Katkısız Sevgi

IMG_20140913_232459

Bebeklerle kedileri birbirlerine çok benzetirim. Evde ikisinden de birer adet olunca, gözlemlemek daha da keyifli hale geldi. Zorlukları yok mu; elbette var. Bazı gerçekler, Minnoş hayatımıza girdikten epey sonra kafama dank etti. Artık bir süre daha bana 3 çocuklu anne gözüyle bakabilirsiniz. Durumu en iyi böyle özetleyebilirim.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

7-8 yaş dönemi

catsnucrıt

“Bayramın dördüncü günündeyiz. Cuma gününden beri fır fır gezdiğimizden olacak ki; tüm günü evde geçirmek iyi gelmedi. Feci şekilde sıkılmış durumdayız.
Yarın Bodrum’ a gitmeye karar vermiştik. Bayramdan önceki hafta RifBaba dört günlüğüne İstanbul’ daydı. Bu durum Alpi’ yi oldukça olumsuz etkiledi. O büyülü anneye düşkünlük dönemi de sona erdi. Artık babaya hayranlık duyuyor. Dün arabada dedi ki; -“Babişkooo, güneş gözlüğünü çıkartıp bana bakar mısın?”

RıfBaba çıkarttıktan sonra da

-“Ayyy işte bu bakışlarına bayılıyorum babik! Hep gözlüksüz dolaş! Bana hep böyle tatlı bakışlarınla bak!”

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

İlkokulun ilk haftalarından kısa notlar

*Alpi kuşum hepimizi ayağa dikti. Maaile güneşin doğuşunu izlemek üzere, yüksekçe bir yerlere çıktık. (Bebek doğduktan sonra da bu romantik aksiyonlara, aynı mutlu tabloyla karşılık verebilsin ailem:) diye not almışım)

*Araya bir yaz tatili girdi ve bütün rakamları yazmaya aşağıdan başlıyor, hepsini de ayna tutmuş gibi ters yazıyor. Şimdi de “Her şeyi unutmuşum ben” diye ağlıyor.

*3 hafta önce, formasını aldığımız cumartesinden beri; o formayı çıkartmayı hiç istemiyor. Hele ki; okul çıkışı bir yere gittiysek ve forması da üzerindeyse, mest oluyor. (Bunu 1 aygeçtiği halde, hala yapıyor)

*İlk kez süt dişleri dökülüyor. Ailecek çok heyecanlıyız. Diş perisi tabii ki geldi:)  Önce sol alt öndeki diş; sonra da sağ alt öndeki dişi de düştü. İkinci dişle beraber; altta sevimli bir boşluk oldu:) 2. dişini ben çektim!

*İlk kez babası tarafından yarın tüm gün boyunca bahçeye inmeme cezası aldı. Sebebi de; yaşları yaklaşık 10-16 arasında değişen bir grup çocuğa/daha çok çete gibiler/ sözle sataşması.

 *Offf cok güldüm:))) http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=190142 

 *E: Alpi neden böyle davrandın?
   A: Şeytana uydum anne!

*Neredeyse düzenlemesini bitirdiğim çalışma odama göz koydu! Sabahtan beri peşimde tin tin tin; “Bu oda benimkinden daha büyük. Ben bu odaya taşınmak istiyorum” diye dolanıyor. Odaları değiştirdim. 4-5 kitaplık, dolaplar, koliler vs olduğu için zorlandım. Sağından geç, solundan dön. RifBaba gelene kadar da apartman görevlimiz ve karşı komşumuzdan yardım istedim.Yavaş yavaş bosalttım içlerini. Bir an önce düzenini tuttursun yeni odasında diye heyecan yaptık ikimiz. RifBaba gelince de içlerini yerleştirmeyi bitirdi, kutuların içlerini düzenledi ve kitaplıkların üzerine koydu. Alpi’ nin ileride kardeşi ile paylaşacağı çok daha büyük bir odası oldu. Ben de çok isteyip de bir türlü düzene oturtamadığım çalışma odama kavuştum.

*İlk kez yeni doğmuş bir bebek gördü. Epey merakla gözlemledi. Sırıttı falan. Azıcık anlattım; rengi açılacak, yüzü daha şiş duruyor, bir kaç güne güzelleşecek diye. İlgiyle dinledi:)

*E: Heyyooo! RifBaba, cuma günü okul yokmuş bizimkilere. Öğretmenlerle idarenin toplantısı varmış:)
A: Eee? Ne var ki bunda bu kadar sevinecek? Zaten yeni başlamadı mı okul?

