Ödemiş’ e bir ziyaret

3 aile  sabahın erken ssatlerinde yollara düşer. O pazar günü için bir planları vardır. Sabahtan planladıkları yerlere gidip; öğleden sonra kafalarına estiği gibi gezmek. Soluğu Ödemiş’ deki Kardelen Peyzaj‘ da aldılar. Yedikleri içtikleri onların olsun; gördüklerine gelelim.

 Son derece ilgililer. Sorduğunuz her soruya yanıt alıyorsunuz. Referansları da oldukça etkileyici. Varsa bir fikriniz;tavsiye ederim.

 

Bana erkek tavuskuşunu anımsattı.

Alpi deli oluyor kaktüslere. Bahtsız yavrumun evde bitki yetiştirmek konusunda öyle beceriksiz bir annesi var ki; o kadar olur. Hani parklarda, belediye binalarının önünde, kendi kendine çıkan, büyüyen, tarhların içinden sarkan bitkileri bile; ya çok su vermekten çürüttüm ya da sulamayı unutum kuruttum. Bana şimdiye kadar en iyi dayanan ağaç, Begonvil idi. iki ağaç; 3 sene, paşalar gibi balkonumda yaşadı. Bunun begonvilin oldukça arsız bir bitki olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Şu anda salonda bir, pencere önlerinde dört saksı var. Ne kadar yaşama bağlılar, göreceğiz. Kardelen’ de bu konuyu açtım. Bana söylenen; bol ışık alacak, gübre ihmal edilmeyecek, suladıktan sonra saksı dibinde su birikmeyecek, ayda bir balkonda bir tam gün geçirecek. Bu kadar. Saksılar, tam bitkilere göre; o kadarınından eminim.

” Bir erkeğin, bir kadına verebileceği en güzel çiçek” diye tanıtıldı bu arkadaş bize. Renkleri, duruşu çok etkileyiciydi. Benim cüce de bunu duydu ve kim bilir kafasında neler kurdu. Elinden bırakmadı bir türlü. Bir aydır vazoda solmadı da.
Erkeğini, kadınını bilmem ama ben, çürütemedim diye pek mesudum :)

Annemin vardı balkonunda. Küçüktüm ve net olmamakla beraber polis çiçeği deniyordu gibi hatırlıyorum. 


İşte bu tam benlik!  Hayal meyal görünen saksılar, çok daha büyük bir saksının içerisindeki suya yatırılmış. Çürümeyi bırak; büyüyor.

Balkonda bir adet de bundan olsa ya; ne kadar güzel kokar.

 Alttaki de üstteki de limon. Alttaki çok ilginç gelmişti bize.

Büyüyünce boyu bu ağaç kadar olacakmış.

Kardelen’ deki keyifli gezimizi bitirip;  “7. Ödemiş Süs Bitkileri Fidancılık Sergisi” ne geçtik. Bayındır’da her nisan yapılan festivale benzer bir hayalle giden ben; ilk anda hayal kırıklığı yaşadım. Sonra Alpi kuşumla beraber; hayallerimizin bahçeli evinin bahçesini düzenledik. Ağaçlar, çiçekler seçtik, süsledik. Mutlu olduk :) Ahh ne yazık ki; ismini anımsayamadığım bir ceviz türü, bir de meyve yedik ve bayıldık. Çok değişik lezzetlerdi. Keşke not alsaymışım.

 

Son 3 fotoğraf, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ nin standından. “Bir tek burada çocuğa dikkat edin! Ellenmeyecek düzenlemeler” cart curt dendi.

İzmir’ de şimdiye kadar karşılaştığım belediye personelinin %90′ ı itici, görevlendirildiği konu hakkında çok yetersiz ve tavır olarak oldukça agresifler. Muhataplarına sabır; %10′ luk dilimin de yaygınlaşması için bol şans diliyorum.

  • Share on Tumblr

Hamileyiz.Biz’ deyiz.


 Ülker Hanım’ dan bir mail geldi. “Hamileyiz.Biz dergisi Ağustos sayımızda Blogger sayfası hazırlıyoruz. Araştırma yaparken, sizin bloğunuza rastladım & çok hoşuma gitti. Benimle irtibata geçer misiniz?”diye sevimli bir mail aldım. Ülker Hanım’ la konuştuğumuzda “Kendinizden biraz bahseder misiniz? Blog yazmaya neden ve nasıl karar verdiniz? Şu an çalışıyor musunuz?”benzeri sorular sordu ve”Ağustos sayısında kendinizi okuyabilirsiniz” cümleeriyle kapattık telefonları :)) Bu arada Alpi’ nin fotoğrafları tataaaa!
Ağustosu beklemek kolay olmadı. Ağustos demek aynı zamanda seminer demekti, kızkardeşimin müstakbel eşiyle tanışmak demekti, Alpi & yeğenleriyle planlarımızı gerçekleştirmek demekti. Ülker Hanım’ a nezaketi & enerji, heyecan dolu sesiyle aynı duyguları bana da bulaştırdığ için teşekkür ediyorum.

Buyrun efendim; ayın bloğunu keyifle okuyun.
 *Biterken, Alpi’ nin “Anne, kitaba çıkmak çok keyifliymiş” sözlerine gülüyorum hala:))

  • Share on Tumblr

Bodrum Kale Tur II

Kale turumuzu yarım bırakmıştım. Yine buz gibi bir gece seçtim içinizi ısıtmak için. Sırada daha gecikmiş köy fotoğrafları var. Onlara bakmaya doyamıyorum!

Burçlarda eski bir top.

 Bu kuleden denizi seyretmeyi eskiden de çok severdim.

 Tarihi eserdi değil mi bunlar? Tarihe imzasını atmaya ne çok meraklı varmış!!

 “Vaowww! Anne, gerçek bir şövalye zırhı gördüm. Dokunabilir miyim? Ama bu biraz eskimiş gibi!!!”

