Dekorasyonda kimliksizim (Bölüm 2)

RifBaba, ben ve annem bir gün Karabağlar’ a gitmiştik. Yeni eve taşınmadan, eski koltuklarımızı elden çıkarmıştık. Yeni bir oturma grubu seçecektik. Oldukça keyifli ve heyecanla başlayan alışveriş turumuz, neredeyse bir aile faciasıyla sonuçlanacaktı. Sayısını hatırlayamayacağım kadar çok modele bakmıştık. Gözümüze kestirdiğimiz mağazaya girer girmez, 4. kata çıkıyor ve üçe ayrılıyorduk. Ben yastıklı, pufidik, içine gömülebileceğim koltuk takımlarına yönelirken, RifBaba da bol metal aksamlı, keskin ve düz hatlı, çekyat mantığıyla açılıp, yatak da olabilenlere bakıyordu. Günün zavallısı annem de işimize fazla karışmadan, gözüne hoş görünenlerle, gözden kaçırabildiğimiz eksikliklere dikkat çekiyordu.

jetsons_1024-1

Neredeyse akşam olacaktı ve biz öğle yemeğini de unutup, artık gerilmeye başlamış sinirlerimizle mağazaları ardı ardına terk ediyorduk. Adama bir türlü bir şey beğendiremiyordum! Nerede fosforluya yakın cart renklerde, alüminyum kaplama profilli, Jetgiller’ in salonundan fırlamış kılıklı koltuk varsa; benim müstakbel koca, Ankara kedisi gibi üzerine çıkıp, kıvrılıyordu! Nerede benim Iskandinavlarla Coastal Country’ e yakın asil zevkim, nerede bu adamın Jetgiller sevdası!

kolaj

 Hadi dedik; güzel bir şeyi kedi-köpek kavgasına dönüştürmeden, yemek odası takımlarına bakalım. Doğal malzeme, ham ahşap gibisi var mı? Üzerlerinde cila bile olmayan bir takım gördüm ki, off! Çarpılmışım. RifBaba yan yan bakıp, Pamuk Prenses ile yedi cüceleri mi izleyip geldiğimi sordu. Sanki onun lam kaplama,  sıkıştırma talaşa benzeyen, parlak takımı çok iç acıcıydı. Öte yandan düşünsenize; kostüm ve dekorasyondan dolayı, dönem filmlerini bile izlemeyen adama, ortaçağ stayla takım aldırtmaya çalışmışım 😉

Aynı koltukları beğenmenin, nesinin bu kadar zor olacağını anlamamış olarak o günü bitirdik. Sonraki günleri ikimiz de PC başında koltuk, kanepe bakarak geçirdik. Birbirimizin seçtiği fotoğraflara, üst dudak bir tarftan hafif kıvrık baktık ama yorum yapmadık. Bir sonraki mobilya alışverişine çıkarken oldukça donanımlı, tekstil detaylarına kadar çalışmış, renk skalası belirlemiş, tehlike anı diyaloglarını ezberlemiş, iyi bir uyku çekmiş ve sağlam bir kahvaltı etmiş olmaya özen gösterdik.

Banu Alkan, Bülent Ersoy, Demet Akalın gibi belirli akımların temsilcilisi modelleri hızlı geçip, hedefe odaklanmaya gayret ettik. Derken; teğet geçen krizlerden birinde iflas ettikleri için artık olmayan bir firmanın vitrinine çakılıp kaldık. Yok böyle bir model! Ne Jetgil kaldı ne pofuduk yastıklar. Daha düne kadar ayılıp bayıldığımız modeller unutuldu ve müstakbel kanepemizde sarmaş dolaş oturup bir de özel sipariş verdik. Hiç hesapta olmayan bir L takım seçtik. Mağazadaki kesmedi, dev bir boyut sipariş ettik. Şöyle izah edeyim; iki baştaki kollardan her birine, rahatlıkla bir yetişkin insan oturabiliyor.

IMG_20140903_163559Kumaşı ayıla bayıla aldık ve yaptığımız en akıllıca hareketti. Nano teknoloji dediler, teşhirdeki bembeyaz koltuğun üzerine vişne suyu ve koyu nescafeyi döktüler. Benim elime çeyrek büyüklükte bir ıslak mendil tutuşturdular. İyice bastırıp kuruttuktan sonra sildim çıktı. Teflon kumaşlardan farkı, kanserojen oranı az ya da yoktu ve pahalıydılar. Hatırladıklarım bunlar. Artık hatırlamıyorum bile çünkü Alpi ile Kuzi’ ye nano teknoloji bu kadar dayanabildi. Artık su bile leke bırakıyor. Oğlanların hoppidi zıppıdı zıplamaları ve koltuk yastıklarının devamlı kale, savaş aracı, kaykay gibi niyetlere alet edilmesi sonucu ev korkunç dağılıyor. Yerdeki yastıklara takılan Kuzi, deva önnnnnnnnnnnnnkkoltukları artık evimde istemiyorum! Şunu anladım ki; oturma ve sırt yastıkları hareketli L koltuklar, çocuksuz, yeni evli işiymiş.

