaçırabildiğimiz eksikliklere dikkat çekiyordu.

jetsons_1024-1

Neredeyse akşam olacaktı ve biz öğle yemeğini de unutup, artık gerilmeye başlamış sinirlerimizle mağazaları ardı ardına terk ediyorduk. Adama bir türlü bir şey beğendiremiyordum! Nerede fosforluya yakın cart renklerde, alüminyum kaplama profilli, Jetgiller’ in salonundan fırlamış kılıklı koltuk varsa; benim müstakbel koca, Ankara kedisi gibi üzerine çıkıp, kıvrılıyordu! Nerede benim Iskandinavlarla Coastal Country’ e yakın asil zevkim, nerede bu adamın Jetgiller sevdası!

kolaj

 Hadi dedik; güzel bir şeyi kedi-köpek kavgasına dönüştürmeden, yemek odası takımlarına bakalım. Doğal malzeme, ham ahşap gibisi var mı? Üzerlerinde cila bile olmayan bir takım gördüm ki, off! Çarpılmışım. RifBaba yan yan bakıp, Pamuk Prenses ile yedi cüceleri mi izleyip geldiğimi sordu. Sanki onun lam kaplama,  sıkıştırma talaşa benzeyen, parlak takımı çok iç acıcıydı. Öte yandan düşünsenize; kostüm ve dekorasyondan dolayı, dönem filmlerini bile izlemeyen adama, ortaçağ stayla takım aldırtmaya çalışmışım 😉

Aynı koltukları beğenmenin, nesinin bu kadar zor olacağını anlamamış olarak o günü bitirdik. Sonraki günleri ikimiz de PC başında koltuk, kanepe bakarak geçirdik. Birbirimizin seçtiği fotoğraflara, üst dudak bir tarftan hafif kıvrık baktık ama yorum yapmadık. Bir sonraki mobilya alışverişine çıkarken oldukça donanımlı, tekstil detaylarına kadar çalışmış, renk skalası belirlemiş, tehlike anı diyaloglarını ezberlemiş, iyi bir uyku çekmiş ve sağlam bir kahvaltı etmiş olmaya özen gösterdik.

Banu Alkan, Bülent Ersoy, Demet Akalın gibi belirli akımların temsilcilisi modelleri hızlı geçip, hedefe odaklanmaya gayret ettik. Derken; teğet geçen krizlerden birinde iflas ettikleri için artık olmayan bir firmanın vitrinine çakılıp kaldık. Yok böyle bir model! Ne Jetgil kaldı ne pofuduk yastıklar. Daha düne kadar ayılıp bayıldığımız modeller unutuldu ve müstakbel kanepemizde sarmaş dolaş oturup bir de özel sipariş verdik. Hiç hesapta olmayan bir L takım seçtik. Mağazadaki kesmedi, dev bir boyut sipariş ettik. Şöyle izah edeyim; iki baştaki kollardan her birine, rahatlıkla bir yetişkin insan oturabiliyor.

IMG_20140903_163559Kumaşı ayıla bayıla aldık ve yaptığımız en akıllıca hareketti. Nano teknoloji dediler, teşhirdeki bembeyaz koltuğun üzerine vişne suyu ve koyu nescafeyi döktüler. Benim elime çeyrek büyüklükte bir ıslak mendil tutuşturdular. İyice bastırıp kuruttuktan sonra sildim çıktı. Teflon kumaşlardan farkı, kanserojen oranı az ya da yoktu ve pahalıydılar. Hatırladıklarım bunlar. Artık hatırlamıyorum bile çünkü Alpi ile Kuzi’ ye nano teknoloji bu kadar dayanabildi. Artık su bile leke bırakıyor. Oğlanların hoppidi zıppıdı zıplamaları ve koltuk yastıklarının devamlı kale, savaş aracı, kaykay gibi niyetlere alet edilmesi sonucu ev korkunç dağılıyor. Yerdeki yastıklara takılan Kuzi, deva önnnnnnnnnnnnnkkoltukları artık evimde istemiyorum! Şunu anladım ki; oturma ve sırt yastıkları hareketli L koltuklar, çocuksuz, yeni evli işiymiş.

