Düşe kalka öğrenmek

Alpi doğduğunda, çalıştığım okul öncesi kururmlardan  çocuklarla ilgili tecrübem vardı. 3 senedir de alternatif eğitimi araştırıyordum. Güzel gözlü kuzum bir nevi denek oldu:p Bildiklerimi onunla öğrendim, onunla gözlemimi gerçekleştirdim. Daha acemiydim. Hem ev okulu hem ilk çocuk hem gözlem hem araştırma derken sonradan daha tecrubeli ve rahat oldum.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

15 Yer yatağı örneği – Uyku 4. bölüm

Bebeğinizi yer yatağında yatırmaya karar verdniz. Sonraki adım nasıl bir yer yatağı seçeceğinizdir. İşte 15 yer yatağı örneği.

615b55a3ed7b6cce50eb0096d0d7d9cf DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Kuzi ve yer yatağı – Uyku 3. bölüm

shutterstock_57650281-600x411Hastalıkların asla bitmeyecekmiş gibi görünüp, birinin bitmesiyle diğerinin başladığı bir dönemde Kuzi yer yatağını reddetti. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Montessori yer yatakları bebeğinize uygun mu? – Uyku 2. Bölüm

Montessori Metodu bildiğiniz gibi, çocuk merkezli bir eğitim ve yetiştirme yoludur. Genel olarak eğitim üzerine odaklanır. Yine de Montessori İlkeleri, ev de dahil olmak üzere, genel çocuk bakımında ve çocuğun zaman geçirdiği her ortamda uygulanabilir.montessoricompare2Willow Tree Photo

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Montessori usulü uyku – Uyku 1. bölüm

yer-yatagi_93071Henüz Kuzi’ ye gebeyken, oğlanların odaları hakkında belli bazı fikirlerim oluşmuştu. Alpi’ nin odası zaten Montessori’den ilham alınarak düzenlenmişti. Geriye, bebeğin eşyalarını dahil ederken, onun güvenliğini de hesaba katmak kalıyordu. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Montessori workshop

Evvelsi hafta sonu 13 saatlik bir Montessori workshopuna katıldım. Hala kendime gelebilmiş değilim. Montessori ile ilgili böylesine yoğun saatlerden sonra bana hep olan bir şey var. Sakin kalamıyorum. Aynı şarkıdaki gibi; “Gözlerim doluyor aşkımın şiddetinden, ağlamak istiyorum.” Cidden; böyle kadın materyal tanıtıyor, benim gözlerim doluyor falan. Pembe kulelere pembe panjurlu evim muamelesi yapmama ramak kala kendime geliyorum.


İşte bunlar hep eğitime duyulan açlık azizim! Ne yapıp edip bu işin eğitimini almam gerek benim, bunu anladım. Geçen postta yazdıklarım klasik eğitim sisteminin beni yiyip bitirmesi. Bunu ise ilk önce kendim için istiyorum.

 Biraz da workshoptan bahsedeyim. Workshopu verenler Yard. Doç. Dr. F. Elif Kılınç ile Çocuk Gelişimi ve Uzmanı Tülay Şener idi. İkisini de oldukça sempatik buldum. Şahsi görüşüm, tecrübelerinden bol bol bahsetmeleri yeterince tatmin ediciydi. Molalarda daha az tecrübe, daha çok pratik istendiğini duydum ama 13 saate hangi materyali sığdırabilirisiniz ki? Zaten materyal eğitimi apayrı bir şey.

Maria Montessori uzun yıllar çocukları ve beraberinde de öğretmeni gözlemlemiş. Vardığı sonuçlar Montessori eğitimi ve felsefesini oluşturuyor. Tüm bu gözlemlerden sonra çocuk için en uygun eğitimin “İlk iş olarak çocuğun gerçek doğasını keşfetmek ve ona normal gelişiminde yardım etmek” olarak belirlemiştir. Yani aslında Montessori yeni bir şey keşfetmemeiş, sadece “çocuğu” keşfetmiştir. Zaten bunu “Ben bu felsefeyi çocuklardan öğrendim” diyerek bunu itiraf etmiştir.

