Fisher Price Rainforest

Fisher Price Rainforest fisherprice flashcard montessori

Flash kartlarla aram hep iyi olmuştur. Alpi büyürken çok kullanmıştım. Kuzi geldi 2 yaşına, hala aynı kartları kullanıyorum. İki çocuklu hayat, BBOM, çalışma hayatı, Alpi’ ye destek, rutin işler derken; kağıt işlerinde eskisi kadar aktif olamıyorum.  DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Paylaşılabilen Banvit

Dün gece, yine bir www.banvitburada.com siparişinden sonra, bunu bir sosyal medya sitesinde paylaştım. Akabinde gelen yorumda, paylaşanın gerçekten ben mi yoksa reklamını yapan firma mı olduğu soruldu. Yazanın ben olduğumu belirttikten sonra bu kez reklamı benim mi yaptığım sorusu geldi :)

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Banvit ile iftar, Saray Sarma’ m ile iftihar

IMG_20140714_191044

Biz bu oturduğumuz yerden siparişi verip, bekleme lüksünü çok sevdik.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Bir izleyicime oto koltuğu hediye!

WALSER-1

Oto koltukları, ebeveynlerin her daim araştırma konusudur. Biz de oğlanların oto koltuklarını yakın zamanda yenilemiştik. Hem kafa karıştırıcı hem de maliyetli bir alışveriş.

DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Başka Bir Okul Mümkün biliyor musunuz?

bbom-ekolojikBodrum’ da Türkiye’ nin eğitim alışkanlıklarını temelinden oynatabilecek bazı gelişmeler oluyor. Mutlu Keçi diye bir okul açıldı. Bir veli insiyatifi okulu. Böyle okul adı mı olur? İsim okulun çocukları tarafından konduysa bal gibi de olur. Bir de resmi adı var: Özel Yahşi ilkokulu. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

15 Yer yatağı örneği – Uyku 4. bölüm

Bebeğinizi yer yatağında yatırmaya karar verdniz. Sonraki adım nasıl bir yer yatağı seçeceğinizdir. İşte 15 yer yatağı örneği.

615b55a3ed7b6cce50eb0096d0d7d9cf DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Montessori workshop

Evvelsi hafta sonu 13 saatlik bir Montessori workshopuna katıldım. Hala kendime gelebilmiş değilim. Montessori ile ilgili böylesine yoğun saatlerden sonra bana hep olan bir şey var. Sakin kalamıyorum. Aynı şarkıdaki gibi; “Gözlerim doluyor aşkımın şiddetinden, ağlamak istiyorum.” Cidden; böyle kadın materyal tanıtıyor, benim gözlerim doluyor falan. Pembe kulelere pembe panjurlu evim muamelesi yapmama ramak kala kendime geliyorum.


İşte bunlar hep eğitime duyulan açlık azizim! Ne yapıp edip bu işin eğitimini almam gerek benim, bunu anladım. Geçen postta yazdıklarım klasik eğitim sisteminin beni yiyip bitirmesi. Bunu ise ilk önce kendim için istiyorum.

 Biraz da workshoptan bahsedeyim. Workshopu verenler Yard. Doç. Dr. F. Elif Kılınç ile Çocuk Gelişimi ve Uzmanı Tülay Şener idi. İkisini de oldukça sempatik buldum. Şahsi görüşüm, tecrübelerinden bol bol bahsetmeleri yeterince tatmin ediciydi. Molalarda daha az tecrübe, daha çok pratik istendiğini duydum ama 13 saate hangi materyali sığdırabilirisiniz ki? Zaten materyal eğitimi apayrı bir şey.

Maria Montessori uzun yıllar çocukları ve beraberinde de öğretmeni gözlemlemiş. Vardığı sonuçlar Montessori eğitimi ve felsefesini oluşturuyor. Tüm bu gözlemlerden sonra çocuk için en uygun eğitimin “İlk iş olarak çocuğun gerçek doğasını keşfetmek ve ona normal gelişiminde yardım etmek” olarak belirlemiştir. Yani aslında Montessori yeni bir şey keşfetmemeiş, sadece “çocuğu” keşfetmiştir. Zaten bunu “Ben bu felsefeyi çocuklardan öğrendim” diyerek bunu itiraf etmiştir.

Montessori materyalleri 5 ana başlıkta toplanıyor.
1) Günlük hayat materyalleri
2) Duyu materyalleri
3) Matematik materyalleri
4) Dil materyalleri
5) Kozmik eğitim

Bu materyaller o kadar zekice tasarlanmış ki; üzerinden geçen 100 yıl gibi bir süre zarfından sonra bile geçerliliklerini korumuşlardır. Her materyal sırası ve zorluk derecesi olarak diğerlerini destekliyor. Hazırlanmış ortam, düzeni ve düzeninin korunması çok önemli.