Yedin bitirdin beni oğlum Mısır’ da Mısır diye! Yaa, Konak değil ki; atlayıp göstereyim piramitini, mumyasını. Kale içinde daha önce hiç dikkatimi çekmemişti burası. Mısır’ a ait/gönderilen/gelen çıkartılan batıklar.

“Hımmmmm… Anneaa! Bu Mısırlı’ nın tek gözü yok ki! Kihihihihih”

Tam da epey yorulmuş ve mızırdamaya başlamışken, geziyi bu  Mısır bölümü kurtardı.

 Götümedik zaten.

Artık bu muhteşem müzik yok yalnız. Devamlı Karya’ lı prensesin bölümüne girer çıkardım. Sırf tekrar tekrar dinleyebilmek için. Aynı durumu Brave heart’ ın soundtrack albümünde de yaşamıştım. Artık maalesef çalmıyorlar. Sadece Karyalı prensesin yüzünü oluşturma safhasını çekimlerini izletiyorlar. Halbuki o atmosferi nasıl da değiştiriyordu. Müzik yoksa ben de yokum arkadaş dedim! Tavır koydum! Zaten Müzekart, böyle özel bölümlerde geçersiz. Aklınızda bulunsun. (Bu çift camlarla ilgili çekememe durumum var benim! Alpi’ nin akvaryumunda da çuvallamıştım.)

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’ nin standının sol yanında bir sütun bu. Önce onu delerek tabela/ duyuru ayağı olarak kullanan zihniyet; ardından da yere sigara izmariti atmak yerine, bulduğu ilk deliğe izmariti atan yurdum hayvanatından neyi, nasıl koruyacaksın?!?

Ahh ahhh! Resmen gurbetlik çekiyorum modundayım! Yine çok fena Bodrumum geldi benim. İlk fırsatta gideceğim ve bu sefer dönerken, vücumda Alpi’ ye ayrılmış,ömür boyu taşıyacağım bir iz olacak :)

*Biterken, Alpi uyuyor, RifBaba film izliyor, benim aklım bugün kızlarla Kordon’ da yaptığımız keyifli sohbette.

*Bir önceki yazıyı kaldırdım. Merak edenler, bildiğim halde yarıda kesilmez ki! diyenler var :)) Kızım Elif, buraya kadarmış! Deşifre oldun sonunda dememek için kaldırmak durumundaydım. Sonu şöyle: Arkadaşı 4-5 kez uyarmasına karşın vurmaya devam edince, benimki de karşılık vermiş. Öğretmeni de cezalandırmak isteyince, zaten hakkı savunulmadığı için deliye dönen yavru; sandalyesini kadının başına geçirivermiş! Gerekli vaaz kendisine aynı gece verilmiştir.yavrunun elleri dert görmesin, aldığı ceza çok aşağılayıcıydı. Benim ödül&cezaya karşı dikkat uyarılarıma kulak asılmadı. Olayı soğutmak için 1 hafta okula göndermedim. Üstüne ağır bir gribal enfeksiyon, dönüşte de sınıfı değiştirildi. Muhattab almıyorum kendisini hiç. Başlığı hatırlayalım; “Etme cahil ile sohbet kusturur, silme k.ıç.ı.nı cam ile kestirir!!!

  • Share on Tumblr

Antik Mısır

Bzim evde “mısır”demek;
1) Patlamış mısır
2) Antik Mısır!

 İkisine de deli gibi düşkün Alpi oğlan.

Hal böyle olunca; RifBaba ile Alpi’ yi ylnız bıraktığım bir 15 dk sonunda telefonla acilen yanlarına çağrıldım. Zaten ben kiiim, tek başına gezinip alışveriş keyfi yapmak kim? RifBaba oyuncakçı raflarında görmüş bu minik arkeologları heyecanlandıran kazı setini. “Aldım!” dedi gururla. Biraz önyargılı yaklaştım adamcağıza; utan ElfAna! Sonuç olarak pek beğendim. Bizim ki işaretli olan mumyalar. 2 ayda bir seriyi almaya devam edeceğizdir!!!

Böyle, parmakları toz içinde bırakan kil gibi bir madde. Kil miydi yoksa? Sabırsız arkeolog iş başında.

Keskiyle deştikçe mumyalara ulaşıyorsun. Bir yandan da fittiri fittiri fırçalıyor. Olayı abarttım, bir de hassas detaylar için büyüteç koydum önüne. İşini ciddiye alsın değil mi?

Bu iri parmaklar beni değil!!!! RifBaba da küçükken ağaç dalları, tahta mahta yontarmış. Kendine oyuncak yaparmış. Emektar parmakların kesikleri belli oluyor.

İlk bakışta kimin eli kimin cebinde belli değil bir fotoğraf. RifBaba, Alpi’ min minik parmakları almış avuçlarının içine, hazineleri yıkıyorlar.

Toplamda 1 büyük, 4 küçük parça çıkıyor kutudan. Alpi’ nin Mısır & mumya ilgisini tatmin etmiş olmamıza sevindik, RifBaba’ yla gurur duydum. Küçük kas gelişimi, el-göz koordinasyonu, konsantrasyon, Antik Mısır’ a giriş & bol tozlu birkaç saat/gün geçirmek istiyorsanız; gözünüzü kırpmadan alın derim.

*Biterken; üstüne de bir kase dolusu patlamış mısır da yedik dersek şaşırmazsınız değil mi?

  • Share on Tumblr

Başlık bulamadım, biraz ondan biraz bundan

Kıvama geliyoruz yavaş yavaş. Bodrum’ a gitmeden başladık ısınma turlarına. Bu, rakamlara belirlenen renklere boyama çalışmalarına bayılırdım çocukken. Alpi’ cik de nihayet başladı. Nihayet diyorum çünkü ben çok eğleniyorum hala.

Rakamlarla aramız hala limoni olduğundan, hata payı çokoluyor. Sayfa başına, her rakamin üzerine ilgili rengi konduruyorum ve gerisini O’ na bırakıyorum.