Montessori materyalleri 5 ana başlıkta toplanıyor.
1) Günlük hayat materyalleri
2) Duyu materyalleri
3) Matematik materyalleri
4) Dil materyalleri
5) Kozmik eğitim

Bu materyaller o kadar zekice tasarlanmış ki; üzerinden geçen 100 yıl gibi bir süre zarfından sonra bile geçerliliklerini korumuşlardır. Her materyal sırası ve zorluk derecesi olarak diğerlerini destekliyor. Hazırlanmış ortam, düzeni ve düzeninin korunması çok önemli.

Hazırlanmış ortam demişken; ev Alpi’ den dolayı zaten uygundu. Tek sorun aralarındaki 6 küsur yaş farkına uygun bir düzenlemeyi nasıl yapacağımdı. Bunun için Kuzi ve Alpi’ nin bireysel özelliklerini ve ihtiyaçlarını düşündüm. Yaşadıkları evin her bir köşesini, bana olacak bağımlılıklarını azaltmak üzere tekrar gözden geçirdim.

Bir sonraki postun konusu–> Hedef: Bağımsızlaşma

*Biterken, montessorinin felsefesini, ruhunu özümseyebilmek bence en önemlisi. Yoksa birçok blogda saymakla bitmeyecek çoklukta örnek mevcut. Özellikle yurtdışındaki montessori eğitmenlerinin bloglarını çok faydalı buluyorum. Yoksa baĞzı bloglardaki gibi Çin’ den 2000TL’ ye getirt bütün malzemeleri, tek kelimesini anlamadığın dildeki yabancı bloggerların bloglarında gördüğün düzeneği kur, çocuğunu oturt başına, deklanşöre bas, gelsin yorumlar. Montessori bu değildir. Mutlu bir hafta dilerim:)

*Fotoğrafları, workshopta bize ev sahipliği yapan Montekids’ de çektim.

  • Share on Tumblr

Çocuklarda Sanat Eğitimi: Püskürtme tekniği

 Alpi’ ye bugün, Onunla püskürtme çalışması yapmak istediğimi  ve 3 renk parmak boyası seçebileceğini söyledim. .

Her renkten belli bir miktarda, 3 ayrı kağıt bardağa sıktık. Sonra sulandırarak fırça ile kullanabileceği bir kıvama getirdik

Alpi tek tek fırçasıyla kontrol etti.

İnce bir karton, bir adet pipet ve 3 renk sulandırılmış boya dolu bardaklarımızı hazırladık.

Örnek olsun diye, küçük miktarda çektiğim boyayı püskürttüm. Alpi’ nin gözleri parladı :) Hemen denemelere girişti. Konsantrasyonunu bozmamak adına; kendimi, o dudaklarını yemekten zor alıkoydum.

Burada önemli nokta; çocupun pipetle tüm boyayı yutmamasıdır. Bunun için; çalışmaya başlamadan önce bir bardak su, vişne kompostosu vb. zararsız karışımlarla denemeler yapılabilir. Hazır olduğunda çalışmaya geçebilir.

Her renk için ayrı pipete gerek yok. Renkler karışacak diye endişelenecek çocuk da olmayacak. Üst-baş ve yakın çevre için önlem almak isteyebilirsiniz.

Çalışma kuruduktan sonra bu şekilde sergilenebilir. Alternatif olarak; daha uçuk tonlarda renkler ile çalışıp, kuruduktan sonra kağıdı başka bir resim çalışmasında zemin olarak kullanabilirsiniz. Çalışmayı craft kağıdı üzerine yapıp, el emeği hediye paketi olarak değerlendirebilirsiniz.

Kurallar, çocuğa önceden anlatırsa, çalışma esnasında asgari müdahale olur ya da hiç müdahale gerekmez. Böylece, çocuk ile ebeveyn/öğretmen gerginlik yaşamazlar. Çocukların hevesi kırılmaz ve yetersizlik hissetmezler. Yaz ayları için bunu bir eğlenceye dönüştürmek de mümkün. Çalışma bitiminde püskürtme oyunları yapılabilir.

  • Share on Tumblr

Helsinki ve bizim okul

 (Geçen haftanın notlarından devam..)