  • Share on Tumblr

Gebelikte 33. hafta

İlk kez hıçkırdı! Çok şaşırdım, hiç beklemiyordum. Elimi koydukça hissettim. Belki de bu güne kadar o yüzden hissetmedim. Alpi’ ye gebeykenki duygularımı anımsadım:) RifBaba ilk kez hissetti. Daha önce bebeklerin hıçkırdıklarını duymamış. Kelimenin tam anlamıyla şok oldu. Çok mutlu olduk:) Alpi kuzuma da denk gelsin isterim. Son zamanlarda attığı her tekmeyle; sadece karnım değil de tüm vücudumun sarsıldığını hissediyorum.

 Kardeş 2,830kg olarak bu hafta iriliği ve hızlı gelişimiyle bizi korkuttu. Duyuyor, hissediyor ve bulanık da olsa görüyor. Akciğer gelişimi neredeyse tamamalanmış.

Bana gelince; yürüyüşüm zorlaştı ve hareketlerim ağırlaştı.Vaow! Rahim, gebelik öncesine göre tam 500 kat genişlemiş! Gece tuvalet ziyaretleri iyice sıklaştı.
Dün gece 00:00′ da ekmek arasını lüpleten ben, kurt gibi aç uyandim:S Kendimden ve yeme potansiyelimden korkuyorum!

 Doktorumuz  sabah aradı ve “Yetişebilirseniz 1/2 saate burada olun; riskli bir doğum var” dedi. Kahvaltıya gitmiştik ve apar topar kalktık. Tam muayenehaneye girdik ki; doktorumuz “Çok üzgünüm, durum acilleşti ve hemen çiıkmam lazım” dedi. Yeni bir randevu belirlememiz gerekti. RifBaba da coşmuş; “Pazartesi sabaha olur” diyor :) Umarım kritik doğum, başarıyla gerçekleşmiştir. Kocacığıma da artık çocuğumuzun okullu olduğunu hatırlatıverdim:D

 Yine bu hafta ailecek, hummalı bir temizilik işine giriştik. Kileri temizledim; 2 battal boy çöp torbası çöp çıktı! Sprey boyalar, Alpi’ nin kullanmadığı oyuncakları, vs. çok çeşitliydiler:) Her şeyi de atamıyorum; arkadan gelen var. Evde 6 yaşında bir çocuk var. 6 yıllık birikim. Atsam; Kardeş büyürken tekrar almam gerekecek. Saçma değil mi? Bebek küveti, portbebe vb çok yakında kullanacaklarımızı da çıkarttım. Alpi geçenlerde bir açtı kileri; resmen odun toplar gibi bir sürü sazlık kamışı sokuşturmuş:) Başka bir gün taş boyama için taşları yığmıştı:)Taa bizim üniversite zamanından kalma resim dosyaları ve malzemelerimiz, yazdan boşalan saksılar falan filan. Boşaltıyoruz işte:) Kardeş büyüdükçe elden çıkartırım her şeyi diyordum; annem geçenlerde carladı “Aaa kardeşin yaza gebe kalırsa; Ona lazım olacak! Kilerde tut!” Hahaha dedim ki “Yer yok artık. Çok istiyorsan getireyim sana?” ses yok:P
————
Temizlik devam ediyor:) Aşırı yorgunum. Eşimle öyle bir girişmişiz ki eve ve eşyalara; O hala devam ediyor. Kileri yıkayıp; bebeğin eşyalarını öne yerleştirdik. Eşim tekno atıklarını ayırdı. Bebek arabası, ana kucağı, park yatağın hafif parçaları söküldü ve yıkandı. Alpi ile babası park yatağı yıkadılar. Yatağı balkona çıkartırken gözümüz zilyon yıldır görmezden geldiğimiz stor güneşliklere takıldı. Bütün perdeler söküldü; RifBaba şu anda storları yıkıyor. Ben de makinaya tülleri atacağım fakat öncesinde hafif de olsa pencerelere bir dokunuş gerekli. Arkdaşlarım, “Çok feci “nesting” modundasın” diye gülüyorlar bana:)
——-
Her sey kurudu, kuruldu, makinada son parti tüller. Astıktan sonra gönül rahatlığıyla doğurabilirim:P
 
Akşam üzeri dışarı çıktık ve çok tatlı bir Nurturia annesi&yavrusuyla; Duygu&Balca ile tanıştık:) Sonracığıma, ev tipi ana kucağımıza kavuştuk.
Bu hafta böyle geldi geçti. Alpi’ nin bombalarıyla bu haftayı kapatayım:

“Anne, bu çocuk sportik olacak bence! Çok acayip tekmeler atıyor.” Karnımda sert hareketler yapan kardeşiyle öyle tatlı konuşuyor ki; her seferinde dayanamayıp, dalıyorum:)

“Seni rahatsız ettiğim için çok üzgünüm anneciğim”. Bahçeye inmeden önce evde bırakmaya karar verdiği oyuncağını; 10dk sonra almaya geldi. Kapıyı açtığımda böyle dedi:)

*Biterken; Alpi’ nin okulu açılmadan önceki gün alışverişteydik. Formasını almıştık ve b fotoğraf da kabinden çıkmasını beklerken çekildi. 33. haftamıza denk geldi okulun ilk haftası.