IMG_20140903_165933

Sevgili koltuklarımızı yeni evimize yerleştirdikten sonra, RifBaba perdelere el atmaya karar verdi. Halbuki ben perdelerimi seviyordum. Kanadını 5TL’ ye Migros’ dan almıştım. 6 kanat turuncu, 2 kanat da sarı idiler sanırım. Taaa o zamanlar, English Home ürünlerine Migroslarda rastlardım. Bir tane de pembe, yeşil ekoseli masa örtüsü almıştım. Hala ne yıprandı ne de rengi soldu. (Taa 2003′ te “Allı, güllü, dallı” akımına meyletmişim.) Perdeler de hala taş gibi J. Taş olmasına taş da; benim bey, yeni eve taşınma aşamasında perdelerden soğumuştu. Perdelerimiz, eski evimizde yerden 3 parmak kadar yüksekti. Eski ev, cidden eski bir evdi. Kapılar, pervazlar oldukça eski ahşap doğrama, küvetli, zemini İzmir’ de “kara taş” tabir edilen eski model karolarla kaplı, 4 tane mutfak dolabı ve pigmelere hizmet vermek üzere tasarlanmış, kalçama gelen tezgahıyla evlere şenlikti. Balkon kapılarının sadece üst tarafları camdı. Pencereler zaten klasik küçük pencerelerdi. Dolayısıyla perdenin nerede bittiği pek de dikkat çekmiyordu. Ama yeni eve taşındığımzda turuncu perdelerimiz, bir karış kadarkısa geldiler. Yarım pencerelerde kotarabilirdik de, duvar boyu pencerelerde içerisi bal gibi de görünüyordu.

IMG_20140903_165957

Taşınma yeterince masraf demekken, bir de perdeleri yenilemek istemiyorduk. Zaten şantiye elektriği ve artezyen suyu yüzünden, apartman sakinlerinin çoğu gibi biz de bir beyaz eşyamızı kaybetmiştik. (Piyango bize çamaşır makinasından vurdu.) L bir aparat olsa, kornişi istediğimiz boya indirebilsek ve o apartlarla duvara sabitleyebilsek! Bunu araştrmak için bir manifaturacıya girdi ve bingo! Önceden düşünmüşler zaten. Ne güzel, mis gibi sistemi de kurmuşken şimdi niye yeni perdeyle uğraşalm?

Yeni perdeleri birlikte seçtik pifff. Tüller klasik sistem, güneşlik stor. Artık her sabah cart cart cart 5 storu açıyor ve cart cart cart her akşam kapatıyorum. Arada güneşten rahatsız olursak da, gereksiz 5′ li için ekstra efor harcıyorum.  Eyyy okur, sen İzir sıcağında ekstra efor harcamak nedir, bilir misin? Her açış kapatışta, perde kenarlarının mekanizmaya kapılıp da her tel tel oluşunda söyleniyorum. Klasik güneşlik olsa mis gibi; tek harekette cart açtın, bir cart daha kapattın.

Ayy aklıma geldi; yatak odamızdaki etek uçları parçalanmış güneşliğin hikayesini bir gün paylaşmam lazım. Buraya not etmiş olayım.

Velhasıl kelam; bizim alışveriş maceralarımız böyle sonuçlanmıştı. Daha komodin ihtiyacını ortadan kaldırıyor diye pratik bulduğum ve iki tarafa doğru açınca 3m uzadığını hesap etmediğim yatak başını aldığımı, (üstelik RiBaba uyarmıştı) neredeyse yatak odasına sığmadığı için ne zorluklar yaşadığımı, beyazı var dediler diye sipariş ettiğim banyo dolabının eve gönderileninin kiraz ve akçaağaç çıktığını (hesapladığım boşluğa da sığmadı zaten), kardeşimden binbir dümenle kaptığım 3 katlı dev kurabiyeliği koyacak yer bulamadığım mutfağımı, Pinterest’ deki balkonlardan yapacağım diye alıp da aşırı rüzgardan dolayı kullanamadığım tüm aksesuarlarımı, vs vs anlatmadım bile!

Yazık yahu bana. Ne çekmişim bu zevksiz kocamdan 😛

Önceki bölüm: http://www.elf-ana.com/dekorasyonda-kimliksizim/

  • Share on Tumblr

Çarşambanın gelişi perşembeden bellidir

title_IMG_2014_0618_160324_

Okullar kapandı. Evde durumumuz şudur: Gece yatmak, sabah kalkmak bilmeyen, her fırsatta önüne servis bekleyen, bahçeye inene kadar televizyonu açık tutan, kardeşiyle ilgilenmeyen, tüm yemek öğünlerini atlatan bir çocuk ve onu tıpatıp taklide yeltenen bir de kardeş var. Cinlerim tepeme çıktı bile! Eee ne olacak şimdi?

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

7-8 yaş dönemi

catsnucrıt

“Bayramın dördüncü günündeyiz. Cuma gününden beri fır fır gezdiğimizden olacak ki; tüm günü evde geçirmek iyi gelmedi. Feci şekilde sıkılmış durumdayız.
Yarın Bodrum’ a gitmeye karar vermiştik. Bayramdan önceki hafta RifBaba dört günlüğüne İstanbul’ daydı. Bu durum Alpi’ yi oldukça olumsuz etkiledi. O büyülü anneye düşkünlük dönemi de sona erdi. Artık babaya hayranlık duyuyor. Dün arabada dedi ki; -“Babişkooo, güneş gözlüğünü çıkartıp bana bakar mısın?”

