Fisher Price Rainforest

Fisher Price Rainforest fisherprice flashcard montessori

Flash kartlarla aram hep iyi olmuştur. Alpi büyürken çok kullanmıştım. Kuzi geldi 2 yaşına, hala aynı kartları kullanıyorum. İki çocuklu hayat, BBOM, çalışma hayatı, Alpi’ ye destek, rutin işler derken; kağıt işlerinde eskisi kadar aktif olamıyorum.  DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Okul öncesi eğitimin önemi

image

Kendimi sıklıkla “Okul öncesi eğitim gerekli mi?” sorusunun yanıtını tartışırken buluyorum. “Zaten ilkokula başlayacak.”, “Daha çok küçük.”, “Bu yaşta çocuk poposunu mu temizleyebilirmiş?”, “Bu yaşlarda 1-2 ay bile fark edermiş. Ya çocuğumu ezerlerse?”, “Öğretmenine nasıl güveneceğim?”, “Biz anaokuluna mı gittik?” vb savunma cümleleri sıralanır. %85 gördüğüm; anne de içten içe istekli ama endişeleri ağır basıyor.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Başka Bir Okul Mümkün biliyor musunuz?

bbom-ekolojikBodrum’ da Türkiye’ nin eğitim alışkanlıklarını temelinden oynatabilecek bazı gelişmeler oluyor. Mutlu Keçi diye bir okul açıldı. Bir veli insiyatifi okulu. Böyle okul adı mı olur? İsim okulun çocukları tarafından konduysa bal gibi de olur. Bir de resmi adı var: Özel Yahşi ilkokulu. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Yıl sonu gösterisi & bir aşk daha bitti

Zamane efesi :) Yıl sonu gösterisi fotoğraflarının kalanlarını da düzenleyebildim en sonunda. Bu kostümleri bir önceki giyişlerinde, biz de çizmelerini giydirmiştik ve ayakları çok üşümüştü. Bu kez önlem aldık:P gösteri salonuna doğru gidiyorlar. Ne tatlılar değil mi?
İlk kez okulunun yıl sonu gösterisine katıldı. İlk kez elinde mikrofon; 27 kişinin önünde güle oynaya şarkılar söyledi. Hem de bizim önümüzde tek bir şarkı bile mırıldanmazken!
 Sabah 09:30′ da hep birlikte okulda idik. Sınıflarına çıktık ve çocuklar oynarken; biz anneler de sohbete başladık. Bazı anneleri ilk defa gördüm. RifBaba’ da bir köşede oturup; telefonuyla haşır neşir oldu. Çocuğuna destek vermek için gelen tek babaydı eşim. Bu konu üzerine pek bir şey yazılamaz sanırım. Bazen gerçekten de iş yerlerinden izin alınamıyor.
Bir süre öğretmeni gelip çocukalrı topluca konferans salonuna aldı ve bizlere 1/2 saat sonra aşağıya gelmemizi hatırlattı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra salonun önünde bekleşmeye başladık. Endişem vardı doğrusu. Sene boyunca pek çok aksaklıkla karşılaştığımız için; kelimenin tam anlamıyla bir fiyaskodan, çocukların mutsuz yüzlerle sahnede kalakaldığı anlara kadar her şeyi hayal ettim.
İnanılmaz ama çok eğlenceliydi! Okulun konferans salonunda; sadecekendisınıf arkadaşları ile anneleri vardı. Her çocuk, kendi ebeveyninin yanında sırasını bekledi. Adı anons edilen çoocuk; koşarak sahneye çıktı. Sunumunu yaptı ve annesinin kollarına koştu.





Sırasını beklerken babasıyla şakalaşan Alpi.

 Şarkılar söyleyip; 1′ er dakikalık canlandırmalar yaptılar.

Sahnede çok rahat tavırlar sergiledi. İnanamadık RifBaba ile.

Sırasını beklerken; bir ara, arkadaşlarını kameraya kaydetti. Topluca tezahürattan sonra, tekrar sınıflarına çıktık ve karnelerini, yaptıkları çalışmaları ile kalan eşyalarını alıp bahçeye indik.

 Çıkışta öğretmenleri hepsini kantine götürüp, browni ve meyve suyu ısmarladı.

Tek falso; gösterisi biten çocuklar zaman zaman sahneden inmek için merdiven yerine direkt aşağıya zıplamayı seçince; öğretmenlerinin “Beni dinlemediğiniz için, çıkışta size sürpriz almayacağım” demesiydi. Suratlar asıldı, dudaklar büzüldü. Bunlardan birisi de elbette ki Alpi kuş idi. Ne diyeyim; son dakika golünü attı gitmeden. Çocuklar bir süre okulun bahçesinde koşturduktan sonra, evlerimize döndük.

A: Anne, sence İrem beni mi yoksa Kerem’ i mi daha fazla seviyordur?
E: Himm bence ikinizi de farkli farkli seviyordur.
A: Yok, bence beni daha fazla seviyordur

 Hoşlandığı kız arkadaşıyla elele tutuşup; bahçede gezdi. Gözlerinin içine bakıp bakıp gülümsedi. Doğum günü partisine davet etti. Çektiği fotoğraflarını gösterdi. Pır döndü etrafında.

 Hani şu uğruna piyesteki prens rolünü değiştirip; başka bir kız arkadaşını öpmesin diye, prensken çoban rolünü kabul ettiği arkadaşı İrem. Uğruna en yakın arkadaşıyla dövüştüğü, Onu beğenmeyecek diye endişelendiği, Onu etkilemek için karate kursuna katılıp; üzerine iri kaslara sahip olmak istediği kız arkadaşı.
Fotoğraflardan bile anlaşılacağı üzre; çok mutlu ve çok heyecanlıydı. Ne güzel şey masumca sevmek. Büyüyor kuzum, büyüyor kara gözlü meleğim…118,5cm boyunda ve 22 kg ağırlığında minik bir erkek çocuğu O. Büyürken yaşaması gereken neler varsa yaşıyor işte..

  • Share on Tumblr

Devlet okulunda itiraz işe yarar mı?

