Paylaşmam gerek II: Alpi’ nin doğum hikayesi

İlk olumsuz doktor deneyimimizi yaşamıştık. İkinci kez gebeydim. İlk hafta içinde kanamalar yine başlamıştı ve biz yine hazırlıksız yakalandığımızdan, yeni bir doktor araştırmamıştık. Çok iyi hatırlıyorum; saat 10:30′ du. O an için başka bir çözüm üretemediğimden, yine aynı doktoru arayıp kanamayı anlattım.

 Doktor: Bu saatte insan aranır mı yea???
Bu adam, İzmir’ de çok tercih edilen bir kadın doğumcu, bir doçent. O an ağzıma geleni hiç çekinmeden söyleyip telefonu kapattım. Aklıma, gebeliği benden 3 ay önde olan arkadaşım geldi. Çok babacan tipli bir doktoru vardı. Arayıp numarayı aldım ve 1 ay sonrasına randevu verildi. Kanamayı ve çok korktuğumu anlatınca hemen kabul ettiler. Kahretsin ki; yine gidip de başka bir sosyete doktorunu bulmuşuk! O zamanlar popüler kadın doğumcuyu, iyi olduğu için çok tercih edilir zannederdik…

İlk 4,5 ay yatak istirahati ile geçti. Tuvalet haricinde yerinden kalkmayacaksın dendi. Yediğime içtiğime dikkat edecek, gereksiz kilo almayacaktım. Risk geçtikten sonra spor ve yürüyüşe başlayacaktım. 6 haftada bir yapılan kontroller haricinde, gün aşırı RifBaba ya da taksi ile muayenehaneye koşturuyordum. İlk 5,5 ayı ped ile geçiren ve düşük riski bulunan anne adayları anlayabilir bunu. Kanamayı tarif ettiğimde, doktorum hemen gelmemi istiyordu ama aynı zamada benim uzanmam gerekiyordu ikilemi çok kötüdür. Muayene sonrası rahatlama ile ya bu yollarda yaşanan sarsıntı zarar verirse endişesi… Zira psikoloji yerlerde sürünüyordur.

4,5. ay itibariyle çılgın bir alışverişe başladık. Bu bebeğin doğacağına inanmam gerekiyordu ve somut bir şeylere ihtiyacım vardı. O giysilerle Alpi büyüdü, bir kısmıyla Alpi’ nin hala oğlu büyüdü, şimdilerde Kuzi büyüyor. Sonraki 5 çocuğu da rahat çıkartırlar. Yazık olmuş o kadar masrafa. 5,5 ay boyunca cinsiyetini saklayan Alpi kuşum, nihayet yüzünü ve cinsiyetini bize göstermişti. Sonrası çok hızlı gelişti. Aradaki 5,5 ayı kapatmak için günde 2km yürüdük ve egzersiz yaptım. Okuduğum kitaplardan, bebek eşyalarından ve kurduğumuz hayallerden nihayet zevk alıyorduk. “En değerli tasarımım“ı yetiştirebilmiştim. Dahası; firma iki jest ile beni havalara uçurmuştu. Takımın adı “Miniş” olmuştu. Alpi’ yi karnımdayken hep öyle severdim. Üretime geçer geçmez; ilk çıkan takım, bebeğime hediye olarak gönderilecekti. -Firma sözünde durdu fakat katalog çekimini geç yaptıklarından; Alpi doğduktan sonra geldi.- Çok mutluydum ve iyi hissediyordum. Her şey yoluna girmişti. Doktorum normal doğumu destekliyor gözüküyordu ama hep “Zamanı gelmeden konuşmayalım” diyordu. Nitekim, o “zaman” hiç gelemedi.

