Nerede o eski topaçlar?

(RİfBaba’ nın ağzından bir küfür kaçar)
A: OHA! Küfür buraya kadar geldi!
R: Eee.. Ööö.. Pardon, ağzımdan kaçtı.
A: Eveeeeeettttt; ya kumbaraya para ya da beyblade!

Bu zeytin gözlü minik adam, durumun vahimliğini işte böyle gözler önüne seriyordu. Aylarca beyblade diye sayıkladı durdu. Alpi’ ye alışveriş konusunda, çok küçükken konulmuş ve hala özenle korunan bir takım kurallarımız var. Evde o oyuncaktan bir tane varsa; ikincisi alınmaz. O oyuncağın muadili varsa; onunla yetinilecek. Uyarılar dinlenmediğinde veya hor kullanıldığı için zarar gördüğünde; o oyuncağın yenisi alınmaz. Beyblade’ ler de çizgi film şişirmesi ve oldukça pahalı oyuncaklar olduklarından; “Evde zaten birbirinden farklı topaçların var; bu gereksiz” deyip konuyu kapatmıştım. Tabii konu sadece benim açımdan kapanmış; o ayrı!
RifBaba kah sigara içerken yakalandığı, kah etmemesi gereken küfürleri ettiği için; Alpi bir adet Beyblade’ e hak kazandı. Işıklı, sesli ve pahalı bir modeli aldırdı oğlan. RifBaba’ da sağlam bir ayar yedi.
Çok kısa bir süre sonra; kenarları demir olan ve birbirlerine çarptıklarında daha da heyecan yaratan yeni bir model sürüldü piyasaya. Oğlan her gün yalvarıyor, kendi parasıyla almak istiyor-para biriktirmeye hep devam etti- ve devamlı Beyblade’ i olan arkadaşlarına gitmek istiyor..

Arkadaşlarıyla çok nadiren bu pozisyonda yakalayabiliyorum. Bir süre sonra; arkadaşlarıyla sorun yaşamaya başladı. Evine gitmek istediği arkadaşları kabul etmemeye; evimize davet ettikleriyse gelmemeye başladı. Kokusu da çabucak çıktı: Seçtiği arkadaşlarının yani apartmandaki tüm çocukların Beyblade’ leri varmış. Alpi bize davetederken; seçtiği Beyblade’ lerle gelme koşulu koyuyor; onlara gittiğindeyse sadece bu oyuncakla oynamak için ısrar ediyormuş. 2 ay kadar bir süre geçti tabii bu arada ve çocuklar bu süre içinde bu oyuncaktan çoktaaann bıkmışlar. Ne acı değil mi? Bizim oyuncaklarımız ne kadar kıymetli ve uzun süre dikkati üzerlerinde toplayan oyuncaklar olurdu.
Alpi oğlan allem etti kallem etti ve çocukların topaç aşklarını kabarttı! Elindeki mevcut topaçlarla arkadaşlarının topaçlarını çarpıştırdı. Benden küçük plastik bir kap isted ve saha yaptı. Elindekiler yetersiz gelse de; çoğunlukla yenilse de pes etmedi:) Belki de ilk kez gerçek anlamda problem çözme yeteneğini kullandı.
Bir gün ağlayarak eve çıktı. O kadar çok ağlıyordu ki; ne söylediğini anlayamadım. Uzun uzun, sıkı sıkı sarıldım ve epey bir süre sakinleşmesini bekledim. Kucağıma oturarak; arkadaşlarının hepsinin Onu dışladığını anlattı. Ciddi olamazdı? Elinden tutup bahçeye indim. Neler oluyordu? Çocuklar gruplaşmışlar ve gerçekten kara gözlü kuzumu istemiyorlardı!En büyüğünden en küçüğüne kadar heps bir ağızdan; “Onun Beyblade’ i ve topaçları bizimkilerden değil. Kategori dışı olduğu için kabul etmiyoruz!” diyorlardı!
Çok çok şaşırmıştım. Kuşim tekrar kucağıma gelip ağlamaya başladı. Çocukların beyinlerinin ne kadar kolay yıkanabildiğini ve istedikleride ne kadar acımasız olabildiklerini hatırlamış oldum. 2 gün sürdü bu böyle. Bu süre içerisinde Alpim televizyon başına çakıldı ve saatlerce oyuncağın çizgi dizisinin başlamasını bekledi ve bahçeye inmedi.
Ciddi bir mahalle baskısı yaşadığımıza karar verdim ve RifBaba’ yı aradım. Dedim, “Pes ediyorum! Oğlanın son durum bu bu.. Çok ama çok mutsuz. Bi denecik oğlumuz var. kıyma bey!:P” Plan yaptık ve Alpi’ yi bilgisayar başına çağırdım. Net üzerinden uygun fiyata bulduğum Beyblade’ lerden seçtirip; sürpriz olarak alacaktım. Yavru modelleri belirledi. Model belirlemek mühim işmiş; zira bazı modellerden ezik olarak bahsediyor. Kuzudan habersiz siparişi verdik veertesi gün geldiler! Allahım; o ne saadet! Bahçeye bir koşuşu vardı; görmeliydiniz! 2 gün içinde apartmanın en iyi Beyblade fırlatıcısı ünvanınnı kaptı. Tıpkı çizgi filmindeki gibi; aranan bir Beyblade’ ci oldu. Bahçeye inen arkadaşı; ilk iş bizim zile basıp, Alpi’ yi çağırıyordu.

Dil çalışması için aldığım bir şeffaf kutu/tepsi vardı. İçine kum koyup, harfleri parmağıyla yazarak pekiştirme çalışmaları yapacaktık. En hızlısından topaç kapışma sahasına döndü. Hepsi bu fikre bayıldı:) Sonraki günler içine su koyarak heyecanı geliştirdik.

Alpi’ nin hortlattığı topaç çılgınlığı halen sürüyor. Çeşitli bahanelerle bazen O, bazen de biz; Alpi’ nin topaç sayısını arttırdık. Bu olaydan bu kez biz büyük dersler çıkarttık. Bu çocuk seçmeye başladığı günden beri, kendi seçtiği oyuncaklarla yıllarca oynuyor. Kuralları arada gevşetebilmeliydik. Apartmandaki arkadaşlarının Onu dışlamasıyla sadece acı çekti, kalbi kırıldı. Veee sonunda pes edeceksek; hayır deyip de çocuğkla boşuna inatlaşmamalıydık.