O gazla Bodrum’ a da götürdük faaliyet kitapçığımızı. Bu arada, hani şu dosya içerisinde katla, kes, yapıştır sayfacıkları olan o kitapları; eski kitapçılardan, el değmemiş olarak, rahatça temin edebilirsiniz. 10-15 günde bitiyorlar & her seferinde 20-45 arası ödemek yerine; 3-7,5 arası ödemek daha mantıklı geliyor bana.

katladı, açtı, sonunda minik bir ev yaptı:)

Böyle güzel bir ev korumasız bırakılmamalı.

Tatil boyunca bu morluklardan sağ dizimde, sağ kaval kemiğimde, ayak parmaklarimda, tarak kemiğimde birer adet taşıdım. Sol dizim ve kaval kemiğim Alpi’ ye çalıştı. Scooter’ ı indirdi durdu. Hep de aynı yere! Ahh, sonra da bir vicdan yaptı yavrum! Gözler animelerinki gibi yaşlardan parıldayıp sönüyor.

Bu arada scooter almak, resmen RifBaba ile yaptığımız en akıllıca şeylerdendi. Neredeyse bisiklet alacaktık. Scooterını bebek arabasının arkasına atıyorum, her yere taşıyabiliyorum. Yorulunca dilerse arabasında dinleniyor veya nadiren de uyuyor. Scooter yanımızda olunca yürümemekiçin hiç bir zaman mızırdanmıyor. Market alışverişinde bile yanımızda. Evden çıkarken, anahtarı alıp hoop çantaya atarsın ya; ikinci hareketim de boş elimle scooterı kapmak oluyor. Mucidine selamlar, sevgiler :)

Yanımıza bunları da almıştık. Sabitlendiğimiz anda imdada koştular. Wall-e ve arkadaşları canlandırmamız.

Sonunda teyze olamaya adım adım yaklaşıyor gibi miyim ne? Kardeş evleniyorr! Aileleri kaynaştırma projesi kapsamında bir akşam yemeğinde biraraya gelmiştik. Bir htimal, nostalji yapıp, benim gelinliğimi giyebilir. Zamanı geldikçe fotoğraflar olacak.

*Biterken; Alpi uyuyor, RifBaba ortalıkta gezinip; İstabul’ a benimle gelmezse başına neler gelebilirleri kuruyor, ben de güzel bir hafta sonu diliyorum.

*Kendi bloğumda, kendi yazdıkarımı bulamıyorum! Bir cesaret, bütün etiketlerimi elden geçiresim var!

*”Alpi Harikalar Diyarında” ya ulaşanlar sırasıyla Nurturia‘ yı, LinkWithin’ i, Google’ ı ve Anne ve Bebişi‘ ni kullanıyorlarmış. Esra, her ne yaptıysan öptüm seni 😛 Bu arada dağıttı beni bu yazın! O hayıtın fotoğrafını görmeseydi, bahsini okumasaydım iyiydi! Dedem, günlerdir aklımda, kesilen hayıtımızın kokusu yıllardır burnumdaydı. Yolla bana ondan, evde yetiştirebilir miyim acaba?

*“Her Damlası Altın: Anne Sütü / Fotoğraf Sergisi”
Emzirme haftası kapsamında Lansinoh sponsorluğundaki ‘Her damlası altın anne sütü’ sergimize bekliyoruz.
Tarih: 1-17 Ekim
Mekan: Cities Alışveriş Merkezi
Açılış Kokteyli: 1 Ekim 13:30

  Ben Ayça’ dan duydum & açılışa katılamayacağım ama İstanbul’ da olacağım döneme denk geliyor, mutlaka uğramak istiyorum.

*Aylin ATASAGUN‘ a bir kulak veriniz. Rahatsız olun, harekete geçin, bu etkileyici yazıyı paylaşın derim ben.

*Önce kardeş evlenseydi oda & ev tamamen bana kalacaktı. Uyanık ağırdan aldı, keyfini sürdü yıllarca:)))

*Sağda solda beyaz eşyada esaslı bir kampanya veya düğün paketi haberleri görürseniz, haber vermekten çekinmeyin.

*Sanırım düğün fotoğrafçıları ben olacağım, onlar da şu anda buradan öğrenmiş oldular:)))

  • Share on Tumblr

Oradan buradan duyduklarım

*”Walk Beside Me” bu aralar sıklıkla uğradığım bir blog. Dünyanın dört bir köşesinden masallar var, Montessori çalışmaları var. Belki vakit darlığı yaşamayanlarımızdan biri; bizden masalı da ekleyiverir:) Montessori / culture ile de pekala ilişkili.

*Homeschooling ile ilgili makaleler “The Homeschool Classroom

*Montessori eğitiminin değişimi ile ilgili ilginç bir uygulama “Montessori For Everyone

*İzmir’ de yaşayan ebeveynler ve eğitimciler;
Hedefimiz, Montessori felsefesi ve diğer alternatif eğitim imkanlarını uygulama konusunda adım atılması, çocuklarının eğitimi için ortak istek ve heyecanları olan kişilerin bir araya gelmesi. İçinizden geçenler bunlarsa; hoşgeldiniz diyelim.
izmirdemontessori@googlegroups.com


*Kat’ s World blog okumaya başlamasını çok güzel özetlemiş

*Önce Evren’ nin bloğunda okudum. Oradan Senem‘ e ulaştım. Cok güzel yazmış ikisi de. Hani hieslere tercüman olmak denir ya, öyle işte. Anne-baba tutumlarından kaynaklanıyor bence. Mızmızmız büyütülen; kızlar cilveli olur, ağırdan satar zihniyeti ile erkekler kapris çeker, o mızmıza katlanan en iyisidir zihniyeti bir araya gelince bu oluyor bence. Bu konuya ayrıca deginmeli.

*Destekliyorum. Ya siz?

*Çok değer veririm Yankı Yazgan‘ ın görüşlerine.

*Nuran yeni blogundan bahsedince cok heyecanlandım. Gerekiyordu böyle bir şey. İşte Aktivitelerimiz. 

*İzmir Büyükşehir Belediyesi’ nin etkinlik takvimine bir göz atın derim.