Artık doğumumu düşünmeye başlamıştım. Küçük bir kızken duyduğum o konuşma, sıklıkla aklıma gelir olmuştu. Bilgisayarda oyun oynayarak kafamı boşaltmak işe yarıyordu. Genel anesteziyi hiçbir zaman düşünmedim. Zaten operasyon geçirebilme ihtimali kanımı donduruyordu; bir de genel anestezi alıp uyanamamak var diye sağdan soldan teklifsiz hatırlatmalar başlamıştı. Zaten sevgili ülkemde bir kez gebe kaldıysan; artık halkın malısındır. Aniden ellenebilen karnın hatta tüm bedenin, bebeğini nasıl doğuracağın, seçeceğin doktor ve hastane, koyacağın isim hatta! Nasıl doğuracağına mı karışmayacaklar.. İnsan öncesinde sağlam bir çevre oluşturmalı. Şöyle doğum köyü gibi bir yer açılsa; gebeler eşleriyle doğuma kadar orada kalsa.-sonra da lohusa evi olacak ki; bebeğin üşüdü, sütün yetmiyor, vs ciler tarafından tacizden korunasın- Olumsuz fikirler kafalarına sokulmasa. Ütopik ötesi oldu:))

Böylelikle doğal doğum ürkütücü olmaya başlamıştı iyice fakat bir yanım da merak ediyordu. Sezaryen demek bir operasyon geçirmekti ve ben bunu istemiyordum. O kadar abartılı hikayeler anlatmışlardı ki; neredeyse vazgeçtim doğurmaktan diyecektim :) Derken bir gün nişan geldi.Bir hemsire olan arkadaşım Havva’nın evindeydim. Çok heyecanlanmıştık. Hemen doktorumu aradım. Doğumun 3 ila 10 gün içinde başlayacağını ve hastane çantamı hazır bulundurmamı söyledi. Mutlulukla eşimi, ebeveynlerimi ve kardeşimi aramıştım. Nasıl naif bir mutluluktu. Ne yazık ki; bir daha o heyecan ve mutluluğu tadamadım.

Bir hafta sonra akşam yemeğini arkadaşlarımızla yiyiyorduk. Doğumun kaç gün sonra başlayacağına dair iddialarda bulunup gülüşmüştük. Onları uğurladıktan sonra bir hafta önceki nişana benzer bir lekelenme daha gerçekleşti. Geceyi tek bir sancı hissetmeden geçirdim ama çok fazla tuvalet ihtiyacı olmuştu.  Ertesi sabah 09:00’da doktor kontrolü vardı ve ben tuvaete koşturmaktan evden çıkamamıştım. Nihayet doktora kadar idare edebiirim düşüncesiyle arabaya bindik. Yaklaştığımızda, gebelik boyunca en çok çekindiğim şey olmuştu: idrarımı rahatsız olacak kadar kaçırmıştım. RifBaba’ yı tekrar eve dönüp, üzerimi değiştirmem konusunda ikna etmeye çalışıyordum ve muayenehanenin önündeydik. Dışarıdan bir şeyin belli olmadığına ikna olunca, içeri girdik.Oturmamla kalkmam bir olmuştu çünkü altıma kaçıracağımı hissettmiştim. Tuvalete girip kapıyı kapatmamla birlikte paçamdan aşağıya akan suyu hissetmem bir oldu. Oturup idrarımı kaçırdım diye ağlamaya başladım. Kapının önünde RifBaba ve hemşireler bana ne diller döküyor ama mümkün değil, çıkmam! Ben kapının arkasından eşime giysi getimeden çıkmayacağımı tekrarlarken, hemşirelerden birtanesi kapıdan bana seslendi:
“Tatlım, idrar değil de suyun gelmiş olmasın?”
38+6′ yı yeterince uygun bulmamış olmalıyım ki; dün geceden beri çok hafif gelen suyu idrar ile karıştırmıştım! Başım öyle bir döndü ki; kapıyı açıp karşı duvara zor tutundum. Doktor hemen muayeneye aldı ve sonra odasında beklediğini söyledi.
 4cm açılma varmış. Nişan, su, açılma aaaa! doğum başlıyordu! Doktorun yüz ifadesi hoşuma gitmemişti. O gün piyangodan çıkan benden başka hiç doğumu yokmuş. Saat 15:00’de mutlaka Çeşme’ de olması gerekiyormuş. Çok  hevesle beklediği bir kokteyl varmış. Yurtdışından bir sürü önemli prof. da gelecekmiş. Saat 3′ e kadar doğurdum doğurdummuş, o saatten sonra duramazmış. Bu arada istersem 1 saat sonra bebeğimiz kollarımızda olabilirmiş. Başından beri diken üstünde süren bir gebelikmiş ve bu, kıymetli olması gereken bir bebekmiş. İstersek eve gidip çantamızı alabilirmişiz. Bir duş alıp hastaneye girişimizi yaptırabilirmişiz. 4cm açıklığın bir önemi yokmuş. İçerideki tüm su bitmiş. Bebek artık tamamen kuru ortamdaymış. Hastanede gece yarısına kadar sancı için beklenebilirmiş; ama hemen de kucağımıza verebilirmiş. Sancı başlamazsa suni sancı verilirmiş. Fakaaaat o saatte aman doktor dersem, hayatta gelmezmiş. Gebeliğin başından beri bebeğimizi o takip etmiş. O hastanede kim bilir kimlerin eline kalırmışız. Tabii bu arada kuru ve enfeksiyona açık ortmda kalakalmış olan bebeğimizi bekleyen olası isklerden, sorumu hekimimiz olarak bahsetmek zorundaymış. Bebeğimiz spastik kalabilirmiş! SPASTİK… İster miymişim hemen kollarıma almayı? Tabii Allah korusunmuş; kimse bebeği spastik doğsun istemezmiş….