Çizgi filmi kolaylıkla eleştirebilirim. Sert çizgiler var. Ağır dozda hırs var. Fena gruplaşmalar var. Birbirini ezmek ve illa ki kazanmak var. Yine de benzer mantıkla piyasaya sürülmüş bir çok oyuncak ve çizgi filmle karşılaştırınca, daha zararsız kalıyor. En azından konuşarak, farklı anlamlar yuklenebiliyor.

Bu kadar ayrıntılı yazdım çünkü bizim için önemli bir dersti. Biz ettik siz etmeyiniz.

  • Share on Tumblr

2. bebeğe hangi eşyalar gerekli?

 Aynadan da görüldüğü üzere; burası yatak odamız.Sağdaki giysi dolabımızın yanına sıkıştırıverdiğimiz eski banyo dolabı ve sağına da son dakikada tıkıştırdığımız şifonyerimiz. Banyo dolabı artık Kardeş’ in giysi dolabı görevini üstlenmiş durumda. Alpi ile aynı odayı paylaşana dek; yeni bir eşya daha almak istemedim. Ev dolup taşıyor sonra. Hiç ama hiç ihtiyacımın olduğu bir durum olmyacaktı. Alanımız biraz daha küçülecekti. Mevcut eşyalar değerlendirilebilir mi bir deneyeyim dedim ve evet; gayet de işlevselmiş.

Üst kapakta bulunanlar bu kadar. En üst rafta; astronot tulumlar, banyo filesi, sling, şapkalar, emzirme örtüsü ve bir adet yastık bulunuyor. Orta rafa 3 aylık giysiler, baharlıklar, şapkalar, yıkanabilir göğüs pedleri ile tulumlar duruyor. En alt rafta ise; kolsuzlar, kisa ve uzun kollu bodyler ile yazlık giysiler ve 0-2 aylık bir kaç kışlık var.

 Dolabın çekmecesinnde; çoraplar, eldivenler, patikler , banyo filesi, bilek çıngarağı ve bez kitap duruyor.

En alt kapak üst rafa 3-6 aylık giysileri hazırladım. Alt bölmede ise yorgan, yastık, bir kaç yumuşak oyuncak, atta çantası, kullan at göğüs pedleri, süt saklama poşetleri, biberon ve ayakkabılar var.

Hepsini bu şekilde kategorize ettiğime memnunum. Alpialerjik bir bebekti ve hem yediklerine hem de giydiklerine çok dikkat etmek zorundaydık. Metal zımbalı bodyler, sert giysi etiketleri ve dahi naylon dikişli giysiler; kocaman, kırmızı ve bol kaşıntılı kabarcıklar halinde geri dönüyordu. Özellikle etiketlerin hepsini kestiğim için kategorize ederken çok zorlandim. “Bu, kesinlikle 0-3 ay kıyafetidir” dediğim giysiyi gerçekten 0-3 aylığına rastladıktan sonra 6-9 ay bölümüne yerleştirmek çok şaşırttı beni. O kadar unutmuşum ebatları :) Bebek doğduktan sonra iyice kafam karışmasın diye hepsini şmdiden ayarladım. Zaten yeni bir şey yok denecek kadar az.

“Aaaaa! Banyo dolabından giysi dolabı mı olur?”
–  “Şaşırdınız mı?” diye sormak istiyorum. Hep al al al, eve sokuştur tıkıştır; yok bana göre değil. Dolabımızdan memnunuz. Hatta tavsiye ederim. Zaten bir süre sonra abisiyle aynı odayı paylaştığında elimde bir gereksiz eşya daha istemem.

“Bebek yapacaksanız azıcık paraya kıysanıza”
– Paramıza kıyamadık valla 😛

“Ben bile bir giydiğimi ikinci kez giymekten sıkılıyorum”
–  Bizim bebe Fashion Tv’ den fırlamayacak; bazı kıyaftler 15 gün bile üst üste giyilmiyor. Çok gereksiz.

“Bu bebeğin günahı ne; öncekinin eskileriyle büyüyecek?”
–  Eskitemedim diyorum giysileri; cidden bak; daha 5-10 bebe büyür eldekilerle :) Bir de mevsimleri tutturaydık 😛

“İnsanın gözüne çok eski ve modası geçmiş görünüyorlar”
–  Modası geçmiş; içlerinden en çok güldüğüm oldu. Bu sene zürafalı bodyler out; ayılılar in de benim haberim mi yok?

“Lekeli lekeli mi giydireceksin?”
–  Çok titizimdir bu konuda; lekeli hiç giysi yok elimde. Bir dönem Omo Baby, sonrasında da HacıŞakir granül kullanmıştım. Haricinde ne leke çıkarıcı ne de çamaşır suyu değdirmedim.
 
“Alpi ya dalga geçecek ya da{Benim o, ver!} diyecek”
– 6,5 yaş olacak neredeyse aralarında. Alpi o kadar çok isterse; 3 aylık body ile gezebilir. Bu özgürlüğü var yani:)
diye güzel duygu ve dileklerini sunan tüm eş ve dosta selam olsun.     

Koskoca bir şifonyeri yıllardır tek başıma gasp ediyormuşum resmen! Üst çekmeceyi kendime ayırdım ve kalanlara; Kardeş’in battaniye, pike ve nevresim takımlarını sığdırdım.

Bu grup da yeni aldıklarımız. Bir de süt sağma pompası eklenecek.

