Paylaşmam gerek II: Alpi’ nin doğum hikayesi

İlk olumsuz doktor deneyimimizi yaşamıştık. İkinci kez gebeydim. İlk hafta içinde kanamalar yine başlamıştı ve biz yine hazırlıksız yakalandığımızdan, yeni bir doktor araştırmamıştık. Çok iyi hatırlıyorum; saat 10:30′ du. O an için başka bir çözüm üretemediğimden, yine aynı doktoru arayıp kanamayı anlattım.

 Doktor: Bu saatte insan aranır mı yea???
Bu adam, İzmir’ de çok tercih edilen bir kadın doğumcu, bir doçent. O an ağzıma geleni hiç çekinmeden söyleyip telefonu kapattım. Aklıma, gebeliği benden 3 ay önde olan arkadaşım geldi. Çok babacan tipli bir doktoru vardı. Arayıp numarayı aldım ve 1 ay sonrasına randevu verildi. Kanamayı ve çok korktuğumu anlatınca hemen kabul ettiler. Kahretsin ki; yine gidip de başka bir sosyete doktorunu bulmuşuk! O zamanlar popüler kadın doğumcuyu, iyi olduğu için çok tercih edilir zannederdik…

İlk 4,5 ay yatak istirahati ile geçti. Tuvalet haricinde yerinden kalkmayacaksın dendi. Yediğime içtiğime dikkat edecek, gereksiz kilo almayacaktım. Risk geçtikten sonra spor ve yürüyüşe başlayacaktım. 6 haftada bir yapılan kontroller haricinde, gün aşırı RifBaba ya da taksi ile muayenehaneye koşturuyordum. İlk 5,5 ayı ped ile geçiren ve düşük riski bulunan anne adayları anlayabilir bunu. Kanamayı tarif ettiğimde, doktorum hemen gelmemi istiyordu ama aynı zamada benim uzanmam gerekiyordu ikilemi çok kötüdür. Muayene sonrası rahatlama ile ya bu yollarda yaşanan sarsıntı zarar verirse endişesi… Zira psikoloji yerlerde sürünüyordur.

4,5. ay itibariyle çılgın bir alışverişe başladık. Bu bebeğin doğacağına inanmam gerekiyordu ve somut bir şeylere ihtiyacım vardı. O giysilerle Alpi büyüdü, bir kısmıyla Alpi’ nin hala oğlu büyüdü, şimdilerde Kuzi büyüyor. Sonraki 5 çocuğu da rahat çıkartırlar. Yazık olmuş o kadar masrafa. 5,5 ay boyunca cinsiyetini saklayan Alpi kuşum, nihayet yüzünü ve cinsiyetini bize göstermişti. Sonrası çok hızlı gelişti. Aradaki 5,5 ayı kapatmak için günde 2km yürüdük ve egzersiz yaptım. Okuduğum kitaplardan, bebek eşyalarından ve kurduğumuz hayallerden nihayet zevk alıyorduk. “En değerli tasarımım“ı yetiştirebilmiştim. Dahası; firma iki jest ile beni havalara uçurmuştu. Takımın adı “Miniş” olmuştu. Alpi’ yi karnımdayken hep öyle severdim. Üretime geçer geçmez; ilk çıkan takım, bebeğime hediye olarak gönderilecekti. -Firma sözünde durdu fakat katalog çekimini geç yaptıklarından; Alpi doğduktan sonra geldi.- Çok mutluydum ve iyi hissediyordum. Her şey yoluna girmişti. Doktorum normal doğumu destekliyor gözüküyordu ama hep “Zamanı gelmeden konuşmayalım” diyordu. Nitekim, o “zaman” hiç gelemedi.

Artık doğumumu düşünmeye başlamıştım. Küçük bir kızken duyduğum o konuşma, sıklıkla aklıma gelir olmuştu. Bilgisayarda oyun oynayarak kafamı boşaltmak işe yarıyordu. Genel anesteziyi hiçbir zaman düşünmedim. Zaten operasyon geçirebilme ihtimali kanımı donduruyordu; bir de genel anestezi alıp uyanamamak var diye sağdan soldan teklifsiz hatırlatmalar başlamıştı. Zaten sevgili ülkemde bir kez gebe kaldıysan; artık halkın malısındır. Aniden ellenebilen karnın hatta tüm bedenin, bebeğini nasıl doğuracağın, seçeceğin doktor ve hastane, koyacağın isim hatta! Nasıl doğuracağına mı karışmayacaklar.. İnsan öncesinde sağlam bir çevre oluşturmalı. Şöyle doğum köyü gibi bir yer açılsa; gebeler eşleriyle doğuma kadar orada kalsa.-sonra da lohusa evi olacak ki; bebeğin üşüdü, sütün yetmiyor, vs ciler tarafından tacizden korunasın- Olumsuz fikirler kafalarına sokulmasa. Ütopik ötesi oldu:))

Böylelikle doğal doğum ürkütücü olmaya başlamıştı iyice fakat bir yanım da merak ediyordu. Sezaryen demek bir operasyon geçirmekti ve ben bunu istemiyordum. O kadar abartılı hikayeler anlatmışlardı ki; neredeyse vazgeçtim doğurmaktan diyecektim :) Derken bir gün nişan geldi.Bir hemsire olan arkadaşım Havva’nın evindeydim. Çok heyecanlanmıştık. Hemen doktorumu aradım. Doğumun 3 ila 10 gün içinde başlayacağını ve hastane çantamı hazır bulundurmamı söyledi. Mutlulukla eşimi, ebeveynlerimi ve kardeşimi aramıştım. Nasıl naif bir mutluluktu. Ne yazık ki; bir daha o heyecan ve mutluluğu tadamadım.

