Bodrum’ um geldi!

Yine çok fena geldi. Gebeliğin başlarında gittiğimde; hiçbir şekilde zevk alamadığım gibi, stres dolarak geri dönmüştüm. Kanamalar falan puff.. Kanamanın başlamasından önceki saatlerde, Alpi ile yürüyüş yaparken çektiğim fotoğrafları hatırladım geçenlerde. Paylaşmak isterim. Hiç olmazsa; özlemim de azıcık giderilmiş olur. olur mu acaba?


Bulutlar böyle oldu mu; ben dayanamayıp, objektifi gökyüzüne çeviriveriyorum.

Turgutreis Liman’ dan kesit.

Bir gün karşı kıyıdan yarımadayı mutlaka izleyeceğim. Çocukluk hayalim bu benim.

2. el pazarından pazarlıkla 1 Diraya Lira aldığı arabalarla oynuyor.

Küçükken buradan denize girerdik. Çok da güzel kumu vardı. Geçmiş olsun..

Bazen yarımadada gezinmek bana acı veriyor. Özelikle çocuk gözümle gördüklerimi anımsamak..Eski bakir hallerini bilmek.. Eski evimizin önünden geçmek; hele ki babaannemin evinin önü… Eski patikalar. Üzerinden hızla arabalarıyla geçenlerden hiçbiri bilmiyor bunları.

Yavrularımdan birisinin elleri ellerimde, diğeri karnımda huzurla gezindiğim güzel bir akşamüstüydü.

Gece odamıza aldığımız küçükhanım. Doğruca Alpi’ nin yanına sokulup,yalayarak uyandırdı:) Alpi mutluluktan sevinç çığlıkları atmıştı :)

*Biterken; PS3′ den yayılan gürültüyle benim uykum açılırken, RifBaba ninni gibi algılayıp tekrar uyudu. Alpi, heyecanla oynuyor. Saat 06:30.

  • Share on Tumblr

Ağustos ve köyde tatil

Taa Ramazan bayramından kalma fotoğraflar beni bekliyordu. Bir önceki postta yazdığım gibi gayet bencilce fotoğraflar yükledim. 


Burası köy meydanına yakın sokaklardan biri. Çocuklar sokağın bir ucundan diğer ucuna kadar sağlı sollu sıralanıyorlar. Önlerinde genellikle kutuları veya torbaları oluyor. Bayramda çocukları sevindirmek isteyen büyükler; sıradan dağıtıma başlıyorlar. Bu olaya “dilimlik” deniyor. Pişi, lokma, yufka, şeker, çikolata, bisküvi ve gofret çocuklara paylaştırılıyor. RifBaba, bu manzarayı görünce çok duygulanmıştı. Kendi çocukluğunda köy meydanında yaparlarmış ve bayramdan önceki 2 gün, sabahtan akşama dek sürermiş. Köyün genç nüfusu artık azaldığı için; günümüzde süre bu kadar uzun olmuyor.

Bu şebek de dilimlikçi Alpi:) Olayın mantığını çözene kadar; yani sıra kendisine gelene kadar sıkılarak etrafına bakındı durdu. Arka sıradaki köyün oğlanlarından bazıları, yavru kuş ile “maytap geçti”. Yedikleri şeker jelatinlerine taş sararak, bizim çömezin kutusuna attılar. Model itibariyle epey dikkat çekiyordu zaten. Yıllar önce köye ilk gittiğimizde; şortlarımız ve sarı saçlarımla köyde devrim yaratmıştık. Beni Alman zannettikleri için; hala RifBaba’ nın “Alman Gelin”i ne ettiği vb detayları soran çıkıyor:))) Şebek ilk iki seferden sonra akıllandı ve çocukları geri püskürtmeyi öğrendi.

İşte dilimlik ganimetleri. Geçtiğimiz ramazan bayramında babaannesiyle telefonda konuşurken; “Çocuklar ganimet topladılar mı?” diye sordu. Ona ayırmayı unutmamalarını hatırlattı Kibar Feyzo:)

Ganimetler, tatil boyunca bizimle gezdiler ve İzmir’ e bile kaldı. Hatta hala buzdolabında bir kaç çikolata duruyor. Uyurken bile ganimet kutusunu başucunda muhafaza ettiği tahmin edilebilir sanırım.

Kış hazırlığı. Buğday toplanıyor, kaynatılıyor ve kurutuluyor.

Köyde mahsul, buralara göre daha geç oluyor. Yayla havası.

Dağ kekiği. Dalında misler gibi kokuyordu.

Organikse; buyurun organik.

Odunlar kesilmiş, taşınmış, dizilmiş.