Alpi’ nin park yatağı gayetiyi durumda. Hatta yaklaşık 3,5 yıldır kilerde beklemekten kirlenmemiş olsa; az önce aldım diye yutturabilirim. Şifonyerden boşalan alana da park yatağı yerleştireceğiz. Bu hafta sonundan çok umutluyum. Bir aile etkinliği ile balkonda park yatağı yıkamayı planlıyoruz. Kuruyunca da odaya açarız herhalde artık.
Bir ara yine kilere dalmamız gerekecek. Anca 2 ay olmuştur temizleyip, düzenleyeli. Bence bir evin en derinden ama sağlam dağılan bölümü kiler! Alpi’ nin bisikleti, scooterı ve patenlerinden tutun da Kardeş’ in müstakbel mama sandalyesine kadar her şey orada. Kardeş’ in kullanacağı eşyaları, tozlanmasın diye dev torbalarla istiflemiştik. Şimdi de hangisi hangisidir bilemiyoruz. Bir ara el yordamıyla küvetini de bulsam iyi olacak.
Çok ama çok uzun süre düşündükten sonra bebek arabasına noktayı nihayet koyabilmiştim. Hatrı sayılır aylar boyunca Stokke Xplory’ yi hayal ettikten sonra; vazgeçmem epey zor olmuştu. Halbuki boyu boyuma, huyu huyuma denk idi. Hala 200m.lik bir çemberdeki tüm Stokke Xplory’ leri anında tespit edebilitem var. Karşılıksız aşkımı kalbimin derinliklerine gömüp; bir araba araştırmasına giriştim. Travel system olanlara bakıyordum ağırlıklı olarak. Sonuç olarak hepsine bir kulp takıp; Stokke gibi bir tasarıma rastlayamayacağıma kanaat getirdim. Zaten en fazla 6-7 ay kullanacak olmam; sonrasinda da baston pusete dönecek olmam, tecrübe ile sabitti.
Bir gün ismini vermeyeceğim, sahile bakan bebek mağazalarından birine girdik. Otomatik adımlarla bebek arabalarına yöneldim. Tasarım benim için hep ön plandadır. Herhangi bir ürün ilk önce beni tasarımıyla cezbedecek ki; ergonomisi ve diğer detaylarıyla ilgileneyim. Birisi tam yatmaz, birisi jip haricinde hiçbir bagaja sığmaz, çok güzeldir ama çok ağırdır, rengi güzel olanı, tekstili deri olanı… 6-7 yıl öncesine göre çeşitlilik inanılmaz artmış! Ben yine uzuun uzuun Stokke’ yi seyredalmışken; arkama bir döndüm, A-aaa aynı Stokke ama yarı fiyatına başka bir araba! Şöööyle bir kez daha baktım ve en yakınımdaki satış görevlisinden yardım istedim. Gayet isteksizce geldi yanıma ve anlatmaya başladı. Bu arada devamlı beni daha basit ürünlere yönlendirmeye çalışıyor. En sonunda dedim ki;
“Ben bu arabayla sadece Stokke’ ye benzediği için ilgileniyorum. Göstereceğiniz diğer arabaları biliyorum ve hiçbiriyle ilgilenmiyorum. Bana bu arabayı anlatın.”
Görevli durdu durdu ve o süt beyazı caaanım araba için dedi ki;
“Bu bebek arabasının malzeme kalitesi çok kötüdür. Kesinlikle tavsiye etmem. Çok şikayet alıyoruz.”
Hiç bu kadar dürüst bir satış elemanıyla karşılaşmamış olduğum için; ufak çaplı bir şok yaşadım:) Elimizdeki bebek arabasını hatırlattı eşim. Görevli sorunca; “Jane Energy” dedim. Bu arabanın +0 olduğunu, başka bir bebek arabası almaya aslında hiç de ihtiyacım olmadığını ısrarla tekrarladı. Önceden RifBaba ile bir tanışıklığı var mıydı acaba? 😛 Travel system modeller kısa süreli kullanıldığı gibi; doktorların uzun süre ana kucağını tavsiye etmediklerini de hatırlattı. Alpi, evde de ana kucağında dururdu, evet ve belini hep yastıklarla desteklerdim. Mutlu mesut çıktık mağazadan. Yakın zamanda bir arkadaşımızdan ana kucağı gelecek. Bizim bebek arabamızın ön barı olmadığı için, kullanamayacaktık. Tanıdık bir firmada bebek arabalarına bakarken bunu sordum ve BİNGO! Artık ön barlar ayrı olarak satılıyormuş. 1-2 hafta içerisinde bir bebek mağazasına arabamızla gidip; ön bar ve şemsiye ile bardaklık alacağım. Uzun yürüyüşlerde en sevdiğim şey, bir şeyler içebilmektir.
Hazırlıklar hiç durmadan devam ediyor. Doğana kadar yolu var:)

  • Share on Tumblr

Harçlıkları birikti

Pek sevdiğim bir hikayedir Alpi’ nin para biriktirme alışkanlığını kazanması. Merak edenler buyursunlar: TIK. Aylar önce MotherCare’ de gezinirken, yine carpildi benim oğlan bir oyuncağa. Bütün gece boyunca kale aşağı, kale yukarı. Ertesi sabahkale ne güzeldi anne. Öğleden sonra, keşke benim de öyle bir kalem olsa. Akşam, baba bana kaleyi alsanıza. Heyyyttttt! dedim. Sen para biriktirmiyor muydun? Daha dikkatli biriktir ve aralarda başka bir şeyler alma; o zaman yeterli paran olur ve alırsın. Sanki hayatın anlamını açıklamışım çocuğa; bir mutluluk pir mutluluk. Sonraki aylarda her dakika boyunca para istemeler, yarım saatte bir kumbaradakileri döküp, yeniden ve yeniden saymalar…

RifBaba koltuğa mı uzandı? Adamcağız daha kalkmadan, oraya cebinden dökülmüş olabilecek bozuklukları hesap etmeler ve poposu minderden kalkar kalmaz da atmaca gibi atlayıp, gerçekten dökülen paralatı kumbaraya tıkıştırmalar…Arkadaşımın arabasına bineriz; bozuk para avcısı iş başında!Yolda yürürüz, o gözler hiiiç yanılmaz! Artık her girdiğimiz evde de aynı numaraları yapmaya başlayınca; ben yine bi heeyyyttt’ ledim. Ayarı yiyen bücür, sakinledi.