* Dünya Emzirme haftası geçti . Guzel emzirme anılarımızı paylaşalım, tazecik anneleri özendirelim, zorluklar olsa da ne kadar mükemmel bir duygu olduğunu anlatalım :)

*Hava malum sıcak çok ama çok sıcak. Öyle her dakika çocuklarla dışarıda vakit geçirmek mümkün olamıyor. Balondan hayvan figürleri çocuğunuzun ilgisini çekebilir.

*Evde eğitim / ev okulu -homeschooling- ile ilgili, Açalya‘ nın sayesinde haberdar olduğum nefis bir yazı.

*Daha çok kızların mı ilgisini çekecektir? Zannetmiyorum. Ben Alpi ile deneyeceğim.

*Bizdeki kreşler genellikle neyi savunur? “Velilerimiz, cam faunus içinde yetiştiridkleri çocuklarını bizlere emanet ediyorlar, biz de düzenlerini, güvenlerini sarsmadan devam ettiriyoruz!!!” Hadi oradan! Veliler olarak tuttursak, kaç tnesi cesaret eder acaba? TIK.

*Disney On Ice yeniden gelooor! Bu sefer İzmirde varmış seçenekler arasında.

*Montessori ve Ramazan. Şöyle buyurun.

*Ekim- Kasım arası bir ara İstanbul’ dayız Alpi ile. Ayrıntılar netleşsin, haber uçurayım:)

*Pazar günü Bodrum’ da olacağız 2 hafta kadar.

*Biterken Alpi uyuyor, RifBaba film izliyor, şiddetli bir fırtına var öğleden sonradan beri. Serin serin balkonda yazayım derken, toz toprak içinde kaldım. Koyunlarım geçer birazdan; üstüne bir de gübrelenmeden, içeri kaçayım ben. Kalın sağlıcakla. Balkondaki çamaşırlığı hemen içeri aldım bilen biliyor geçen seferi .

  • Share on Tumblr

İzmir Kitap Fuarı, Nurturia ve Lunapark

Yarısına gelmeden okumaktan vazgeçen olursa, anlayışla karşılanacaktır:) Geriden gele gele gına geldi. Unutuyorum yazmak istediklerimi. Kafası karma karışık anneden dökülecek inciler:
23 Nisan da İzmir Kitap Fuarı’ndaydık. Takvime baktım resmen, unutuyorum:( Bayrama da denk geldiği için çok kalabalık idi.
 Mert yayınları’ nın Sizinkiler serisinden Kaleideskop boyama. Adından anlaşılacağı üzere; Limon & Zeytin’ in kaleideskop uyarlamaları:) Çok eğlenceliydi, bitirdik bile kitabı. Değişik örneklerini internetten arayacağım.

Tübitak popüler bilim kitapları’ dan Yanardağlar ve Köpekler. Seri olarak biriktirmeye çabalıyoruz.

Veee, en sevdiğimiz: Günışığı kitaplığı- Betül Sayın’ ın, 5 Çocuk 5 İstanbul. İnceleyin, tavsiye edilir. Hikaye, Günümüz İstanbul’ unda başlıyor. Bir eşyaya takılıp bir önceki dönemi olan Osmanlı Dönemi İstanbul‘ a gidiliyor. Yine bir eşya ve hoop Bizans kenti Konstantinopolis‘ e geliyoruz. Oradan Antik Çağ Kenti Bizanton ve nihayet İstanbul’ da Bir Mağaraya ulaşıyoruz. İzmir versiyonunu hazırlamak için fotoğraf biriktiriyorum:))


 Tudem’ e yine içim/iz gitti. Mısır’ ın Gizemi, ni Alpi görünce yerinde duramadı. Mısır ile ilgili herşeye karşı resmen aç çocuğum:) Çok seviyor. Ege Üniversitesi kampüs içindeki Tarih Müzesi’ e götüreceğim de, 6′ lı yaşlara bir gelse. Yok ya; mumya görmek için kaç yaş uygun acaba? Aklı çıkmasın sonra, hatları pek belli. Neyse Tudem’ e bayıldığım kadar satıcılardan nefret de ettim. 4 yaşında, alalım da alalım diye ağlayan çocuğu fırsat bilip, bu kitabı yaşına çok uygun diye inatla kakalamaya çalışan bayan satıcıya sınır oldum! Kitap zaten 45tl. Yaşına hiç mi hiç uygun değil. Çocuk raydan çıkmak üzere. Kınıyorum sizleri!!!
Bir saçmalık da  YKY’ na aitti. Grimm Masalları ve Tarık Demirkan’ ın Bahar Masalları, Güz Masalları, Kış Masalları & Yaz Masalları; serisini almak için o günü beklemiştim. Ucuz bir tutar çıkmıyor ortaya ve sürpriz, sadece yk nın kendi bankasının kartına taksit varmış. Onlara da sinir oldum. Bu kitapları hem kendim hem  de Alpi için çok istiyordum. Şimdi baktım da internetten satış söz konusu olunca, her karta taksit var. Fuar dönemini iyi değerlendirememiş oldular bence.
İki kez gittik kitap fuarına ve çok kalabalık sattlerdi, internet üzerinden almaya karar vereceğim galiba. Ama ancak öbür aylara:))
Fuar’ a Sevda ile birlikte gitmiştik. Seviyorum ben bu arkadaşı. Kendisi bir blogger değil; okul öncesi öğretmeni. Birikimlerini, deneyimlerini bir paylaşsa…:) Fuarda yürürken, neden daha önce hiç gitmediğimizi sorduğumuz bir müzeye girdik. Toplam 5 ziyaretçi, 3-4 de görevli vardı. İzmir Tarih ve Sanat Müzesi.

Önce bahçesinde epey bi koşturdu. Sonra içeride epey bi koşturdu:)

Müzeye giriş sadece 3TL. Müzekart da geçerli.