Bir hafta sonra akşam yemeğini arkadaşlarımızla yiyiyorduk. Doğumun kaç gün sonra başlayacağına dair iddialarda bulunup gülüşmüştük. Onları uğurladıktan sonra bir hafta önceki nişana benzer bir lekelenme daha gerçekleşti. Geceyi tek bir sancı hissetmeden geçirdim ama çok fazla tuvalet ihtiyacı olmuştu.  Ertesi sabah 09:00’da doktor kontrolü vardı ve ben tuvaete koşturmaktan evden çıkamamıştım. Nihayet doktora kadar idare edebiirim düşüncesiyle arabaya bindik. Yaklaştığımızda, gebelik boyunca en çok çekindiğim şey olmuştu: idrarımı rahatsız olacak kadar kaçırmıştım. RifBaba’ yı tekrar eve dönüp, üzerimi değiştirmem konusunda ikna etmeye çalışıyordum ve muayenehanenin önündeydik. Dışarıdan bir şeyin belli olmadığına ikna olunca, içeri girdik.Oturmamla kalkmam bir olmuştu çünkü altıma kaçıracağımı hissettmiştim. Tuvalete girip kapıyı kapatmamla birlikte paçamdan aşağıya akan suyu hissetmem bir oldu. Oturup idrarımı kaçırdım diye ağlamaya başladım. Kapının önünde RifBaba ve hemşireler bana ne diller döküyor ama mümkün değil, çıkmam! Ben kapının arkasından eşime giysi getimeden çıkmayacağımı tekrarlarken, hemşirelerden birtanesi kapıdan bana seslendi:
“Tatlım, idrar değil de suyun gelmiş olmasın?”
38+6′ yı yeterince uygun bulmamış olmalıyım ki; dün geceden beri çok hafif gelen suyu idrar ile karıştırmıştım! Başım öyle bir döndü ki; kapıyı açıp karşı duvara zor tutundum. Doktor hemen muayeneye aldı ve sonra odasında beklediğini söyledi.
 4cm açılma varmış. Nişan, su, açılma aaaa! doğum başlıyordu! Doktorun yüz ifadesi hoşuma gitmemişti. O gün piyangodan çıkan benden başka hiç doğumu yokmuş. Saat 15:00’de mutlaka Çeşme’ de olması gerekiyormuş. Çok  hevesle beklediği bir kokteyl varmış. Yurtdışından bir sürü önemli prof. da gelecekmiş. Saat 3′ e kadar doğurdum doğurdummuş, o saatten sonra duramazmış. Bu arada istersem 1 saat sonra bebeğimiz kollarımızda olabilirmiş. Başından beri diken üstünde süren bir gebelikmiş ve bu, kıymetli olması gereken bir bebekmiş. İstersek eve gidip çantamızı alabilirmişiz. Bir duş alıp hastaneye girişimizi yaptırabilirmişiz. 4cm açıklığın bir önemi yokmuş. İçerideki tüm su bitmiş. Bebek artık tamamen kuru ortamdaymış. Hastanede gece yarısına kadar sancı için beklenebilirmiş; ama hemen de kucağımıza verebilirmiş. Sancı başlamazsa suni sancı verilirmiş. Fakaaaat o saatte aman doktor dersem, hayatta gelmezmiş. Gebeliğin başından beri bebeğimizi o takip etmiş. O hastanede kim bilir kimlerin eline kalırmışız. Tabii bu arada kuru ve enfeksiyona açık ortmda kalakalmış olan bebeğimizi bekleyen olası isklerden, sorumu hekimimiz olarak bahsetmek zorundaymış. Bebeğimiz spastik kalabilirmiş! SPASTİK… İster miymişim hemen kollarıma almayı? Tabii Allah korusunmuş; kimse bebeği spastik doğsun istemezmiş….

Devamını duymadım… Eşimle gözgöze geldik; cebren ve hile ile sezaryen kurtarıcımz haline getirilmiş oldu. Ağlayarak eve döndük. Eşimle hiç konuşmadık. Duşa girdim. Çantamı aldık ve ailelerimize haber verdik. Eşimin ailesi zaten şehir dışındaydılar. Babam ve annemin rahatsızlıkları artmasın diye bize dayatılanı anlatmadık. Bundan sonrası hep keşkelerle dolu. Doktor bizi yarıyolda bırakmıştı. Çok korkmuştuk. Keşke şimdiki kadar aklımız başımızda olsaydı. Keşke o doktora kurtarıcımızmış gibi yaklaşmasaymışız. Keşke daha cesur davranıp. “Hadi lan'” deyip bir devlet hastanesine gidiverseymişiz. Keşke su gelir gelmez bebeğin spastik olabileceği söylevine bir tarafımızla gülebilseymişiz… Keşke su geldikten sonra 3 gün kadar beklenebildiğini, doğumu doktorun değil de kadının gerçekleştirdiğini, evimdeki su dolu küvette rahatlayabileceğimi biliyor olsaymışım.. Keşke sezaryen için ameliyathanede yarım saat kadar tek başıma ve titreyerek bekletilmeseymişim. Keşke 38+6′ da acil sezaryene girmeseymişim. Keşke keşke keşke..