Dırınınımmm! Geldik 14 senedir beklediğim bölüme! 14 sene önce, RifBaba beni ailesiyle tanıştırmak için köye ilk götürdüğü günlerde; kardeşleriyle beraber buraya gelmiştik. Çok severim böğürtleni. Hiç abartmıyorum; baş parmağın ilk boğumu iriliğinde böğürtlenler yemiştim. O kadar coşmuştum ki; altı kişi -ben de toplamaya devam etmiştim- bana böğürtlen toplamıştı.Tişörtümün içine biriktirmiştim topladıklarımı ve her verileni yiyiyordum. Karnıma ağrılar girmişti ve kıvranıp ağlamıştım. Bilin bakalım ne yaptım? Yemeye devam etmiştim! Biliyordum ki; böylesini kolay kolay bir daha bulamam. Bulamadım da! Bodrum’ un doğası tam katledilmeden önceki yıllarda, patikalarda fink atardım böğürtlen de böğürtlen diye. Köpek mi saldırmadı, yılanların üzerinden mi zıplamadım, kafa göz mü yarmadım, akrepler, zehirli örümcekler… Hiçbiri beni yıldıramazdı. Çok tenha olduğu için patikalar, ailem tarafından yasaklanmıştı üstüne üstlük:)

RifBaba’ nın bu sürpriziyle resmen sevivçten delirdim. Üstelik kuzumla beraber yiyecektik bu kez. Tabii ben öyle sanıyormuşum…

O kadar iri ve lezzetli olmasalar da; Alpi epey memnun kaldı sonuçtan. Topladığımız tüm böğürtlenleri lüplettikten sonra işte bana kalanlar. Sonuç; iyi ki zamanında ağlaya zırlaya ne varsa yemişim dedirtti. Ben mi kökünü kuruttum acaba o zaman? 😛

Sarı erikler. Hemen denedik; yiyemeyeceğim kadar tatlıydılar. Hurmayı ekstra şekerle desteklemişler veya bala toz şeker eklemiş gibi tatlıydı. Hiçbirimiz ikinciye uzanmadık bile.

Nadir kalan patikalardan. Biraz aradım google’ da ve Bodrum’ daki patikaları gözünüzde canlandırmanız için şunları buldum:

Sol üst fotoğrafın daha karanlığını hayal edin. Yani çalılar, neredeyse tüm gökyüzü gözükmeyecek şekilde birleşmiş. Muazzam bir ışık hüzmesi; aynı zamanda da ürpertici…

Zemin de sol alt fotoğraftakine benzer. Daha yuvarlak hatlı, iri taşlar. Zamanla aşınmışlar. Basacağın yeri doğru seçmedin mi; el mahkum, iki seksen yerdesin.

Çok ilginç örümcek ağları olurdu. Şimdinin zaman tüneli tasvirindeki gibi. Geniş bir delik; huni gibi, gitgide daralarak çalıların derinliklerinde son bulurdu.

Sıklıkla; kendinizi pek de evcil sayılmayacak köpeklerden korumak için, yerde bulduğunuz dal parçasını elinize aldığınızda dehşet içerisinde onun aslında bir engerek olduğunu fark ederdiniz.

Hala kanın deli aktığı; martta iskeleden kıyafetlerle denize atlayıp sezonu ilk kimin açacağına bahse tutuştuğumuz, deniz analarının sokmasından korkmak bir yana; işaret parmağımızı hayvanın içine sokarak döndürüp, kızdırıp, en yakındaki arkadaşın üstüne salıp sokturduğumuz, gece yarısını geçince evden gizlice çıkarak plajda ateş yakıp hayalet hikayeleri anlattığımız, Turgutreis abidesinin arka tarafında tek ayakla Yunan adalarına karşı başın dönmeden dalgaların akıntısına doğru bakma zorunluluğu koyduğumuz yıllardı.

Dayanamadım, abidenin bahsettiğim zamanlardaki fotoğrafını da ekledim. Burası yüksek bir tepeydi. Fotoğrafta denizle bir gibi gözüküyor fakat 8-10 metre vardı sanırım. Tam arka tarafta; tırmanarak çıkılabilecek, hala neden yapıldığını bilemediğim, yaklaşık 80×80 bir çıkıntı vardı. Onun ucunda da tam uçuruma doğru; ancak bir buçuk ayağın sığacağı bir çıkıntı daha. İşte bu ikinci çıkıntıda denge-cesaret oyunumuzu oynardık. Düşüp, ölenler olmuş denirdi ki; aşağısı kayalık. Olabilir. Abide, 2003 yılında işadamı Şevket Sabancı tarafından yaptırılan park düzenlemeleri sırasında yıkıldı.
Kendi yaptıklarımı hatılayınca; Alpi’ nin yapabileceklerinden tırstım, iyi mi! Gevezeliğim tutmuş; nereden nereye. Bodrum’ um gelmiş benim fena halde…
Fotoğraflar: panoromio.com & www.dzkk.tsk.t

Bu sandaletlerime gözüm gibi bakıyorum. İki yazdır ayağımdan çıkartmadım ve yıprandığında yurtdışından getirtmeyi düşüneceğim tek ayakkabı bu olur herhalde.