Devamını duymadım… Eşimle gözgöze geldik; cebren ve hile ile sezaryen kurtarıcımz haline getirilmiş oldu. Ağlayarak eve döndük. Eşimle hiç konuşmadık. Duşa girdim. Çantamı aldık ve ailelerimize haber verdik. Eşimin ailesi zaten şehir dışındaydılar. Babam ve annemin rahatsızlıkları artmasın diye bize dayatılanı anlatmadık. Bundan sonrası hep keşkelerle dolu. Doktor bizi yarıyolda bırakmıştı. Çok korkmuştuk. Keşke şimdiki kadar aklımız başımızda olsaydı. Keşke o doktora kurtarıcımızmış gibi yaklaşmasaymışız. Keşke daha cesur davranıp. “Hadi lan'” deyip bir devlet hastanesine gidiverseymişiz. Keşke su gelir gelmez bebeğin spastik olabileceği söylevine bir tarafımızla gülebilseymişiz… Keşke su geldikten sonra 3 gün kadar beklenebildiğini, doğumu doktorun değil de kadının gerçekleştirdiğini, evimdeki su dolu küvette rahatlayabileceğimi biliyor olsaymışım.. Keşke sezaryen için ameliyathanede yarım saat kadar tek başıma ve titreyerek bekletilmeseymişim. Keşke 38+6′ da acil sezaryene girmeseymişim. Keşke keşke keşke..

2006 yazının bir öğleden sonrası saat 14:48′ de 3.475 gr ağırlığında, 50cm boyunda doğdu Alpi oğlan. Hastane beşiğinden ilk kez kucaklamak için kaldırmak istediğimizde, sağ eliyle beşiğini de kaldırmıştı beraberinde. Annesinden daha güçlüydü doğumdan sonra. Annesi de ondan güç olacaktı zaten sonraları…
Devam edecek.