2006 yazının bir öğleden sonrası saat 14:48′ de 3.475 gr ağırlığında, 50cm boyunda doğdu Alpi oğlan. Hastane beşiğinden ilk kez kucaklamak için kaldırmak istediğimizde, sağ eliyle beşiğini de kaldırmıştı beraberinde. Annesinden daha güçlüydü doğumdan sonra. Annesi de ondan güç olacaktı zaten sonraları…
Devam edecek.

* İlgili yazı: Paylaşmam gerek

  • Share on Tumblr

Paylaşmam gerek…

Çok küçüktüm. Annem ile bir sürü kadın arkadaşıyla buluşmak üzere birinin evine gitmiştik. Gerçekten küçüktüm. Henüz annem kardeşime gebe değildi. (Kardeşimle aramızda 5 yaş var) O gün, o evdeki tek çocuk bendim. Kadınlar çok kalabalıktı ve o küçük çocuğun varlığını pek de önemsememişlerdi. Halbuki; önümdeki bebeklerimle  oynarken, her kelimelerini itinayla kaydediyordum. Tam dalmıştım ki;
– “Ahh yazık oldu gencecik kadına. O bebek de nasıl suçlu büyüyecek. Sonuçta annesi onu doğururken öldü!”

Nasil yani??? Anneler bebeklerini doğururken ölüyorlar mı? Buz gibi olduğumu hatırlıyorum. Aslına bakılırsa; o gün orada yaşanan bir çok ayrıntı beynime kazınmış. Çok huzursuzdum, çok korkmuştum. Dehşet içinde kadınların anlattıkları hikayeleri dinliyordum. Aslında duymak istemiyordum fakat yan odaya gitmeye de çok korkuyordum. Bebek doğururken ölen anneler, çocuklarına kızgın olur muydular? O bebekler çok mu kötü insanmışlar? Ben de annemden kardeş istemiştim. O da mı ölecek?!!! Zaten Turk filmlerinde de kadınlar korkkunç acılar çekiyorlar doğum yaparlarken… Doğum korkunç bir şey olmalı. Asla bebek istemiyorum..

Sene 2005. Gebeyim ve toplu taşıma tercih ediyorum. Otobüs çok kalabalık ve ben dakikalardır, yüksek olan o kola asılı bir şekilde düşmemeye çalışıyorum. Tansiyonumun düştüğünü hissettim. Eve geldiğimde kanama artmıştı. Apar topar bir kez muayene olduğum doktorumuza gittik. Eşim, annem, kızkardeşim arkamdan geliyorlar. Koşarak muayenehaneye girdim. Doktor, vajinal ultrason kullanacağını söyledi. Muayeneye hazırlandım ve doktorun sözleriyle irkildim: “Şerrrrrefsizim ölü düşük!” Bir an için odaya kuşbakışı baktım; iki elini birbirine çarparak, densizce böğüren bir doktor ve muayenesi hala devam ederken, o şekilde bırakılmış bir gebe. Üstelik karnında cansız bir bebek taşıdığını öğrenmenin şokunu yaşıyor. O anda bebeği görmek için içeriye giren aile fertleriyle gözgöze gelmek ne zordur; yaşayan bilir.. Gözlerim dolarken;
“Doktor Bey şaka yapıyor sanırım.” diyebilmiştim. 3 çift gözdeki o hayal kırıklığı ile yüzleşmek ne zordur; yaşayan bilir…

Giyinmem için beni yalnız bırakıyorlar. Annem ve kardeşim sokakta beklemeyi tercih ederlerken; eşim ve doktor da görüşme odasında beni beklemeye başlıyorlar. Hazırlanıp gidiyorum. Kürtaj konuşulacak. Doktor gayet rahat. Kürtajı, gözlük takmaya benzetiyor. Alınan risk aynıymış. Korktuğumu söyleyebiliyorum cılız bir sesle ve azarlayan bir tonda doktorum hatırlatıyor:
“Gözlük takıyorsun ama!” Sıfır empati, sıfır duygu, gayet profesyonel. Aynı doktor; bebeğin kalp atışlarını dinlemek için ultrasona girmeden önce doğum şeklinden bahsetmişti:
“İlerki yıllardaki mutluluğunuzu düşünürsek; en doğrusu sezaryen zaten.” Eşim ve benim gözlerime bakarak hoop bir de göz kırpıyor. Bir cevap veremiyoruz. Doğumun tercihli bir yanı olabileceğini hiç düşünmemiştik ki o ana kadar. Doğum demek, bir mucizeyi kucaklamaktı; cinsel hayatı düşünerek operasyon planlamak değildi ki!
O gün negatif duygularla ayrıldığımız doktorun yanına; sonraki hafta, bildiğimiz başka bir doktor olmaması sebebiyle acil kanama sonucunda tekrar gidivermiştik. Bize 2000′ e yakın doğum yaptırdığını anlatmıştı. Hepsi de sezaryenmiş. Zaten gözlük takmak da kürtajdan daha tehlikeliymiş. Haftasonunu doktorun bana yaşattığı anı tekrar tekrar anımsayarak geçirdim. Pazartesi günü belirlediğimiz saatte hastanede buluştuk. Yıllarca o doğum hastanesinden nefret ettim. Kim bilebilirdi ki; yıllar sonra ikinci bebeğimi orada kucağıma alacağımı? O zamanlar şaşalı gözüken girişte oturup, beyin kanaması geçiren arkadaşını ziyarete gittiği için bizi bekleten doktoru beklerken; doğum yapan yakınlarına devasa çiçekler getiren, heyecanla koşuşturan, bebeğin güzelliğini anlata anlata bitiremeyen ziyaretçileri 1 saat kadar izlemiştik. Ne kötü hissetmiştim kendimi. Bebek kelimesini her duyuşumda, karnımdaki cansız bebeği hatırlıyordum.
1 saatin sonunda ağzında sakızıyla enerji topu doktorumuz geldi. Asansörde arkadaşının dağılan kafatasını anlattı bize. Kata geldiğimizde eşimi koridorda bırakacağımızı söyledi. Çok tedirgin olduk. Yüzüğümü avucuna bıraktım ve içeri geçtim. Gayet şen şakrak ve lakayt bir ekip, gevezelik ediyordu. Arada bana şöyle yap, buraya geç vs diyorlardı. Masaya yattığımda ilk yaptıkları; kol ve bacaklarımı kemerlerle bağlamak oldu. Çok ama çok korkmuştum. Hiçbir soruma yanıt alamıyordum. Uzattığı maskeyi iyice solumamı istedi hemşire.
“Bunu yapınca bayılacak mıyım?” diye sorduğumda,
“Hayır hayır, o zamanı ben size söyleyeceğim” dedi. İnandım ve nefes almamla birlikte sanki birisi boğazımı sıkıp nefessiz bıraktı. O psikolojiyle ayılırken ortalığı birbirine katmışım. Bir yandan bebeğim diye ağlayıp; öte yandan da doktora ağzıma geleni saymışım. Kendime gelmeye başladığımda, doktorun suratı sinirden kıpkırmızıydı ve ben adama
“Sen ne biçim insansın? Bana iğrenç bir şekilde haber verdin. Bebeğimi aldın yalancı!” diye bağırıyordum. Taburcu oldum. En az 6 ayı gebe kalmadan geçirmemiz söylendi. 2. ayda eşimle konuştuk ve bu psikolojinin gün geçtikçe daha da zarar verici olduğunda karar kıldık. 2. ayın sonunda tekrar gebeydim.