RifBaba’ nın elleri… Alpi kuşa söz vermiş; taş vurmak (!) için sapan yapacaktı köye gidince. Eee, Alpi de herhangi bir şey için söz aldı mı hayatta unutmaz. Kuzunun ilk kez sapanı olmuş oldu ve ne işe yaradığını da çözmüş durumda. Babası parmağını kesti. Eğer dikkatle bakacak olursanız; aynı elin işaret ve baş parmağı çevresi eski kesiklerle dolu. RifBaba çocukken tahta işlere doyamazmış. Hala da televizyonda -özellikle TRT’ de- eski el işçiliğiyle ilgili belgeselleri kaçırmaz. Silah, sapan, araba.. aklına ne gelirse yontar, keser, yaparmış. Bir hatıra da oğlandan kaldı..

1. bölümün sonu
  • Share on Tumblr

Bodrum Kale Tur II

Kale turumuzu yarım bırakmıştım. Yine buz gibi bir gece seçtim içinizi ısıtmak için. Sırada daha gecikmiş köy fotoğrafları var. Onlara bakmaya doyamıyorum!

Burçlarda eski bir top.

 Bu kuleden denizi seyretmeyi eskiden de çok severdim.

 Tarihi eserdi değil mi bunlar? Tarihe imzasını atmaya ne çok meraklı varmış!!

 “Vaowww! Anne, gerçek bir şövalye zırhı gördüm. Dokunabilir miyim? Ama bu biraz eskimiş gibi!!!”

Yedin bitirdin beni oğlum Mısır’ da Mısır diye! Yaa, Konak değil ki; atlayıp göstereyim piramitini, mumyasını. Kale içinde daha önce hiç dikkatimi çekmemişti burası. Mısır’ a ait/gönderilen/gelen çıkartılan batıklar.

“Hımmmmm… Anneaa! Bu Mısırlı’ nın tek gözü yok ki! Kihihihihih”

Tam da epey yorulmuş ve mızırdamaya başlamışken, geziyi bu  Mısır bölümü kurtardı.

 Götümedik zaten.

Artık bu muhteşem müzik yok yalnız. Devamlı Karya’ lı prensesin bölümüne girer çıkardım. Sırf tekrar tekrar dinleyebilmek için. Aynı durumu Brave heart’ ın soundtrack albümünde de yaşamıştım. Artık maalesef çalmıyorlar. Sadece Karyalı prensesin yüzünü oluşturma safhasını çekimlerini izletiyorlar. Halbuki o atmosferi nasıl da değiştiriyordu. Müzik yoksa ben de yokum arkadaş dedim! Tavır koydum! Zaten Müzekart, böyle özel bölümlerde geçersiz. Aklınızda bulunsun. (Bu çift camlarla ilgili çekememe durumum var benim! Alpi’ nin akvaryumunda da çuvallamıştım.)

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’ nin standının sol yanında bir sütun bu. Önce onu delerek tabela/ duyuru ayağı olarak kullanan zihniyet; ardından da yere sigara izmariti atmak yerine, bulduğu ilk deliğe izmariti atan yurdum hayvanatından neyi, nasıl koruyacaksın?!?

Ahh ahhh! Resmen gurbetlik çekiyorum modundayım! Yine çok fena Bodrumum geldi benim. İlk fırsatta gideceğim ve bu sefer dönerken, vücumda Alpi’ ye ayrılmış,ömür boyu taşıyacağım bir iz olacak :)

*Biterken, Alpi uyuyor, RifBaba film izliyor, benim aklım bugün kızlarla Kordon’ da yaptığımız keyifli sohbette.

*Bir önceki yazıyı kaldırdım. Merak edenler, bildiğim halde yarıda kesilmez ki! diyenler var :)) Kızım Elif, buraya kadarmış! Deşifre oldun sonunda dememek için kaldırmak durumundaydım. Sonu şöyle: Arkadaşı 4-5 kez uyarmasına karşın vurmaya devam edince, benimki de karşılık vermiş. Öğretmeni de cezalandırmak isteyince, zaten hakkı savunulmadığı için deliye dönen yavru; sandalyesini kadının başına geçirivermiş! Gerekli vaaz kendisine aynı gece verilmiştir.yavrunun elleri dert görmesin, aldığı ceza çok aşağılayıcıydı. Benim ödül&cezaya karşı dikkat uyarılarıma kulak asılmadı. Olayı soğutmak için 1 hafta okula göndermedim. Üstüne ağır bir gribal enfeksiyon, dönüşte de sınıfı değiştirildi. Muhattab almıyorum kendisini hiç. Başlığı hatırlayalım; “Etme cahil ile sohbet kusturur, silme k.ıç.ı.nı cam ile kestirir!!!