5-6ayda parayı toparladı cidden. Çok hummalı bir çalışmaydı itiraf etmek gerekirse 😉 Bir gün baktım ki; kale indirimde! RifBaba’ ya kaş-göz ve götürdük Alpi oğlanı kalesinin yanına. Çaktırmadan kumbarayı da almıştım yanıma. Aman aman bir mutlu oldu! Ne ne kadar inmiş henüz anlayamıyor fakat indirime girmiş bir ürünü, etiketinden anlayabiliyor. Keşke kumbarası yanında olsaymış! Kaç “dira” ya düşmüş bu kale? Şak! çıkartıverdim çantadan kumbarayı; anne yine kahraman 😛

“Sen bu parayı biriktir; ben de sana şövalyelerini alacağım, söz” demiştim. Onun beğendi kırmızı şövalyeler bitmiş, grileri ve bu canavarlar kalmış. Canavarları beğendi. Şansımıza; onlarda indirimdeymiş:P

Akşam, RıfBaba ile kaleyi kurdular. Malzeme, çok dayanıklı olmamakla beraber; zararsız ve hafif. Çok zorlamadıktan sonra, kırılıp dökülmez. Tavsiye ederim.

*Biterken; fotoğraflar bahardan kalma. Sıcaktan erimek üzereyim. Kırmızı şövalyeleri de aldık. Onun hikayesi apayrı 😉

  • Share on Tumblr

Helsinki ve bizim okul

 (Geçen haftanın notlarından devam..)

Pazar günü olmasının ağırlığıyla okuldaydık yine:) Dev ekran yerleştirildi, bilgisayar açıldı ve başladık. Defterler, kalemler hazır. Hepimiz öğrenciyiz.Geçmişte yolculuk yaptık. Ardından soru-cevap başladı. Dilde daldırma yöntemi benim için yeni bir yöntem. Türkçesi için “çeviri” seçeneğini kullanabilirsiniz. Her sınıfta çift eğitmen olacak. Alpi hem Almanca hem de İngilizce’ yi duyacak. Bazı yönergeleri ingilizce verdiğimde bana sinir oluyor. “Neden öyle konuşuyorsun ki? Türkçe konuş işte!”.

Konuyla ilgili yapilan bir araştırmayı da yeri gelmişken paylaşmak istiyorum: “Montessori Yönteminin Beş – Altı Yaş Çocuklarının  Alıcı Dil Gelişimine Etkisinin İncelenmesi”

Hazır başlamışken paylaşmaya devam edeyim: “Helsinki’ de bir okul günü nasıl geçiyor?” Burada görseli; burada da Fin eğitim sisteminin başarısıyla ilgili yazı. Araya ABD’ yi sokuşturmasalarmış da olurmuş.

“Tüm öğretmenlerin yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve uygulamalı eğitim görmüş olmaları şart. Bu nedenle Finlandiya’da öğretmen olmak bir ayrıcalık. Öğretmenler sınıfta bağımsız ve tam özerkliğe sahip.”
Öğretmenlerin aldıkları hizmet içi eğitim ise göz kamaştırıcı. sayfa 33

Fin eğitim sisteminin incelikleriyle sersemletilmiş blog okuyucusuna okulumu anlatmaya devam edeyim bari. E ne yapayim? Kargaya yavrusu şahan gözükürmüş!

 Bugün yine okuldaydım. Eğitime ara verdik. Görsel düzenlemelerle meşguldük. İki tane kapının camları tehlikeli olabilir diye konuşmuştuk. Onlara süslemeler yaptık ki; çocuklarda benim gibi kapıyı açık sanıp, kafa atmasınlar!

 Bu da son günlerin favori oyunu. Boş bulduğu odaya taşıdığı baloncuk makinası & Alpi:)

Bu da aynı gözdesi & kırpılmış Alpi:)) Zelal, hayatımızı kurtardın, bilmiyorsun! Bizden bu gecelik bu kadar. Mutlu bir pazar geçirin.

  • Share on Tumblr

Ev ve ayrıntılar

Aklımda ne vardıysa; bundan sonraki post şöyle olacak, böyle olacak yazmışım bir öncekinde. Olmadı, olamadı. Bayram öncesinden devam.

 Minik topları değişik kullanım örnekleri. Hımm.. Gitar kursuna devam edenler için iyi egzersiz olur.

Yaktın beni anne! Saçlar böyle okula gittiği ilk gün; öğretmenler yeterince iltifat etmeden girmedi okula. 
Teyzesinin nikahında 2. kez karşılaştıkları anneannemin hediyeleri olan boyama kalemleri.

 Saatlerce taktı çıkardı bunları. Hayal meyal, bunlara benzer birşeylerden benim de olduğunu hatırlıyorum.

Hülya’ yı anarak gerçekleştirdiğimiz kalem aktivitinden sonra; odasında, bebekliğinde gelen bazı hediyelere takıldı gözüm.


Kışın evde  ayağına birşey geçirmek istemeyen bücürleri kandırmaya birebir.

 Listemde vardılar ne zamandır. Teyzesinin nikahına giderken %50 indirimdeyken yakaladık kendilerinin. Alpi bayıldı. Ben zaten bayılmıştım. Gün içerisinde artık vaktimiz olmuyor kitap okumaya. Okulda uykudan önce kitap okumak ise artık benim için kabus olmaya başladı. Alpi, alışık olduğu üzre; kucağıma hoplayıp, masalını dinlemeyi bekliyor. Tabii kalan 10 küsur çocuk da! Alpi’ ye izin versem diğerleri incinecek, vermesem Alpi incinecek. Yere bağdaş kurup ben inciniyorum 😛

 Bu tür çıkartmalı kitapları, yolculuk esnasında veya cafe/restoran tarzı yerlerde sohbet amaçlı gideceksek tercih ediyoruz. Çok eğlenceli ve oyalayıcı. Eğitsel niteliği olup olmaması umrumda değil ama küçük kas gelişimi için işe yarar.

 Mini Tübitaklarımız çoğalıyor. Ben de bir sürü ayrıntı öğreniyorum.