IMG_20140903_165933

Sevgili koltuklarımızı yeni evimize yerleştirdikten sonra, RifBaba perdelere el atmaya karar verdi. Halbuki ben perdelerimi seviyordum. Kanadını 5TL’ ye Migros’ dan almıştım. 6 kanat turuncu, 2 kanat da sarı idiler sanırım. Taaa o zamanlar, English Home ürünlerine Migroslarda rastlardım. Bir tane de pembe, yeşil ekoseli masa örtüsü almıştım. Hala ne yıprandı ne de rengi soldu. (Taa 2003′ te “Allı, güllü, dallı” akımına meyletmişim.) Perdeler de hala taş gibi J. Taş olmasına taş da; benim bey, yeni eve taşınma aşamasında perdelerden soğumuştu. Perdelerimiz, eski evimizde yerden 3 parmak kadar yüksekti. Eski ev, cidden eski bir evdi. Kapılar, pervazlar oldukça eski ahşap doğrama, küvetli, zemini İzmir’ de “kara taş” tabir edilen eski model karolarla kaplı, 4 tane mutfak dolabı ve pigmelere hizmet vermek üzere tasarlanmış, kalçama gelen tezgahıyla evlere şenlikti. Balkon kapılarının sadece üst tarafları camdı. Pencereler zaten klasik küçük pencerelerdi. Dolayısıyla perdenin nerede bittiği pek de dikkat çekmiyordu. Ama yeni eve taşındığımzda turuncu perdelerimiz, bir karış kadarkısa geldiler. Yarım pencerelerde kotarabilirdik de, duvar boyu pencerelerde içerisi bal gibi de görünüyordu.

IMG_20140903_165957

Taşınma yeterince masraf demekken, bir de perdeleri yenilemek istemiyorduk. Zaten şantiye elektriği ve artezyen suyu yüzünden, apartman sakinlerinin çoğu gibi biz de bir beyaz eşyamızı kaybetmiştik. (Piyango bize çamaşır makinasından vurdu.) L bir aparat olsa, kornişi istediğimiz boya indirebilsek ve o apartlarla duvara sabitleyebilsek! Bunu araştrmak için bir manifaturacıya girdi ve bingo! Önceden düşünmüşler zaten. Ne güzel, mis gibi sistemi de kurmuşken şimdi niye yeni perdeyle uğraşalm?

Yeni perdeleri birlikte seçtik pifff. Tüller klasik sistem, güneşlik stor. Artık her sabah cart cart cart 5 storu açıyor ve cart cart cart her akşam kapatıyorum. Arada güneşten rahatsız olursak da, gereksiz 5′ li için ekstra efor harcıyorum.  Eyyy okur, sen İzir sıcağında ekstra efor harcamak nedir, bilir misin? Her açış kapatışta, perde kenarlarının mekanizmaya kapılıp da her tel tel oluşunda söyleniyorum. Klasik güneşlik olsa mis gibi; tek harekette cart açtın, bir cart daha kapattın.

Ayy aklıma geldi; yatak odamızdaki etek uçları parçalanmış güneşliğin hikayesini bir gün paylaşmam lazım. Buraya not etmiş olayım.

Velhasıl kelam; bizim alışveriş maceralarımız böyle sonuçlanmıştı. Daha komodin ihtiyacını ortadan kaldırıyor diye pratik bulduğum ve iki tarafa doğru açınca 3m uzadığını hesap etmediğim yatak başını aldığımı, (üstelik RiBaba uyarmıştı) neredeyse yatak odasına sığmadığı için ne zorluklar yaşadığımı, beyazı var dediler diye sipariş ettiğim banyo dolabının eve gönderileninin kiraz ve akçaağaç çıktığını (hesapladığım boşluğa da sığmadı zaten), kardeşimden binbir dümenle kaptığım 3 katlı dev kurabiyeliği koyacak yer bulamadığım mutfağımı, Pinterest’ deki balkonlardan yapacağım diye alıp da aşırı rüzgardan dolayı kullanamadığım tüm aksesuarlarımı, vs vs anlatmadım bile!

Yazık yahu bana. Ne çekmişim bu zevksiz kocamdan 😛

Önceki bölüm: http://www.elf-ana.com/dekorasyonda-kimliksizim/

  • Share on Tumblr

İlkokulun ilk haftalarından kısa notlar

*Alpi kuşum hepimizi ayağa dikti. Maaile güneşin doğuşunu izlemek üzere, yüksekçe bir yerlere çıktık. (Bebek doğduktan sonra da bu romantik aksiyonlara, aynı mutlu tabloyla karşılık verebilsin ailem:) diye not almışım)

*Araya bir yaz tatili girdi ve bütün rakamları yazmaya aşağıdan başlıyor, hepsini de ayna tutmuş gibi ters yazıyor. Şimdi de “Her şeyi unutmuşum ben” diye ağlıyor.