Canlandırmaya takıldı, kaldı. Günlerce elinden broşürü düşürmedi. “Anne, baba, bu gemi gerçekten sallanıyordu. O, gerçekti. Yerdeki ağlar, beni şaşırtmadı” dedi durdu. Sonra unuttu:)

Sonunda dayanamayıp uyuakaldı & Sevda ile bize Alsancak sokaklarında dolaşmak için gün doğdu. Şunu yazmadan geçemeyeceğim: Aralık ayındaki fuar anılarımızı hatırlıyor musunuz? Gözümüz heryerde Uğur Gürsoy’ u aradı. Fılat kitabını imzalatacaktı. Yollarda Yiğit Özgür’ ü bile gördük ama Fılat‘ ın çizerini göremedik. Çok üzüldü, çok heyecanlıydı çünkü. Fırat’ ı vücuda gelmiş, kanlı canlı görmeyi falan umuyordu galiba Uyuyakaldıktan 10dk sonra en karizmatik çizer Bahadır Baruter ve en delici bakışlara sahip eşi, yazar Mine Söğüt ile burun buruna geldik.daha çok arkadan dürterek merhabalaştık
Alpi, Biki & Miki’ yi bizim kadar olmasa da seviyor. Miki’ yi fotograflardan, Biki’ yi de dergiden tanıyor. Onların da orada olabileceğinden bahsetmiştim. Uyandıktan sonra fotoğrafı gösterince, o alt dudak büküldü. Sonra yazın Cemile & Yiğit ses vermediniz hiç; arayamam siz aramadan :(  de kabul ederse Şirin’ i görmeye gittiğimizde Onları da çağırabilirler dedim, yatıştı:)İnsanın çocukluğundan beri tanıyormuş hissi beslediği  insanlarla karşılaşması ne tuhaf duygudur:)

Ertesi gün de Ersin Karabulut‘ u kelimenin tam anlamıyla ensesinden yakaladık. Alpi çok değişik teoriler sunar Sandğın üzerindeki korkmuş adamla ilgili:)

Öncesine dönelim; Nurturia İzmir anne& bebekleri buluştuk. Tanışma, kaynaşma faslındar sonra geldik biz. Otobüsün azizliği, durakta çok bekledik Alpi ile. Keyfimiz kaçmıştı biraz geldiğimizde. Ben pek kaynaşamadım doğrusu. Tutukluk yaptım:) Başka anneleri ellerinde fotoğraf makinasıyla görünce dikkat kesiliyorum, neden acaba??? Dönüşte fuarda uzun bir yürüyüş yaptık. Üstüne Nurturia yazışmaları hararetli gidiyor şimdilerde. 2. buluşmamız 22sinde olacaktı. Hava durumu yağış uyarısı verdi. 29′ unda Alpi’ nin doğum günü partisini yapacağım. Belki bizde buluşulacak. Bakacağız.
Nerede kalmışım, evet, uzun yürüyüş sırasında Hulya’ nın “Lunaparka gidelim mi?” fikrine acaip çamur attım. RifBaba’ nın yanına gitmeye karar verdik Alpi ile. Yürüyüş parkurunda giderken -ki buna kesinlikle Tuna’ nın ağ ağ ağ diye koşturmaları sebeptir:))- ağaçlarda ki kuş yuvalarına takıldık.

Alpi’ nin Ender&Gülçim’ i sürpriz yapıp cüceyi lunaparka götürmeye kalktılar. Biraz önce tektim ya, Hülya’ yı caydırmıştım ya, kısa bir an için “Adi miyim neyim?” diye aklımdan geçirip, sevinç naralarıyla kabul ettim bu teklifi!! Bir kez daha kitap fuarına uğradık. Sonrası çok eğlenceliydi.
Yine de şu vatandaşlara bir çift sözüm var: RifBaba, Alpi,Ender ve Gülçin; bir daha şu çarpışan araba zımbırtısına beni dahil etmeye çalışmayın. Nefret ediyorum! Üstelik, bu kez Alpi kucağımdan fırlamasın diye kendimi bırakınca, dizimle parmağımı ezdim! Alpi, seninle de bi daha cüce kayığına binmem! Gulliver gibi hissettim kendimi. Sen, boyuna göre emniyet zımbırtısına tutunup kikirderken ben, bacaklarım sığmadığı için, salak kayık sallanmaya başladığında, pop.o.m havada, yeri öpmemek için bir öndeki koltuğun demirine yapışıyorum. Nçık nçık nıçk! Hiç eğlenceli değil, gel ben seni kendi boyuma uygun kayığa bindireyim bakalım o bünye bir daha aksiyon istiyor mu!!
Yine de fuarın kalabalığı ilk kez bunaltmadı beni.

Yıllardır içimdeydi, Ege Güneşi’ ni istediğim gibi görüntüleyebildim:)

*Biterken, aklım hala annemler için baktığımız evlerde, Alpi & RifBaba uyuyor; nefeslerini dinlemek ne kadar güzel.

  • Share on Tumblr

Çandarlı

2-3 hafta geriden gelerek hayatımız not alınıyor buraya. Üzerimde hala aynı uyuşukluk. Yok yok, gezme tozma konularında degil. Blog ve ozellikle ev okulumuz konularında. Yorulmuşum sanırım. Hatta tahminimden de fazla yorulmuşum galiba. Beni yine Bodrum çağırıyor. Aklım, fikrim oralarda gene.. Bununla birlikte RifBaba ile sözümüzü tutup da gezilerimize devam ettiriyor olmamız çok mutlu ediyor bizi, hepimizi. 
3 araba yine düştük yollara: Çandarlı. Denizin rengi böyle lacivert olmazsa; o deniz, deniz değildir benim gözümde. Yazmış mıydım daha önce? Burası hakkında önceden epey bilgi toplamıştım. RifBaba “Yarın Çandarlı’ ya gidiyoruz” deyince havalara uçtum. Tahminimden de güzel olduğunu nereden bilebilirdim?