  • Share on Tumblr

Bodrum: Aşık olduysam, boşuna değil herhalde!

Biz MüzeKart’ larımızla gezdik. 2.5 saat sürdü. İlk 1 saatin sonunda “Nasıl çıkıp ineceğiz bu kadar merdiveni?” derdine düşmüştük bile.  Karlı günlerde kapın kahvenizi;  Bodrum Kalesi turu başlağaıpduru!! Ayrıntılı bilgi isteyenler TIK.

 İçimiz gitti buna! Ahşabı o kadar baştan çıka.rıcı gözüküyordu ki! Hemen öncesinde gezdiğimiz sergi de keyfimize keyif katmıştı.

 

Eskiden benim koşturup durduğum merdivenlerde, durup da dikkatimi çeken kuyu başında Alpi’ yi izlemek; muazzam bir his.

 Testi doktorunun anıları :)

Kale’ den Mendirek.

Kale’ den Antik Tiyatro

Kalenin içindeki şapel. Aylardır bununlailgili yazıları arıyordum. Yanlış anahtar kelimeleri seçiyormuşum. Htırlar mısınız bilmem; vakti zamanında çok olay olmuştu bu şapel konusu.

*Biterken; Alpi, artik izleyemedigi tv’ nin keyfini cikartiyor, RifBaba uyuyamadigi uykusunun keyfini çıkarıyor. Bene baksana gari; Tolga Çandar ile hasretimi gideripdurum.

*Ege’ nin annesi, o blog öyleyken, ben nasıl sobelerimi hatırlayacağım?

  • Share on Tumblr

Başlık bulamadım, biraz ondan biraz bundan

Kıvama geliyoruz yavaş yavaş. Bodrum’ a gitmeden başladık ısınma turlarına. Bu, rakamlara belirlenen renklere boyama çalışmalarına bayılırdım çocukken. Alpi’ cik de nihayet başladı. Nihayet diyorum çünkü ben çok eğleniyorum hala.

Rakamlarla aramız hala limoni olduğundan, hata payı çokoluyor. Sayfa başına, her rakamin üzerine ilgili rengi konduruyorum ve gerisini O’ na bırakıyorum.

O gazla Bodrum’ a da götürdük faaliyet kitapçığımızı. Bu arada, hani şu dosya içerisinde katla, kes, yapıştır sayfacıkları olan o kitapları; eski kitapçılardan, el değmemiş olarak, rahatça temin edebilirsiniz. 10-15 günde bitiyorlar & her seferinde 20-45 arası ödemek yerine; 3-7,5 arası ödemek daha mantıklı geliyor bana.

katladı, açtı, sonunda minik bir ev yaptı:)

Böyle güzel bir ev korumasız bırakılmamalı.

Tatil boyunca bu morluklardan sağ dizimde, sağ kaval kemiğimde, ayak parmaklarimda, tarak kemiğimde birer adet taşıdım. Sol dizim ve kaval kemiğim Alpi’ ye çalıştı. Scooter’ ı indirdi durdu. Hep de aynı yere! Ahh, sonra da bir vicdan yaptı yavrum! Gözler animelerinki gibi yaşlardan parıldayıp sönüyor.

Bu arada scooter almak, resmen RifBaba ile yaptığımız en akıllıca şeylerdendi. Neredeyse bisiklet alacaktık. Scooterını bebek arabasının arkasına atıyorum, her yere taşıyabiliyorum. Yorulunca dilerse arabasında dinleniyor veya nadiren de uyuyor. Scooter yanımızda olunca yürümemekiçin hiç bir zaman mızırdanmıyor. Market alışverişinde bile yanımızda. Evden çıkarken, anahtarı alıp hoop çantaya atarsın ya; ikinci hareketim de boş elimle scooterı kapmak oluyor. Mucidine selamlar, sevgiler :)

Yanımıza bunları da almıştık. Sabitlendiğimiz anda imdada koştular. Wall-e ve arkadaşları canlandırmamız.

Sonunda teyze olamaya adım adım yaklaşıyor gibi miyim ne? Kardeş evleniyorr! Aileleri kaynaştırma projesi kapsamında bir akşam yemeğinde biraraya gelmiştik. Bir htimal, nostalji yapıp, benim gelinliğimi giyebilir. Zamanı geldikçe fotoğraflar olacak.

*Biterken; Alpi uyuyor, RifBaba ortalıkta gezinip; İstabul’ a benimle gelmezse başına neler gelebilirleri kuruyor, ben de güzel bir hafta sonu diliyorum.

*Kendi bloğumda, kendi yazdıkarımı bulamıyorum! Bir cesaret, bütün etiketlerimi elden geçiresim var!