*3 hafta önce, formasını aldığımız cumartesinden beri; o formayı çıkartmayı hiç istemiyor. Hele ki; okul çıkışı bir yere gittiysek ve forması da üzerindeyse, mest oluyor. (Bunu 1 aygeçtiği halde, hala yapıyor)

*İlk kez süt dişleri dökülüyor. Ailecek çok heyecanlıyız. Diş perisi tabii ki geldi:)  Önce sol alt öndeki diş; sonra da sağ alt öndeki dişi de düştü. İkinci dişle beraber; altta sevimli bir boşluk oldu:) 2. dişini ben çektim!

*İlk kez babası tarafından yarın tüm gün boyunca bahçeye inmeme cezası aldı. Sebebi de; yaşları yaklaşık 10-16 arasında değişen bir grup çocuğa/daha çok çete gibiler/ sözle sataşması.

 *Offf cok güldüm:))) http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=190142 

 *E: Alpi neden böyle davrandın?
   A: Şeytana uydum anne!

*Neredeyse düzenlemesini bitirdiğim çalışma odama göz koydu! Sabahtan beri peşimde tin tin tin; “Bu oda benimkinden daha büyük. Ben bu odaya taşınmak istiyorum” diye dolanıyor. Odaları değiştirdim. 4-5 kitaplık, dolaplar, koliler vs olduğu için zorlandım. Sağından geç, solundan dön. RifBaba gelene kadar da apartman görevlimiz ve karşı komşumuzdan yardım istedim.Yavaş yavaş bosalttım içlerini. Bir an önce düzenini tuttursun yeni odasında diye heyecan yaptık ikimiz. RifBaba gelince de içlerini yerleştirmeyi bitirdi, kutuların içlerini düzenledi ve kitaplıkların üzerine koydu. Alpi’ nin ileride kardeşi ile paylaşacağı çok daha büyük bir odası oldu. Ben de çok isteyip de bir türlü düzene oturtamadığım çalışma odama kavuştum.

*İlk kez yeni doğmuş bir bebek gördü. Epey merakla gözlemledi. Sırıttı falan. Azıcık anlattım; rengi açılacak, yüzü daha şiş duruyor, bir kaç güne güzelleşecek diye. İlgiyle dinledi:)

*E: Heyyooo! RifBaba, cuma günü okul yokmuş bizimkilere. Öğretmenlerle idarenin toplantısı varmış:)
A: Eee? Ne var ki bunda bu kadar sevinecek? Zaten yeni başlamadı mı okul?

  • Share on Tumblr

Gebelikte 33. hafta

İlk kez hıçkırdı! Çok şaşırdım, hiç beklemiyordum. Elimi koydukça hissettim. Belki de bu güne kadar o yüzden hissetmedim. Alpi’ ye gebeykenki duygularımı anımsadım:) RifBaba ilk kez hissetti. Daha önce bebeklerin hıçkırdıklarını duymamış. Kelimenin tam anlamıyla şok oldu. Çok mutlu olduk:) Alpi kuzuma da denk gelsin isterim. Son zamanlarda attığı her tekmeyle; sadece karnım değil de tüm vücudumun sarsıldığını hissediyorum.

 Kardeş 2,830kg olarak bu hafta iriliği ve hızlı gelişimiyle bizi korkuttu. Duyuyor, hissediyor ve bulanık da olsa görüyor. Akciğer gelişimi neredeyse tamamalanmış.

Bana gelince; yürüyüşüm zorlaştı ve hareketlerim ağırlaştı.Vaow! Rahim, gebelik öncesine göre tam 500 kat genişlemiş! Gece tuvalet ziyaretleri iyice sıklaştı.
Dün gece 00:00′ da ekmek arasını lüpleten ben, kurt gibi aç uyandim:S Kendimden ve yeme potansiyelimden korkuyorum!

 Doktorumuz  sabah aradı ve “Yetişebilirseniz 1/2 saate burada olun; riskli bir doğum var” dedi. Kahvaltıya gitmiştik ve apar topar kalktık. Tam muayenehaneye girdik ki; doktorumuz “Çok üzgünüm, durum acilleşti ve hemen çiıkmam lazım” dedi. Yeni bir randevu belirlememiz gerekti. RifBaba da coşmuş; “Pazartesi sabaha olur” diyor :) Umarım kritik doğum, başarıyla gerçekleşmiştir. Kocacığıma da artık çocuğumuzun okullu olduğunu hatırlatıverdim:D