İzmir-Çanakkale yoluna sapıyorsunuz, (Aliağa sınırları içinde sanırım) Ramo mandıra‘ yı görünce enfes bir kahvaltı için duruyorsunuz. Mekan sıcak, samimi. Kahvaltı masası harika! Yine fotoğraf çekmek böyle bir masas başında vakit kaybı gibi geldiği için dayanamayıp hemen yumulduk :) Parkı da var yaa, çocuklar coşarken, hoplayıp zıplarken, biz de salıncağa yaslanıp Türk kahvelerimizin tadını çıkarttık. Ardından yine yollar.. Manzara hiç sıkmıyor, yol üzerindeki sağlı-sollu sepetçi&saksıcılar ilgimizi çekti. Evdeki çiçekler hala ölmediğinden hadi dedik plastikten düzgünlerine terfi etsinler. Toprak arıyorum şu aralar.
Çandarlı çok güzel bir sahil kasabası. Upuzun bir plajı var. Tepelere çıktıkça insanın gözlerini kamaştıran bir manzarası var. Hem yeşili hem maviyi birarada sevenlerdenseniz bizim gibi, hiç durmayın derim. 

Her sahil kasabasının olmazsa olmazıdır! İllaki bir “Musti Bar”. Bunu dile getirdiğimde “Ama bu gerçekten Mustafa” dediler. İyi de benim diğer gördüklerim de öyleydi zaten:)

Bahar güneşi inanılmazdı. Yol kenarına attılar iki masa, bira+kalamar+kuruyemiş. Yolun karşısında çocuklar o güzel plajda kah top oynadılar kah deniz kabuğu topladılar. Alpi bir önceki taş boyamalarımızı devam ettirmek istediği için, yassı, yuvarlak bir sürü taş toplayıp getirdi. Uyuyan köpekleri sevdi.


Babasıyla denizde taş sektirdiler. Yine bir balıkçı bulup birlikte balık tuttular. Sabah yola çıktığımızda neredeyse yağmur yağacağından emindim&güneşin “g” si gözükmüyordu. Saçmalayıp güneş koruyucusunu almayı ihmal ettim. Çandarlı’ ysa güneş parıldıyordu resmen. Sadece alyansımın kalın izi hatıra kaldı, kimse de alerji veya yanık yok.
Hazır Alpi babasıyla haşır neşirken, bu kez RifBaba’ nın makinasını kapıp; gezelim öğrenelim moduna girdim. Çimenlerin bitip taşların başladığı yerdeki uçmak üzere havalanan kuşu farkettiniz mi?

Mavi+yeşil+tarihi doku olursa tadına doyum olmuyor. Çandarlı kalesi çok güzeldi-dışarıdan.yurdum zihniyeti, insanlar tatil günlerinde müze, tarihi eser vb yerleri gezemesin diye hala kapalı tutuyor ya..

Eski kapılara karşı özel bir ilgim var, artık biliyorum.
Kalenin etrafında turumu tamamlayınca gözüm sağa-sola kaymaya başladı. Çok naif bir havası var buranın.
Küçük gezimi bitirdikten sonra, grubun yanına döndüm & asıl davetli olduğumuz şirin lokantaya gidip artık isyan eden midelerimizi susturmak için merkeze indik. Eski & yeniyi birleştirirken bazı kıstaslar varmış burada. Tarihi dokuyu çok PTT  binasını görseniz, devletin bu konuda ne kadar hassas(!) bir yaklaşıma sahip olduğunu anlarsınız bozmadan, aynı özellikleri devam ettirmek gerekiyormuş.

Bu çeşme, çarşının tam ortasına denk geliyor. Kaleyi arkanıza , çeşmeyi de şağınıza aldığınızda buraya gelmiş olacaksınız.

Bir de yanında özel sosları var ki… Olsa da yine yesek.

Buralara gelmek için pazar sabahtan yola çıkanlar, pazar alışverişi arada kaynadı diye üzülmesinler; alternatif var.

Amcam fotoğraf çektiğimi farkedince, sandalyesini düzeltip poz verdi:)

Yaza, denizinin de tadına bakmalı :) Unutmadan, bir Tık buraya.
*Biterken Alpi park da park diye başımın etini yiyor, RifBaba işte & Kelly Valleau – Dance of the dead çalıyor.

  • Share on Tumblr

Dokudu, dokudum, dokuyor

Sabah sabah “Bu da kim?” deme olasılığınız yüksek. Tanıştırayım: Fırat = Blog arkadaşları, Blog arkadaşları = Fırat. 97′ den beri tanıyorum Fırat’ ı. Üniversitenin ilk günü duyduk kendisini. “Ortalıkta bi çocuk geziniyor, bu kim?” “A-aa! Büyükmüş lan bu! Ben de çocuk deyince..” “Hadi yaa! 16 yaşında mıymış??”
16 yaşındaydı gerçekten de başladığında.

O artık başarılı bir dokuma sanatçısı olmuş. Ya sergiler için şehirdış/yurtdışında  yada yeni çalışmaları için atölyesinde tıkılı oluyor. Hayatlarımız bir yerlerde hep çakışır ama. Mesela düğünümüzde yoktu ama Alpi’ nin doğduğu gün, ben odama çıkartıldıktan sonra; ilk Fırat’ ın patlayan flaşlarıyla kendime gelmiştim:))) İzmir sergilerine elimizden geldiğince katılmaya çalışıRIZ. “rız” çünkü Alpi bayılıyor O’ na.

Geçtiğimiz haftalardan bir günümüzü birbirimize ayırdık. Yıllardır ayak basmadığım okuluma bu kez değişik bir heyecanla adım attım: Ellerimden tutan meleğimle..Eski arkadaşları gördüm, emektar hocalarıma rastladım; pek iyi geldiler.Şaşkınlıkla değişen her şeye baktım. 10 sene öncesini aradı gözlerim. Birileri sanki bizim kıyafetlerimizin azıcık değişiklerinin içine girmiş de geziniyorlardı. Kantindeki müzik kutumuza yöneldim ki Alpi’ ye eskiden dinlediğimiz şarkılardan birini dinletebileyim. Nerdeee? Yerinde playstaion duruyordu :( Bahçemiz de değişmiş. Dutlara o biçim dalardık. Olsundu. Biz yine de heykeltraş adaylarının çalışmalarını zevkle izledik. Duvar resimlerine ilgiyle baktik. Veee nihayet atölyeye daldık.