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Bang Bang!

Alpi: Anne! Burak mahallenin bütün kızlarını götürmüş; biliyor musun?
ElfAna: (Derin nefes al ve sakin görün) O ne demek tatlım?
Alpi: Götürmüş işte!!! Parka falan götürmüş olmalı. Bir de hepsini uçurmuş! Burak’ ın kısa boylu arkadaşı var ya bir tane; O söyledi bize. İnanabiliyor musun?
ElfAna: (Allah’ ım sana geliyorum! 6 yaşında bu çocuk henüz) Hımm.. Onu nasıl yapmış peki?
Alpi: Havaya uçurmuş hahahahaha:))) Boyu uzun ya Onun; yapabilmiştir!

Okulda geçirilen ilk oryantasyon haftasından, Alpi oğlanın öğrendikleri.

  • Share on Tumblr

Gebelikte 29. hafta

29. Hafta haberleri başlıyor! Hala tatil devam ediyordu 29. haftada ve manzarada buydu;) Sıcacık havaya bu şekilde katlanabildik. Bu arada Kardeş de kendi vücut ısısını ayarlayabiliyormuş artık. Duyuları tamamen gelişmiş durumdaymış ve ışık, ses, tat ile kokuyu algılayabiliyormuş. Parlak ışığa doğru başını çeviriyormuş. Bunu anlattığımdan beri Alpi devamlı karnıma doğru el fenerini tutarak kardeşiyle konuşuyor. Çok sevimli bir ikili olacak bunlar; ben size söyleyeyim. Bu hafta bağışıklık sistemi gelişmeye başlarmış ve doğumdan sonra da anne sütüyle devam edermiş. Yavrunun halen bir ismi yok. Evdeki en hararetli tartışmalar, bu konuda gerçekleşiyor:)
Kaynağımda yazılanın aksine; göğüslerimde rahatsızlık veya gerginlik hissi pek yok. Sırt ve bel ağrıları; yorgunluk sonrası kendini göstermeye başladı. Uzun yürüyüş ve plaj çantasının ağırlığı yüzünden 2 kez bayılacak gibi hissettim kendimi. RifBaba İzmir’ de, benden başka taşıyacak kimse yok, dolmuş da devamlı dolu geçince; yürümeye mecbur kalmıştım. Zordu. RıfBaba’ nın tekrar yanımıza dönüşü; coşku ve özlem ile karşılandı;) Bu hafta itibariyle şişlikler artabilirmiş; oldu da. Artık parmaklarımdaki şişlik artıp inmiyor. Belli bir şişlikte sabitlendi sanki. Yüzüklerinizi çıkartmak durumunda kalabilirsiniz der kaynak. Ben kaç ay önce çıkarttığıı hatırlamıyorum bile:) Kim bilir bir daha ne zaman takabileceğim. Ayaklarımda da aynı durum söz konusu olmalı; çünkü her zamanki babetlerimi giyince sıkıyor. Terlikler tek favorim oldular. Ayak parmaklarımsa, yorgunla beraber rahatsız edici bir şişliğe gelebiliyorlar. Yorucu egzersizlerin her türlüsünden kaçınmak gerekliyken; yüzmeye doğuma kadar devam edebilirmişim. Mümkün olduğunca hafta sonları Çeşme ya da Urla’ ya kaçtık zaten. Fırsat çıktıkçada devam ederiz. Normal yüzme bir nebze de;sırtüstü yüzmek artık namümkün. Karnım, piramit gibi bir şekle bürünüyor. Aynı şekil; yattığım yerden doğrulurken de oluşuyor ve çokkötü hissettiriyor bana. O yüzden yan dönüp, yuvarlanarak kalkmaya çabalıyorum. Yüzme boyunca en eğlenceli bulduğum şey ise; aylardır sarılmak, kucağıma zıplamak için bekleyen Alpi ile kucaklaşabilmek. Hatta abartıp; suyun kaldırma kuvvetinden de yararlanarak, zıplattım, fırlattım. Çok keyifliydi:)

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Hastane bulalım derken

Perşembe günü yüzme kursuna; uzunca bir aradan sonra RifBaba da geldi. İşleri hala çok yoğun. Dolayısıyla bir denge tutturmakta hala zorlanıyoruz. Bir kaç haftadır cumartesileri çalışmıyor ve bu; başta Alpi’ ye çok iyi geliyor. Pazartesi sabahı iş günü olduğunu bildiği halde, şansını mutlaka deniyor ve “Immmm günaydın. Tatil günü değil mi anne?” diye soruyor.