 Yine bu hafta ailecek, hummalı bir temizilik işine giriştik. Kileri temizledim; 2 battal boy çöp torbası çöp çıktı! Sprey boyalar, Alpi’ nin kullanmadığı oyuncakları, vs. çok çeşitliydiler:) Her şeyi de atamıyorum; arkadan gelen var. Evde 6 yaşında bir çocuk var. 6 yıllık birikim. Atsam; Kardeş büyürken tekrar almam gerekecek. Saçma değil mi? Bebek küveti, portbebe vb çok yakında kullanacaklarımızı da çıkarttım. Alpi geçenlerde bir açtı kileri; resmen odun toplar gibi bir sürü sazlık kamışı sokuşturmuş:) Başka bir gün taş boyama için taşları yığmıştı:)Taa bizim üniversite zamanından kalma resim dosyaları ve malzemelerimiz, yazdan boşalan saksılar falan filan. Boşaltıyoruz işte:) Kardeş büyüdükçe elden çıkartırım her şeyi diyordum; annem geçenlerde carladı “Aaa kardeşin yaza gebe kalırsa; Ona lazım olacak! Kilerde tut!” Hahaha dedim ki “Yer yok artık. Çok istiyorsan getireyim sana?” ses yok:P
————
Temizlik devam ediyor:) Aşırı yorgunum. Eşimle öyle bir girişmişiz ki eve ve eşyalara; O hala devam ediyor. Kileri yıkayıp; bebeğin eşyalarını öne yerleştirdik. Eşim tekno atıklarını ayırdı. Bebek arabası, ana kucağı, park yatağın hafif parçaları söküldü ve yıkandı. Alpi ile babası park yatağı yıkadılar. Yatağı balkona çıkartırken gözümüz zilyon yıldır görmezden geldiğimiz stor güneşliklere takıldı. Bütün perdeler söküldü; RifBaba şu anda storları yıkıyor. Ben de makinaya tülleri atacağım fakat öncesinde hafif de olsa pencerelere bir dokunuş gerekli. Arkdaşlarım, “Çok feci “nesting” modundasın” diye gülüyorlar bana:)
——-
Her sey kurudu, kuruldu, makinada son parti tüller. Astıktan sonra gönül rahatlığıyla doğurabilirim:P
 
Akşam üzeri dışarı çıktık ve çok tatlı bir Nurturia annesi&yavrusuyla; Duygu&Balca ile tanıştık:) Sonracığıma, ev tipi ana kucağımıza kavuştuk.
Bu hafta böyle geldi geçti. Alpi’ nin bombalarıyla bu haftayı kapatayım:

“Anne, bu çocuk sportik olacak bence! Çok acayip tekmeler atıyor.” Karnımda sert hareketler yapan kardeşiyle öyle tatlı konuşuyor ki; her seferinde dayanamayıp, dalıyorum:)

“Seni rahatsız ettiğim için çok üzgünüm anneciğim”. Bahçeye inmeden önce evde bırakmaya karar verdiği oyuncağını; 10dk sonra almaya geldi. Kapıyı açtığımda böyle dedi:)

*Biterken; Alpi’ nin okulu açılmadan önceki gün alışverişteydik. Formasını almıştık ve b fotoğraf da kabinden çıkmasını beklerken çekildi. 33. haftamıza denk geldi okulun ilk haftası.

Kaynak: WebAnne

  • Share on Tumblr

2. bebeğe hangi eşyalar gerekli?

 Aynadan da görüldüğü üzere; burası yatak odamız.Sağdaki giysi dolabımızın yanına sıkıştırıverdiğimiz eski banyo dolabı ve sağına da son dakikada tıkıştırdığımız şifonyerimiz. Banyo dolabı artık Kardeş’ in giysi dolabı görevini üstlenmiş durumda. Alpi ile aynı odayı paylaşana dek; yeni bir eşya daha almak istemedim. Ev dolup taşıyor sonra. Hiç ama hiç ihtiyacımın olduğu bir durum olmyacaktı. Alanımız biraz daha küçülecekti. Mevcut eşyalar değerlendirilebilir mi bir deneyeyim dedim ve evet; gayet de işlevselmiş.

Üst kapakta bulunanlar bu kadar. En üst rafta; astronot tulumlar, banyo filesi, sling, şapkalar, emzirme örtüsü ve bir adet yastık bulunuyor. Orta rafa 3 aylık giysiler, baharlıklar, şapkalar, yıkanabilir göğüs pedleri ile tulumlar duruyor. En alt rafta ise; kolsuzlar, kisa ve uzun kollu bodyler ile yazlık giysiler ve 0-2 aylık bir kaç kışlık var.

 Dolabın çekmecesinnde; çoraplar, eldivenler, patikler , banyo filesi, bilek çıngarağı ve bez kitap duruyor.

En alt kapak üst rafa 3-6 aylık giysileri hazırladım. Alt bölmede ise yorgan, yastık, bir kaç yumuşak oyuncak, atta çantası, kullan at göğüs pedleri, süt saklama poşetleri, biberon ve ayakkabılar var.

Hepsini bu şekilde kategorize ettiğime memnunum. Alpialerjik bir bebekti ve hem yediklerine hem de giydiklerine çok dikkat etmek zorundaydık. Metal zımbalı bodyler, sert giysi etiketleri ve dahi naylon dikişli giysiler; kocaman, kırmızı ve bol kaşıntılı kabarcıklar halinde geri dönüyordu. Özellikle etiketlerin hepsini kestiğim için kategorize ederken çok zorlandim. “Bu, kesinlikle 0-3 ay kıyafetidir” dediğim giysiyi gerçekten 0-3 aylığına rastladıktan sonra 6-9 ay bölümüne yerleştirmek çok şaşırttı beni. O kadar unutmuşum ebatları :) Bebek doğduktan sonra iyice kafam karışmasın diye hepsini şmdiden ayarladım. Zaten yeni bir şey yok denecek kadar az.