Hazırlanmış ortam demişken; ev Alpi’ den dolayı zaten uygundu. Tek sorun aralarındaki 6 küsur yaş farkına uygun bir düzenlemeyi nasıl yapacağımdı. Bunun için Kuzi ve Alpi’ nin bireysel özelliklerini ve ihtiyaçlarını düşündüm. Yaşadıkları evin her bir köşesini, bana olacak bağımlılıklarını azaltmak üzere tekrar gözden geçirdim.

Bir sonraki postun konusu–> Hedef: Bağımsızlaşma

*Biterken, montessorinin felsefesini, ruhunu özümseyebilmek bence en önemlisi. Yoksa birçok blogda saymakla bitmeyecek çoklukta örnek mevcut. Özellikle yurtdışındaki montessori eğitmenlerinin bloglarını çok faydalı buluyorum. Yoksa baĞzı bloglardaki gibi Çin’ den 2000TL’ ye getirt bütün malzemeleri, tek kelimesini anlamadığın dildeki yabancı bloggerların bloglarında gördüğün düzeneği kur, çocuğunu oturt başına, deklanşöre bas, gelsin yorumlar. Montessori bu değildir. Mutlu bir hafta dilerim:)

*Fotoğrafları, workshopta bize ev sahipliği yapan Montekids’ de çektim.

  • Share on Tumblr

Dunstan Baby Language

 Yenidoğanınızın aslında sizinle konuştuğunu söylesem, ne düşünürdünüz?

Priscilla Dunstan. Kendisi sesler üzerinde fotoğrafik hafızaya sahip olduğunu söylüyor. Sesteki doku, renk ve tınıları duyabiliyormuş. Anne olduktan sonra, bu becerisi sayesinde, bebeğinin bazı temel ihtiyaçları için aynı sesleri çıkardığını fark ediyor. Yakın çevresindeki gözlemlerinde de yanılmıyor, sonraki 8000 bebekte de. Araştırmaları sonucu ortaya çıkan sonuç şu: Dünyanın her yerindeki bebekler, din, dil, ırk ve cinsiyet farkı olmadan, temel ihtiyaçları için aynı sesleri kullanıyorlar.

Bunlar;

Neh – Açım
Eh – Gazımı çıkart (ağızdan)
Eairh – Gazım var (bağırsaklarda)
Owh – Uykuluyum
Heh – Rahatsızım

Bu beş ses birbirinin aynı gibi gelse de, dikkat kesilince rahatlıkla ayırd edilebiliyorlar. İlk bebeklerini kollarına alan anne babalar ile bizim gibi; acemi büyük kardeşli aileler için inanılmaz bir kolaylık. İlk bebeğimi doğurduğumda Dunstan’ dan bihaberdim. İkinci bebeğimdeyse şanslıydım. Alpi ile adaptasyon döneminde çok yararını gördük, daha önce anlatmıştım. Ne yazık ki; her güzel şey gibi bu beş ağlamanın da geçerli olduğu bir zaman aralığı var. İlk üç ay. Kuzi şimdilerde “neh” in yerine “mem” ve “anneeei” yi koyuyor.

Ağlamalar sırasında dikkat edeceğiniz bazı noktalar var. Ağlamanın başını yakalamanız gerekiyor. Aksi taktirde çığlık çığlığa ağlarken tespit yapmayı sürdüremezsiniz. Baskın sese kulak vermek gerekiyor. Kuzi’ nin ağlamalarına ilk kulak kesildiğimizde sadece “üveee” duyuyorduk. Arada “ınga” lar duyulmaya başlandı. Sonra “ınnaahh”, “naehh” ve “en sonunda temiz bir “neh” yakalamıştık Alpi ile. Baskın sese hala ulaşamadıysanız, bebeğinizi tuttuğunuz pozisyonu değiştirmeyi deneyin. Buna rağmen bir fark duyamıyorsanız; iç sesinizi dinlemenizi tavsiye ediyorum :) Daha ayrıntılı bilgiye ulaşmak, hatta eğitim almak isterseniz  buraya bir göz atabilirsiniz.

Aşağıda, Oprah’ ın Dunstan ile yaptığı programının tanıtımı var. İyi eğlenceler diliyorum.