Alpi kuşumun okul durumundan bahsetmedim bir süredir.Bu sene itibariyle Alpi, seçtiğimiz bir devlet okulunun anasınıfına gidiyor. Mevcutları hayallerimden bile iyi çıktı; sadece 13 çocuk var. Hastalık, tatil vb sebeplerden dolayı genellikle 7-9 çocuk oluyorlar. Küçük bir okul. Sabahçı-öğleci toplam 300 öğrenci var. Muhit güzel. Çocuklara bakınca gerçekten çocuk görüyor insan.
Düşünsenize okul çevresinde çok az sayıda çocuk sigara içiyor,çok az sayıda kız çocuğunun saçları boyalı, kaşları alınmış ve etek boyları kısaltılmış. Sigara haricindekiler çok da kötü şeyler değil elbette fakat benim hoşuma giden; çocukların büyük bir çoğunluğunun hala çocuk gibi davranıyor olması. Bu çok güzeldi işte! Alpi, bir sene önceden okula alışkın olacaktı. Sınıf arkadaşları yine sınıf arkadaşları olacaktı. Olamadı tabii ki:) Şu anda Milli Eğitim karışmış durumdaymış . Kimin, neyin ne olacağı hiç belli değilmiş. Gerçi ben son hafta olanlardan sonra, okuldan iyice soğudum. Alpi seviyor diye sesimi çıkarmıyordum fakat Onun da pek o kadar mraklı olmadığını öğrenmemle birlikte harul hurul okul arayışımız başladı. Gerçi hala MEB’ de bir sürü soru işareti devam ediyor.Biz de beklemedeyiz.
Ne oldu peki şu anki okulumuzda? Aslında özellerde çalışmamdan dolayı kalmış bir alışkanlık bu:( MEB’ de “Ne oldu peki şu anki okulumuza?” yerine “Ne oldu peki şu anki öğretmenimizle?” olmalıydı. Buradaki işleyiş, hiç de özellerdeki gibi değil.
Kış boyunca çocuklar neredeyse HİÇ bahçeye çıkarılmadılar. Her zaman her yerde olduğu gibi; bundan oldukça hoşnut veliler oldu. Alpi kış boyunca bunu sorun etti haklı olarak ve öğretmeninden resmen soğudu. O soğudukça, sınıfta huysuzlaşmaya başladı, huysuzlaştıkça öğretmen üstüne gitti. Laf anlamıyor ne yazık ki öğretmeni. Maalesef bunun türkçesi bu! Önceleri çocukların hastalandıklarından yakınmıştı. Buna Alpi bile güldü:) Öğretmenine asıl sınıfta kalırlarsa hastalıkları birbirlerine geçireceklerini anlatmaya çabaladı yavrum. Bu arada öğretmen gerçekten küçücük, iki uzun kalorifer peteğinin cayır cayır durumda olduğu sınıfta, soğuğu sevmezmiş diye klima açmaya başladı. Çocuklar ter içinde. Sınıf havasız kalınca pencereyi, ardından da yetersiz kaldığı için kapıyı açmaya başladı. Çocukların masası da tam ortada! Kapı – pencere her açılışında çocuklar cereyanda kaldılar.
Surat asmalar, ses yükseltmeler başladı. Ben de sınıf annesi olduğum için, daha çok sınıfa uğramaya başladım.
Sınıfı, haber vermeden, okulun temizlik görevlisi bayana bırakıp izin almalar başladı. Alpi’ ye öğretmeninin ses yükseltmelerini ciddiye almamasını öğütledim. Onun, bağırarak çocuklara bir şey öğretmeye inanan bir kadın olduğunu anlattım. Madem ki MEB’ de devam etme kararı aldık; bazı gerçeklerle ne kadar çabuk yüzleşirse, duruma o kadar çabuk adapte olacağını düşünüyorum. Bahçeyi de dert etmemesini; her gün okul çıkışında birlikte istediği kadar parkta oynayabileceğimizi söyledim. Sözümü de tuttum fakat Alpi sınıf arkadaşlarıyla oynamak istiyordu.
 Haftalarca Alpi bir arkadaşının kendisine inatla vurduğundan bahsediyordu. Çocuğu biliyorum. Hareketli bir başka oğlan çocuğu. En sonunda bahçedeyken-hava ısındı ya-arkadaşı yine vurmuş ve Alpi de çocuğa taş fırlatmış ve çocuk sonraki 4-5 gün okula gelmemiş. Alpi pişmanlıkla eve gelip bunu kendisi itiraf etti. Kendini kötü hissetmiş:( Ben kanamadan dolayı atık evde yattığım için RifBaba konuşmaya gitti ertesi sabah öğretmeniyle. Öğretmendeki tepki ” Aaa o olay öylemi olmuş?” 25 çocukla, stajyersiz & yardımcı öğretmensiz tek başıma ilgilendiğim dönemler oldu. Ne mutlu bana ki; asla böyle bir vurdumduymazlık içerisinde olmadım. Ne yazık ki; oğlum da bu kadar şanslı olamadı. BU, ciddi bir sorumsuzluktu bizim gözümüzde ve ilk kez müdür ziyaret edildi. Alpi’ nin attığı taş, çocuğun ayağına değil de başına gelebilirdi. Çocuk çok ciddi yaralanabilirdi. O zaman kendi çocuğumuza mı; arkadaşına mı yanacaktık?  Veya o saatten sonra yansak ne değişecekti? Ortalama bir L salon büyüklüğünde 13 çocuk, nasıl oluyor da gözden kaçabiliyor? Bunları da okul müdürü ile paylaştık.
Bir gün Alpi okul dönüşü yemekteyken şöyle bir soru sordu bana:
“Anne, Allah gerçekten taş eder mi?” sakin kalmaya çalışarak, buna inanmadığımı anlattım. Sınıfta, yemek saatinde yemeğini yemezse böyle olacağı anlatılmış. Tahmin edin bakalım kim tarafından? !!! Alpi, manevi yönü kuvvetli bir çocuk olarak büyüyor ve bu şekilde de devam edecek sanırım. Yaklaşık 4 yaş civarı sorgulamaya başladı ve ben Allah’ a inanıyorum diye konuyu kapattı. Arada inananlar & inanmayanaları güya bize çaktırmadan sorguladı. Nasıl iyi hissediyorsa, ona inanmasının doğru olacağını anlatmıştım. Bu son duydukları ise oldukça ürkütücü gelmiş oğluma. Kanamamı da ihmal etmemeye çalışarak, ertesi gün okula gittim ve çıkışta öğretmen hanıma konuyu açtım:)
 Ö: “Aaa ben de geçen gün öyle birşeyler duydum ama hangisi söyledi bilmiyorum!” Neden farklı bir yanıt beklediysem..
Ben: “Alpi, sizin ve bazı arkadaşlarının söylediğini anlattı?”
Ö: “Aaa benden bekler misiniz hiç öyle bir şey? Bak, şimdi siz söyleyince birden hatırladım! Alpi kendisi söylemişti!!! …… Hanım!(Okulun temizlik görevlisi. Ağırlıklı olarak anasınıfına destek verir) Geçen gün böyle böyle bir konuşma olmuştu onu kim söylemişti?
“Bilmem ki; duymadım ben?”
Ö: “Alpi söylemşti ya!” Gözler bir anlığına açılır ve normale döner,
“Aaa evet evet Alpi demişti. Tam olarak bilmiyorum  ama ben.”
Ö: “Gördünüz mü Elf Hanım? …Hanım’ da benimle aynı şeyleri söylüyor”
Ben: Valla …. Hanım, ben size aktarayım da olaydan tam haberdar olun. Çok büyük sıkıntı olabilir sonra bu tür konuşmalar. İyi günler!”