“Aaaaa! Banyo dolabından giysi dolabı mı olur?”
–  “Şaşırdınız mı?” diye sormak istiyorum. Hep al al al, eve sokuştur tıkıştır; yok bana göre değil. Dolabımızdan memnunuz. Hatta tavsiye ederim. Zaten bir süre sonra abisiyle aynı odayı paylaştığında elimde bir gereksiz eşya daha istemem.

“Bebek yapacaksanız azıcık paraya kıysanıza”
– Paramıza kıyamadık valla 😛

“Ben bile bir giydiğimi ikinci kez giymekten sıkılıyorum”
–  Bizim bebe Fashion Tv’ den fırlamayacak; bazı kıyaftler 15 gün bile üst üste giyilmiyor. Çok gereksiz.

“Bu bebeğin günahı ne; öncekinin eskileriyle büyüyecek?”
–  Eskitemedim diyorum giysileri; cidden bak; daha 5-10 bebe büyür eldekilerle :) Bir de mevsimleri tutturaydık 😛

“İnsanın gözüne çok eski ve modası geçmiş görünüyorlar”
–  Modası geçmiş; içlerinden en çok güldüğüm oldu. Bu sene zürafalı bodyler out; ayılılar in de benim haberim mi yok?

“Lekeli lekeli mi giydireceksin?”
–  Çok titizimdir bu konuda; lekeli hiç giysi yok elimde. Bir dönem Omo Baby, sonrasında da HacıŞakir granül kullanmıştım. Haricinde ne leke çıkarıcı ne de çamaşır suyu değdirmedim.
 
“Alpi ya dalga geçecek ya da{Benim o, ver!} diyecek”
– 6,5 yaş olacak neredeyse aralarında. Alpi o kadar çok isterse; 3 aylık body ile gezebilir. Bu özgürlüğü var yani:)
diye güzel duygu ve dileklerini sunan tüm eş ve dosta selam olsun.     

Koskoca bir şifonyeri yıllardır tek başıma gasp ediyormuşum resmen! Üst çekmeceyi kendime ayırdım ve kalanlara; Kardeş’in battaniye, pike ve nevresim takımlarını sığdırdım.

Bu grup da yeni aldıklarımız. Bir de süt sağma pompası eklenecek.

Alpi’ nin park yatağı gayetiyi durumda. Hatta yaklaşık 3,5 yıldır kilerde beklemekten kirlenmemiş olsa; az önce aldım diye yutturabilirim. Şifonyerden boşalan alana da park yatağı yerleştireceğiz. Bu hafta sonundan çok umutluyum. Bir aile etkinliği ile balkonda park yatağı yıkamayı planlıyoruz. Kuruyunca da odaya açarız herhalde artık.
Bir ara yine kilere dalmamız gerekecek. Anca 2 ay olmuştur temizleyip, düzenleyeli. Bence bir evin en derinden ama sağlam dağılan bölümü kiler! Alpi’ nin bisikleti, scooterı ve patenlerinden tutun da Kardeş’ in müstakbel mama sandalyesine kadar her şey orada. Kardeş’ in kullanacağı eşyaları, tozlanmasın diye dev torbalarla istiflemiştik. Şimdi de hangisi hangisidir bilemiyoruz. Bir ara el yordamıyla küvetini de bulsam iyi olacak.
Çok ama çok uzun süre düşündükten sonra bebek arabasına noktayı nihayet koyabilmiştim. Hatrı sayılır aylar boyunca Stokke Xplory’ yi hayal ettikten sonra; vazgeçmem epey zor olmuştu. Halbuki boyu boyuma, huyu huyuma denk idi. Hala 200m.lik bir çemberdeki tüm Stokke Xplory’ leri anında tespit edebilitem var. Karşılıksız aşkımı kalbimin derinliklerine gömüp; bir araba araştırmasına giriştim. Travel system olanlara bakıyordum ağırlıklı olarak. Sonuç olarak hepsine bir kulp takıp; Stokke gibi bir tasarıma rastlayamayacağıma kanaat getirdim. Zaten en fazla 6-7 ay kullanacak olmam; sonrasinda da baston pusete dönecek olmam, tecrübe ile sabitti.
Bir gün ismini vermeyeceğim, sahile bakan bebek mağazalarından birine girdik. Otomatik adımlarla bebek arabalarına yöneldim. Tasarım benim için hep ön plandadır. Herhangi bir ürün ilk önce beni tasarımıyla cezbedecek ki; ergonomisi ve diğer detaylarıyla ilgileneyim. Birisi tam yatmaz, birisi jip haricinde hiçbir bagaja sığmaz, çok güzeldir ama çok ağırdır, rengi güzel olanı, tekstili deri olanı… 6-7 yıl öncesine göre çeşitlilik inanılmaz artmış! Ben yine uzuun uzuun Stokke’ yi seyredalmışken; arkama bir döndüm, A-aaa aynı Stokke ama yarı fiyatına başka bir araba! Şöööyle bir kez daha baktım ve en yakınımdaki satış görevlisinden yardım istedim. Gayet isteksizce geldi yanıma ve anlatmaya başladı. Bu arada devamlı beni daha basit ürünlere yönlendirmeye çalışıyor. En sonunda dedim ki;
“Ben bu arabayla sadece Stokke’ ye benzediği için ilgileniyorum. Göstereceğiniz diğer arabaları biliyorum ve hiçbiriyle ilgilenmiyorum. Bana bu arabayı anlatın.”
Görevli durdu durdu ve o süt beyazı caaanım araba için dedi ki;
“Bu bebek arabasının malzeme kalitesi çok kötüdür. Kesinlikle tavsiye etmem. Çok şikayet alıyoruz.”
Hiç bu kadar dürüst bir satış elemanıyla karşılaşmamış olduğum için; ufak çaplı bir şok yaşadım:) Elimizdeki bebek arabasını hatırlattı eşim. Görevli sorunca; “Jane Energy” dedim. Bu arabanın +0 olduğunu, başka bir bebek arabası almaya aslında hiç de ihtiyacım olmadığını ısrarla tekrarladı. Önceden RifBaba ile bir tanışıklığı var mıydı acaba? 😛 Travel system modeller kısa süreli kullanıldığı gibi; doktorların uzun süre ana kucağını tavsiye etmediklerini de hatırlattı. Alpi, evde de ana kucağında dururdu, evet ve belini hep yastıklarla desteklerdim. Mutlu mesut çıktık mağazadan. Yakın zamanda bir arkadaşımızdan ana kucağı gelecek. Bizim bebek arabamızın ön barı olmadığı için, kullanamayacaktık. Tanıdık bir firmada bebek arabalarına bakarken bunu sordum ve BİNGO! Artık ön barlar ayrı olarak satılıyormuş. 1-2 hafta içerisinde bir bebek mağazasına arabamızla gidip; ön bar ve şemsiye ile bardaklık alacağım. Uzun yürüyüşlerde en sevdiğim şey, bir şeyler içebilmektir.
Hazırlıklar hiç durmadan devam ediyor. Doğana kadar yolu var:)