Perşembe sabahına dönersek; ilk kez kurs çantasını evde unuttuk. Çok komikti aslında. Normalde evden çıkmadan önce çantayı ya Alpi’ nin eline ya da babasının eline tutuştururum. Kapıdan çıkmadan önce RıfBaba mutlaka “Çantayı aldınız mı?” diye sorar. Alpi  ise henüz yerde duran çanta için “Babaaaa! Çantamı sen taşır mısın? Kolum çok ağrıdı” falan der :) O sabah ise ben Alpi’ ye “Çantan kapının önünde;sakın almadan inme” deyip, odalardan birine daldım. RıfBaba “Her şey hazırsa ben aşağıya iniyorum”  dedi. Alpi de “Ben babamla iniyorum” dedi ve koşturdu. Ben de çantaya hiiiç bakmadan; nasıl olsa ikisi de duydu diye, çekip kapıyı indim aşağıya. Kursa bir geldik; sürpriiizzzz!
Ben Alpi’ yle; çocuğa bıdır bıdır yaparak kurs binasına girdim. RfBaba söylenerek;çantayı almak üzere eve döndü. Alpi de “Duymadım ben senin öyle dediğini” diye savunmaya geçti. Oğlumuzun sorumluluklarını, farkında olamadan biz üstlenmişiz. Aferin bize! İşte bizim evin halleri :))

Aslında tüm bunlara sebep; öğleden sonra yapacağımız hastane ziyaretiydi. -Alpi hariç. Onun kafa süper düper bu aralar. Tek düşündüğü; almassına bir türlü müsaade edlmeyen Beyblade’ ler. 6 yaş savsaklığı da bonusu- Daktır T., iki hastaneyle anlaşmaşlı. O günkü hastane; SGK ile anlaşmalı, oldukça ekonomik fakat hakkında adam gibi bir duyum alamadığım bir hastaneydi. İnternetten araştırdim, anne forumlarında soruşturdum, Nurturia’ da bir kaç kere sordm ama nafile; memnun kalana rastlamadığım gibi elle tutulur gerekçeler gösteren de yoktu. Çok can sıkıcı bir durum.
Çok gergindik. Bu hastane olmazsa, diğeri olurdu.. Aslında içten içe korktuğumuz; diğer hastanenin de aynı derecede güvenilmez çıkma olasılığı idi. Yani evet; önyargılı bir şekilde gidiyorduk.

Muhitin uzaklığı, fazla tekin değil diye adlandırılıyor olması ve yakınlarda hiç otopark olmaması beni daha baştan gerdi. Bina girişinde, halkla ilişkilerden sorumlu olan bayan bize çok baştansavma davradı. Doğum içinn hastane araştırdığımızı, orasıyla ilgili karar aşamasında olduğumuz ve hastaneyi; özellikle de doğum servisini gezmek  istediğimiz söyledik. İlişkiler konusunda başarısız olduğu belli olan Halkla İlişkiler personeli, yüzümüze dahi bakmadan “Doktorunuzla konuşun” deyip öbür tarafa baktı. -Zaten gerginim; sabahtan beri kafamda bin türlü şey kurmuşum,başlarım senin kaprisine!- Doktorumuzun hastane doktorlarından olduğunu sertçe belirtince bir kıvırma, bir ilgi alaka; neyse 3. kata gönderildik. Orada ebelerin odası varmış. Hastanenin de 3 ebesi varmış.
Bir sedyeyi anca diklemesine sığdırabileceğin “sedye asansörü” ile –Diğer asansör çalışmadığından; bizi buna yönlendirdiler- 3. kata çıktık. Ortada sadece 1 hasta bakıcı adamcağız; tüm katın hastaları adamın peşinde. Ebe odası denen de; girişte bir masa. -Görmüş olduk ebenin odasını!- E bizde hasta bakıcıyı taciz kervanına katılıp, ebeleri sorduk. Ebeler doğumdaymış, ne zaman çıkacakları belli olmazmış, bu kattaki her şeyden ebeler sorumluymuş ve bir tek onlar yanıtlayabilirmiş. Böyle başlarında kraliyet tacı ya da super kahraman pelerinleriyle 3 adet kadın beklentisine giriyorsun bir süre sonra. Beklenen ebeler 1/2 saat beklememize rağmen görünmediler. Biz de sağı solu kurcalamaya başladık. Hastane eski ve bakımsızdı. Pek hijyenik de sayılmazdı. Odalar da keza öyleydiler. Serum odasından başka bekleme alanı yoktu. koridorda bir bank ya da sandalye dahi yoktu. Önce serum odasındakilerle tanıştım ve ağızlarını aradım. Doğum için bekleyen yokmuş aralarında. Geçmiş olsun dileklerimi sunup; odalara diktim gözümü.