* İlgili yazı: Paylaşmam gerek

  • Share on Tumblr

Yavrumuz kollarımızda

Abisinin beklediği; anne ve babasının ikinci baharı minik yavrumuz artık kollarımızda. 16 Ekim Salı akşamı, saat  20:20′ de, 3540gr’ lık cüssesiyle, tüm sevimliliğiyle gözlerini açtı. Yani bugün tam 1 aylık :) Kahvemi (kafeinsiz) alıp da bilgisayar başına geçtiğiimde; ilgili sensörleri harekete geçip ağladığından, anca yazabiliyorum. Doğum hikayemizle en kısa zamanda dönmeyi umuyorum. Kuzi uyanmadan ben kaçayım. Abi kardeş kucaklaşmasıyla sizleri başbaşa bırakayım. Kalın sağlıcakla 😉

  • Share on Tumblr

6. Yaş Doğum Günü Partimiz

Doğum günü davetiyemizi ben hazırladım, RifBaba son rötuşları yaptı. Sınıf arkadaşlarına ve babasının iş yerindeki arkadaşlarına(!) dağıttı. Apartman panosuna astırdı. Birkaçını da elden dağıttı. Biz de RifBaba ile yanımızda olmasından memnuniyet duyacağımız arkadaşlarımıza haber verdik. Kaç kişinin geleceği tamamen muamma olan bir partiye hazırlanmış olduk.

Aylardır “Şövalye Temalı Parti” isteyen Alpi; son anda Angry Birds temasında karar kılınca; bendeki telaşı tahmin edersiniz! Hali hazırdaki hazırlıklarımı bir kenara kaldırıp; kolları sıvadım.

Angry Birds karakterlerini seçmek için Pinterest’ten ve Google Görsellerden yararlandım. Pinterestte’ ki dosyamız yararlanmak isteyenler için hala duruyor. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir arkadaşımın doğum gününe davetliydik 1 ay kadar önce ve Alpi orada bir Angery Birds pinyatası gördü. Aşık oldu resmen:) Koluna geçirdi ve gezdirdi. Ortada sahiplenecek tek bir kişi bile yoktu. Yine de uyardık; sahipleri gelip isteyebilir. Dikkatli oyna v sana ait olmadığını unutma diye. Nitekim; gelip aldılar. Alpi’ nin surat asıldı. Pinyatayla ağlamaklı hatıra fotoğrafları falan çekildi ve içimden geçirmiştim o an “İyi ki bundan yapmak zorunda kalmıyorum”. Heyhat! Kader ağlarını o an örmüş de haberim yokmuş! Tüm b tema değişiminin sorumlusu da işte o gün. Hatta o gün bugündür; Alpi kendini toparlayamadı ve Angry Birds’ lü oyunlara devam etmekte.


Bir kez olsun merak edip de oynamadığım bir oyundur Angry Birds. Fakat karakterlerle Alpi sayesinde tanışmak durumunda kaldım.

Bunlar da Alpi’ nin dün kendi başına yapıp da beni çağırdığı kızgın kuşları:

Ayça sayesinde iletişime geçebildiğimiz KaptaKek; neredeyse 1 haftadan daha az bir sürede bize temaya uygun  kurabiyelerimizi hazırladı. Özenli çalışmaları, şık paketlemeleri ve nezaketleri ile beni ve kuzumu mutlu ettikleri için tekrar teşekkür ediyorum.
 Site: www.kaptakek.com       Blog: www.kaptakek.net         Facebook : www.facebook.com/Kaptakek

 Twitter: @kaptakek                    Instagram: kaptakek


Bir gün öncesinde sevgili Nuran & Emincan’ in hediyesi elimize ulaştı. Parti boyunca üzerinden çıkartmak istemediği tişörtü ilk gördüğü attığı sevinç çığlığı anlatılamaz. Düşünceli arkadaşım ve kuzusu, öpüyoruz sizleri:)

6. yaşı kutlarken yanımızda olan, sevgilerini yollayan tüm dostlara selamlar. Çocuklarımızın nice güzel yıllarını, hep beraber kutlayalım.










 Nice güzel yılların olsun bebeğim. Önümüzdeki sene, o çok büyük hasretle beklediğin kardeşinle eğlenmenizi görmeyi dört gözle bekliyorum.


  • Share on Tumblr

Doğum günü dedigin

Sevdiklerinle kutlayınca bir anlam kazanır değil mi?