Alpi’ ye 1-2 yaş civarında aldığım bir kitaptı. Vakt-i zamanında Alsancak D&R’ a sık uğrardım. Oradan bir sürü ingilizce çocuk kitabı almıştım. Tahmininizden de ucuza geliyorlar. Zaten D&R’lar arasında en çok ingilizce çocuk kitabı bulabileceğiniz yer Kordon’ daki.

Matruşkasına arkadaş geldi. Sağdaki Kemeraltı’ lı, soldaki Didim’ li.

 Yine 1-2 yaş doğumgünlerinden birinde gelen bir puzzle. 4,5 senedir itinayla saklanıldı ki; yapacak olgunluğa ulaşsın sabi. Eş-dost arasında benden sabırsızları da var.

 Alpi’ nin; kutu oyunları, kitap puzzleları & büyük puzzlelarını sakladığı dolabı.

 Sol arkadaki Tuni’ nin paylaştığı&Alpi’ nin de 9-10 aylıktan beri dibinin düştüğü araba kaykayı. Sol öndeki kumbarada misketleri var. En arkadaki 1,5 TL ye alınan Ikea kukla satndı ve içinde kuklaları. Öndeki de vurdukça zoing! boing! diye sesler çıkartıp renkli ışıklar saçan öfke giderme şeysi. neysi?

 Bu sevimli kurbiş, ara sıra bloga gelir. Açıklayayım: Aslında Alpi’ nin tuvalet eğitimi döneminde almış olduğum bir klozet sticker’ ının parçası. Klozet kapağı kapalıyken bu şaşkın suratın üzgün görüneni var. Kapağı açınca bu şaşkın görünüyor. Basmalı klozet haznelerinin üzerine tutturmak için vantuzlu bir sazlık ve klozetin içine; ayakta çiş yapmayı öğrenmeleri için suların fışkırdığı bir dere. Çiş, tam o fışkırtılı dereye denk gelecek:) Yapıştırmadım tabii ki. Oldukça dekoratif gelmişti hala da geliyor ve Alpi’ nin odasını tasarlarken, temam kurbağa olduğundan, 4,5 yıldır dolabının kapağından yalanarak bize gülümsüyor.

 Arkada yine kendi tasarımım giysi dolabımız. Üstü oval değil, ayna oval:)

 Yine anneannemin Alpi’ ye hediyesi kukla. Şimdilerde portmantomuzda asılı duruyor.

 Nihayet Grimm Masalları. Şimdilik çeşitli dinlere ait masalları veya dinin karakterlerin süslediklerinin geçiyoruz. Genel olarak beklentimizi karşıladı. Ben de Emile Zola – Döl Bereketini bitirdim; Karamozov Kardeşler’ le klasiklere devam ediyorum.

 Kumbaramız.

 Bir zamanlar RifBaba & ElfAna. “RifBaba! RifBaba! Yolla saçları!” deyip gidiyordum yanına :))

Ahh! Bu çiçeğimin yeşil yapraklısını, köye gitmeden alelacele sulamaya çalışırken kırdım.

Banyo oyuncakları.

İlk defa yıllardır aldığım şampuanından şaştım. Alpi bunu seçti. Var mı kullanan? Bana mı öyle geliyor, yoksa çocuğun saçlarını ne kadar yıkarsam yıkayayım, yapış yapış gibi durulanmıyor mu? Kullanan varsa, cidden yorum bekliyorum.

 Bu seneki üniformam. Yeşil tunik, çiçekli tayt ve çizmeli birini görürseniz; bilin ki benim! Çok az giysiye bu kadar bayılırım. Pare pare olana kadar giyeceğim herhalde.

Bu sevimli ikiliyi tanıdınız mı? Yirim!!!

*Biterken Alpi&RifBaba bana cumartesi kazığı attılar, uyuyorlar ve Alice Cooper – Hey Stupid çalıyor.

  • Share on Tumblr

Antik Mısır

Bzim evde “mısır”demek;
1) Patlamış mısır
2) Antik Mısır!

 İkisine de deli gibi düşkün Alpi oğlan.

Hal böyle olunca; RifBaba ile Alpi’ yi ylnız bıraktığım bir 15 dk sonunda telefonla acilen yanlarına çağrıldım. Zaten ben kiiim, tek başına gezinip alışveriş keyfi yapmak kim? RifBaba oyuncakçı raflarında görmüş bu minik arkeologları heyecanlandıran kazı setini. “Aldım!” dedi gururla. Biraz önyargılı yaklaştım adamcağıza; utan ElfAna! Sonuç olarak pek beğendim. Bizim ki işaretli olan mumyalar. 2 ayda bir seriyi almaya devam edeceğizdir!!!

Böyle, parmakları toz içinde bırakan kil gibi bir madde. Kil miydi yoksa? Sabırsız arkeolog iş başında.

Keskiyle deştikçe mumyalara ulaşıyorsun. Bir yandan da fittiri fittiri fırçalıyor. Olayı abarttım, bir de hassas detaylar için büyüteç koydum önüne. İşini ciddiye alsın değil mi?

Bu iri parmaklar beni değil!!!! RifBaba da küçükken ağaç dalları, tahta mahta yontarmış. Kendine oyuncak yaparmış. Emektar parmakların kesikleri belli oluyor.

İlk bakışta kimin eli kimin cebinde belli değil bir fotoğraf. RifBaba, Alpi’ min minik parmakları almış avuçlarının içine, hazineleri yıkıyorlar.

Toplamda 1 büyük, 4 küçük parça çıkıyor kutudan. Alpi’ nin Mısır & mumya ilgisini tatmin etmiş olmamıza sevindik, RifBaba’ yla gurur duydum. Küçük kas gelişimi, el-göz koordinasyonu, konsantrasyon, Antik Mısır’ a giriş & bol tozlu birkaç saat/gün geçirmek istiyorsanız; gözünüzü kırpmadan alın derim.

*Biterken; üstüne de bir kase dolusu patlamış mısır da yedik dersek şaşırmazsınız değil mi?

  • Share on Tumblr

Easy girl! Kurarken çıldırtan oyuncaklara son!