Pazar günü olmasının ağırlığıyla okuldaydık yine:) Dev ekran yerleştirildi, bilgisayar açıldı ve başladık. Defterler, kalemler hazır. Hepimiz öğrenciyiz.Geçmişte yolculuk yaptık. Ardından soru-cevap başladı. Dilde daldırma yöntemi benim için yeni bir yöntem. Türkçesi için “çeviri” seçeneğini kullanabilirsiniz. Her sınıfta çift eğitmen olacak. Alpi hem Almanca hem de İngilizce’ yi duyacak. Bazı yönergeleri ingilizce verdiğimde bana sinir oluyor. “Neden öyle konuşuyorsun ki? Türkçe konuş işte!”.

Konuyla ilgili yapilan bir araştırmayı da yeri gelmişken paylaşmak istiyorum: “Montessori Yönteminin Beş – Altı Yaş Çocuklarının  Alıcı Dil Gelişimine Etkisinin İncelenmesi”

Hazır başlamışken paylaşmaya devam edeyim: “Helsinki’ de bir okul günü nasıl geçiyor?” Burada görseli; burada da Fin eğitim sisteminin başarısıyla ilgili yazı. Araya ABD’ yi sokuşturmasalarmış da olurmuş.

“Tüm öğretmenlerin yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve uygulamalı eğitim görmüş olmaları şart. Bu nedenle Finlandiya’da öğretmen olmak bir ayrıcalık. Öğretmenler sınıfta bağımsız ve tam özerkliğe sahip.”
Öğretmenlerin aldıkları hizmet içi eğitim ise göz kamaştırıcı. sayfa 33

Fin eğitim sisteminin incelikleriyle sersemletilmiş blog okuyucusuna okulumu anlatmaya devam edeyim bari. E ne yapayim? Kargaya yavrusu şahan gözükürmüş!

 Bugün yine okuldaydım. Eğitime ara verdik. Görsel düzenlemelerle meşguldük. İki tane kapının camları tehlikeli olabilir diye konuşmuştuk. Onlara süslemeler yaptık ki; çocuklarda benim gibi kapıyı açık sanıp, kafa atmasınlar!

 Bu da son günlerin favori oyunu. Boş bulduğu odaya taşıdığı baloncuk makinası & Alpi:)

Bu da aynı gözdesi & kırpılmış Alpi:)) Zelal, hayatımızı kurtardın, bilmiyorsun! Bizden bu gecelik bu kadar. Mutlu bir pazar geçirin.

  • Share on Tumblr

Sonbaharda köy ve içime düştü Montessori

Köyün sonbahar fotoğraflarına nihayet sıra geldi. Hiç böyle görmemiştim buraları. Kahverenginin, yeşilin, sarının her tonu.. Nasıl huzur verici, nasıl dingin.

Alpi yine babaannesinin yakaladığı bir balıkla oynarken.

Ah Mudo; yaktın beni. Hatta perişan ettin!!! Lastik çizme su geçirir mi? Ben seçtiysem, böyle bir potansiyel her zaman mevcut :)

Bayram, çocuklar için hep daha mı özel ne? Nasıl? Alpi’ nin kuzeninin cakasından yanına yaklaşılmıyor değil mi?

 Yıllardır buralarda gezinip duruyoruz. Bu sefer bambaşkaydı. Her bir ağacı ayrı ayrı farkettim. Her birine ayrı büyülendim.

 Kavaklar artık karelere sığmıyor.

 Kirazlar dinleniyor.

Bu yaprakların arasında koşarken, yuvarlanırken, defalarca tekmeler savurup uçuşmalarına bakarken öyle çok eğlendi ki Alpi’ m.İyi ki köy gibi bir şansımız var.