2 aydır 23 Nisan için halk oyunları gösterisine çalışıyorlardı sınıfta. Alpi 10 gün kadar okula gitmedi. Çok hasta olmuştu ve toparlanması için de evde kaldı. 16 Nisan’ da tekrar döndü okula ve o haftanın Perşembe günü Alpi’ yi almaya sınıfa ben çıkmıştım. Doktor kontrolünden geliyorduk ve zaten sıkıntılı bir durumdaydım. Daha önceki konuşmamızda 23 Nisan gösterisinin aynı gün, pazartesi yapılacağını söylemişti. Perşembe günü çıkış saatiden daha erken gitmiştik ve halk oyunları çalışmaları devam ediyordu. Ne kadar daha süreceğini sorduğumda ise YUH ARTIK!!!dedim. Cevap:
Ö: “Yarın gösterileri var ya; son prova bu!”
Ben: ” Nasıl yarın gösteri var? …. Hanım, gösteri Pazartesi günü demiştiniz? Şaşırdınız herhalde.”
Ö: “Aaaa ben size söylemeyi unutmuş muyum??? Pazartesi okul töreni olduğu için; anasınıfı & 5. sınıfa kadar olan çocukların gösterisi yarın yapılacak. Aaaa inanmıyorum! Unutmuşum! Şeyyy ben cep telefonumdan yanlışlıkla bütün numaraları silmişim de sizi o yüzden arayamadım. Yoksa Alpi’ yi çok merak ettim hastaymış. E tabi gösteriyi de haber veremedim. Kıyafetleri de almanız için bugün son gün.”
Ben: “!!!!!!!! … Hanım, dalga mı geçiyorsunuz siz benimle? Sınıfta kocaman harflerle sınıf annesi yazıyor ve karşısında benim hem ev hem cep telefonum yazıyor. Ayrıca kayıt esnasında da tüm bilgilerimiz alınmıştı. Ulaşmak isteseydiniz, bunu rahatlıkla yapabilirdiniz!”
Ö: “Eeee” Kem küm…Zart zurt….

Müdürle olan konuşmamız, öğretmen hanımın kulağına gitmiş ve resmen intikam aldı. Soluğu müdür yardımcısının odasında aldım. Bu kısım, sinirlerimi çok bozuyor; konuşmanın özetini yazacağım. Bunların hiçbirinin bir sıkıntı ve şikayet olamayacağını belirtti. Bu tür ufak tefek şeylere kafa yormamalıymışım. İlkokula başladığında neler nelerle karşılaşacakmışım. Şimdi bunlara böyle tepki veriyorsam, o zaman ne yaparmışım? Olacak olan en fazla şuymuş; ben dilekçe yazabilirmişim. Müdür, direkt red yazıp imzalarmış, İiçe Milli Eğitimin sadece müdürle telefon görüşmesi yapacağını ve sonuçta bizim sorunlu veliler olarak görüleceğimizi söyledi. Ayrıca tüm bu süreç; öğretmen ve çocuğa da yansıyacağı için, çocuğun psikolojisi darbe alabilirmiş.

O günkü kanamaya rağmen; Kemeraltı’ nda 2-3 saat kostüm işini halletmekle uğraştık. Alpi’ ye hiçbir şey yansıtmadık. Dudaklarımız birer çizgi halinde, midemizde ve boğazımızda bir yumrukgünü geçirdik. Ertesi gün, gösteri gerçekleşti ve Alpi çok eğlendi. Evimize döndük.

Gördüğünüz gibi; benim gibi kafasında MEB ile ilgili soru işaretleri olan veliler halt etmiş! Ne kadar da çocuk merkezli hareket ediyorlar aslında.

  • Share on Tumblr

Benim uydurduğum biri Tostoroman!

2 sene once “Bir Dolap Kitap” da tanıtılan bir kitap sayesinde hayatımıza 2 isim girdi: Yazar Julia Donaldson  ve çocuk kitapları ilüstratörü Axel Scheffler. (Kitabı Türkçeye çeviren Yildırım Türker’ i de unutmamak gerek. Zira biz bu kitabı başka türlü bu kadar sever miydik bilemiyorum.) Ve  Gruffalo yada Türkçe adıyla Tostoraman‘ ı okumaya başladık. Çok iyi hatırlıyorum; bir kriz gecesiydi. Zar zor ikna edip yatırdığım Alpi, tepiniyor ve beni oldukça zorluyordu. Birden, önceden başucuma koymuş olduğum kitabı alıp alçak sesle okumaya başlamıştım. Anında susmuştu. O geceden sonra da sık sık elimize aldık bu kitabı. Sonra Tostoraman’ ın Yavrusu da giriverdi hayatımıza. Yavrusunu da çok sevdik.

Kitaplar güzel zaten bunu dünyaın bir çok yerinden okuyanlar onaylamış. Benim sizlerle paylaşmak istediğim asıl konu; kitaplarımızdan sonra Alpi ile yaptığımız aktiviteler ve bunlar için göstereceğim kaynaklar. Aşağıda tanıtım için eklediğim videolardan, kahramanlarımızı daha iyi tanıyabilirsiniz.