Bazı oyuncaklar vardır; mekanik konusunda iyiyim diyenlere kök söktürür. Mühendislik alanında çalışıyor olsanız da farketmez. Post modern yapılara imza atmışsınızdır, neye yarar???
Herşey, miniğinizin “Aneeeaa/Babaaaa! Çok güzel alabiliiir miyiz” iyle başlar. Hevesle oturusunuz başına. Kutu açılır. Duruma göre alet edavat çıkartılır. Yapım klavuzu ele alındıktan sonrası bittiğiniz andır! Koca kişisi kolları sıvar: “Teknik iş bu, kay bakiim kenara!” 1 saatin sonunda anne, her işi bitirmiş; tırnak törpülemeye başlamış olabilir. Veya karı-koca dayanışması göstererek, kan ter içinde, biriniz klavuzu harfi harfine gözden geçiriyor; diğeriniz de yerlerde tuhaf pozisyonlarda parçaları birleştirmeye çalışıyor olabilirsiniz. Ya da stres içinde birbirinize girmiş de olabilrsiniz. Çocuk mu??? O, yeni oyuncağa olan ilgisini çoktaaan yitirmiştir. Artık bu, bir gurur meselesidir.


Geçen haftlar, malum maç heyecanı vardı. Alpi de fazlasıyla nasibini aldı. Yatıyor kalkıyor: “Arda aldı! Arda düştü!” GS’ lı Arda yaptı kendini. Babasıyla maç izlerken kaydetmiş. Bir oyuncak kaleye denk geldik. Hevesle getirdik eve. Küçücük bir kutu zaten, bahçede de oynar. Bir açtım; ayy bu ne??? RifBaba 1 saat kadar uraştı & gerilen sinirlerini gevsetmek için Alpi ile bahçeye indiler. Ben zaten sabahtan bir eneme yapmıştım. 2. turla beraber toplam 3 saatte+RifBaba’ nın da uraşı; toplam 4 saatte kuruldu!

ElfAna’ dan dev hizmet!!
Bizim gibi birkaç arkadaşın da sinirleri zıplamış bu kale yüzünden. Adım adım mini kale kurma sanatı:

Fileyi yere seriyorsunuz. Zaten olayın püf noktası ilk adımmış. Alt ve üst kenarlardaki kesik ipler, genellikle yırtılmış veya açılmamış gibi çıkıyor paketinden. İtnaylaipleri birbirinden ayırıyorsunuz.

Uzun kenarları, filenin kesik olmayan diger 2 kenarından sağ sol yaparak geçiriyorsunuz. Bunlar, kalenin üst ve alt bölümleri olacak.

Köşeleri monte ettikten sonra, tüm boruları birbirine ekleyip,kaleyi ayakta durur hale getiriyorsunuz. Sonrasında kesik ipleri, sağ ve sol yanlardaki borulara bağlıyorsunuz.

Biraz gerip, sağını solunu çekiştirip; fileyi iyice geriyorsunuz.

Haftasonu kurtuldu :) Arda geliyooor ve GOOOOLLLLLLL!!!! Bir de Ege’ nin annesinin pille çalışan oyuncaklarla neler yaşadığını okuyun derim 😀

*Biterken; dede ve nana tatilde & ev bize kaldı. Selda ile bu gece de Alpi’ yi erkenden uyutup sabaha kadar lak lak ediciiz, Alpi Garfield izliyor, RifBaba işte & Enigma – Push the limits çalıyor.

  • Share on Tumblr

Oradan buradan duyduklarım

Birikmiş, “mutlaka” dedigim haberlerim var paylaşılmayı bekleyen. Bazıları benim için güzel, bazılarına “A-aa!Ne güzel deyip de başkaları için önemli olabilecek.

*Bir minik Alpi varmış
  Yaramazlık yaparmış
  A – rı bız bız bız
  A – rı bız bız bız  TIK.

*Terzi söküğünü dikemezmiş misali; kardiş blog “Anne Bunu Yaptı” ile anca ilgilenebiliyorum. Dün gece yakaladım enseseinden RifBaba’ yı, oturttum bilgisayarın başına, iki banner hazırladık + sevgili Esra’ nın bitmek bilmeyen sabrıyla ortaya sol yanda görülenler çıktı. Dilediğiniz birini seçip alttaki kargacık burgacık kodları kopyalayıp kendi bloğunuzun şöyle en afilli köşesine yapıştırıyorsunuz. “Haa, ben ikisini de sevcdim, çifte destek vercem” derseniz hayhay efenim:) “Anne Bunu Yaptı” yı sevelim, sevdirelim:))
Birincisi için:

Anne Bunu Yaptı

İkincisi için:

Anne Bunu Yaptı

*Bir ödül için teşekkürüm vardı. Sevgili Eylül kuzusunun annesi Bahar ve Ensar Bera’ nın tatlı annesi Sirar‘ dan gelmiş. Ben teşekkür edene kadar almayan kimse kalmamıştır diye kimseye de iletmiyorum :) Sirar’ cığım; bir önceki ben de yanıtlanmış bir sobelemeydi :) Sana bir çocuk odası sözüm vardı, hatırımda.

*Okunacak bir kitap buldum, eskilerden: Barbiana Öğrencilerinden Mektup. Tavsiye Başak‘ ın babasından:))

*Annelerin Dünyası’ nın yeni bir görüntüsü var. Giyindi, kuşandı, yaza hazır. Benden duymuş olmayın ama çok güzel konular ve yazılar geliyor.  Buyrun bir TIK.