 Elele & kolkola hem de sarmaş dolaş bir aile gezintisi, tanıdık güzel sesler, sımsıcak mesajlar,  bir Yeni Gine, bir Orkide, Bir Cam Güzeli, 3 kafa baykuş, tadına doyum olmaz bir sohbet, gülen gözler… Üstüne kafa kafaya vererek seyredilen bir aile filmi. Mımmmm enfes bir karpuz eşliğinde.
Gün boyu, 6 yaşındaki küçük insanın minik dudaklarından dökülen sevgi sözcükleri: “Güzel annem, canım annem! Sen benim meleğimsin… Canımsın, canımın içisin!” Sen de benim yavrum.

Hatırlayan herkese çok teşekkür ederim :) Yarın yine başka güzel insanlarla güne merhaba. Sabırsızlanıyorum:)

  • Share on Tumblr

Kaç yıldır seni bekliyordum eyy 5 yaş

Artık 5 yaş çocuğu annesiyim. Alpi abi oldu.  Okulda kutladık, Nurturia’ da kutladık ve en sonunda can dostlarla kutladık. 9 çift, 8 çocuk, 1 bebek, 2 anneanne ve 1 Sevda hep beraberdik.


Mekan: Urla, Seyr-ü Sefa. Hayat daha önce bahsetmişti. Geçtiğimiz haftalarda Alpi ile onları ziyaret ettiğimizde, popomuzun üstüne oturup bir kaç saat geçirebilmiştik. Parti mekanı için fikir annesi Hayat; 6 yaş partisi bir “beach party” olsa ya!

Alpi’ nin halası & kuzenleri bir gece önce bizde kalmışlardı. Gece evde 9 kişiydik. “Evlere şenlik” böyle oluyormuş. 4 saatlik uykuyla sabahın 7′ sinde ayaklandık. Misafirler garaja bırakıldı ve kendi partimize geç kalarak; kendi rekorlarımıza bir yenisini daha ekledik. Yine kendi partimizin yapıldığı mekanı RifBaba Murat’ ı arayarak, tarif üzerine buldu ya; buna da bir yorum yapmıyorum artık!

4 saatlik uyku, 4 saattir aç olmak.. Pek manidar oldu 4 yaş vedasına. O 4 yaş krizleri yok artık. Alpi pamuk oldu, lokum oldu.  Banyo yapmayacağım krizleri azaldı. Hala anneci, hala evin içinde etrafımda pervane. En sevdiğin kim dendiğinde; kulağıma “Sensin” diye fısıldıyor. Geceleri benim olduğum tarafa doğru dönüyor ve sarılarak uyuyor. Sabahları parmak ucunda odayı terkedip, oyuncaklarıylaoynamaya başlıyor. İlk kalkana kocaman bir tebessüm ve “Günaydın”. Geçen günlerden birinin sabahında bana kahvaltı hazırladı. Çok tatlı görünüyordu. Hiç karışmadım, kapıya yaslanıp izledim. Bıdır bıdır bir yandan konuşurken, diğer yandan pür dikkat işini yaptı. Okul günleri bitti biteli deli gibi yiyiyor. Büyüme atakları devam ediyormuş demek ki bu yaşlarda. Belki de doyasıya yiyemediği günlerin acısını çıkartıyor. Düşünmek bile istemiyorum.

Haa bir de bebek sevdası başladı Alpi’de. Ne oldu o salya düşmanına? Suratı şekilden şekle giriyor severken. Hiç yorum yapmıyor. Sadece bakıyor, okşuyor ve öpüyor. Büyüyor kuzucuğum. Keşke hep harikalar diyarını vaad edebilsem.

Hiç vakit kaybetmeden kahvaltıya oturduk. Ardından çocuklar parka, babalar günü olduğu için babalar da peşlerinden. Ne de olsa özel bir gün, çocuklarla eğlensinler dedik. Biz de klasik, oturup sohbet ettik.

Yine sırf onların keyfini kaçırmamak için, kendi aramızda fotoğraflar çektik 😛

Yine hafta sonu Zelal’ i arayan vardıysa boşuna aramış, kollarımdaydı.