*”Alpi Harikalar Diyarında” ya ulaşanlar sırasıyla Nurturia‘ yı, LinkWithin’ i, Google’ ı ve Anne ve Bebişi‘ ni kullanıyorlarmış. Esra, her ne yaptıysan öptüm seni 😛 Bu arada dağıttı beni bu yazın! O hayıtın fotoğrafını görmeseydi, bahsini okumasaydım iyiydi! Dedem, günlerdir aklımda, kesilen hayıtımızın kokusu yıllardır burnumdaydı. Yolla bana ondan, evde yetiştirebilir miyim acaba?

*“Her Damlası Altın: Anne Sütü / Fotoğraf Sergisi”
Emzirme haftası kapsamında Lansinoh sponsorluğundaki ‘Her damlası altın anne sütü’ sergimize bekliyoruz.
Tarih: 1-17 Ekim
Mekan: Cities Alışveriş Merkezi
Açılış Kokteyli: 1 Ekim 13:30

  Ben Ayça’ dan duydum & açılışa katılamayacağım ama İstanbul’ da olacağım döneme denk geliyor, mutlaka uğramak istiyorum.

*Aylin ATASAGUN‘ a bir kulak veriniz. Rahatsız olun, harekete geçin, bu etkileyici yazıyı paylaşın derim ben.

*Önce kardeş evlenseydi oda & ev tamamen bana kalacaktı. Uyanık ağırdan aldı, keyfini sürdü yıllarca:)))

*Sağda solda beyaz eşyada esaslı bir kampanya veya düğün paketi haberleri görürseniz, haber vermekten çekinmeyin.

*Sanırım düğün fotoğrafçıları ben olacağım, onlar da şu anda buradan öğrenmiş oldular:)))

  • Share on Tumblr

Marmara Eğitim Kurumları-Özel Bodrum Anaokulu ve Sünbee Bob

Bazen Alpi uyurken, yanına uzanıyorum. Dönüp bana sokuluveriyor. Bir elini belime koyar, diğerini yüzüme. Nefes bile almaktan çekinirim böyle zamanlarda. Sırf o güven dolu sarılıştan vazgeçmesin, yüzümde nefesini biraz daha fazla süre hissedebileyim diye..
Benim canım O! 4 yaşın tüm hırçınlığıyla üzerime saldırsa da, bir anı öbür anını tutmasa da, her öpüşümün ardından hala özenle yüzünü gözünü silse de, kutu oyunlarında hile yapıyor&başına kakınca da mızıkçılık yapıyor olsa da…

 Beraber öğreniyoruz aile olmayı. Nelere göğüs gerilir, neler yutulur, nelere katlanılır, nedir asıl önemli olan.

 Uykusuz bir gecenin sabahında, minicik bir kalpten gelen pıtpıtlar sadece gülümsetebilir değil mi? Bir de minik adamın horultuları. O minik dudaklardan çıkacak isteklere nasıl hayır denir?

Sıkıcı olacağını tahmin ettiğim bir okul gezintisi için hazırlanmıştık Bodrum’ dayken. Bir kolej ama sevimli, steril görünümlü, illa ki Ikea aksesuarlı, zoraki veya abartılı sırıtan öğretmenler..Amann! Düşündükçe afakanlar basar gibi mi ne? Tek tesellim çok sevdiğim bir arkadaşımı da aynı zamanda ziyaret ediyor olmamızdı. Okula babam bıraktı bizi. Daha kapıyı açmadan Alpi ile yerimizde duramıyorduk.

Yukarıdaki fotoğraflar, Bikini Bottom canlandırması. Harikulade! Yapanın eline, emeğine sağlık diyorum. Tabii, tahmin edersiniz ki ben de ne gam kaldı ne keder! Gördüğüm kadarıla personel çok güleryüzlüydü. Hatta herkes öyleydi. Biz gezdiğimizde hala tadilat devam ediyordu. Ustalar bile gülerek çalışıyordu. Sünger Bob girmiş bu kurumdaki herkesin içine! Ikea’ dan ve aksesuarlarından uzak bir kurum! Hayallerin de ötesinde. Materyaller de gayet akıllıca seçilmiş. Alanlar iyi değerlendirilmiş.

Sol üst & sağ alt fotoğraflar, okulun duvarları, bahçe ve detaylar. Trafik parkuruna 10 puan!

Alpi deli oldu! Kaç saat kaldık hatırlamıyorum. Sünbel Bob’ la yatıp kalkan bir çocuk için hayallerinin de ötesi.

Okulun fiziksel şartları için puanlar az kalıyor, 2 eğitmen tanıdık. Ben, orada yaşasaydım; mutlaka değerlendirirdim. Yok öyle bedava Bikini kasabası turu Alpi!

Hah! Şimdi durumlar eşitlendi.