Acıktık, kantinden bişeyler alıp piknik masalarına sığıştık. Fırat’ ın yanına hocam diye gelen taze öğrencilere hala alışamadığımdan sırıtarak izledim:) Hava yavaş yavaş yağmur bulutlarıyla kaplandı. “Amaaan, atıştırmaya başlayınca gireriz içeri” dedik. Hemen sonrasında başlayan fırtınayla o “içeriye” 2 saniyede koşturuverdik. Yemek bölününce Alpi’ nin ilgisi de bölündü ve yeniden dokuma tezgahlarının başına üşüştüler. Fırat, sanki karşında büyük öğrencilerinden biri varmış gibi anlattın ya; hele Alpi’ de büyümüş gibi dinleyip, arada da sorular sordu ya; kendimi pek tuhaf hissettim. Sonra birlikte atkı & çözgü iplerini seçtiler.

Dokuma tezgahlarıyla ilgili herşeyleri ortaya döktüler. Kurcaladılar, denemeler çektiler. Alpi herşeyi sordu, abisi herşeyi yanıtladı. Büyük adamlar gibi ama :))

Eskinin öğrencileri, şimdinin öğretenleri Alpi’ yi keşfedince ben yakaladım bu sefer arkadaşımı. Alpi için ayarladığı ucu yuvarlatılmış iğneleri-etamin iğnesiydi galiba onlar- ve keçe yapımı için kullanabileceğim iğneleri teslim aldım. Gözlerim parladı. Düşünceli arkadaşım benim. Ayaküstü keçe iğnelerini denemeye kalktım. O, her tarafı tırtıklı iğne bikaç kez işaret parmağımı oydu çıktı. Nçıkk!! Paslanmışsın kızım! Evde bool bol pratik yapmam gerekecek. Unutmadan ekleyivereyim, Fırat’ ı, bütün gece sergi için ürün yetiştirdiğini bilmeden hadi lennn!!! yavruyla ben geldimisim:)) sabah köründe uyandırdım ve uyku sersemi okula koşturan arkadaşım, Alpi’ nin tezgahını unuttuğunu farkedip eve geri gitmiş. Hakkını nasıl öderiz?

İşte miniğin yeni meşgalesi. En minisinden dokuma tezgahımız! Alpi’ yle beraber kurmaya başladılar, ben devamını getirdim. Çözgü iplerinin sıklığı sizin elinizde. En önemli kural: Çözgüler bağlandıktan sonra her iki tarafın da gerginliği eşit olmalı. Yoksa bir tarafı anyaya gevşek bir tarafı Konya’ ya bakar gergin olur dokumanız. Şimdilik bezayağındayız. GSF hala büyülü bir dünya, görmesini bilene…Fırat Neziroğlu’ nun son sergi fotoğrafları.( Facebook hayran sayfasından alıntıdır)

*23 Nisan çocuk etkinlikleri için İzmir Doğal Yaşam Parkı’ nı bir düşünün derim. İşte program: TIK.
*İzmir İl Sosyal Müdürlüğü’ nce koruyucu aileliliği yaygınlaştırmak için hazırlanan önemli bir proje: ÖTEKİ ELİNİ DE SEN TUT
*Bayındır çiçek festivali başlıyoooor! Sepetini kapanla kim bilir, karşılaşabiliriz.

*Biterken, Alpi & RifBaba uyuyor, bu gece müik yok; sadece uzaklardaki havhavların sesleri:)

  • Share on Tumblr

Bahar geldi ya; ayda yürüyor gibi yaşıyoruz

Bu sefer bir çarptı ki sormayın gitsin! Erkenden uykumuz geliyor, yine de erken kalkamıyoruz. Resmen RifBaba sürükleyerek çıkartıyor bizi, kazıyor da denebilir. Sabahlara kadar oturan ben, esneyerek yazıyorum şu an. Adam en sonunda bu sabah “En son ne zaman birlikte kahvaltı yaptık hatırlıyor musun?” diye küskün küskün bakınca, alarm durumuna geçtim! Sabah için bütün alarmlar kurulmuştur:)

Bu resimler Buca Gölet’ ten. RifBaba ile çok eğlenceli bir kır düğünü yapmıştık. Düğünden sonra da sık sık gittik, Alpi karnımda da çok güzel yürüyüşler yaptık. Alpi ile şimdilerde gezmeye de bayılıyoruz. Çok geniş bir alana kurulu. Yapay bir büyük, bir de nilüfer çiçekleriyle bezenmiş küçük göl var. Yerel kanallarda RifBaba ile elele görüntülerimiz çıkıyordu&çok gülüyorduk o zamanlar. Büyük gölde tekne turu da yapabiliyorsunuz. Kazlar ve ördekler etrafta. 1 tur 2tl. Çocuklar bayılıyor. Fotoğrafları tekneden çekmiştim.

1 paintball sahası, yaz gecelerinde mükemmel bir ortam sağlanan barı-çok güzel bir içecek vardı orada adını anımsayamadım-, balık ve et restoranı, 2-3 kafeteryası, hobi bahçeleri, piknik alanları, çocuk oyun alanı ve parkı, hediyelik eşya mağazaları, büfeler… Uçurtma uçuran, çimlere yayılan, top oynayan bir sürü mutlu insan görüyorsunuz gidince. Yalnız yurdum insanı bir şeyi hala idrak edemedi: yayılıp çekirdek çitletiyorlar ve sonra da çim alanların en büyük düşmanı olan o tuzlu çekirdeklerin kabuklarını atıp geçiyor! Dünyanın emeğini veriyorlarmış ve yazılı, sözlü uyarıların hiçbiri ciddiye alınmıyormuş. Nçık! Akıllı olsanıza e piknikçiler.