Önce çocukları doyurma telaşı. Babalar günü randevularına yetişmek isteyen ekip, bir kaç saat sonra dağıldı. Nerden baksan 8 aydır göremediği Ada‘ sıyla hasret giderdi yavru kuşum. Biz de anne ve babasıyla.

 Doğum gününün en küçük davetlisi Deniz oğlan.

Bu sefer parti süslemesi, bilmem kaç çeşit yemek, evde çocukları zapt etme telaşi yoktu. Çok keyifli bir kır partisi oldu. Belki seneye yine süslemeler gündeme gelir. Önemli olan Alpi yavrusunu mutlu etmek, dostları yanı başımızda görmek ve çocukların zevk alabilmesiydi. Öyle de oldu.

Meleğim,
En kötü günümüz böyle olsun. Yaşadığımız her dakika gülemeyeceğiz. Acı veren anılarımız az olsun. Bu sene biraz tuhaf geçti. Yine pişmanlıklar vardı. Umarım önümüzdeki dönem, sana daha düzgün şartları olan bir okul bulabilirim. Karşına daha düzgün insanlar çıksın. Evimiz daha az yoğun olsun; birbirimize vakit ayırabilelim. Sağlığın yerinde olsun. Harikalar diyarının keyfini çıkarabil yavrum.

Annen

  • Share on Tumblr

"Alpi Harikalar Diyarında" 2 yaşını doldurdu :)

Bakmayın profil sayfamdaki Ağustos 2009 tarihine! Ayarlarla oynayıp, yazar bilgilerimi, adımı tazelerken birden oluverdi. “Amanın! Uff puff!” dediysem de blogger bakmadı gözümün yaşına.
2 sene önce bugün, “Alpi Harikalar Diyarında” yı toparlayıp, paylaşıma açmıştım. İlk yorumumda ne yalan söyleyeyim,şaşırmıştım :) Güldem‘ in &  Lori’ nin (Camp Creek Blog) yorumlarıyla “Aaaa! Cidden sessiz sedasız okuyup, takip edenler varmış lan!” demiştim.
Alpi Harikalar Diyarında” sayesinde bir çok insanın dünyasına da adım atmış oldum. Evimizdeydiler, evlerindeydik. Sonra cidden evlere adım attık.
Yaptığım en dangalakça yanılgı Açalya & Anne ve Bebişi ile ilgiliydi. Kızlar, acemilik yıllarıydı :) Açalya’ nın; Dante’ nin doğum günündeki fotoğraflarından birini- kaldırmışsın Açalya, gösteremiyorum- Esra olarak bellemişim. Sonra da “Ne kadar benziyorlar!” diye dahiyane bir fikre kapılmıştım. O gece, Facebook başına geçenlerin yüz ifadeleri kaydedilebilseydi, kesin açık ara farkla öne geçerdim!!!
Ben hala açılamadım tam olarak. Araya hayat giriyor. Ağır aksak gidiyorum çoğu kez. Kararlar alıp yarım bırakıyorum. Coşuyorum, kızıyorum; bazen yüzümde salak bir ifadeyle ekrana takılı kalmış buluyorum kendimi. Bazen dertler benimmiş gibi çare arıyorum, yazıyorum da yazıyorum. 2 yaş krizindeyim, ona göre Ama seviyorum “Alpi Harikalar Diyarında” yı, Alpi’ mle yaşadıklarımızı…İyi ki diyorum; iyi ki başlamışım.
Bugün burada ,tüm blog arkadaşlarım: ŞEREFE! :)

 *Biterken, evdeki 6 kişi de uyuyor; coşmuş bir grup arabalarından son ses türkü dinletip halay çekiyorlar. Saat 02:00. bürrrssstttttt öküzler bürssstttt!!!