Çocuk tuvaletlerinden birinde -ki birkaç adet var, hele o konferans salonu!- boy aynasına artık dayanamadım.
Kolej İstanbul’ daki Marmara Eğitim Kurumları‘ nın şubesi. İlköğretim binası Ortakent‘ te. Bodrum Marmara Anaokulu ve Turgutreis’ teki Özel Bodrum Anaokulu.

*Biterken, afro-amerikalılar gibi çıkmışım fotoğrafta. Sevgili öğretmenim, yeni öğretim yılınız mutlu, kutlu olsun:)

  • Share on Tumblr

Su uyur Alpi uyumaz

Eklemlerim ağrıyor, vurup kafayı uyumak gerek. Gerek de benim zibidi 1 saat kadar uyuyup belerdi. Kapı, pencere güya çocuk güvenliği için üstten açılır modellerden. Alpi de bambaşka bir model olduğundan; sistemi çözmüş. Ben, açamaz diye diğer odada rahat rahat otururken; eve bir sürü arkadaşını da böyle çağırmıştı işbirlikçi cüce. Gel de uyu şimdi! Kapanan göz kapaklarıma karşı; bloguma sığındım:) Bodrum’ u getireyim mi ayaklarınıza?

Ay’ ı dikizleyen Alpi.

Barda scooterlı Alpi. Çok karanlık bir ortamdı, daha net olamıyorlar.

Diğer makina yanımda olmalıydı.

Bu an çok komikti. Sol baştaki genç, biz rahat edelim diye, Alpi’ yi oyalama misyonunu üstlendi. Kokteyller, muzlu sütler, yanar dönerli süsler..Bir ara “Şimdi sana halay çekmeyi öğreteceğim” dedi. Tek masa bizimki ve tek çalışan da kendisiydi. Başladı Şemmamme. Hoop 1 kişi eklendi, ikisi halay çekmeye başladılar. Derken 1 kişi daha eklendi, 3,4! 2 kişi de alkışlarla destek verdi. Alpi de oldu mu halay başı!!! Tam bir cümbüş. Yalnız çocuk işi biliyordu, ayak hareketleri çok estetikti.

Sabah mahmuru Alpi.

Deniz faslına geçelim. Yazıyorum ya hep, Alpi kendini sağlama almadan harekete geçmez. Kuralı bozmadı ve kolluklarıyla yüzme denemesine bu yaz kalkıştı. Bırakacağım sandığı için heyecan bastı ve başını dik tutmayı unuttu. Bol bol su yuttu & kustu. Sonrasında 2-3 su yutma tecrübesi daha yaşayıp, ağzını kapalı tutmayı & başını eğmemeyi öğrendi :) Tırsıp kaçar sandım ama hoşuna gitmiş olmalı ki çıkmadı denizden. Karaya ayak bastığında “Heyyoo!! Yüzüyorum!” diye zıp zıpzıpladı şaşkınım.

Plaj bazı günler Alpi için günü birlik arkadaşlı

Bazı günler dalgalı

Bazen güneşli

Akşam üzerleri yelkenli

Mümkünse çekirdeksiz

Karpuz kabuğundan gemili

Coşkulu

İki kişilik

Bozmalı

Çizmeli

Taşlı

Köpüklere karşı durmalı

Ayaklarımızın izleri

Çocuk gibi, olması gerektiği gibiydi.

*Biterken, Alpi & Rifbaba meyve partisi yapıyorlar, benimse gidip uyumam lazım. Müzik yok bu sefer, başım ağrıyacak gibi.

  • Share on Tumblr

Tatil bizim hakkımız, güle oynaya takılırız

Bodrum’ dayiz. Koca yaz bunu bekledim. Gecen Cumartesi geldik; 3 gündür fırtına siddetli rüzgar sebebiyle denize girmiyoruz. Dere tepe geziyoruz haliyle. Amaa önce unutmadan gelmeden neler yaptık not almak istiyorum. Çocuğum büyüyünce o kayıp haftalarda ne halt ediyordum demesin:)


Nil & Elif, bunları Alpi çekmiş. Makinayı boşaltırken rastladım:))
Bunlar da benden:

Buluşmalardan devam edelim

Arca “Alpi” diyor, çok tatlı yav:)

Her daim iş başındayız. Su uyur, biz uyumayız!

Az kaldi, geliyoruz İstanbuuulll!

Buna da az kaldı.

Alpi’ nin objektifinden

Bu, Alpi’ den değil. O kadar da değil yaani:)

Siz, bizim apartmanın yumurcaklarını görmüş müydünüz?

2 yaş bebesi ile i-nat-la-şıl-maz!


Komşu oğlanlarının çoğunda var bu saat. Ben10′ e gönülden destek veriyorlar. Ben10 çizgi dizisi & yuncakları benim yasaklılar listemde hala. Sizlerde durum nasıl?