*Iraz’ ı bilirsiniz. Rüzgar oğlanın annesi. Yeni bir iş, özlediği şehir ve güzel bir işe imza atıyor şimdilerde. Bana gönderdiği mail üzerine Alpi’ yi hazırlamaya çalışıyorum bu sıralar:

Herkese merhaba!!!
Su anda calistigim rehabilitasyon merkezine bir kutuphane kurmak istiyorum(z);  odayi, dolaplari ve bilgisayarlari hazırladik elbirligi ile, kutuphane sorumlusu da tespit ettik, geriye en onemli kisim yani kitaplar kaldı!!! Bunun icin bir bagis kampanyasi baslatmak istiyorum, kampanya cok buyuk laf aslinda, yakinlarimdan kitap bagislamalarini isteyecegim. Dileyenler sifir alabilirler ama ikinci el kitaplari da kabul edecegiz. Hem veliler hem de cocuklar icin. Engelli rehabilitasyonu “0” aydan basliyor- dogustan engelli bireyler icin- ve yas icin bir ust sinir yok. Yani bu durumda bagislanabilecek kitaplarin turu ile ilgili bir sikinti yok. Sadece siyasi ve dini icerikli kitap bagisi kabul edilmeyecek tahmin edersiniz ki..Bir de ansiklopedi; cocuklar icin olanlar olabilir ama AnaBritannica falan olmamali..Ve yetiskinlerin okumasi icin de kitap bagisi kabul edilecek, yani sadece cocuk kitapları degil!!!Kitap gonderen herkese kurum bir tesekkur mektubu iletecek kutuphanenin acilis davetiyesi ile birlikte(adres belirtmeniz halinde). Bir cocuGun kitabı ise bagislanan, mesela ben oglum Ruzgar’ in bir kitabini bagisliyorum; tesekkur bir engelli cocugun agzindan Ruzgar’ a  yazilacak, ben bunu saklayip Ruzgar’ a verecegim kendimce uygun buldugum bir zamanda gibi(Bu durumu ayrica belirtmeniz gerekiyor)..Bagislar kurum adresine kargo ucreti gonderici tarafindan karsilanarak gonderilecek. Ve neticede rehabilitasyonun en onemli kismi olan kitaplara kavusacak yuzlerce engelli cocuk ve ailesi!!!
Ne dersiniz, gidip bir kutuphaneye goz atmali sanki :) Ve de bu duyuruyu mail listenizle paylasmali..
 
Gorusmek uzere, sevgiler!!!! 
Psikolog Iraz Toros Suman

iraztoros@yahoo.com

*”Mevcut eğitim sisteminden mutlu olmayıp, daha iyi bir yapı oluşturmak için, Emel Çakıroğlu Wilbrandt’ ın eğitim danışmanlığında biraraya gelen anne-babalarız”. diyorlar. “Kar amaçlı olmayan, veli insiyatifi ile kurulmuş bir okul olacağız diyorlar.”
http://montessoriokul.blogspot.com
daha ayrıntılı bilgi için:  montessoriokul@gmail.com
Seda Aydın:0 532  473 70 28

* Oyuncak mağazalarında oldukça uzun zaman geçiriyoruz değil mi? Sizleri ebeveyn-Damlacığım, bak:))- olarak rahatsız eden oyuncakları bana bildirir misiniz? alpiharikalardiyarinda@gmail.com
*Blogcu Anne & Çalışan Gebe  Emzirme Reformu” nu başlattılar. Bu akşam haberlerde umut verici birşeyler dinledim tesadüf bu yaa.. Bu iki hanımefendiye destek vermeliyiz.
* Şu, hissetmeli yartıcılıklı oyun Mothercare’ den elimize geçti. Şiddetle tavsiye ederim. Olmadı Gamze‘ ciğime bir uğrayın. İnsan, yeter ki istesin:)
*Yağdanlığın içinde, yıkadıktan sonra hala lekeler varsa; az su & pirinçle salla babam sallaymış. O‘ nun gibi ben de denedim, yedi vallahi:))
*Bir dilek listem vardı benim. 6 ay sonra bakalım neler olmuş, neler beklemede:
Alpi’ nin bebek egzamasından eser kalmamış, Aternatif eğitimle ilgili sürprizim geri tepti, Bodrum’ a yerleşmek hala rüya ama haftabaşı oradayım :), Mükemmeliyetçilikten manyamış annelerden hiç kalmadı etrafımda(Bingo!), Kar yağdı, bol bol oynadı cüce, Hımmmm…bu madde sakat, birşeylere inancımı daha fazla kaybettim, 4. dövme belki yaz ortası, Kendime fazlasıyla zaman ayırdım son 6 ay içinde de tiyatro miyatro hak getire, Country konusunda ilerleme var-kendim hallediyorum-, Çadırı kaldırdım bilgisayar masası için yer açıldı, Balkon için 2 hafta sonra-Bodrum dönüşü- harekete geçiciim, İstemiyorum üniversite falan, işe girip çalışmaya devam isteği ağır basmaya başladı, Yüzme öğretme işi uzun tatilde, bisikletten ailecek vazgeçtik scooterla çok mutlu, Arden hayal oldu, Bebek hayallerine veda ettim edeli odalarını tasarlamak işkenceye dönüştü, Boyalarıma elimi sürmüyorum -içimden gelmiyor, A-haa!!! Dikiş makinem var ama artık :) Bir sürü basma aldım&RifBaba’ yı delirtme pahasına country evlerindeki yastıkçıklardan dikiciimm, GB & JD in fotolarına bakmakla yetiniyorum, Atölye işi çok zor.
*Ayip ayip, bu devirde yuh diyorum:

*Grimm Masalları ‘ nın siparişi verildi. RifBaba pek heyecanlı yeni bişeyler okuyabilcek diye:))
*Yarışmaya az kaldı. Oylar verildi mi? Dilerseniz bizim için TIK.

*Biterken Alpi&RifBaba horul horul, 118… ler bitti nereden duyduysam “yanayım yanayım kırmızı dudaklarından…” diye yenibişey takıldı duduklarıma. O dudaklarımı kendi ellerimle büzücem:)

  • Share on Tumblr

OYUN VE OYUNCAK MÜZESİ

İzmir bahara alıştırma turlarında. Hava genellikle ılık. Bu durumda evde oturulmaz degil mi? Biz de öyle düşündük:) Ne zamadır görüşelim diye konuştuğum bir bayan vardı. Blog aleminden. Eniğini kapan “İzmir Oyun ve Oyuncak Müzesi” ne dedim; “Anlaştık” dedi Tuna’ nın Hülya’ sı:)