  • Share on Tumblr

Doğum günümüz & pirate party

 Önce bir yeni sekmeli TIK‘ ki keyif katmerlensin.
Cuma, sabaha karşı ezan sesiyle nihayet gözlerimi yumabildim. Cumartesi sabahı 7:30 itibariyle ayaktaydım. Geriye pastanın kreması ile kanepeler kalmıştı. Annem, kardeşim ve Sevda sabahtan geleceklerdi yani problem yoktu:) Ama sabah olunca oluverdi! Sevda’ ya kafa izni verdim&annemler gelecek diye içi rahat; annemler 13:00′ de başlayacak partiye 10 kala geldiler Sevda var nasılsa diye&içleri rahat! Var yaaa; turboya taktım o kadar işi bitirene kadar. Annemler gelince nasıl çıldırmış gördülerse beni, 15 dk da herşey yerli yerinde, masada idi:)
RifBaba bir grubu alıp bahçede eşlik etti. Ben ve kalanlarımız Alpi’ nin odasını toparlayıp kaçamak bir de çay keyfi yapıp indik. Annem&kardeşim sanırım evi tamamen terk ettiğimizde arkamızdan zil takıp oynamışlardır:))
Alpi, hediye sarhoşu bir şekilde bahçede sokak kedisi kıvamında karşıladı beni:) Biz Nurturia grup ile koyu sohbetteyken, Selçuk sağolsun, minikleri bir güzel bahçe hortumuyla suladı. Miniklerden şikayetçi yok.
Bir de anlayamadığım bir sebepten dolayı, herkes gelip kendilerini alacaklar için veya dönüş yolu için RifBaba’ ya danıştı 😛 RifBaba’ da her tanıştırdığım arkadaşımın “Haaa! RifBaba:))” demesinden yarı sırıtık bir vaziyette gezindi. Onun açısından düşününce garip bir  durum tabii; varlığından bihaber olduğu insanların varlığından haberdar olmaları..
Bizimle bugünümüzü varlığıyla, mesajlarıyla, mailleriyle, telefonlarıyla kutlayan herkese can-ı gönülden teşekkür ederiz.
14 yetişkin, 11 enik çok eğlendik. Ara ara ya anneler/babalar ya da çocuklar kafa dinlemek için evin çeşitli odalarına kaçtıysalar da mutsuz bir surat görmedim ben:))Nurturia ekip, enfes şeyler getirdi. Evren+YavruSu ve Beyza+Bartu ile ilk defa yüzyüze görüştük. Bartu’ nun kamera gördüğü anda gülümseyişi, TülinSu ve Jump zıppa zıppa!!!sı, Ton’ un paspas sevdası, Arca‘ nin utangaç cilveleri, Ege’ nin derhal gaza gelip koşturmaları, Çınar’ ın çikolata sevdası, Ada’ nın “Alpi, ne kadar büyümüşsün. Gel bi sarılayım”ı, Aras’ ın hayalgücü, Yasemin’ in kanepelere iltifatları, Elçim’ in fareli köyün kavalcılığı, bütün anne&babaların samimiyeti Ve Alpi’ min herşeye bedel o mutluluğu, gülüşü…İyi ki canımsın, benimsin oğlum. İyi ki yanımızdasınız arkadaşlar.

RifBaba & Alpi & ElfAna

dogum gunu 2010

Sofra düzeni, menü ve süsleme için kaynaklar:
www.freeprintables.com
www.dltk-kids.com
www.yemeksenligi.com
www.mrspancake.com

*Biterken Alpi uyuyor, RifBaba her kahveme eşlik etmekten hortladı & Tony Tuff+Smokie Benz – Fullfilment Time çalıyor.






  • Share on Tumblr

A-HOYY!!!