 Buraya kadar anlattıklarımı ve bundan sonra anlatacaklarımı, 7 yıldır içimde tutuyorum. Çok çok az kişiyle paylaştım. Bunları anlatıyorum çünkü istemeden sezaryen oldum diyoruz ya hani; çok net işaretleri görmezden geliyoruz çoğu zaman. İnsanları SSVD’ ye iten nedir? Neden bu kadar önemsiyorlar? Nasıl bir psikoloji içindeler? En azından kendi penceremden göstermek istiyorum. İlk olumsuz doktor deneyimimizi yaşamıştık.
Devam edecek..

  • Share on Tumblr

Yavrumuz kollarımızda

Abisinin beklediği; anne ve babasının ikinci baharı minik yavrumuz artık kollarımızda. 16 Ekim Salı akşamı, saat  20:20′ de, 3540gr’ lık cüssesiyle, tüm sevimliliğiyle gözlerini açtı. Yani bugün tam 1 aylık :) Kahvemi (kafeinsiz) alıp da bilgisayar başına geçtiğiimde; ilgili sensörleri harekete geçip ağladığından, anca yazabiliyorum. Doğum hikayemizle en kısa zamanda dönmeyi umuyorum. Kuzi uyanmadan ben kaçayım. Abi kardeş kucaklaşmasıyla sizleri başbaşa bırakayım. Kalın sağlıcakla 😉

  • Share on Tumblr

Gebelikte 32. hafta

32. haftadan merhaba:) Kardeş, 29. hafta ile 31. hafta arasında bir yerde kafa geliş pozisyonunu almıştı. O yüzden artık devamlı karnımın alt tarafına çörekleniyor ve tekmeler karnımın üst tarafında hissediliyor. Bol bir tişort giydiğimde; güçlü bir tekme atarsa, tişort havalanıyor ve göbek atıyormuşum gibi görünüyorum. Çok komik:)

Biliyor musunuz; bugün çok çok mutluyum:) Ebemi gördüm! Heheheh yani doğuma girecek bir ebem var artık:) Hem de yıllar önce tek başına evde bir anne adayına sezaryen sonrası normal doğum yaptırmış.Kadın, doğum yaptıramamktan şikayetçi. Muş’ da çalışmış bir vakit. “Oradayken Muş Devlet Hastanesi sensin derlerdi” bana diyor. “Büyük şehirde, kadınlar normal doğurmaktan korkuyorlar” diye de ekledi. İkimizin de gözleri parladı. Ebem olarak el sıkısmadan önce; yani daha bunun konusu bile geçmemişti, o kadar güzel moral vermeye başladı ki! Çok cesur olduğumu, bebeğimi istediğim gibi kucaklayacağımı falan söyledi:)

Kardeş’ in karnımdaki pozisyonu; bacakları bükülmüş, ayakları çarpraz ve boynuysa öne doğruymuş. Kas dokusu tam gelişene kadar, parmakları açık duracakmış. Kaynağım, önemli noktaya değinmiş. Bu hafta oldukça hareketlenmiş olan bebeğimin; hareketlerni saymayı öğrenmem gerekiyormuş. Daha önce de yazmıştım; hareketlilik, iyilik hali belirtisi. Büyüme hızının yavaşlaması söz konusu. Bu beni rahatlatır işte! İri olan bebeğim; azıcık durulsun. Demir alımı bu aylardan sonra oldukça önemli.