Çok merak ediyordum açıkcası. Geçen seneki “Gezici Oyuncak Müzesi” Alpi ile çok hoşumuza gitmişti. “İyi ki geldik” demiştik. İstanbul’ dakini henüz gezemedik; ancak gezici müze ile bir kıyaslama yapabilirim diyordum. Birkaç oyuncak aynı idi. Binbir zahmet ile ulaştık. Varyant’ ta müze. Karşıdan karşıya geçmek tam bir işkence. Bahçede Şirinler, tom&Jerry, Bugs Bunny ile Mickey karşılıyor. Zaten Alpi’ nin aklı orada kaldığından içeride durmak bile istemedi.
Maalesef yazıya güzel eleştirilerle pek devam edemeyeceğim. Bahçede madem ki çocukların seveceği düşünülen çizgi karakterler var; o vızır vızır arabaların geçtiği yolla arasında 1 metrelik mesafeyi ayırmaları gerekirdi! Çit falan aradı gözlerim ama boşuna. Çocuk iki adımda caddede!
Alpi’ nin uyuyacağı garantisiyle bebek arabını da aldım yanıma. Hülya’ da vardı. Veee basamaklar..Tabii ki bebek arabaları ve ya engelliler için düşünülmüş bir ayrıntı yoktu. Kapıyı açar açmaz gişe karşıda ve sevimsiz bir de büfe. Arabaları nereye koyacağız? Çok pratik bir çözümleri var: İçindekileri boşaltıp katlayacaksın! Giriş o kadar dar ki alternatifin yok. Zaten güvenlik görevlisi zevkle size bunu hatırlatıyor.
Müzedeki en sevimli iki şey neydi? Hülya&Tuna:))

Neyse, biletlerimizi alıp içeri girdik ve Tunacık çığlığı bastı! Şu sevimli heykeller yüzünden. Fotoğraflara TIKlayınca büyütülmüş halleriyle ne kadar iç açıcı oldukları görülüyor.
 

Bunlar da diğer fotoğraflar:

 Nasıl da sıkılmış; aklı bahçede:)

Murada eriş..

Müzeden aklımda kalmasını istediğim tek görüntü bu.
 Hülya ile çocukları arabalarına sıkı sıkı sabitleyip Fuar’ a doğru rotamızı belirledik. 2 adımlık yer ama kaldırımlar berbat! Kah yolu keserek kah çarpılmayalım diye koşturduk.
Ton pek uysaldı. Hülya senden sonra dilime böyle yerleşti. Ton ve Tuni :)Bu arada hayretle izledim ki “AYRAN” Tuna’ nın sihirli iksiri.

Yolda Alpi beklenen uykuya dalınca; benim de fotoğraf için bolca vaktim oldu:)
Fuar da minikler dinlenmiş ve enerji patlaması yaşıyorlardı. Hülya da iyi gözüküyordu da ben resmen dağılmış durumdaydım. Oturmak ve keyfini çıkarmak istiyordum. Hülya’ nın gizli mekanı tam aradığım gibi bir yerdi. Hülya çok sabırlı ve ilgili bir anne. Oğlu da çok sakin. Zeki Müren eşliğinde bol sohbet fırsatımız oldu. Fotoğraf çekecek mecalim kalmadı buyurun buradan devam:)
Bence de günün bombası Tuna ile balık avı oyuncağını paylaşan Alpi’ nin bir süre sonra tepesi atıp da “Montessori bitti!” diye kutuyu miniğin elinden kapmasıydı:))

Dönüş yolunda fuardaki heykellere deli oldu Alpi. Bu aralar eski Mısır’ a takmış durumda. İnternetten fotoğraflar istiyor, bana firavun resimleri çizdiriyor, Scooby Doooo’ nun oyuncaklarını elinden, belgesellerden duyduklarını dilinden düşürmüyor.

 Hiyeroglif, scarab böceği, mumyalar..ne varsa saydı görünce:) Sağdaki heykelin içinden girip çıktı. Onu da mumyaya benzetti tam oldu!
Ayrılırken pek sevmiş olacak ki yeni arkadaşlarımızı “Bize gelinn” çağrısında bulundu. Biz davet alınca da “Tamam! Hadi gidelim” dedi:)
Çok güzel bir gündü Hülyacığım. Bir daha ki görüşme için ana-oğul sabırsızlanıyoruz:)

*Biterken Alpi uyuyor, annesi Lost için geri sayımda:)

  • Share on Tumblr

3 BOYUTLU LABİRENT

Ne demek bu şimdi” 3D labirent?” Hani şu gazete/dergi eklerinde vardır ya:
-Tavuk yumurtalarına kavuşamamış. Yolu bulmasında yardım eder misiniz?
Parmağı başlangıca koyup, döne sapa, eğlenceli bir yolculuk yapıp bitişe varırdık yaa:) Hala da miniklere hitap eden gazete/dergilerde var. İşte Alpi bunların hastası. Önce o işaret parmağını gözüme sokacakmış gibi çevire çevire uzatıp, ani bir manevrayla “Başla!!!” diye kağıda koyuverir 😛 Ama her seferinde! Biz bunlardan bir sürü stokladık.
Önce “A Bit Of This and A Bit Of That“; sonra da “Pratik Anne” de görünce süper fikir diye atlamıştım.  Artık birkaç tanesi hep çantamda:)

 
Birkaç gün önce aklıma bir de böylesi geldi. Oyun hamurlarından kendi seçtiği bir renk hamuru alıyoruz. Yarısı Alpi’ ye yarısı bana. Baylıyoruz yuvarlamaya/yılan yapmaya. Spagetti inceliğine gelince birlikte labirentimizin şeklini veriyoruz. Minik oyuncaklardan -ki bunlar genellikle favori animasyon karakterleri oluyor; iki adet seçip; birini labirentin başlangıcına diğerini de bitişine koyuyoruz.
Scrat ile başla Scrat girl ile bitir.
Eve   ile başla Wall-e’ nin çantası ile bitir.
Sponge Bob ile başla Patrick ile bitir.
Pluto ile başla Mickey Mouse ile bitir……saatler sürdü bizimkisi; iyi eğlenceler.

*Biterken Alpi & RifBaba uyuyor, Birşey çaldıramayan Şule & ona gülen Füsfüs için Judy Garland – Over The Rainbow çalıyor.

  • Share on Tumblr