*”http://www.gruffalo.com/” burası Tostoraman’ in resmi sitesi. Şarkılar, oyunlar, yarışmalar vb aktivitelerle dopdolu. 
*www.tes.co.uk sitesine üye olduktan sonra buraya tıklayarak, aktivitelere ulaşabilirsiniz. Çok çeşit var eğlenceliler. Benden söylemesi.
*Drama için buraya
*5 yaştan küçüklere daha uygun olabilecek bazı aktiviteler için TIK.
*Making Learning Fun yine bir çok seçenek sunmuş.
*3-5 yaş aktiviteleri
*Karakterler ve kavramlarla ilgili soru-cevap örnekleri için TIK.
*Nokta birleştirme ve iki resim arasındaki farkları bul sayfaları
*Eşleştirme, kavramlar ve parmak labirenti için
*Kesinlikle yapmak istiyorum!
*Hikaye çarkı için TIK.
*Hareketli kitap yapmak isterseniz
*Bu da sevimli Tostoraman pastası ve kuzusu.
Bir Dolap Kitap’ ta da bahsedildiği gibi; ” Julia Donaldson öyküsüne bir çok kavramı yerleştirmiş. Orman, kaya, dere, göl gibi doğa terimleri; çeşitli hayvan türleri ve bir de sevimli (!) bir canavar… Kitap görsel olarak da çok zengin. Axel Scheffler harika bir orman dokusu yaratmış. İçine de çeşit çeşit çiçek, mantar ve değişik ot ile  kurbağa, kelebek ve başka böcekler serpiştirmiş.” Bahsi geçen kavramları da kitapları okuduktan sonra verebilirsiniz. İyi eğlenceler.
  • Share on Tumblr

Anaokulu seçmek

Birer hafiye olmak zorunda bırakılıyoruz. Doğruya doğru. Gözümüzden sakındığımız yavrularımız söz konusu. Kimimizinki ilk kez ana kucağından ayrılıyor, kimimizinki yaşamaması gerekenleri tecrübe etmiş. Öncesi de önemli, sonrasi da.
Bizim Alpi ile okul maceralarimizda bazen bile bile lades demek zorunda kaldim, bazen gönlüme göre kurumlara denk geldik. Hem öğretmen hem anne olarak bir kurumda bulunmak çok çok farklı bir şey. Buna daha sonra değineceğim.
Bu postun konusu, bir okul öncesi kurum seçerken nelere dikkat etmemiz gerektiği. Ana hatlarıyla başlayıp; detaylara ineceğim.

  • Okul öncesi kurumlarda çocukların yaşlarına göre değil; aylarına göre sınıflandırma yapılır.
  • Milli Eğitim Bakanlığı’ na bağlı olanlar “Anaokulu”, Sosyal Hizmetler Kurumu’ na bağlı olanlar “Kreş” ve “Gündüz Bakım Evi” olarak geçer. SHK, 0-2 yaşı da kabul eder, MEB etmez. Eğer okul MEB’ e bağlı ise, 36 – 72 ay arası çocuklar bulunabilir. Denetimler, kurum hangisine bağlı ise; onun tarafından yapılır. Uzun zaman önce, MEB’ in denetleyici tek mercii olacağı hakkında duyumlar vardı. Bir çok kurum, o dönemde SHK’ dan MEB’ e geçmişti ama güncel durumu araştırmak lazım.
  • “Playgroup/Oyun grupları” ise 0-2 yaşı bir nevi MEB’ e kabul ettirme oluyor. Tam gün olmamalıdır. 2 – 3 saatlik oyun amaçlı gruplardır. Playgroup adı altında karma eğitim verilmemeli bence, çünkü bunu tecrübe etmiş çok eğitmen bulunmamaktadır.
  • Anaokulları, MEB’ e bağlı özel işletmelerdir. Anasınıfları ise; devlet okullarıdır. İlköğretimin hazırlığı diyebiliriz.

 İlgimizi çeken bir kurum var diyelim.