Gelelim anneye; çalışan annelerin, yasal doğum izinleri bu haftayla birlikte başlıyormuş. Doktor kontrolleri çoğu zaman iki haftada bire düşermiş ki bize de öyle oldu. İlerleyen haftalarda, haftada bire düşecekmiş. Artık doğumla ilgili konuşmalar yapılmalı imiş. Bizimki hali hazırda özel bir durum olduğu için; ilk günden beri oldukça detaylı konuşmalar yapıyoruz. Sadece B planlarını ileriki haftalara atma kararı aldık. Şimdiden kafamızı bulandırmayalım değil mi?

El ve ayaklarda şişlik, mide yanması, sindirim problemleri, el, kasık ve özellikle kalça ağrılarıepey hissettiriyor kendini. Kısacası, çekilmez bir haldeyim:)

 Bütün bunlara ekolarak; geçenlerde Alpi ile masada kes-yapıştır yapıyorduk. Birden sıcak bastı. Ardından önümdekine odaklanamamaya başladım. Ben odaklanmaya çalıştıkça; görüntü kademe kademe kayıyordu sanki. Hemen sonrasında her yer karardı. Kendimdeyim ama göremiyorum. Alpi’ ye bayılabileceğimi; bunun uyumaktan farksız olduğunu, sadece o an Onu duyamayabileceğimi anlattım ve ayaklarımı havaya dikip, uzandım. Hayal meyal telefondan eşimin numarasını seçtim ve aradım. Tansiyonum 9-6 çıktı ama doğru ölçüp ölçmediğimden bile emin değilim. Telefona eşimin, annemin, babamin ve kardeşimin temsili fotolarının olduğu, tek tuşla arama app.’ ini yüklemiştim ki; acil bir şey olduğunda, Alpi numara hatırlamaya çalışmakla iyice paniklemesin. Biri açmazsa; diğeri elbette açacaktır o telefonu. Neyse ki; kısa bir süre sonra RifBaba eve geldi. Bol sıvı alımı ve dinlenmeyle 1-2 saat içinde kendime geldim. Böyle anlarda Asklepios hızır gibi yardımıma koşuyor:) Nasıl o an denk geliyor, nasıl rahatlatıyor anlatamam. O benim şifa dağıtanım; ben Onun nazlı gebesi 😉

Kaynak:WebAnne

  • Share on Tumblr

SSVD hakkında

Aylardır Türkiye’ de “Olmaz!” denilen bir şey için hazırlanıyorum ben:SSVD. Son dakika golü atacak olan bir doktoru fark edip; bıraktık. Sezaryen oranı %80imiş! Şu anki doktorumun SSVD tecrübesi var ve çok kısa bir süre önce tanışmış olmamıza rağmen, kendimizi güvende hissettiriyor. SSVD için hep cesaret verirken; öte yandan da olası riskleri oldukça ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Muayene süremizi aşarsak-ki ilk görüşmemiz tam tamına 3 saat sürmüştü-; akşam telefon aracılığıyla anlatmaya, bilgilendirmeye devam ediyor. Böyle bir doktorum var. Hayatımda bir Alpi’ nin çocuk doktorunu bir de müstakbel doğum doktorumuzu sevdim. Güven duygusu çok önemli.  Bir gebe için doğum doktoru, çok fazla şeyi ifade edebiliyor.
Dünkü kontrolde yine derin mevzulara daldık. Bebek, 2-2,5 hafta kadar önde gidiyor. .. İri giderse ne olacak? 3,750kg sınırımız var. Bu kiloya ulaştıktan sonra; doktorlar risk almıyorlar. Ben de RifBaba da alamayız sanirim. Yalnız doktorum beni desteklese; 4 kg. yu dert etmez ve deneyebilirim. Öte yandan; beklenen doğum tarihimiz 29 Ekim. Doktorumuz ylar öncesinden 24-29 Ekim arası, Almanya’da olacağını haber verdi bize. Yani bu üç olasılıkla, sezaryene biraz daha yaklaşmış oldum.

Neden mi sezaryen istemiyorum? Çünkü sezaryen bir doğum şekli, tercihi değil; benim için olamaz da. Bu bir ameliyat ve ben ameliyat fikrinden rahatsız oluyorum. Hormonlar, bebeğin hazırlığı vs çok konu var bunun arkasında. Dün sakince oturup düşündüm. Loş ışıkta, sancılar gelince başlayacaktı.. Olmayınca ne olacak? Loş ışıkta ameliyat olmayacağı muhakkak:P Yavaş yavaş bu olasılığın yüksek bir orana varmaya başladığını sindirmeye çalıştım. Sonuna kadar SSVD’ yi deneyeceğiz; henüz ne ben ne eşim ne de doktorumuz pes etmedik.

 SSVD ile ilgili bazı gruplara üyeyim:

Doğal Doğum 2008

Yahoo SSVD grubu

Facebook SSVD grubu

Nurturia SSVD grubu

Az önce gruplardan birindeki bir gebe arkadaşı okuyunca yazmak geldi içimden. O annenin yazdıklarından bağımsız; kendi iç sesim konuşmaya başladı. Bunu bir hırs haline getirmemek gerek.
Ne için SSVD istenir? Muhakkak ki; anne bir şeyleri ispatlamak ihtiyacı hissediyor. Hem de bütün dünyaya! 
Elbette doğum şekliyle anneliği sorgulamamalı insan. Zaten bu konuda hissettiğim eksiklik değil; kendi cesaretsizliğimiz. Yani doktor evet; bize göre şeref özürlü bir adam ama kendimizdeki suçun da bilincindeyiz. Zaten moda olduğu için değil-ki keşke o kadar revaçta olabilse-doğalının bu olduğuna inandığımız için doğal doğumu deneyeceğim. Zaten doktoruuz yurt dışındayken başlamazsa, müdahale etmeden bekleyeceğiz. 40+ lara takılmıyor kendisi:) Şimdiye kadar pek aklıma getirmiyordum. Şimdiden sonra da olabilirliğini yabana atmadan; hazırlıklı olmak lazım. Sezaryen derse dr; kara yazmalar bağlamadan, az sonra hayırlısıyla bebeğimi kucaklamayı hayal etmekten bahsediyorum. İzmir’ de başka bir alternatifimiz yok gibi gözüküyor. Eğer yurtdışına denk gelirse; belirlenen günden 5 gün önce olacağı için, yine kendi doktorum ile sezaryene girebilirim.Açılma gibi bir durum söz konusu değilse; bekleyedebilirim.