Hep deniz, hep gezme, hep dondurma! Fotolar düzenlenip ayıklana! Hafta başı huzurunuza çıkarılaaaa!

*Biterlpi bilmem kaçıncı Wall-e’ sini yaptırmak için ne diller dökmekte, RifBaba İzmir’ de aklı burada – bir nevi “Ey işyeri!bedenimi evet ama ruhumu asla1” durumu yaşıyor.

  • Share on Tumblr

Gece gezmeleri


Yarimada’ yi geziyorduk degil mi en son? Çok özledim de ara ara fotoğrafları koyunca depreşiyor avunuyorum. Saklambaç oynayan çocuklar..

Bu salıncak engelliler için düşünülmüş. Ben, ilk defa gördüm. Ahşap köprücükten geçip, yeşil alanda duruluyor.

Sonra köprücük kapatılıyor ve muhafazalı salıncak kullanıma hazır. Ne yalan söyleyeyim; garip bir duygusallıkla başa çıkmaya çabaladım orada bulunduğumuz süre. Bir yandan engelli bebekleri, çocukları düşündüm öte yandan “Gerçekten düşünmeye mi başlıyorlar acaba? Sevinmek için çok mu erken?” diye düşündüm.

Var mı Alpi’ yle empati kuramayacak??

Yeter bu kadar karanlık fotoğraf.

Bodrum çıkışı. Ne olduğunu bilen ya şimdi konuşsun ya da sonsuza dek sussun 😛

Milas yakınlarında bir tesis. Dönüş yolunda illa ki uğrarız. Bir de ahşap merdivenli “Aile bölümü!!!” var. Tavsiye ederim. Birşey yemişliğimiz veya yiyeceğimiz yok! Ama çok dinlendirici bir ortam.

*Biterken Alpi çizgi film izliyor. Kaçan keyfimi gören var mı? İnatla müzik dinlemiyorum, pes! Cuma RifBaba kızları almaya gelecek. Nurturia’ da olmayanlar için özet: 2 hafta önce Alpi’ nin 3 yeğeni & Halası 4 günlüğüne bizde kaldılar ve köye geçtiler. Pazar günü 10 günlüğüne geliyorlar:)) 12, 9, 4 ve 2,5 yaşında 4 çocuk nasıl bir yerde aynı anda eğlendirilir? Yardım.

* İzmir Montessori semineri için turboya taktık, çalışıyoruz.

*Bugün fotoğrafları öylesine koydum; kafam hala dağınık. Yazmak istiyorum da toparlayamıyorum. Sıcak tda sıcak yaaani!
* TIK lamayı unutmayın:)

  • Share on Tumblr

Kaç kişiydik o zaman, kaç kişi kaldık şimdi..

Söz konusu Bodrum  olunca fotoğrafların hepsini&yazımı bikaç gün içerisinde ard arda eklerdim. Karışığım diye yazmıştım yaaa. Çok kritik kararlar  bekliyor beni bu dönem. Zor.. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal cinsinden..İki ucu ohooooo değneklerden. Yine de unutmak istemiyorum ayrıntıları. Bodrum’ da nihayet Melike, eşi & Batıkan ile tanıştık. Melike , inan 5 kez sıkıştırıp fotoları yollamyı denedim. Gmail, hotmail, yahoo. Nçıkkk!! Yarına bi daha söz :)

Mevkii versem mi vermesem mi? O konuda da kararsız kaldım. İşte yarımadanın en güzel koylarından birine uğradık bu samimi aileyi ziyaret etmek için. Melike & eşi bizi elleriyle beslediler. Anam porsiyonlar küçük, doyamadım ben o köftelere! Bi daha isteriz:)

Cidden çok yoğun bi saate denk geldik. Uslu uslu sıramızı bekledik. Oturup köfteleri lüplettik. Yazmama gerek var mı? Alpi ekmeğin sadece bi kısmını bıraktı. Kalktı, dolaştı, esnafla dalaştıracaktı bizi, ellemediği hediyelik eşya bırakmadı. Büfe’ nin dekoruna el attı, olmadı sandalyeleri düzenledi, yetmedi “Nerde kaldı köftelerim? Haa?” diye taciz atışları yaptı.

En sonunda küçük makinayı kaptı ve elleyemediklerinin fotoğraflarını çekti :) Nasıl ciddi!