  • Hedef okula ilk kez giderken yanınızda çocuğunuz olmasın. Soru ve cevaplardan mantıklı sonuçlar çıkarmaya çalışırken; çocuğunuzun tepkilerini kaçırabilirsiniz. 
  • Okulu seçerken tanıtım filmlerine, fotoğraflara ve cicili bicili web sitelerine aldanmamak gerek. Mutlaka gidip kendiniz görün ve önyargısız incelemeye çalışın.
  • Bina ve sınıflar güvenli mi? Doğal afet ve yangın gibi durumlar için önlem alınmış mı? Gaz ve yangın alarmları var mı?
  • Sınıflar çocukların ilgi ve ihtiyaç alanlarına göre düzenlenmiş mi? Sınıflarda kullanılan renkler, hedef yaş grubunun ilgisini çekecek renklerden mi? Sinif yeterince genişmi? İlgisi olmayanbir oda sınıfa mı dönüştürülmüş? Bina içerisinde halıfleks kaplı bölümler var mı?
  • Sandalye ve masalar ergonomik mi?
  • Okulun yepyeni oyuncak ve materyallerle donatılmış olması; çocukların her zaman bunlarla oynayabildikleri anlamına gelmez. Bazen oyuncaklar, çocukların ellemesine izin verilmediğinden gıcır gıcır kalırlar.
  • Kurum içerisindeki kitaplar; tam anlamıyla, kurumun kalitesini olmasa da anlayışını pekala gösterir.
  • Kurum tarafından sunulan yardımcı kitaplar, velilere zorla aldırılmamalı. İlla ki yardımcı bir kaynak olarak kullanılacaksa, velilerle beraber karar verilmeli. Çocuklara da bu kitap çalışmaları için seçme şansı sunulmalı; yapmak istemeyen çocuk geri kalıyor vb mazeretlerle zorlanmamalı. 
  • Kuruma bir veli girdiğinde, çocukların kullandığı tuvaletlere hemen müdahale edilebileceğinden; personel tuvaletini hızlıca kolaçan etmek gerekebilir. Hijyeni bu şekilde de kontrol edebilirsiniz.
  • Çocukların bahçede koşabileceği kadar geniş bir alan var mı? Bahçeye ne sıklıkta çıkıyorlar? Unutmayalım ki;kışın da bahçe saatleri çok değerlidir. Rüzgar var diye, hava koşulları bahane edilip; kapalı mekanlarda birarada uzun süreler tutulan çocuklardan, birbirlerine hastalık geçmesi daha kolay bir olasılıktır.
  • Kapalı spor alanları mevcut mu? Zorlu hava şartlarının olduğu günlerde, çocuklar sınıflarında tutulmamalı. Tüm gün aynı odada ne kadar mutlu olurdunuz?
  • Bina içerisinde kapalı devre kamera sistemi var mı? Kurumların internet üzerinden yayın yapmaları MEB tarafından yasaklanmıştı biliyorsunuz. Bence oldukça yerinde bir karardı. Ebeveynleri gereksiz yere heyecanlandırıyordu, öğretmene fazlasıyla müdahale oluyordu ve her şeyden önce benim çocuğumu bir başka insan neden gözleyebilsindi? Tüm bunların yanında kapalı devre kamera sistemi ile; kurumun sorumluları sınıfları, o anı bölüp içeriye girmeden denetleyebilir. Ebeveynler, özellikle de alışma sürecindeki çocuklarını gözlemleyebilir. Ve bence en önemlisi, sınıf içinde meydana gelen kazaların nasıl olduğu ortaya çıkabilir. Bu görüntülerin tabii ki belli bir süre de saklanması gerekiyor.
  • Çocukların yemek yedikleri alan yeterince geniş mi? Yeterli sayıda masa ve sandalye var mı? Öğretmenler çocuklarla beraber mi oturuyorlar?
  • Yemek numeleri düzenli olarak saklanıyor mu?
  • Aylık yemek listesi var mı? Her ay sonu, bir sonraki ayın listesi veliye ulaşıyor mu? Yemek istesi özenle incelenmeli. Besin piramidine dikkat ediliyor mu? Hazır gıdalar ve asitliiçecekler kesinlikle tercih edilmemeli.
  • Okullardaki “Sürpriz Günü” net olarak açıklanmalı. Çocuklara sürprizin çikolata,  şeker ve bisküvi olduğu kanısı yerleştirilmemeli. Mümkünse, böyle bir gün yapılmasın.
  • “Oyuncak Günü” de sakıncalı olabilenler arasında. Maddi yönden uçurumlar burada kendini gösteriyor ve çocukların kafasını karıştırıyor. Bu konuda sınırlamalar olmalı.
  • Okullarda kutlanan doğum günleri ne şekilde gerçekleşiyor? Bazı okullarda paket programlar bile var.
  • Servis, okulun kendi servisi mi? Bir firma ile mi anlaşılmış? Çocuğunuzu okula getirene kadar başka kaç okula daha uğruyor ve kapasitesi kaç çocuk için uygun? Ekstra çocuk alıyor mu? Çocuk sayısı kadar kemer var mı? 
  • Sene sonu gösterieisi? Aman diyeyim!!!
  • Okula yapacağınız ziyaretler konusunda tutumları nedir? Gün içerisindekiziyaretler, sadece küçük yaş grubunda ve ilk günlerde ağlamaya sebep olabilir. Bir de şöyle düşünün; kendi çocuğunuz, diğer çocukların mutluluğunu hissettikten sonra onlarla birlikte olmak istemez mi? Ziyaretler illa ki sınıflara yapılmak zorunda değildir. Bahçe saatlerinde de gözlem yapılabilir.
  • Ziyaret ettiğiniz an sınıf ne durumda? Ağlayanlar, bağıranlar, vurma eğilimindeki çocuklar, çok sessiz duranlar? Bu ilk görüntüler sizi yanıltmasın. 5 dakika önce ne yaşandığını bilmiyorsunuz.
  • İlk kreş tecrübesini yaşayacak olan küçük yaştaki çocuklarınızın hemen, tam gün okula başlaması gerçekten gerekli mi? Bütün gün aynı odada, işyerinizde sizin sıkıldığınız olmuyor mu? Eğer alternatifiniz varsa; değerlendirin derim.
  • Daha çabuk alışması için yanında olmasını istediği büyüğünün olmamasını ısrarla direten bir yetkili var mı?
  • Karma eğitimi tercih ettiğini anlatan kurumlar var. Ülkemizde karma eğitim yaygın değildir. Öğretmenler de çoğunlukla bu konuda eğitimli veya deneyimli değillerdir. Bu, başlı başına bir sorun teşkil ediyor. Karma eğitim için çok geniş alanlara ihtiyaç vardır. Öğretmenin de sınıfına çok iyi hakim olabilmesi gerekmektedir. Klasik eğitim sistemiyle eğitim veren bir kurumdaki küçük yaş grubunda tek öğretmene 5 çocuk düşmesi en ideali oluyor. Büyük yaş gruplarındaysa bu rakam 15′ e kadar çıkmalıdır. Üstü çocuk sayısı için yardımcı bir öğretmen ve daha geniş bir sınıf şüphesiz bulunmalı.
  • Küçük yaş grubunun özbakımıyla sadece kendi öğretmeni ilgilenecekse; sayı yine 5′ ten fazla olmamalı. Çocuğun altını temizlerken baştan savma, şefkatsizce yapılması; çocuğa kendini değersiz hissettirecektir. Aynı zamanda o esnada diğer çocukları sakinleştirmesi pek de mümkün değildir. Güvenliğe uygun düşmeyecek durumlar, baştan engellenmeli.
  • Hangi yaklaşımı ve pedagojileri tercih ediyorlar? Neden? Sadece bir yaklaşımı uygulamak bence çok da doğru bir yaklaşım değil.
  • Her yaş grubuna yönelik bir eğitim programları var mı? Her yaş grubunun ihtiyaç ve becerileri farklıdır. Lütfen dikkatli inceleyelim. Sadece kendi çocuğunuzun yaş grubunu okuyup bırakmayalım. Diğer gruplarla arasında mutlaka farklılıklar olmalı.
  • 5 ve 6 yaş grubuna; her ne kadar ilköğretime hazırlik dense de, ödev defteri, ev ödevi, vb. lerinin sunulmasını doğru bulmuyorum.Aile ve çocuk, haftasonları ödev yapmaya zorlanmamalı.
  • Branş dersleri veriliyor mu? Hangi sanatdalları tanıtılıyor? Bunun için ek bir ücret taleb ediliyor mu? Ayrıca haftada 1-2 gün ingilizce ile dil öğrenilmez.
  • Çocukların gelişim, gözlem dosyaları doğru olarak tutuluyor mu?
  • Okullardaki etkinlik saatleri esnek tutulmalı. Çocuk, zevk alarak resim yapıyorken “Hooop dans edeceğiz. Kalk bakalım” şeklinde bir tutum sergilenmemeli.
  • Çocukların uyku alışkanlıklarına nasıl yaklaşılıyor?
  • Çocukları okul saatleri içinde sürekli gözlemleyen bir pedagog bulunuyor mu?
  • Ödül ve ceza uygulanıyor mu? Ortak kurallara uymayan çocuklara yönelik muamele nedir?
  • Aileler ile işbirliği yapılıyor mu?
  • Kurum çalışanlarına hizmet içi eğitim veriliyor mu?
  • Öğretmenlerin kullandığı aksesuarlara dikkat etmek gerek. Hacimli yüzükler, uzun kolyeler bile sarılmak için hamle yapınca tehlike haline gelebilir.
  • Öğretmenler mutlu mu? Mola saatleri yeterli mi?
  • Öğretmenler bakıcı değildir. Anne ve babanın boşluğunu giderici elemanlar değildirler. Okul öncesi kurumlar, öğretmenlerin ders anlattıkları derslikler değildir. Çocuğun ileriki yıllarda öğrenecekleri bilgiler için ihtiyacı olan bilişsel, sosyal, özbakım, dil, duygusal ve mantıksal gelişiminin desteklendiği kurumlardır. Çocuk burada sıkılmamalı, derslere boğulmamalı ve eğlenmesine izin verilmeli. Engellenmemeli; fırsat verilmeli.
  • Öğretmeni tanımaya çalışırken; tecrübelerine odaklanmanızı tavsiye ederim. Sorgular gibi gelen sorular öğretmeni gerebilir. Kendinizden bahsederken, arada ona da sorular yöneltebilirsiniz. Üniversite mezunu ve çok iyi bir öğretmen olabilir. Bununla birlikte;üniversite mezunu ve “Oldum artık ben” diye düşünen bir öğretmen de olabilir. İşini seven, yenilikleri takip eden, kendini geliştiren ve çocuklara saygı duyan bir insan olmalı. 
  • Öğretmen ile ilgili herhangi bir konu; önce öğretmenle görüşülmelidir. Öğretmene; eğer bu bir hata veya eksikse, kendini geliştirmesi veya hatasını düzeltebilmesi için zaman tanınmalı. Konu öğretmeni atlayarak kurumla görüşülürse; bunun sadece üstü örtülebilir ve öğretmen kendini gerektiği gibi düzeltemeyebilir. 
  • Ücret yüksek geldiğinde; birleşip, toplu kayıt için görüşülebilir.
  • Hiçbir kurum dört dörtlük değildir, olamaz. Her ebeveynin -ki çiftler arasında bile bu durum değişken olabilir; beklentisi farklıdır. Çocuğun mutlu olması baz alınmalıdır. Kulağınıza gelenlere hemen inanmak yerine; aklınızın bir köşesinde bekletmek ve gözlemlemek daha doğrudur. 