İzmir bir garip ayaz yapıyor bu sene. Son aylarda üzülüyordum çocuklara. Hava buz gibi, çocuklar hasta, ebeveynler tedirgin, ateşleri bir yükseliyor indirebilene aşkolsun. Ömürlerden ömür gidiyor. Ortak tutum; çocukların bu havalarda bahçeye, parka çıkartılmaması. Benim gibi düşünenlerin sayısı az. Ezici çoğunluk en ufak bir gezintide “Çocuğumu sen hasta ettin!” diye saldırmak üzere tırnaklarını törpülüyor. Sonuç: 1,5 aydır sabah okula bırakılıp, hava karardıktan sonra alelacele eve tıkılan çocuklar. Bence mutsuzlar. Alpi mutsuz. Alpi’ nin öğretmeni & yardımcı öğretmenimle gözlerimizi kararttık. Kim ne derse desin, 15 dakikalığına da olsa park, bahçe neresi olursa çıkartacağız. Tam bahçeye iniyoruz hooop yağmur başlıyor. Okula sığınıyoruz. 15 dakika sonra kesiliyor hooop tekrar bahçedeyiz. Azıcık üşüseler de yüzler gülümsüyor. Veliler de mırın kırın ede ede kabullenmeye başladılar. En zoru benim sınıfımdakilerdi. 2007-2008 grubu. Birçoğunun ilk çocuk tecrübesi. Evde kardeşi olanlar, bir de ona bulaşacak diye korkuyordu. Alıştılar neyse ki. Çocuklar mutlu, anne-babalar mutlu. Alpi’ nin kahkahaları geliyor benim sınıfıma, ben mutluyum.

 Gözlerim bu sefer o lezzetli kirazları hiç aramadı. Doğa uyuya yatıyordu. Ben de başıma gelecekleri bilmeden aylak aylak gezindim durdum. 9 gün tatil sonunda yine dört duvar arasına tıkılmak!

Bu akşam Tuğçe ile konuştuk. Kapattıktan sonra tekrar düşündüm. İyi mi ettim işe başlamakla? “İş de iş!” “Evde sıkılıyorum.” larımı hatırlattı bana. Yok yok iyi böyle. Faaliyetler, aktiviteler, paylaşımlar hep Alpi ile aramızdaydı. Çok sıkılmaya başlamıştı O da. Şimdi öyle mi? Okulda iki dakikada yaptığı karalamaları bile sergilemek istiyor. Biz bir yol seçmiştik ama yalnız olmuyor bu işler. Homeschooling yasal olsa idi Türkiye’ de; bambaşka olurdu her şey. Ama değil ve diretmek zarar vermeye başlayacaktı. Yalnız hissetmeyelim; bu gibi arayışlarda olan insanlar birbirini bulabilsin diye kurduk İzmir’ de Montessori‘ yi. Yine geldiler bana. Her türlü sosyal platformdan elimi eteğimi çekip; Alpi ile İzmir’ de Montessori & Montessori Eğitimi üzerine yoğunlaşacağım yeniden. Birazdan fazla zorlanacağım kesin. Olsun. Azıcık ter akacak ki değsin. İzmir II. Montessori Seminerine hazır mı? Yorumlarınızı bekliyorum.

Dağ menekşesiymiş. Saksıda yetiştirilenlerin aksine; baş döndürücü birkokusu var. RifBaba, en son küçüklüğünde gördüğünü söylüyor. Öğretmenlerine vermek için tepelere tırmanıp da toplarlarmış.

 Şehir faresi ya kendileri; her seferinde ne olur ne olmaz diye bavulun yarısına oyuncaklarını tıkıştırıp gidiyoruz köye. Ama elindeki oyuncağına bakar mısınız? Bir daha ki sefer için kendimeşimdiden telkinlerde bulunuyorum. ElfAna, coşma! Koy kovasını, küreğini, 2-3 renkli kalem, lastik çizmeler ve bol yedek kıyafet; kafi.

1,5-2 yaş civarıydı sanırım ilk kez kuzu sevdiğinde. Annesinin peşinden koşturan bir yavruyu okşamıştı. Bu kez kucaklama fırsatı buldu. Önceleri çok temkinliydi. sonra da pek birşey değişmedi aslında Kuzu her ‘mee’ lediğinde, yerinden bir karış havaya sıçradı benim kuzu da. Annesi her yavrusuna seslendiğinde aynı tepki. Parmak ucuyla kuzu sevdi.

Bir ara denk getirip kucaklattık. Ayaklarını tutmamız şartıyla kabul etti :) Seneye daha cesur olabilecek mi bakalım.