  • Share on Tumblr

Gebelikte 21. hafta

Kardeş’ in büyüme hızı azıcık yavaşlamış. Bununla beraber; tekmeleri çok kuvvetlendi. Bazen beni şaşırtıyor. Artık belli bir uyku düzeni oluşmuş. Şöyle ki; sabah tekmeleriyle uyanmaya başladım:) 13:00-14:00 civarı dinlenmeye çekiliyor sanırım. Bacak bacak üstüne atmadıysam, bağdaş kurmadıysam ve öne doğru uzun süreli uzanmadıysam; uyanıp da yerinin daraldığını haber vermiyor:) Sabah uyandığımdaysa; karnımın neresinde olduğunu net hissediyorum. 16:00-17:00 gibi tekrar hareketleniyor. Aksam yemeğine kadar ara ara hissediyorum. Sonrasında en çılgın attığı zamanlar geliyor. Gerçekten belli saatlerde uyuyup, uyanıyor. Doğduğunda hesaplaşacağız kendisiyle:P
Haftanın olayı, kalp kasının güçlenmesiymiş. Müziğe karşı tepki veriyormuş. Bu aralar en çok The Beatles dinliyorum:) “Hey Jude”
Karnım iyice büyüdü. Özellikle karnım ve göğüslerimde gerginlik hissediyorum ve hiç de rahat bir duygu değil. Tatlı badem yağı sürmeye devam ediyorum.
2 saatten fazla ayakta kalmamalıymışım. Bazen ipin ucunu kaçırabiliyorum. Bu, genellikle oda düzenlemelerinde başım geliyor. Bu hafta başında; bizim veAlpi’ nin yatak odalarını değiştirmeye karar vermiştik. Bizim yatağımızın bazası hariç; tüm odayı ve Alpi’ nin tüm odasını boşalıp, diğer odaya istifledim. Sonra da mobilyacıların gelmesine saatler kala vazgeçtik. Bu hafta, Alpi kuşumun doğum günü partisi vardı. Üstüne parti hazırlıkları, yorucu geçti. Sonra o eşyalar tekrar yerleştirildi tabii ki. Aks gibi; RifBaba’ nin da en yoğun günleri. Her şey bitince; Alpi’ nin odasına bir çalışma masası ekledik ve tüm odanın şekli yeniden değişti. Tam bir kabustu. Sonuç, tatmin edici ama çok çok yorucuydu. 2 hafta boyunca neredeyse güde2 saat oturabildim. Daktır T. duymasın!
Bol su içmeye, her zamankinden daha çok önem veriyorum. İzmir’ in inanılmaz sıcakları başladı. Haftada bir tansiyon ölçtürmek öneriliyor. Öne ilerleyen pelvis yüzünden, bel ve sırt ağrıları artarken; uterusun karın boşluğunda iyice büyümesiyle de nefes darlığı ya da nefes nefese kalma görülebiliyormuş. Ben en çok diyaframımı dilediğimce kullanamamaktan muzdaribim. Şarkı, türkü söylemekte zorlanıyorum efendi.  Gebelik ilerledikçe de artacak bu sıkıntılar. Alpi’ ye gebeyken, yine bu aylarda; İzmir Barosu’ nun Türk Halk Müziği Korosu’ ndan ayrılmak zorunda kalmıştım. Kaynağım, demir haplarımı almam konusunda beni uyarıyor. Peki madem, az sayıda da olsa içmeye devam edeyim. Yürüyüş ya da yüzme egzersizleri öneriliyor.
Kaynak:WebAnne.com