 Geçtiğimiz pazartesi itibariyle, yeni eğitim ve öğretim dönemi başlamıştır. Çocuklarımıza ve bizlere mutlu ve huzurlu bir yıl diliyorum.

*Biterken; yukarıda yazdıklarım, yıllar süren gözlem ve tecrübelerimle edindiklerimden aklıma gelenlerdir. Eğer eklemek istedikleriniz varsa; lütfen yorum olarak yazınız. Elimizde başvurulabilecek önemli bir liste olacaktır.

    • Share on Tumblr

    Helsinki ve bizim okul

     (Geçen haftanın notlarından devam..)

    Pazar günü olmasının ağırlığıyla okuldaydık yine:) Dev ekran yerleştirildi, bilgisayar açıldı ve başladık. Defterler, kalemler hazır. Hepimiz öğrenciyiz.Geçmişte yolculuk yaptık. Ardından soru-cevap başladı. Dilde daldırma yöntemi benim için yeni bir yöntem. Türkçesi için “çeviri” seçeneğini kullanabilirsiniz. Her sınıfta çift eğitmen olacak. Alpi hem Almanca hem de İngilizce’ yi duyacak. Bazı yönergeleri ingilizce verdiğimde bana sinir oluyor. “Neden öyle konuşuyorsun ki? Türkçe konuş işte!”.

    Konuyla ilgili yapilan bir araştırmayı da yeri gelmişken paylaşmak istiyorum: “Montessori Yönteminin Beş – Altı Yaş Çocuklarının  Alıcı Dil Gelişimine Etkisinin İncelenmesi”

    Hazır başlamışken paylaşmaya devam edeyim: “Helsinki’ de bir okul günü nasıl geçiyor?” Burada görseli; burada da Fin eğitim sisteminin başarısıyla ilgili yazı. Araya ABD’ yi sokuşturmasalarmış da olurmuş.

    “Tüm öğretmenlerin yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve uygulamalı eğitim görmüş olmaları şart. Bu nedenle Finlandiya’da öğretmen olmak bir ayrıcalık. Öğretmenler sınıfta bağımsız ve tam özerkliğe sahip.”
    Öğretmenlerin aldıkları hizmet içi eğitim ise göz kamaştırıcı. sayfa 33

    Fin eğitim sisteminin incelikleriyle sersemletilmiş blog okuyucusuna okulumu anlatmaya devam edeyim bari. E ne yapayim? Kargaya yavrusu şahan gözükürmüş!

     Bugün yine okuldaydım. Eğitime ara verdik. Görsel düzenlemelerle meşguldük. İki tane kapının camları tehlikeli olabilir diye konuşmuştuk. Onlara süslemeler yaptık ki; çocuklarda benim gibi kapıyı açık sanıp, kafa atmasınlar!

     Bu da son günlerin favori oyunu. Boş bulduğu odaya taşıdığı baloncuk makinası & Alpi:)

    Bu da aynı gözdesi & kırpılmış Alpi:)) Zelal, hayatımızı kurtardın, bilmiyorsun! Bizden bu gecelik bu kadar. Mutlu bir pazar geçirin.