 İkisi de anasının kuzusu sonuçta.

*Biterken Alpi&RifBaba uyuyor. Benimse size verecek bir seminer haberim var. İzmir’ de kolay kolay yakalanmayacak bir fırsat. Işıkkent Eğitim Kampüsü 5. Erken Çocukluk Konferansı. İçerik: Reggio Emilia, PYP ve Proje Yaklaşımı. Kayıt formu ve ayrıntılı bilgi için bir TIK.

  • Share on Tumblr

Yetişemiyor muyum ne?

Baştan uyarayım; daldan dala atlanacak bir yazı olacak bu sefer ki! O kadar çok fotoğraf ve olay birimiş ki! Bir yerlerden başlamazsam, ipin ucu tamamen kaçacak, bunu anladım.


Haftaya nikah var. Kerameti onların olsun; kardeş evleniyor. Annem bu hafta sonu İzmir’ deydi. Yarın sabah nakliye firması gelecek ve Alpi’ nin teyzesinin neyi var neyi yoksa götürecek. Haftaya da biz orada olacağız. Okuldaki cuma nöbeti -Pazartesi de ben nöbetçi olacağım. 1 ay bana nöbet yoktu & 2. ayımda; diğer öğretmenlerin hatada 2 nöbetini bana dehlemeleri kaçınılmazdı :P- bana denk geliyor. Yapın bir secret da; Cuma çocuklar erken bitsin & biz ekenden Bandırma yollarına düşelim. Kardeş&Damat, sadece sevdikleri bir ablaları orada diye nikah Bandırma’da. Var mı görüşebileceğimiz arkadaşlar? Taze nikah dedikodusu yaparız:P
Alpi yeni yeni kavrıyor neler olup bitiyor. Anneanne de gidecek dedik diye; O da oraya yerleşecek sanmıştı. Damattan “Teyzemin karısı” diye bahsetmekten vazgeçti. Sadece teyzesinin evini yerleştirmek için gideceğini anlattık defalarca. En son anneannesine yüz vermemiş Perşembe günü. O gün, yarım gün olacağı için, babası anneannesine bırakmıştı. Kapıdan girmek istememiş. Kurbanlık koyun gibi; babası ensesinden itiyormuş, anneanne içeri çekiyormuş; O, inatla geri geri gidiyormuş. “Sen gideceksin nasıl olsa!” deyivermiş. İyice açıkladık durumu. Teyzesinin yokluğu ayrıca koyar mı göreceğiz. Zira, ortaya bir damat çıktığından beri; kendisiyle oldukça mesafeli.

 Dünürlerin tanıştığı geceden.

Perşembe, Cuma & Cumartesi günlerini alışverişe ayırdık. Çok sıkıldım! Annem Mango fikrini ortaya attığında, Alpi’ nin ayakları gibi, benimkiler de geri geri gitti. Samimiyetle yazabilirim ki; Mango’da gezebilme çabaları, orada harcanan zaman & kuyrukta beklemekten nefret ediyorum. Hep birileri alışveriş yapsın diye beklemek zorunda kalmışımdır. Ay, o ne zulümdür benim için!!! Yine krizler eşliğinde; kulağım kabinlerin içinde cirit atıp, arka tarafı birbirine katan Alpi’ de olamak üzere, bu sefer ben giydim çıkardım. Sonuç? Her zamanki gibi gereksiz bir yer olduğu kararımı yinelemek! Kesik başlı tavuk gibi saatlerce onca mağazaya, annemin önderliğinde girip çıktıktan sonra; Alsancak’ taki lanetten bir mağazaya dalıp, 3 gece kıyafeti-tabii ki gündeliğe de kolayca uyarlanabilecek( yoksa tam tersi mi?)-nin tanesine 20TL verip hallettim. Hehe ne gereği var yaa, bir daha ne zaman giyerim belli olmayan bir elbiseye onca para vermeye? 3 tane aldım ki, bir daha 10 sene uğraşmayayım. Elbiseler pare pare oluncaya -veya benim pop.om kocaman olup da içlerine giremeyeceğim güne- kadar sırayla giyileceklerdir.
E bunların altına bir de ayakkabı gerek değil mi? Al sana hayatımdan soğumak için bir neden daha! Ayakkabı dolabını gözümün önüne getirdim: Spor ayakkabı, spor bir model çizme, spor ayakkabı, spor ayakkabı….Bir süre çizmelere göz attık annemle. Kemal Tanca‘ da nefis modeller var, % 50 de indirim, benden söylemesi. Topuklu modellerle işim olmayacağından & bilek kısımları oldukça bol ve dökümlü göründüğünden burası da olmadı. Bütünnn Alsancak itinayla gezildikten sonra en son beğendiğim çizmenin 600 olduğunu öğrenince; mevcut babetlerimden birinde karar kıldım. Arkadaşlar bu haftaki Annelerin Dünyası’ nda ki bu ve önceki bu yazılarımı okumamişlar belli! (Açmışken buna da bir göz atınız)