  • Share on Tumblr

YILIN SON FUARI

İzmir için yılın son fuarı. “20. Hediyelik Eşya Günleri” Gittik gezdik. Hızımızı alamadık; bi de ertesi gün RifBaba’ yı da taktık peşimize. Birgün önce tezgahlardan taşan hediyeliklerin; ertesi gün neredeyse %60′ ının bitmiş olduğunu görmek güzeldi. Oldukça hareketli geçiyor anlayacağınız. Bir de oyun alanı kurmuşlar; şu  şişme parklardan vs. Minikler sıkılınca yorup, arabalarında uyurlarken keyifle gezmek için.. Ay sonuna kadar devam edecek. İşte Alpi’ den fırsat bulup da gözüme takılanlardan bir kısmı:

 
 
Dut kurusu+kayısı çekirdeliği mest etti bizi. Tıkına tıkıştıra gezdik:)
 
 
 
 
Doğal olarak, yoğunlukta yılbaşı temalıydı.  Her taraf şıkır şıkırdı. Bu kadar kokoşluk, fazla geldi&ben bunlara bayıldım.
 
35TL ye satıyorlar. Bana I-IIHHH! dedirten tek şey; tabanlar kösele değil, işlemden geçmiş deri. Bununla birlikte; “2 yaz giyebilirsiniz. Bu kadarını garanti edebiliriz” demeleriyle 10 puanı aldılar:)
 
 Fotoğraf çekerken tabii ki izin alıyoruz. Fuarda garip gelen-hatta garip ötesi-tasarım ürünler için gayet güler yüzlü bir ifadeyle “Elbette, memnun oluruz” yanıtlarını alırken; fabrikasyonlar için “Yok kardeşim! Sonra model çalıyorlar” idi. :)))) Ulan salak! Bütün fuar+Kemeraltı+internet bunlarla dolu zaten. K.çımın esnafı bunlar da:))
 
 
 Buralarda biryerlerde bir adet “Orman Cini” gören oldu mu?
 Bu gamzeler neden yine meydanda? Çünkü mizah okurluğu bayrağını oğlumuz elimizden almaya kararlı! O da kendine en uygunu olarak Fırat‘ ı mimlemiş.RifBaba ile kendi kendimize okurken hiç batmamıştı da; Alpi’ ye okurken sık sık sansürden geçirmek durumunda kalıyoruz. “Yok Yeeaaa!” iki günde diline yerleşti. Uygun bir dille; bunu kullanmaya devam ederse -o dilini koparacağımı- çok uygunsuz durumlara düşeceğini anlatıyoruz:)
 
Aşağıdaki pespembe kutu da kokulu bebeklerin mini satış standları. Kaç aydır büyük marketlerdeki oyuncak mağazalarında fırsat kolluyordum. Bir bakıyorum içinde 5 bebek kalmış. 3 saat sonra geliyorum; haydaaa bitmiş&yenisini koymuşlar. Neyse ki fuarda hallettim. Şimdilik Alpi “Montessori standım” deyüüüü, ellettirmese de bakıciiz artık. Olmazsa onda kalır. Baksanıza, ne güzel düzenlemiş:)
 Bundan gayrı; 2003′ ten beri derleyip toparladıklarımı burada yazmaya karar verdim. Bir iki güne “gelişim Alanları&Uygulamaları” geliyor. Taze taze.. Bir solukta okuyup, düşünerek uygulanacaklardan..
*Biterken Alpi küvetinde yanıbaşımda, RifBaba işte & Sezen Aksu-Dilimin Ucunda Kelimeler çalıyor.

  • Share on Tumblr

BU ARALAR TEMBELİZ

Kafam çok dolu..Hiçbirşeye yoğunlaşamıyorum. Sabır seviyesi yerlerde sürünüyor.. Bünyeyi biraz rahat bırakmak lazım dedim. 15 gün tatilimize(!)erken girelim dedim :) Aldı simlerini eline cücem, sıvadı da sıvadı.