Dr.S beni NST’ ye zorunlu kılmayacak:) Bu, güzel bir haber. Bizi bilgilendiriyor. Bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Yılllarca yaptığı araştırmaları paylaşıyor. Bizim Ona inandığımız kadar; O da bize inanıyor. Doktorumuz bizi ilk gün resmen silkeledi. Görünmez yumruklar yedik bile diyebilirim. Hatalarımızı biir bir yüzümüze saydı. Bunu yaparken de kendini savunmasız bıraktı biliyor musunuz? O bahaneleri, palavraları kendisi atamayacak kadar ince açıklamalarda bulundu.
Çok garip bir ruh hali SSVD. Azıcık bundan bahsedeyim. Apartmanda neredeyse herkes bana çıldırmışım ve 1-2 ay içinde ölebilirmişim muamelesi yapıyor:) Bu konuda çok ciddiyim! Resmen bunu kastediyorlar. Bu insanların bir kısmı; ayrıca benim bilerek bebeğimi riske attığımı da düşünüyor. Bunu dile getiren dahi oldu. Etrafımızdaki sağlık personeli, dr, ebelerden çok çok azı bizi destekliyor. Çoğu küstahca, ukalaca eleştirebilmeyi kendilerinde hak olarak görüyor. Bu yola başkoyan insan; çok fazla şeyle mücadele etmek zorunda. Etrafınızaki SSVD adaylarına destek olmayacaksanız bile; köstek de olmayınız lütfen:)

Dr. S. hiçbir zaman reklama, hasta pohpohlamaya girmeyeceğim derken; buna uyacağına da gönülden inanıyorum. Bu işin olabilmesini; önce bebeğim, sonra rahatça ilgilenebilmek için Alpim, ardından kendim ve son olarak da doktorum için çok istiyorum. O da çok cesur bir yürek:)

Facebook grupta çok güzel bir motivasyon cümlesi var. Burada da paylaşmak istiyorum: “Olduğu kadar, olmadığı kader!” Bu, çok nazik bir konu. Her konuda cak cak yazabilirken; 6,5 yıl geçtiği halde bir yerde bile doğum hikayemi paylaşamadım.. Çok az tanıdığıma; 2 tane de doktora-ki bir tanesi arkadaş gibi geldiği için kendimi aştığımı yazabilirim-anlatabilmişimdir. Yani 6,5 yıldır bunun vicdan azabını içimde tutuyorum da diyebiliriz. Sebepleri de net olduğu kadar karmaşık. Bunu ancak yaşayanlar bilir, cahillik, cesaretsizlik, bahaneler uydurmak, aptallık, içten ve kalben bildiğin halde yanlışa inanmayı seçmek.. Sonra o aldatılmışlık hissi. Sonra okunan makaleler falan filan. Bu gebelik asla benim için normal doğum hırsı olmadı. Başlarda yaşadıklarım sırasında hep bebeğimin sağlığı önemliydi. Bundan sonra da öyle olacak. Haftaya kontrol var. Belki de artık haftada bire düşecekler. Güzel haberlerle gelirim umarım.

  • Share on Tumblr

Gebelikte 31. hafta

31. haftadan merhaba. Kardeş’ in 29. hafta bilgilerini girmeyi ihmal etmişim. 29. haftada 1,55 kg idi. 31. haftada ise 2.64 kg olmuş:) Ben de 6,5-7kg arasinda gidip geliyorum. Bir gülücük de bana! :)
Kardeşin beyin ve kemikleri, hizla gelişmeye devam ediyor. Bebeğin kalsiyum ihtiyacını karşılamak için bolca kalsiyum alınması gerekli. Amniyon sıvısının fazlalığından dolayı; bu haftalarda kıpır kıpırmış. “Önceden fark edilmeyen küçük hareketler bile sizi rahatsız edecektir” der kaynak. Kesinlikle bu oluyor. Bazen nasıl oturacağımı, yatacağımı şaşırıyorum. Bebeğin hareketleri ve sağlığı arasıdaki bağı göz ardı etmemek gerekli. Bu önemli bir ayrıntı. Hareketlerde azalma olursa da dinlenip, bir seyler yenmesi tavsiye ediliyor. Bir de; gunde 10-11 hareket sorunsuz kabul ediliyor.
Rahim büyüdü, alan azaldı, ağrılar had safhada, yatamazsin, kalkamazsin, nefes almazsin, kasilmalar ve ağrılar veeee bunlarin hepsi normal! Her hafta yazdığım gibi:P Sadece bu ağrılar uzun ve/veya düzenliyse erken doğum riski olabilir aman dikkat!

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Hastane çantasında neler olmalı?