    • Share on Tumblr

    Bugün burada

    Gözümün biri tv’ de Whistleblower; diğeri netbook’ un ekranında. Bir süredir savsaklıyorum blogu. Halbuki bir yazı dizisi hazırladım. Maksat paylaşmak. Bir dizi röportaj sürprizim var. Ama bazen gerçek hayatta bir şeyler öne geçiyor. Sanalla gerçek, gerçekle sanal karışıyor. İşler arapsaçına dönüyor. Oluyor. Olabiliyor. Hayat işte. Çocuğunuza Sınır Koyma; ayıla bayıla okuduğum bir kitap. Hem de defalarca. Birisi de bana okusa bu kitabı. Büyümeye devam. Dedim ya, yazdım ya; sadece H-A-Y-A-T!

    Bugünün anlamı büyük benim için. Yeni öğretim yılına yeni bir kurumla merhaba diyeceğiz. Şu anda ayaklarım yerden kim bilir kaç metre havada! Yıllarca da inmezler umarım. Tam umudumu kaybetmişken; Alpi’ nin yıllar boyunca gülümseyerek hatırlayacağı bir okulu olamayacak mı derken…

    Bugün başladım ben yeni okulumuza. Bir süre hizmet içi eğitim, sınıf düzenlemesi, personel kaynaşması ve toplantılarla geçecek. İki gün boyunca kara kara düşündük RifBaba’ yla. Ben yanımda Alpi’ yi götüremeyeceğim. Babası işyerine götürse ilgilenemeyecek. Bu da en az 7 saat bilgisayar başında oyun oynaması demek. Bayrama kadar sürse bu durum, 15 gün! Ben çocuğumu tanıyorum; daha da iflah olmaz!!! Nurti‘ ye danıştım, en iyisi bu süreçte okula yakın başka bir okula kayıt yaptıralım dedik. 10-15 gün için tam ay parası vermek de çok sinir bozucu. 700-800 TL. Babaannesini arasak? Köyde işler yoğun. Yeni bebek var ilgilenilecek. Ramazandayız ve özellikle haftasonları kalabalık gruplar geliyor. En son gitiğimizde halasıyla yardıma kalkıştık; 200 e yakın tabak yıkadık! Gelebilir mi? Geliyor:)))) Rahatladık.

    Dil çalışmalarına başlıyorduk. Askıya aldık babaanne gidene kadar. Sonra devam edeceğiz. Çok kararlı okuma-yazma öğrenmek konusunda.

    Bugünden bahsedeyim biraz daha. Personel birbiriyle tanıştı. Sohbet ettik. Bir tanesi liseden aynı dönemde okuduğum bir arkadaş çıktı. Ne sürpriz. Bir başkası zaten arkadaşımdı; memnun olduk. Okulu gezdik. Herkes benim kadar heyecanlı mıydı? Hatırlamıyorum. Benimki bana yeter. Sınıfları düzenlemeye başladık. Masalar, sandalyeler, raflar hep streç sarılıydı. Açtık, kurduk, temizledik ve yerleştirdik. Danışmanımızı saatlerce bekledik. Hazırlandı, izledim, hazırlandı, konuştum.. Sonra bahçede bol bol sohbet ettik. Birbirimizi, kurum sahiplerini anlamaya çalıştık. RifBaba ve Alpi geldi. Bahçede mangal keyfi başladı. Alpi diğer çocuklarla oynadı, 3 tane salıncak daha olduğu halde; ağaca asılı bir tanesi için amansız bir mücadeleye girdi. Yemek yedi. Göletteki balıkları izledi ve kurbağaları yakalamaya çalıştı. Bir
    Palomena prasina  ile dakikalarca oynadı, öptü ve kendi yanağına sürttü. Öptürmek istedi sanırım. Bilse  başına gelebilecekleri:)))) Eve getirmeye kalktı da en sonunda bahçedeki arkadaşlarının onu özleyebileceğine ikna ettik, bıraktı.

    Eve dönerken; “En mutlu günlerimden birisiydi. Çok eğlendim.” dedi ve dünyalar benim oldu. Başladığımız gibi devam etsin.

    * Biterken; Whistleblower’ ın hakkını veremedim, dayanamadım. Alpi uyuyor, RifBaba filmi izlemeye devam ediyor. Bir süre gün gün okulu yazacağım. Bununla beraber, hangi kurum olduğundan bahsetmek yok. Kendi aramızda yazıp, okuyoruz işte 😛

    • Share on Tumblr

    Yıl Sonu Gösteri$i

    Bir süredir aklımda bu konu. Her gün çocukları o günün branş öğretmenine teslim ederken, Alpi’ yi kapının küçük camından izlerken, veliler “Sene sonu gösterisi nerede olacak?”, “Ne zaman olacak?” diye sorarken, kostümlerden bahsedilirken…Evet, okulda kesinlikle bir hareket var bugünlerde.

    Çocukların verdikleri tepkiler birbirini tutmuyor. Kızlar, kostümler için heyecanlı. Alpi, baş rollerden birinde olduğu için heyecanlı. Benim bidikler, büyük bir sahnede, ellerinde peluş hayvanlarıyla koşturacakları için heyecanlı. Hepsinin ortak tek bir dileği var: Çalışma sonunda ödül motivasyon olsun diye alacakları şeker!

    Bu, çoğu zaman rahatsız ediyor beni. Hiç mi hiç sevimli gelmiyor. “Şimdi yat oğlum. Aferin, al bakalım şekerini!”

    Amerika’ da doğup büyümüş bir velim anlatmıştı: “Orada böyle dehşet paralar vermemiştik kostümler için. Böyle sıkıntılı organizasyonlar da görmedik hiç. Çocuklar temiz, birer şort & tişörtle sahneye çıkar, şiirini, şarkısını okur ve evine giderdi.” Yıllarca bu sözler çıkmadı aklımdan. Her sene yapılan çalışmalarda bazen gözlemciydim, bazen işin direkt içindeydim. Vee hep memnuniyetsizdim bu konuda. Alpi’ nin drama gecesi de bu fikrimi değiştirmedi; 20 gün sonra yapılacak asıl gösterinin halen devam eden çalışmaları da. Evet, karşılaştrınca daha eğlenceli geçiyor, çocuğu sıkmıyorlar falan filan ama “Ne kadar gerekli?” sorusunun cevabı bende belli.