Bu, o gün verdiğimiz en doğru kararmış. Kan içindeki çarşafın 1 saattir değişmesini beklemek, ilgi gösterilmediğinin söylenmesi, ortada hemşire/ebe yok denmesi, hijyenin olmadığının söylenmesi… kararımızı çabuklaştırdı. RifBaba da kolumdan tuttuğu gibi; “Burada doğum yapmana müsaade edemem!” deyip, oğlanı da kaptığı gibi çıkardı bizi dışarı. (Aslan koca!)

Cumartesi günü ise 2. hastaneyi gezmek için düştük yollara. Bir gün öncesinde; bir tanıdığımızın 20 gün önce doğum yapmış arkadaşıyla konuştum telefonda. 2. aday hastane ile ilgili, oldukça ayrıntılı konuştuk. Telefonu kapattığımda, neredeyse kararımı vermiştim. RıfBaba ile paylaştım bunu ve güle oynaya bindik arabamıza.

Haftasonu olduğu için; beklediğimiz gibi, hastane biraz tenhaydı. Girişte bir beyefendi karşıladı bizi. Güleryüzlü, ilgili ve bilgili idi. Doktorumuzu ve geliş sebebimizi çıtlattık. Yine 3. kata telefon edip, haber verdi. 3. katta bizi bu kez bayan bir hasta bakıcı karşıladı. -Uluslararası bir anlaşma mı bu? Neden doğum servisleri hep 3. ktta ki?- O da oldukça güleryüzlüydü. Normal ve suit odaları gezdirdi bize. Arada cüzzi bir fiyat farkı var. Sıra geldi ebe ile tanışmaya. Ebe B.genç ve oldukça konuşkan bir bayandı. Daha önceki doğum deneyimiziden tutun da; piyasadaki her türlü doktora kadar, aklımıza ne gelirse konuştuk. Hatta bir ara RifBaba’ nın kulağına eğilip; “Azıcık dürtsek, epey bir doktor havadisi alırız gibime geliyor.” bile dedim. -Yalan yok; dedim yani.- Bir yerde ipin ucunu kaçırdı B. Ebe.
Elf: Daha önce hiç ssvd tecrübeniz oldu mu?
Ebe: 2 tane oldu. İlk doğumumuzun üzerinden kaç sene geçti?
Elf: 6 sene
Ebe: Hımmm… En az 8 sene gereklidir.
Elf: Af buyur??? Bütün ssvd yanlısı doktorların söylediği 2 sene!

Ebe Hanım’ ın ilk ssvd tecrübesinde, annenin ilk çocuğu 8 yaşındaymış ve böyle bellemiş olayı anlaşılan. Pek bilgili olmadığını düşündürdü bana. Yine de doktorum olacak yanımda diye içimi rahatlattım. Fakat sohbetin ilerleyen kısmı kanımı dondurdu. 8 sene konusunda ısrarcı çıktı bizim Ebe Hanım. İkinci ssvd tecrübesini anlatmaya koyuldu: İlk doğumunu 2 sene önce ölü doğum olarak gerçekleştiren bir anne adayı varmış. 2 sene sonra ssvd için hastanedeymiş. Doğum başladığında koridorda yürümeye, rahatlamaya çalışıyormuş. Sonrasını çok ama çok ayrıntılı anlatı. Ben, bu yazıyı okuması muhtemel anne adayları; özellikle ssvd adaylarını düşünerek ayrıntılı aktarmayacağım. Şu kadarını yazayım ki; bebeğin ne yazık ki kaybedildiği korkunç kanlı bir rüptür hikayesiydi. Kendimi bir an için; 11 yaşında kampta ateş başında, korku hikayeleri dinleyen çocuk gibi hissettim.. Ssvd yanlısı olmayanların veya yetersiz bilgisi olanların; karşısındaki caydırmak için bunu yapmasına alışkınım maalesef. Ya yeni araştıran bir anne adayı olsaydı orada? Ya kafasında soru işaretleri olan bir çift olsaydı orada? Bir profesyonelin bunu yapması hiç de etik değil. Daktır T.’ nin de dediği gibi; hatta terbiyesizlik, boşboğazlık ve aptallık.