 Dırınınımmmm! 28-29. haftalarda hazırladığım hastane çantama bakıyorsunuz. Yeşil olan, Kardeş’ in park yatağının kılıfı. Koyacak yerim yoktu o günlerde; onu da kadraja sığdırıverdim 😛 Şimdilerde; dibinde hastane çantam, içinde portbebe, ana kucağı ve oyun halısı ile kurulu vaziyette sahibini bekliyor.
Eveeet gelelim emektar allı güllü çantamın içindekilere. Hemen yanıbaşındaki terlikleri hastanede kullanacağım. Üstteki mavi flama da “It’ s a boy” yazılı oda süsümüz.

 Kardeş için yanıma aldıklarıma gelirsek;beklenen doğum tarimiz 29 Ekim olduğu için, havanın nasıl olacağını kestirmek biraz güç. O yüzden hem çift katlı penye bir battaniye hem de ince bir pike koydum. 

Gönül istiyor ki; Kardeş bir SSVD bebesi olsun. Yine de hazırlıklı olmak istedim. Olası bir sezaryen ihtimaline karşı, bol yedek ekledim çantaya. 2 günden önce taburcu edemezler beni.

 Önlük ve omuz örtüsünü ne demeye aldım? Alpi’ nin yenidoğan reflüsü vardı. Gaz çıkartırken mutlaka kusuyordu. İşte bu yüzden aklıma geldi, ekleyiverdim çantaya.

Benim için olan hazırlıklar da bunlar. Yine doğum şekliini kestiremediğim için hem pijama hem de gecelik var.

Yeni doğum yapacak olan annelere kolaylık olsun diye bir liste paylaşmak istiyorum:

Anne için gerekli eşyalar

  • Emzirmeye uygun pijama (Çıtçıtlı, düğmeli veya kruvaze yaka)
  • Emzirmeye uygun gecelik (Çıtçıtlı, düğmeli veya kruvaze yaka)
  • Çorap
  • Lastikleri sıkı olmayan 2-3 adet külot
  • Emzirme atleti/sütyeni
  • Göğüs pedi
  • Göğüs kremi
  • Uzun boy hijyenik ped
  • Terlik
  • Sabahlık, şal veya hırka
  • Diş macunu ve fırçası
  • Tarak, toka, saç bantları
  • Sabun, kağıt havlu, ıslak mendil, deodorant (Bebek rahatsız olabilir diyenlere hak veriyorum ve koltukalti roll_onu’ nda anlaşalım diyorum) 

Anneye iyi gelebilecek eşyalar

  • Fotoğraf makinası, video kayıt cihazı, cep telefonu ile şarj aletleri
  • Kitap ve dergi
  • Makyaj malzemeleri, nemlendirici krem ve vücut losyonları
  • Oda süsü
  • İkram için kolonya, çikolata/kurabiye ve meyve suları

Bebek için gerekli eşyalar

  • Zıbın/iç body
  • Alt-üst takım ve tulum
  • Şapka, eşdiven ve çorap
  • Yenidoğan bezi
  • Alt açma örtüsü (Artık hastanelerin çoğu bez ve alt açma örtüsünü tedarik ediyor)
  • Alkolsüz ıslak mendil
  • Banyo havlusu
  • Çarşaf, pike ve/veya battaniye
  • Otomobil için ana kucağı

Gerekli olabilecekler

  • Süt sağma makinası
  • Biberon
  • Silikon göğüs ucu
  • Mama kaşığı (Süt gelmeyebilir, biberon tercih etmeyebilirsiniz)
  • Share on Tumblr

Doktorumuzla yollarımızı ayırdık

 Eveeett. 29. haftada Daktır T.ile şiddetli geçimsizlikten, yollarımızı ayırdık.Bir önceki ay kontrolümüzde, epidural anestezi istemediğimi çıtlatmıştım. Buna benim karar vereceğimi; anestezi uzmanının kararına bağlı olduğunu söylemişti. Nasıl yani????