Bu arada kuzuştan bir haber: Bu, yeni saç traşı. Caillou diye yıktı ortalığı da biz çok yadırgıyoruz ve evde, çevremizdekilerle hep aynı muhabbet oluyor sonra. Bu da bi şımarıyor! “Gözümüz alışsın bu kesime, hem hava da iyice ısınır tekrar uzayana kadar; o zaman kazıtırsın” dedik. E o kadar montessori savunuyoruz, çocuk bireydir, isteklerini kabul etmektir diyoruz ya, kendi vücuduyla ilgili, çok da kişisel bir karar. Cüceye saygı duyacağız. Yaza kazıtacağız ve kışın gelmesini, lülerini hayalini kurarak bekleyeceğiz:)

Reklam kokan gezi notlarına devam. 2 hafta önce Bodrum’ um gelmişti benim yine. Söke molasındayız. Starbucks’ ın reklamını yaparım arkadaş:)) Alpi yaşına girdi girecek günlerdeyiz. Fuli ile bir avm’ de buluşup, kahve+cheesecake olayına gireceğiz. 1 hafta boyunca bunun hayalini kurmuşum! Alpi diş bekler, Alpi yürüyemediği halde bütün asfalt boyunca emeklemek ister, olmadı kucak ister, uyumamak ister 25 saatlik rekor uyanık kalma günleri . Sinirler gergin, anne yorgun, arkadaşlarını özlüyor. Alıştığı düzeni arıyor, uzun sohbetleri özlüyor.. Neyse verdik siparişlerimizi, bekliyoruz. Alpi’ yi de oturttum mama sandalyesine. Elinde kaşığı havuç püresini didikliyor. Bize şaklabanlık yapıyordu. Siparişler masaya yerleştirildi de gözüm Alpi’ de. Çok şirin gözüküyordu. Bir yudum almıştım kahvemden henüz; coştum ve Alpi’ yi mıncıklamak için bir hamle yaptım. Benim kahvenin yarısı yerde yarısı cheesecake’ in üzerinde! Nasıl gerildim birden. Eleman yerleri paspasladı, kahvemin neli olduğu konusunda bir tahmin yürüttü ve gitti. Üst baş da nasibini aldı bu arada kahveden. 5dk sonra aynı siparişler müessesenin ikramı deyü masada:)) Ay benim gözler dolu dolu. Eleman bilmiyor tabi o yaş çocuklu bir kadın için bu bulşma ne kadar önemli olabilir:)) Starbucks o gün kalbimi çaldı benim.

Bu fotoğraf için 3-4 senedir beklemedeydim. Tabii ki tabela yenilenmiş, eskisini daha çok seviyordum, çekemedim. Tam virajda. Trafiği ilk defa denk getirdik. Ya çok yoğun oluyordu yada gece geçtiğimiz için çekemiyordum, rahatladım:) Cevat Şakir Kabaağaçlı nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı ile ilgili daha çok bilgi için bir TIK.

Buna resmen içim gitti.. Çok ama çok isterdim katılabilmeyi.

İşte bizim balıkçı.

Yine çok güzeldi ve çok eğlendik yarımadada. Memleket havası iyi geldi. Her seferinde ayaklarım geri geri gidiyor dönüş yaklaşınca. Alpi’ yi babamlara satıp bara bile gidebildik bu sefer. Üzerinde eşofmanlarla herkesten sıyrıldık. Tüm gözler üzerimizdeydi:))
Yazları korkunç bir su sıkıntısı oluyordu yarımadanın genelinde. İki çözüm bulunmuş. Milas’ tan taa yarımadaya kadar borular döşeniyor. Paylaşılmak istenmeyen Suyu buradan alacaklarmış. Bir de jeotermal su tespiti yapılmış. Bu ilginç işte acı da denebilir. Bu, daha da  acı  denebilir.
İlk gece tutturdum yine Gümüşlük de Gümüşlük diye. RifBaba sabitleyecek (!) beni bir şekilde buraya, o olacak. Yolda gördük tabii bir yerler yine deşiliyor da tüm yarımadanın bu şekilde olduğundan bihaberiz. Gümüşlük için A)Turgutreis’ ten Kadıkalesi’ ni geçerek gidilebiliyor. B)İslamhaneleri’ ndeki eskiden küçücük bir patika olan şimdinin asfalt sapağından gidilebiliyor o zamanlar da babamın başının etini yerdim “Toprak yoldan gideli, banane araban zarar görecekse” diye:) C) Bodrum’ dan gelirken Yalıkavak sapağından girilebiliyor. Hangisini seçersek seçelim ayvayı yemişmişiz zaten. Çok sevdiğim bir aileyi ziyaret edecektik. Hani şu müthiş fotoğrafların sahibi olan çift. Resmen araba ebatlarında kazılıp bırakılmış devasa çukurlar, abartmıyorum, yarım metrelik dik kum yığınları, bırakın tek arabayı, 3 insanın yanyana zor yürüyebileceği genişlikte bir alan kalmış!! Yollarda ne bir uyarı, ne bir yönlendirme pek tabii ki..Arabamı daha laçka oldu, sinirlerimiz mi bilemedik. Ziyaretimizi de gerçekleştiremedik :(
Aile muhabbeti, yayan yapılan yürüyüşler, güneş, kum oyunları, akülü araba keyfi, arkadaşları ile çok mutlu oldu Alpi. Gece sivriler yemiş bitirmiş çocuğu. İzmir’ e döndüğümüzde durum şuydu:

İki kulak arasındaki fark ne kötü değil mi? Ağrı da yaptı. Geçti bitti şimdi.
 İki güzel haber: Taze taze buraya bir TIK.  Bundan böyle her Çarsamba da buraya bir TIK. Mutlu hafta sonları:)

*Biterken Alpi kirlan Wall-e’ sinin ardından elinde tek kalan Eve’ i ile yas tutuyor, RifBaba işte ve Andrew white – When Tommy Plays The Guitar çalıyor.

  • Share on Tumblr