  • Share on Tumblr

UÇAN BALONLAR

Dün Ekin’ in doğum günündeydik. Hediyemiz için uğrak yerlerimden birinden dönüyoruz. Alpi’ nin tam uyku saati&henüz tamirden gelmediği için 4 çekerimiz de yanımızda değil. Alpi yoruldu ki ben bile böyle hissediyordum. “Kucak kucak” diye tutturunca e biraz taşıyayım bari dedim. Demez olaydım! 1,5 dk sonra kaldırımda ayağım bir kaydı. Alpi’ yi düzgün bir şekilde yere bırakıp öyle kapaklanmaya çalışıyorum ve sağ ayakkabım ayağımdan fırladı. Alpi şaşkın ama kıkır kıkır. Sonuç: Alpi yere sağ sağlim indi. Ben yere kapaklanmadım ama sağ ayağımda çeyrek yumurta büyüklüğünde mor bir şişim var. Tüm bu denge hareketlerini yaparken zaten problemli olan sağ dizim de iyice haşat oldu. Topallaya topallaya gittik.


Tabii o tempoyla pasta kesim+mum füfleme faslını kaçırdık. Anlayışlı oğlum buna gıkını çıkartmadı. Anne-Çocuk cimnastiğindeki özlediğimiz arkadaşlarımızla ana&oğul hasret giderdik. Yüzler boyandı, balonlardan çeşitli minik&sevimli mahlukatlar yapıldı, palyaçoyla bir olunup eğlenildi ve bol bol fotoğraf çekildi. Alpi bir ara kaydırağın tepesinden feryat figan bağırdı. Ne geri iniyor ne de kayıyor. Palyaço abi imdadımıza yetişti ve aşağıya sarkıtılarak uykusuz çocuk kurtarma operasyonu tamamlandı.

Uçan balonlar vardı bir de.. Doğum günü kızının babasının gazıyla çocukların aynı anda gökyüzüne salıverdiği.. E ama kızlar; ben elimdeki kıytırık makınayla bastım zoom’ u ve bu kadarını çektim. Süper bir manzarayı kaçırdınız. Uyuşuklar sizi:D PS.Mutlu yıllara Ekinciğim.

  • Share on Tumblr

DELİYE HERGÜN BAYRAM

Bizim çocuğa da her an doğumgünü. -Bayramda İzmir kazan biz kepçe gezdik durduk ama hala ben bu yaz bronzlaşmak.. modundan çıkamadım. O yüzden tatil diyemiyorum kocamın yüzünü görmüş oldum bu sayede-Nerede, kimin olduğu önemli değil pasta+mum ikilisini yanyana gördüğü anda doğumgünü krizi tutuyor. Fuli&Conan’ ların evi ve doğum günü çocuğu da aslında Fuli:)

Uyumamak Uyuyabilmek için ne yapacağını şaşırmış bir sıpanın nakavt olmuş hali derler buna. Bugün benzer bir pozisyon için “sağ kolumu veririm” derler ya öyle bir durumdaydım. Arkadaş saat 13:30 da düştük yollara. Annem ile keyifli bir gün geçirmekti tek hayalim. Yaklaşık 1,5 saat hiç durmadan yürüttüm. 1 saat pazar&eve dönüş. Elimizdekileri bırakıp fırladık tekrar 1,5 saat daha yürüdü. 15 dk yemek molasi 45dk. Ikea çocuk cennetinde azdı. Yanıma aldım beraber koşarak gezdik. Oradan Forum’ da gezdik. Saat 22:22 hala evde terör estiriyor. İnsafın kurusun a velet! O yüzden bıraktım kendi haline; geçtim bilgisayarın başına. Uyurken ne güzelmiş nostaljisi yapıyorum. E ben seni yarın 07:00 iştimasına kaldırmaz mıyım!!!!!

Faraş&Fırça çalışması olarak mı türkçeleştirilir bu bilemedim. Ama sık sık bir kase kuru bakliyat/pirinci birden odanın ortasına dökünce; koştura koştura alet edavatını alıp süpürüyor da süpürüyor.

Bayramın 2. günü “Aaa! Toz olmuş burası diye fırçayı kapması ayrı bir yeme de yanında yat idi bizim için. Montessori’ nin üzerine çok gitmişler ya çocuk işçi yetiştiriyor diye. Bunu yaptıklarımıza şahit olan bazı kimseler de diyorlar. Ne derlerse desinler..

  • Share on Tumblr