Hastane hakkında bir kaç merak ettiğimiz bilgiyi de alarak çıktık.

Alpi’ ye gebeyken hastane gezisi yapmak hiç aklımıza gelmemişti. O kadar güveniyorduk ki doktorumuza; her şey çok güzel olacak gibi gelmişti. Olmayabiliyormuş meğerse.. O yüzden nacizane tavsiyem; doktorunuzu araştırdığınız gibi, hastaneyi de araştırın. Personelle önceden bir tanışın.

*Biterken; biz yine Bodrum’ dayız. Bodrum geçen seferki gibi çıkmadı. Çok sıcak, nem çok yüksek. bu haliyle İzmir’ i mumla aratatacak gibi.

Fotoğraflar; “Karayip Korsanları” hasretiyle yanıp tutuşan Alpi’ ye; Gül teyzesinin taa Almanya’dan yolladığı PlayMobile Korsan oyuncakları. Tekrar teşekkür ediyoruz Gül teyzesi. Alpi’ yi çok ama çok mutlu ettin. Bıcırıkları gözlerinden öperiz :)

  • Share on Tumblr

Bodrum Koyu, Mordoğan

Haziran ayına ait bir gün. Sezonun ilk deniz ziyareti; bizim de ilk kez gittiğimiz, Mordoğan’ ın Bodrum Koyu idi. RifBaba yanına mayosunu amayı unuttuğu; ben de o ayki doktor kontrolümü henüz gerçekleştirmediğimden, previa’ nın ne durumda olduğunu bilmediğim için, denize sadece Alpi girebildi. Ee, amaca uyulmuş olundu.

Yaşıtı olmasa da; ortamda bir erkek çocuğun daha olması,durumu kurtardı. Hoş; Alpi denizi gördüğünde, yanındakileri geri plana atıyor.

Başında nöbetleşe durduğumuzu yazmama gerek yok aslında; değil mi?

1 yaş civarında aldığımız kum oyuncakları. Yaz-kış kullandık ve hala duruyorlar. Evet, mal kıymeti biliyor oğlum.

Balığı kaptı.

Mordoğan, genel olarak nasıl bilmiyorum. İlk kez gittik. Fakat bizim gittiğimiz koyda, deniz ılıktı. Hamam suyu gibiirrite edicek bir ılıklık değil ama; soğuktan sıcağageçerken ki ilk ılık :) İçimiz gitti kısacası.

Kıyıya vurmuş balina 😛

Bu seneki can kurtarıcımız. Denize ya da havuza gidilecekse; kendini unut ama makarnasını asla!

Üzerindeki de amma küçülmüş. Sezon ilki olduğu için; ne bulursan takıp da denize salmak bir haktır! Hiçbir zaman bir işe yaramamakla birlikte; feci güven veriyor. Kim bilir; belkide asıl amaç buydu.

Kuzucuğun üşüyünce büründüğü şekil.

Gözlükleri hala çıkartmıyor denize/havuza girerken. “Alpi, Kung-Fu Panda’ ya benzedin artık! biraz gözlüksüz gez de; göz çevren de güneşten renk değiştirsin” teşviklerimiz, bir sonuç vermedi. 

Kardeş & Ben.

Hani hep anlattığım, belediyelerin önlerinde bile rastlayabileceğiniz, arsız bitki var ya; hani benim büyük bir başarıyla bir kez çürütüp, bir kez de kuruttuğum! İşte bu o.

Mordoğan’ da güvenini sağlamlaştırdıktan sonra; Balıklıova’ da kendini aşan bücür. Tek başına böyle yüzdü. RıfBaba’ ya epey bir ayar vermemiz gerekti. Aklı çıktı bir şey olacak diye. 6 yetişkinin gözü oğlanın üzerinde zaten. denizdekiler de var. Yine de çok zor sakinleşti. Mecburuz ama. Ne kadar korksak da,aklımıza kötüdüşünceler gelse de öğrenmesi için izin vermemiz gerekiyor.

İlk kez kendi başına denizde yüzdü, açıldı.

Akşam yemeği için Balıklıova Manzara Restoran‘ ı tercih ettik. Tavsiye ederim. Siparişlerden önce epey bir yüzüldü. yemekler gelene kadar hazırlanılıyor ve hooop yemekle birlikte masadasınız.

Sardunyalara ağzım açık bakakaldım. Hiç bu kadar büyük bir öbek görmemiştim.

Bilek güreşi

Günbatımını seyre dalış..

İskelenin tahtalarının arasından balıkları seyrediyor.

*Biterken; 7. aya adım adım yaklaşıyoruz. Bu Kardeş’ in sağı solu da belli olmuyor yani. Bir kez daha buraya giip; denize girmek istiyorum!