Vücut benim, can benim, doğuracak olan da benim; eeeeee? O gün 2 saate yakın sıra beklemiştik muayenehanede. Alpi sıkıntıdan kendini kaybetmiş durumdaydı. İki kelime konuşturmadı. Doktor da yoğun ya; durumdan istifade yolcu edildik. Kafamızda milyon tane soru işareti ile arabaya kadar hiç konuşmadık. Alpi’ nin sezaryen ile dünyaya geleceğine karar verilen gün de böyle olmuştuk. Hiç konuşmadan, birbirimizin aklından geçenleri duyup, yanıtlıyorduk bile. Arabada ilk ben zırtladım. Ne hakla benim adıma karar verebiliyordu? Bu hiç hoşumuza gitmemişti.Öte yandan da “Acaba haklı olabilir mi? Bir bildiği mi var?” diye aklımızdan geçmedi değil. Bir kadın doğumcu arkadaşın sözlerine kulak verdik ve doktorumuza güvenmeye devam edelim dedik. Dedik demesine de; bir kez içimize kurt düşmüştü.
Bir sonraki aya kadar zaman geçmek bilmedi sanki. Lay lay lom gittik biz yine muayenehaneye. Sürpriz! Doktorumuz doğuma  gitmiş, hastalarına da haber verilmemesini söylemiş. 45 dk kadar olmuş, az sonra dönebilirmiş. Aklımdan geçenler: –>Normal doğum yaptırıyor canım bizim Daktır T. Negzeeellll! –>Normal doğum yaptırıyorsa; az sonra döneceği nasıl garantili? Hımmmm..–> Ya şu an doğumdaki ben olsaydım? 45dk – 1 saatte doğurmam mı icap edecekti? En güzeli telefon edip, ağzından duymak dedim ve “Az sonra geleceğim” i duyunca o gün beklemeye karar verdik. Arada bir şeyler yiyip;kliniğe döndük ve kapıda Daktır T. ile karşılaştık. Sırtından resmen ter akıyordu. Gömleği sırılsıklam olmuş, stresli görünüyordu. Gergin bir şekilde gülümseyerek içeri girdi. Korkunç yoğundu bekleme salonu. 1 saat geriden geliyordu muayeneler. Alpi’ yi iyiki de anneannesne bırakabilmiştik. Ve sıra bize geldi. Hemen ultrasona girdim. Kardeş cork cork parmak emiyordu:) 1,5kg. a ulaşmış. 26cm olmuş. Her şey yolunda. Görüntülerimizi de aldık ki Daktır T. ye konuşmak istediklerim olduğunu söyledim. Geçen hafta sonu yaptığımız hastane ziyaretini ve ebe ile aramızda geçen diyalogu ve bunun bizi nasıl rahatsız ettiğini anlattık.Daktır T. ‘ nin yüzü asıldı. Ebenin yaptığının boşboğazlılık, terbiyesizlik ve hatta aptallık olduğunu söyledi. Üzerine doğum hakkında soru-cevap yapmaya başladık. Epidural konusunu tekrar açtım; tatmin edici bir yanıt gelmedi. Suni sancıya geldi konu. Sorduğum da; “SSVD’ de önerilmiyor pek. Sizin görüşünüzü bilmek isterim bu konuda.” “Kullanırım” dedi. “…. miktarda .. ilacı …” “mekonyum yutarsa…..” ama SSVD ile ilgili herhangi bir yorum yok!
Vee geldik iplerin koptuğu noktaya; “Epizyotomiyi doğumda gerekli bulmadıkça doktor, istemiyorum. Beni biraz ürkütüyor.” dedim ve o babacan, nazik Daktır T. gitti. Bir hayli agresif bir sekilde “Ben her doğumumda yaparım! Hatta epizyom, doğumdan daha uzun sürer; o kadar özen gösteririm” diye; böyle gözlerini koca koca açarak, sesini yükseltti. Sormak zorundaydım; “Neden gerek gördüğünüzü anlatır mısınız?” diye sorunca da bağırmaya ve hakaret etmeye başladı! Bu takıntılı annelerden etrafta çokca varmış artık. Bu takıntılı tavırlardan vaz geçmeliymişim. Doktorun işine bu kadar da karışılmazmış. Haaa bir de bu epizyotomi konusunda sorun çıkaracaksam; bir daha kendisine gelmeyeyimmiş, baştan söylüyormuş. Baştan dediği de 29. haftamdayım! Eyvallah deyip çıktık dışarı. Daha doğrusu bu muamelenin arasında hemşire sıradaki hastaya kapıyı açıverdi.
Ne hissettim biliyor musunuz? Zaten SSVD’ yi desteklemiyormuş, gönül vermemiş bu işe. Alpi’ nin doğumundan sonra; en hazmedemediğim; o kandırılmışlık duygusuydu. “Bir daha niyeti böyle bir doktoru sezersem; hiç çekinmeden bırakıp gideveğim.ma bakmadan çıkıp” diye sözvermiştim kendime. O yüzden arkama bakmadan çıkıp gitmek zor gelmedi. Bir anne adayı, doğum doktoruna çok bağlanıyor. Müthiş bir güven duygusuyla bağlanıyor. Düşünsenize; kendi canınız ve yavrunuzun canını o doktora emanet ediyorsunuz. Doğum anında savunmasız, hatta acizsiniz. Bu sebeple, o aşamaya gelene kadar da kırılgan oluyorsunuz. Ben bu kez bunu hissetmedim. Sadece karşımda haddini aşmış, azıcık bir şeyleri sorgulayan bir gebe görünce panikleyen, eskiden daha sık görülen; üste çıkmaya çabalayan doktor tavrını sergileyen bir doktor vardı. Halbuki gerekçelerini bana her zamanki nezaket sınırları çerçevesinde anlatsa; belki de ikna olacaktık. Olmayacaktıksa bile, bu şekilde ayrılamış olacaktık. İlk 2 gün sinirlendim ama sonraları çok şanslı olduğumu fark ettim. Bu durumla ameliyat masasında da yüzleşmek zorunda da kalabilirdim ve o zaman bu kadar rahat kapıyı çarpıp gidebileceğimden emin değilim.
RifBaba ile beklemeye karar verdik. Daha yeni muayene olduğumdan, önümüzde tertemiz 1 ay olduğunu düşündük. Araya bayram tatilinin girmesine izin verdik ve bu sürenin sonunda kafamızda yeni bir doktor ismi netleştirdik.Gerçek bir SSVD dostu doktor olduğundan emin olalıydım. Bu aralar sıklıkla duyduğum erken doğum hikayeleri yüzünden, erken doğuracakmışım hissi yerleşti üzerime. Halbuki hiç de öyle 6. hissim tutar, içime doğar insanı değilimdir.  Tatile çıkacağımız sabah, ben Kardeş’ in yıkanmış eşyalarını dolaba yerleştiriyordum. Gitmeden hastane çantasını da aradan çıkarıverdim.
Tatilimizi yaptık, enerjimizi depoladık ve cumartesi günü için randevumuzu aldık. Yeni doktor adayımız referanslı bu konuda. İyi bir şey yapıyormuşuz hissi var içimde. Bize şans dileyin.

  • Share on Tumblr