RıfBaba çıkarttıktan sonra da

-“Ayyy işte bu bakışlarına bayılıyorum babik! Hep gözlüksüz dolaş! Bana hep böyle tatlı bakışlarınla bak!”

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Sosyal medya karakterleri

ht_fit_mom_sr_131204_16x9_992‘Güzellik ondur, gerisi dondur’ demiş eskiler. Yani neymiş; güzelliğin büyük bir kısmı giyimle sağlanırmış. Bir süredir durumu böyle kurtarıyordum. İzmir’e kış gelemeden birden bahar gelince, kalın giysiler yerini daha tiril tiril, hatları meydana çıkaran giysilere bırakmaya başladı. Ben de yaklaşık +20′ ye çıkmış olan gerçeğimi daha fazla saklayamayacağımı fark ettim. Tam rakamı hedef kiloya vardıktan sonra açıklayacağım. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

YENİ ADRES

www.elf-ana.com ile taze bir merhaba. Yeni siteyi daha önce çıtlatmıştım. Hala yapılması gereken düzenlemeler var. Zamanla, yazarken, vakit oldukça tasarım oturacaktır. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Yurdum insanı

Hızlı adımlarla Alpi’ nin okul çıkışına yetişmeye çalışıyordum. Kuzi de pusette, koşturuyorum. Yanımdam bisikletli bir adam geçerken durdu ve aramızda şöyle bir diyalog geçti:
Adam: Yenge, alın. (Elinde hazır kek var)
ElfAna: Hııı? Efendim? ( Tüm saflığımla)
Adam: Yenge, bugün kandil ya; hayrına bebeye kek veriyom.
ElfAna: Aaa! Tabii ya; Allah kabul etsin de bebek daha 3 aylık, yiyemez.
Adam: Eeehhh! Sen bilirsin be!
ElfAna: ???

  • Share on Tumblr

Kitaplarını unutan çocuk

Hayatım inanılmaz bir tempoya girdi. Bu kadar yoğun olacağımı hayal bile edemezdim. Olmasa olur mu? Elbette..fakat olması hepimiz için daha doğru sanki. ya da alternatifim yok ve böyle görmek işime geliyor :)