 
Bünyeyi rahat bırakacağım da elim ayağım durmadı. Aradığımızı bulamamaya başlamıştık. Çekmeceler çıfıt çarşısı gibi olmuştu. Çalışma odamızdaki kitaplıklardan birini Alpi’ nin odasına transfer ettim. Ortalık ferahladı. Maymun sonuçtan pek bi memnun; odasından çıkmıyor:)
 
 Bu beyaz dolap; eski evde mutfaktaydı. İki taneler&birisi alet edavat dolabıydı. Bunun da üstü nevresim, altı kağıt vs doluydu. Malzeme dolabı oldu. Düzenleyiciler alacaktım ya, aldım. Şunların içi göz göz olanlarından almıştım. Bugün itibariyle çiftledim. Tavsiye ederim. Özellikle de evde materyal yapanlar için birebir.
 
 Müzik aletlerimize bir flut, bir de darbuka eklendi.
 
 Doğa materyallerine deniz yaratıkları kabukluları dahil oldu.
 
Kış sepetine girenlerden. Aynı zamanda mandal oldukları için faaliyet, resim vs asmak için de iyi olacaklar da çelik ip almak için yerimden kalkasım hiç mi hiç yok:(
 
 Anneannesinin Alpi’ nin bahar kreasyonuna eklediklerinden. Alpi her gördüğünde “Bana yeni ne ördün/örüyorsun?” diye hevesle sıkıştırıyor kadıncağızı. Annenemi dürttüm artık dursun diye. Kadıncağızın, bilek&boyun&sırt ağrıları başlamış.
 
 
Çadır yine çıktı meydana.
 
 Sandalyesi hep ortalıkta. Bacak bacak üstüne atıp bir kitap okuyuşu var ki..Arada bir merdiven gibi de kullanmasa!
 
 Kaşıklık Nana’ nın hediyesi.
Küçük ırgat iş başında:

*Biterken Alpi meyvesini yiyiyor, RifBaba işte&Kardeş Türküler-Yanıyorum çalıyor.

  • Share on Tumblr

NELER YAPTIM NELER!

Kaç aydır bekleyenler var aralarında. Belki de senesini kutlayacaklar.. Ya başka şeyleri öne aldım ya savsakladım. Baktım ki artık birikiyorlar; 4gün sosyal hayata mola verdim. Şimdi bu kadar şeyi nasıl depolamam gerek diye kafa yoruyorum. 

Bu evrak düzenleyicisini burada & alttaki raflı düzenleyicinin çekmeleceli olanlarından gördüm Ikea’ da. Acil hem de çok acil lazım. E evde bi de bunlara yer ayarlamak lazım. Off..


DÜZENLEYİCİLER

Bu iki fotoğraftaki düzenleyicilerden acil lazım. Bir Kemeraltı, bir Karabağlar & bir de Ikea paklar beni:)

Gelelim yapılanlara:
Renkler & desenlerle ilgili eşleştirme

Şekiller üzerine bir eşleştirme kitapçığı; montaj için harika bir fikir bekliyor!

Büyük/küçük sıralaması

Şekiller & renkler kitapçığı

Renklerle ilgili gruplama

 
 







Tamamlama

El-göz koordinasyonu için birebir. Makas kesme için ön çalışma olabileceği gibi yazma için de bir ön çalışma.
Bu iki resim de “Ev Kurallarımız” için seçilenlerdendi. Bununla birlikte Alpi’ yi oldukça rahatsız etti. Koyup koymamak arasında kaldım. Şimdilik benzer hareketler yaptığında “Böyle kötü görünüyor yüzüm değil mi?” diye resimlere koşturuyor.

Yuhh olsun bana. Taa mayıs ayının yazısında buldum aradığımı. Ki o postu da gecikmeli yazmışım. O kadar aydır bu meyve & Sebzelerin iç kesitlerini hazırlayacakmışım. Neyse yapıldılar artık.

Yararlanılan kaynaklar Childcareland, Homeschoolcreations. Sırada neler var neler :) Yeni çalışmalar, Alpi’ nin maceraları, İzmir Montessori anneleri & yavrucakları buluşması, gitmezsem artık kafayı yiyeceğim bir Bodrum tatili… Biri bizi durdursun yahu!!

 

  • Share on Tumblr

HAZIRLANMIŞ ORTAM

Ne zamandır tamamlamak istiyordum Alpi’ nin odasını. Tek bir rafın montajı haricinde bitti. Aslında yeni evimizdeki çalışma odamız montessori odamız olmuştu aynı zamanda.Oyuncak vb ıvır zıvırları dikkatini dağıtmasın diye bu şekilde düşünmüştüm. 4 gözden oluşan 4 kitaplığın alt 2 rafı materyallerimize ayrılmıştı.
Ta ki evdeki sinsi sessizliğin sebebini bulmak için parmak ucunda Alpi’ nin peşine düştüğüm güne kadar. Bacaksız kitaplığın raflarını merdiven gibi kullanıp en üstteki deniz malzemelerine ulaşmaya çalışıyordu! O ağırlıkla bir düşse.. Aman aman! Hemen odasına taşındı bütün alet edavat. İşte Alpi’ nin yeni odası.













  • Share on Tumblr