  • Share on Tumblr

Gebelikte 22. hafta

Oğlumuzun kulakları epey keskinleşmiş. Artık seslere tepki veriyormuş. Güzel sesleri ayırt ediyormuş. Acaba neye göre güzel sesleri? İki ayrı arkadaşım vardı. Birisi heavy metal dinlerdi ve bebeğine de dinletirdi. Diğeriyse klasik müzik. Çocuklar aynı zevkleri sürdürüyorlar:) Ben Alpi’ ye ne seviyorsam onu dinletmiştim. Yani kulaklık alıp da karnıma koymadım tabii ki. Ne dinlemek istiyorduysam; açtım sesini, O da dinledi. Şimdi de öyle. Kardeş ise genellikle benim sesimi dinliyor:)
Bebeğimiz artık minyatür bir insana daha çok benzemekteymiş. Kafa vücut oranı daha da dengelenmeye başlamış. Oluşan göz kapaklarını hareket ettirebiliyormuş. Beyin gelişimi de bu hafta itibariyle hızlanmış. Erkek bebeklerde ilkel sperm yapımı başlamış.
RıfBaba ilk kez; elini karnıma koyduğunda, Kardeş’ in tekmelerini hissetti. Çok heyecanlandı.
Ayrıntılı usg randevumuz vardı. Doktorumuza yeni bir cihaz denettiklerinden, işimiz biraz uzadı. Doktorumuz, Kardeş’ in kalbini istediği gibi inceleyemedi. Bebeğimiz de bir türlü dönmedi. Alpi sıkıntıdan patladı, biz de öyle. Şekerli bir şeyler yiyip beklememizi; bebeğimizin pozisyonunu değiştireceğini umduğunu söyledi doktorumuz ve biz de 1/2 saatlik bir mola verdik. Dönüşte; bebeğimiz doktorumuzun istediği kadar olmasa da; kontrolüünü yapacak kadar dönmüştü. Fakat bize yüzünü tam göstermemeye kararlıydı. Ben çok heyecanlıydım bu gün için; sağlığının yerinde olduğunu duymak büyük bir mutluluk. Bir de yüzünü gösterseydi; tam olacaktı:) Boyu 26cm, kilosu ise 500 küsur gram imiş. Çok güçlenmiş; tekmelerden hissediliyor. Plasenta previa tam geçmese de artık egzersiz ve yürüyüş iznim çıktı:)

Bana gelirsek; aynen kaynağımda yazdığı gibi; diş hassasiyeti sebebiyle soluğu diş hekimimde aldım! Diş etlerimdeki hassasiyetin sebebi; diş etlerimin iltihaplanıp şişmiş olmalarıymış. Sebebi ise gebeliğe bağlıymış. Ayda bir diş hekimi ziyaretinde bulunacağım; evde de kürdanla diş etlerime masaj yapmam gerekiyormuş. Bu sırada kanayacak olan diş etlerim, rahatlayacakmış. Gebelik hormonları yüzünden yüzde ince kılcal damarlar görülebilirmiş. Henüz bende oluşmadı. Mide yanmaları tekrarlanmaya başladı. Magnezyum desteğini de düşünerek; elimden doğal mineralli suyumu bırakmıyorum. Bu hafta başlayan kramplara iyi geldiği duyumunu aldım ve sık içmeye başladım.Muz, süt ve soda üçgenine girdim. Hepsi/biri/bir kaçı işe yaradı:) Kramp başladığında; söz konusu kasın tersi yönde bacakları hareket ettirmek rahatlatıyor. Bacakları düz tutup; parmak uçlarından kendinize doğru germek de işe yarıyor. Vücut denge merkezi yer değiştirmeye başladığından, daha dikkatli hareket etmemek gerekiyor. Yine hormonlar sağ olsun; parmak eklemlerime kadar, tüm eklemlerimde gevşemeler olacakmış. Bak bu, yeni duyduğum bir durum. Alpi’ ye gebeyken ne doktorumdan ne de okuduğum kitap ve makalelerden, böyle bir şey hatırlamıyorum. Sonuç olarak bel ağrıları ile tanışacakmışım. Henüz böyle bir belirti de yok bende. Denge problemlerini ekleyince; elveda yüksek topuklu ayakkabılarmış. Düz babetlerden ileriye geçememiş olduğumdan; hiç de sorun değil:P

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

Alpi artık yüzüyor

2 ay olacak yüzme kursuna başlayalı. Her cumartesi & pazar, Alpi camekanın havuzlu bölümünde, biz de izleme bölümünde heyecanlanıyoruz. O korkuyor, ben cama yapışıyorum. O, ağlıyorum, ben antrenörler velilerle göz teması kurmuyor diye kızıyorum. O batıyor, benim çıkarasım geliyor :))

Yüzme öğretmenlerimizi seviyoruz. Göz kontağı kurmamakla iyi ediyorlar. Hatta camekan da kapatılsa bile teridir. Çocuklar orada istenileni yapmaktan çekindiklerinde, alıştıkları üzere, ağlak gözlerle bizlere bakıyorlar. Zor durum herkes için:) Fotoğraflarla geçen iki ayımız.