Yemek faslı bitene kadar Melike’ nin de işi bitti. Can yoldaşını da kapıp, uyanan Batıkan’ı da ekleyip sohbete daldık. RifBaba, “RifBaba” olmayı kanıksamaya başladı. Özellikle Alpi’ nin doğum gününden sonra, tanıştırdığım blog uzantılı arkadaşlarımın “Vee siz de RifBaba”larına sırıtarak karşılık veriyor. Napiim canım, yıllarca başımın etini yedin: “Halk beni istiyor. Beni hayranlarımdan uzaklaştırdın” diye. Al, bak tanımadığın insanlar seni tanıyorlar :) -laf aramızda ben RifBaba’ yı ilk gördüğümde Anadolu rock yapan grubuyla sahnedeydi :P-Sohbet bitiminde kısa bir tur attık. İyice sıkılan Alpi’ nin özgürlüğe koşuşu bu:)

Ertesi gün yapacakları, minik adamın doğum günü partisine katılamayacağımız için; Melike hazırlanan süsleri gösterdi. Bize arabamıza kadar eşlik ettiler. Batıkan RifBaba amcasına yardım etti: “Geel geel! Hooop!” Buna en çok Alpi güldü:))1 ay sonra yanınızdayız.

Yolu uzatıp kıyı şeridinden gezintiye çıktık. Kargı, Bağla, Turgutreis, Akyarlar, Karaincir, Ortakent, Yahşi..Eşlik eder misiniz?

Bebeğini böyle güzel bekliyor. Hızla giderken, arabadan çektim. Bilsem kim olduğunu yollayacağım da..

Nihayet, aylardır beklediğim an: Gümüşlük.

Her yerde yazılıp çiziliyor ya “Bu sene bomboş Bodrum” diye; benim şahsen hiç bi şikayetim yok. Küçük su 25kuruş iken 1.5’a satan, yepyeni makina halılarını aylarca güneşte bekletip el dokuması, kök boya, antika halı diye yutturmaya çalışan, yabancı turistlere muazzam paketler sunarken yerli turiste “Yerimiz yok!” deyip yüzüne bakmayan ben miydim? Bana mı sormuşlardı süpersonik satış stratejilerini? Kıçı kırık, döküntü, harabeden bozma rutubetli evleri dudak uçuklatacak rakamlara kiraya verirken ben mi vardım yanınızda? Ben en çok yarımadayı kışın severim. Aklı başında, huzur ve keyif almasını bilenler Ekim’ de gelirler hep buralara. “Sarı yaz” denir. Denizin en durgun, sıcak zamanı, havanın en ılık olduğu dönemdir. Daha az insan olur, daha az gürültü olur, daha az pislik olur. Yarımada bu sene sezon başından beri sarı yazı yaşıyor…

Alpi, Gümüşlük’ te dayanamadı lacivertin çağrısına. Sıpa, ne sözler veriyordu bana İzmir’ de: Tek kollukla yüzücem, denizden hiç çıkmayacağım”. Babasıyla girmeye yanaşmadı, benim de keyfim kaçık ya; girmeyince denize, O da kumsalda kum oyuncaklarıyla oynamayı yeğledi. Söz oğlum, 1 ay sonra acısını çıkartacağız.

Güneşin batarken ki renk oyunlarına bayılırım. Ama en çok buradan

Eve döndük ve bizi resmen bir ziyafet bekliyordu. Yolda Alpi ile şöyle bir konuşma geçmişti aramızda:

A: Anne, dedemlere gideceğimiz için çok mutluyum. Orada en sevdiğim yemeği yiyeceğim.
E: Neymiş o oğlum?
A: Balıkkk!
E. Alpiciğim, sakın dedenlere gidince balık istiyorum vs deme. Biz, misafir olarak gidiyoruz & hazırladıkları herşey  zaten bizi düşünerek koyulacak masaya. İnsanları ziyarete gittiğimizde, önümüze konanı teşekkür ederim, elinize sağlık diyerek yiyip, kalkarız. (Mesajı vermişken tal olsun mantığı:) Sonra da masayı toplamaya yardım ederiz, ellerimizi, ağzımızı yıkarız.
A: Tamam anne!

İlk gece yatmaya çıkarken kulağıma fısıldadı: “En sevdiğim yemek yoktu masada ama ben bişey söylemedim”
İkinci gece olacakmış yavru kuş :) Yalnız evde bu kadar iştahla dalmıyor. Burayla özdeşleştirdiği bir yemek herhalde. Belki de dedesinin ellerinin değmesi gerekiyor :)

Devam edecek..
*İzmir Montessori Semineri’ ni ihmal etmeyin. Yaz mevsimiydi, tatildi, alışverişti demeyin. Çalışanlara sözüm yok :)

 *Her Cuma benim için AD günü; buyrun,  bizde çocukla tatil nasıl oluyor: TIK!

*Anne ve Bebisi, AD’ ye yorum bırakmışsın; bi karşılaşabilsek.. Benim seninle konuşmak istediğim neler var neler! Öptüm ikinizi :)

 *Biterken, Alpi & RifBaba uyuyor, müzik yok, sessizlik hakim eve. Bu haftasonu çoluklu çocuklu deniz keyfi yapın, pikniğe gidin; olmadı rakı şişesinde balık oluverin :)

  • Share on Tumblr