    Damla Nurturia‘ da dürtmüştü bizi benim yazımla yaklaşık aynı tarihlerde. Onunda kafasında da aynı sorular. Sonra da Kitubi’ de değinmiş konuya.Malum, kıyım başladı… Bir de eklemiş;
    “Kreş mimi yazısını yazan ve yazmayan, çocuğu kreşe devam eden herkesi mimliyorum. Çocuğu kreşe gitmeyip, yine de fikri olanlar da yazsa ne güzel olur.” 

    1. Çocuğunuzun devam ettiği kreşte çocukların gösteri yaptığı bir organizasyon düzenleniyor mu? Gösterinin süresi nedir? Nerede yapılıyor?

    Evet, okulumuzda da böyle bir organizasyon düzenleniyor. Bütün yaş gruplarının katılacağı bu organizasyonun süresi toplam 2 saat olarak hesaplandı. Bir kolejin konferans salonunda yapılacak.

    2. Gösteriye nasıl bir hazırlık yapılıyor? Haftada kaç saat bu iş için harcanıyor?

    Yaklaşık 6 aydır, her branş öğretmeni, kendi ders saatlerinde çalışmasını yapıyor.  30-40dk lık bir zaman dilimlerinde, her yaş grubu sırasıyla çalışmasına giriyor. Perşembe günü hariç, her gün bir branş dersi var.

    3. Gösterinin çocuğunuza ne yararı olacak? Sizce çocuğunuz için bu hazırlıkların, ya da gösterinin kendisinin verebileceği zarar var mı?
    Ben de bunu çok sorguluyorum. Alpi girişken bir çocuk. Bu konuda bir sorunumuz yok. Canı isterse birilerinin karşısında şarkı söyler, istemezse mümkün değil. Benim bidiklere gelince; çoğu sahne korkusunu feci derecede yaşadılar. Korktular, annelerinin kucağında ağladılar. Büyük yaşlardan da benzer tepkiler geldi. Bu yaşta bunun için çocuğu zorlanması gerektiğine inanmıyorum. İlk gösteride koro vardı. Alpi 4 ay boyunca her ders aynı şarkıları tekrarlamaktan çok sıkılmıştı. Derste tutmakta zorlandık. Tutmalı mıydık? Gerekli miydi? Değildi tabii ki. Mevcut düzeni bozmamak, öğretmeninin otoritesini sarsmamak adına az müdahale etmeye çalıştım ama pek de sallamamışım sanırım. Şimdi düşününce; üç sıkılmasının ikisinde, Alpi dışarıdaydı. :) Böyle olabilmeli aslında. Branş dersleri çoğunlukla anne-babaların seçtiği dersler. İlgisi yok ise zorlamamalı. Hatta okula gönderilmek de çocuğun seçtiği bir şey değil. (Bu yazının sonunda şuursuz, içinde bulunduğu sistemin otuna topuna muhaliflik yapmaktan zevk aldığıma ve de MEB, ağzıyla kuş tutsa bana yaranamayacak olduğuna daha çok inanır olacağım)
    Hepsi bir yana, çocuğa cidden zarar verebilecek bir durum geliyor aklıma. Çocuk bu gösteri çalışmalarından cidden haz alıyorsa, bunun bir oyun değil de gösteri olduğunun farkındaysa, izleyicilerin tepkilerini önemsiyorsa ve aylarca çalıştığı rolünden olursa bu ciddi bir sorun oluyor.

    4. Bu gösterinin okula ne yararı var? Ne gibi yükleri olabilir?
    Öncelikle prestij, ardından maddi destek. Velilerin genelinde şöyle bir beklenti/anlayış/bilinç altı var: Ne kadar iyi bir gösteri çıkarsa; o okul o kadar iyidir. Ödedikleri aylık ücretin hakkını veriyordur. Çocuklarının yapabileceklerini ispatlamıştır. Veyaaaa beş para etmez  bir okuldur. O kadar para ödenmiştir ve falancanın okulu kadar bile olunamamıştır. Bu yazdıklarım bazılarınıza “fazla” gelebilir; 2003′ ten beri yaptığım gözlemler, yaşadığım tecrübenin bir “genellemesidir”. Tamamen sanatsal kaygılarla yola çıkanlar da var; maddi beklentililer de mevcut. İkisini de tasvip etmiyorum. Çocuk odaklı olmaktan çıktığı anda o gösteri, çocuğa yüktür.
    Kostüm paralarını unutmayalım. Makul miktarlardan uçuk rakamlara kadar geniş bir yelpaze var piyasada. Bazıları kiralık, bazıları özel tasarım, bazıları da seri imalat. Bir gösteri için yıllar önce 180TL istenmişti tek bir veliden. Bu kadarına gerek var mı sizce?

    5. Öğretmeni sizce bu hazırlığı severek mi yapıyor?

    (Korkarım ki bir daha iş bulamayacağım :P) Bu, farklı cevaplar alınabilecek bir konu. Ben, eğer ki üst makamlar tarafından yönlendirilmeye çalışmıyorsam, severim. Basit ve kısa süreli şarkı, şiir veya toplu, kısa bir oyun taraftarıyım. Bazı öğretmenler ayıla bayıla yapıyorlar. Bir arkadaşım, “Tüm sene içinde öğretmenin gönlünce yapabildiği tek şey.” demişti. A’ dan Z’ ye gayet planlı, programlı, bir koreografisi olan gösterilerden yana olanlar da var, “Fazla zor olmasın, tepki almayayım, sevimli gözükürler” deyip mankenlik yaptıranlar da. -ki bunların en popüleri, mayolarla sahneye çıkan çocuklardır.
    Bazı kurumlarda da -bizim ki gibi- bu işi branş öğretmenleri üstleniyor. Onlarda işlerinin genellikle severek yapıyorlar.

    6. Bu gösterinin veli olarak size ne yararı var?

    Beklentilerle alakalı bir durum. Çocuk mutluysa, severek ve isteyerek katılıyorsa, saçma bir konu işlenmiyorsa bence mahsuru olmadığı gibi; bana yararı da yok.

    Kitubi’ deki gibi onu hakkında fikrini belirtmek isteyen herkesi yazmaya davet ediyorum.



    • Share on Tumblr