 Tahmin etmekte zorlanmadınız değil mi? Şeker pembesi boneli ve turkuaz-turuncu gözlüklü yavru, Alpi :) 

İlk ayı, çoğunlukla küçük havuzda geçirdiler. Ayak çırptılar, başlarını dudaklarına kadar suya batırıp baloncuk çıkardılar-nefes egzersizleri-, oyun gibi gözüken, aslında büyük havuzda işlerine yarayacak taktikleri öğrendiler.

Sırasını beklerken çoğunlukla, burnunu tutmadan dalma çalışmaları yapıyor.

 Öğretmeni, yuvadan ilk kez itiveriyor :)

 Arkadaşları, kendi başlarına havuza atlamak için sıradalar. Alpi bundan çok korkuyordu. Alel acele havuzdan çıkıp oturdu ve ağlamaya başlamıştı. 

 “Böhüüeeee! İstemiyoruuaaammmm! Ben öğretmenimin elini tutmadan atlmaaammmm!Anneeeaaaaaa, kurtar beni!!!!” İtiraf ediyorum, bu fotoğrafa bayılıyorum 😛

 Arkadaşları sırayla atlamaya başladılar. Alpi, ağlamak konusunda yeterince diretince, cankurtaran öğretmenlerinden bir tanesi ikna turlarına başlıyor.

 Cankurtaran öğretmen, kendi öğretmeniyle konuşmaya ikna ediyor. Devamını heyecanla izlediğimden, fotoğraflamak aklıma bile gelmedi. Kah öğretmeninin kucağında, kah öğretmeniyle elele atlayışlar yaptılar. Ertesi gün de ağladı ve sonra cesaretlendi. Bir daha da ağlamadı. Böyle her duygusal çalkantıdan sonra, ders bitiminde öğretmenine koşarak sarılıyor kuzum.

 Havuzun içinde sıra bekliyorlarken; benim cüce tek tek arkadaşlarını geride bırakarak, sıranın sonuna fıyabiliyor 😛

 Sırtüstü durma çalışmaları.

 Batıp çıkıyor.

 Keyfi yerinde. Bir de kimse Ona bakmıyor sandığında (!), havuz suyunu ve kollarındaki damlaları yalamaya başlıyor. Her uyarımızda da kesinlikle inkar ediyor cüce.

 Yolun yarısında öğretmeni ileriye doğru itiyor ve dipten yüzerek halkalara kene gibi yapışıyor:)

 Zorlu geri dönüş.

Eller önde gergin, ayak çırparak dipten yüzüyor. Suyun dibindeki karartı, öğretmeni. İlk önce sırtına çıkıp, boynuna sarılıyor. 1,2,3 ve yunus gibi öğretmenin sırtında dibe dalıyorlar. Tam dipte öğretmeni sıyrılıyor ve kendi başına suyun yüzeyine ulaşıp, halkalara veya başlangıç noktasına kadar dipten yüzüyor. Şahsen, çok eğlendiğim bir dersti.

S ırtüstü de yüzebiliyor.
Şimdilerdeyse, kulaç atarak yüzmeyi öğreniyor. Artık eğleniyor ve derse geç kalmak istemiyor. Zavallı ben; camekanın arkasında içim giderek yüzenleri izliyorum :)
 Ben de bu yaz öğretmeyi planlıyordum. Kolay olmayacağını düşünüyordum fakat izledikçe ve gebeliği de hesaba katarak, tahminimden de zor olacakmış diyorum. Böyle bir disipline her şeyden önce, çok bilmiş sahil kuşları izin vermeyecekti. “Zorlama çocuğu, sudan korkutacaksın, isteyerek öğrense ne olurdu, hişşşşttt bağırma bakayım” bla bla bla. Alpi o esnada kayıtta olacaktı elbette ve “Böhüüüeeeee!!! Zorlama beni, sudan korkarım bak, boğuacağım imdaaaaaaağğğttttt!” Puffff, düşünmesi bile geriyor insanı. Şunu kabullenmek gerekiyor ki; ebeveyn her şeye yetemez, doğrusunu bilse dahi her zaman uygulamada o kadar başarılı olamayabilir.
  • Share on Tumblr