Alpi, ilkokul 1. sınıf öğrencisi. Okuma-yazmayı öğrendi artık. Yine de hala desteklenmesi gerekiyor. Destek zayıfladığı anda gerileme başlıyor. Harflerin hepsi bitti ve artık bol bol okuma yapıyorlar. Bebekliğinden beri hep kitapları vardı. Artık çok geniş bir kitaplığı var denebilir. E biz bu aralar ona okuyamıyoruz ya; kendisi okuyabilecek garibim.. İlk zamanlar bebeğimizi idare etmek çok kolay oluyordu. Ne var bir yenidoğanı eğlemekte? Memeden iki cork, hooop uyku. Gün içerisinde 2 saat anca uyanık kalıyordu. Kuzi biraz daha büyüyünce, emzirirken kitap okumaya devam ettik. Alpi hafiften bozuluyor ama renk vermiyordu. Bense en çok sayfa çevirirken zorlanıyordum. Sonra gündüzler de zor olmaya başladı. Alpi okula giderken, memede bebekle uğurlamaya başladım. Derken, kolikli geceler başladı. 2,5 ay sürdü. Biliyorum, çok şanslıyız. Yıpratıcı bir süreç. O dönem çocuğumu okula hiç uğurlayamadım. Birkaç sefer bebeği uyuyan babasına bırakıp, okula kadar Alpi ile yürüyebildim.
Kolik döneminden azıcık bahsetmek istiyorum. Çocukların ihtiyaçları çakıştığında, tam bir kargaşa başlıyordu. Zaten ilk üç ay süren gaz sancılarının sağı solu belli olmuyor. Üstüne bir de kolik, yeme de yanında yat! Sabah hortlak gibi oluyor insan. Yataktan bebek ağlamasına sürünerek çıkıyordum. Tekrar uyumak yok çünkü birkaç saat sonra Alpi öğle yemeğine eve gelecek, yemek yapmak gerek.Yemek hızla hazırlanır ve ev üstünkörü toparlanır. Alpi’ nin eve gelme saati ve bebeğin uyku+kaka+emme saati çakışır. Bir şekilde o saat atlatılır, Alpi okula yollanır, bebek yatağına bırakılır ve 2 saat kadar oturma şansım ya var ya yok. Zira akşam yemeği beni bekler. Yemek hazırlanır, Alpi gelir, oyna, bebek uyansın, onu da al oyna ve dırınınımmm! Ödev saati ve kolik saatimiz çakışır! İlk günler Alpi de korku ve dehşetten ağlıyordu. “Anne, kardeşime ne olacak? Neden böyle ağlıyor? Ölecek mi?” Kuzi’ nin çığlık çığlığa ağlamalarından, Alpi cevabımı bile duyamaz ve yatağına sığınırdı. Yastığıyla kulaklarını kapatıp, üzerine de yorganı çekerdi. Kara gözlü kuzum için çok üzülürdüm. Evin hangi odasına kaçsam, ses duyuluyordu. Nihayet; o dönem hava ısındı da abiyi kolik saatlerinde bahçeye postalayabildim. Bir de akşam 22:10′ da başlayıp 01:10′ da biten ikinci posta kolik krizi vardı. Onda RifBaba’ dan destek alıyordum. Artık vücudun ve beynin yorgun düştüğü saatler olsa da; Alpi duymuyordu ve RifBaba ile paslaşarak idare ediyorduk.
Uçak pozisyonu, emzirme, kolda taşıma sadece kısa süreli rahatlatıyordu. En etkilisi sling idi. 10 dakika içinde sakinleşerek uykuya dalardı. Dalardı dalmasına da; her zaman etkili olmuyordu. Koliğin sebeplerini araştırmaya başlamıştım. İç karartıcı geliyordu her makale. Anne-baba platformlarında sorular sormaya başladığım günlerde bir mesaj aldım. O arkadaş benim olaya bakış açımı tamamen değiştirdi. “Belki ağlamaya ihtiyacı vardır?” Değil mi ya! Belki o şekilde rahatlıyordur? Aynen ÇokBilmiş‘ in tavsiye ettiği gibi; ağlarken rahat ettirmeye çabaladım, sarılıp aşina olduğu bir ninniyi fısıldadım, emzirdim, hafifçe salladım ve hatta 1E 1K izledim :) Ben o yazışmadan sonra bir daha kolik ağlamaları sırasında hiç stres yaşamadım. O kadar damla, rahatlatıcı yağ, makale, uzman yazısından sonra; sevgili ÇokBilmiş’ in sıcacık bir anne mesajıydı bizde işe yarayan. Ve ben rahatladıktan kısa bir süre sonra kolik ağlamaları azalarak bitti. O kadar doğal gelişti ki süreç; bir gece RıfBaba’ ya şunu söyledikten sonra fark ettim: “Yaklaşık iki haftadır, eskisi kadar ağlamıyor değil mi?”

Bu süre zarfında RifBaba tablet üzerinden okumaya ve yıllardır okuduğumuz, iki mizahdergsini okumaya devam etti. Bense yenidoğanlar, kardeş kıskançlıkları ve uyku eğitimi üzerine okudum. Yıllardır özen gösterdiğim Alpi’ nin uyku öncesi rutini bırakın sarsılmayı, yerle bir oldu! RifBaba cok yoğun bir iş temposundan yeni yeni çıkıyor. Kuzi kuzusu benim çok vaktimi alıyor ve uyku saatleri çakışıyor. Dahası erkenden diş çıkartmaya çalışınca, kucağımdan bırakamaz oldum. Alpi de okumayı iyiden iyiye salladı. Bende fırtınalar kopuyor ama ne çare? Hava azıcık güzelse, okul çıkışı bahçeye. Sonra ev ödevi, oyun, akşam yemeği, babayla vakit geçirme, banyo ve uyku. Araya kitapları sokuşturamadım çünkü Kuzi kucağımda mütemadiyen ağlıyor. Baba uyku saatinde pestili çıkmış geliyor. Sonuç olarak; ilk kez aldığımız kitaplar, kapakları bile çevrilmeden kitaplıkta kalakaldı. Aksi gibi; ben de sabahları boş olduğum için,kitabımı o saatlerde okuyorum. Alpi evde kitap okuyan kimseyi görmüyor. Bu da beni çok rahatsız ediyor. Öte yandan bu aralar Kuzi’ ni en sevdiği şey, bez kitabını kemirmek, sayfalarına bakmak ve yeniden kemirmek:)
Netice itibariyle, yukarıdaki resimdeki gibi huzur dolu okuma saatlerimiz bitti. Alpi’ yi kitaplarına döndürmek için bir önerisi olan var mı?

*Resimler Google gorsellerden.

  • Share on Tumblr

Tik tak

09:30

10:45

 12:05

 13:55

 

 14:00

 16:00

 

 17:50

 18:30

 21:45

 23:00
  • Share on Tumblr

Tik tak

08:30

09:30

 10:00

 11:45

13:00

 14:30

  

 16:00

16:30

19:30

 21:00

  • Share on Tumblr