 Nurturia İzmir buluşmasından.

Alpi’ nin çektiklerinden.

Basketbol severler.

RifBaba’ nın yoğunluğundan, bu sene köydeki mahsülü getiremedik. Gitmeye nihayet fırsat bulduğumuzdada hain d.on, hepsini telef etmiş. Bu seneki yegane kış hazırlığımız!

Yağmurlar başlamadan, hatta bırakın sonbaharı, henüz yazın rehavetindeyken yaptığımız son park pikniği. Alpi, çok seviyor. Evde ki ortamdan sıkılıp, yemek olayını es geçen çocuklar ve annelerine tavsiye edilir.

Bir çocuk düşünün: Aktiviteye, faaliyete & Montessori’ ye susamış! Anacığı en anti-aktivistlerden! Yavrum benim; bize geldikçe hayatın anlamını buluyor. Tuni aktarma yaparken. Görün işte; sevgili Toni’ miz, Hülya’ ya rağmen, en aktiviteci veletlerden. İşte Hülya’ nın sakladığı tüm gerçekler!!!! Rınınınımmmmmmm!!!!

Alpi, hayatın doğrularını Tuna’ ya gösterirken.

Bakınız işte o anne, hayretler içerisinde oğlunun her gün bir Montessori çocuğu olmaya nasıl yaklaştığına şahit oluyor!

Tuna, cımbızla, kaptan kaba  ponpon da aktarabiliyor. Flaş flaş! Yoksa Hülyacan bir gizli aktivist mi?

Hülyaseverler! Tuna su da aktarabiliyor! Sanırım artık doğru yolu buldu kendisi. Bakınız bir üst fotoğrafta, nasıl da ruhu huzura kavuşmuş bir gülümseme var yüzünde :)))) Veee Yeliz; duydum ki, Arca’ mı Montessori’ den alıkoyup; saldım çayıra annesi olmaya meyletmişsin. Heyhat!!!! Çekimser davranan Hayat, Elif & Nil ile birlikte; sana da bulaşacağız, söylemedi demeyin.

 *Biterken, Anne Bunu Yaptı‘ yı çok ihmal etmişim. El atılmıştır, ilgilenenlere!
Yazıyı 24 saat sonra bitirebildim! 4 saatlik uykuyla sabah nöbetine gittim, kaytarıkçı stajyerim haber vermeden okula gelmedi ve aktivitesiz kaldık. Hülya, durumumuz pek bir manidar oldu değil mi? Yarın yardımcı öğretmenimin hastane işleri var, yine gelmezse sıçtım! 16 çocuk!!! Ben de O’ nu not verme zamanı göreceğim artık. Çarşamba’ da benim işlerim var; dönüşte sınıfı nasıl bulacağım bakalım??? Akşam da 17:55; 1 çocuk kaldı ve 19:00 civarı gitti. Geç kalan babasını kınıyorum! Alpi bırakıp gidelim tekliflerinde bulundu; etik olarak uygun kaçmayacağından, seni de kınadım oğlum! Bu saatte dinleyeceğim tek bir nağme: Eeeee,eeee,eeee; pışşş pışşş pışşşş. Bana, iyi geceler; sizlere, gününüz aydın olsun 😀

  • Share on Tumblr