  • Share on Tumblr

The wonder weeks

 Kuzi 6 haftalıktı. Birden huyu suyu değişti! Ağlıyor, mızmızlanıyor, kucak istiyor, kucakta durmuyor, emmek istiyor ama emmiyor ve mütemadiyen mızırdıyordu. Benim kitap bebeğim, melek bebeğim nereye gitmişti?

*The Others yorum yapmakta gecikmemişti.”40′ ı çıktıktan sonra değişir demiştim!” Halbuki bebeğimin hala rutinine sadık kalmaya devam ettiğini görüyordum. Yani aynı saatlerde emiyor, 10dakika da sürse aynı saatte uyuyor ve tuvaletini yapıyordu. E bu ağlama krizleri, kıvranmalar ne oluyordu? Yanıt: KOLİK!!! Ama tek suçlu kolik değilmiş. Bir gece Evren ile yazışırken, kolikten bahsettim. Mutlaka bana söyleyecekleri vardır diye düşünmüştüm; yanılmamışım da.
Evren: Emin misiniz? Haftanin 3 günü, 3 saatten fazla ağlıyorsa kolik diyorlar. Yoksa belki aşama atlıyordur? – A-ha! Aşama ne acaba?- Mental leap dönemleri oluyormuş belli haftalarda. O haftalarda 1-2 gün, ya da bazen 1 hafta ağlayabiliyorlar. -Alla allaaaa, enterasan bir şeyler çıkacak bunun altından! 
Evrenciiimmm :)
The Wonder Weeks kitabından bu şekilde haberdar oldum. Kitabın anlattığı özetle şunlar; tıpkı bebeklerin geçirdiği büyüme atakları gibi mental/zihinsel atakları da var. Atak / Sıçrama dönemlerinde, bebekler aşama atlıyorlar. Mesela gözleriyle nesne takibine başlıyorlar, ellerini keşfediyorlar, oturmaya başlıyorlar. Bu dönemlerde anne kucağından inmeyip; tabiri caizse anneye yapışıyorlar, mızmızlanıyorlar.
Toplam 10 atak tespit edilmiş. Uterusta başlayan gelişim, 75. haftaya kadar devam ediyor. Ataklar, belirlenen haftalardan 2 hafta önce veya sonrasında gerçekleşebiliyor. Kitapta atak dönemleri, belirtileri, süreçte yaşanabilecekler, bebeğimize nasıl yardımcı olabileceğimiz ve atak sonrası kazanımlar anlatılıyor.

5. hafta atağından gülümsemeye başlayarak çıkmıştı.
8. hafta atağından yeni sesler çıkartarak, benim çıkarttığım sesleri taklit ederek çıktı.
11.-12. hafta atağında uyku düzeni alt üst oldu -kendi kendine uykuya dalabiliyordu, gece uykusuna yattıktan sonra sabaha kadar uyanmıyorken bir kez kalkmaya başladı-, ellerini keşfetti, anne ve annem dedi, Fış fış kayıkçı / Row row row your boat oynuyoruz, kahkaha atıyor, ses tonumuza göre dudağını bükerek ağlıyor ve küsüyor, giysi giydirirken kolunu tuttuğum anda destek sayıp ayağa kalkıyor, desteksiz oturuyor, hafif hafif yaylanmaya başladı. Zor bir dönemdi ve pek çok yeni yetenekle çıktı. Bu arada 2,5 ay süren kolik krizleri bitti. Kaka öncesi ağlama krizeriyse; 3 aya 1 hafta kala bitti.

Kitap ile ilgili bilgi istiyorsanız BURAYA bakabilirsiniz. Sipariş seçenekleri, ilgili makaleler ve ataklarla ilgili ön bilgiler yer alıyor. Facebook sayfası BURADA. iphone / ipad app için BURAYA tıklayabilirsiniz. Kitap ile ilgili ropörtaj BURADA. Youtube videoları da BURADA.

Kitap bizim çok işimize yarıyor. Hatta yeni bir atağın kucağındayız. -Postu 11 ve 12. haftalarda görülen atak sırasında yazmıştım.- Hahaha kim korkar hain ataklardan, aşamalardan? Hazır atağımızın sarhoşluğundayken; Evren, gel opüjem!!!

*The Others / Diğerleri, yönetmenliğini Alejandro Amenábar‘ın yaptığı, başrode Nicole Kidman‘ın oynadığı korku filmi.

  • Share on Tumblr

Paylaşmam gerek…

Çok küçüktüm. Annem ile bir sürü kadın arkadaşıyla buluşmak üzere birinin evine gitmiştik. Gerçekten küçüktüm. Henüz annem kardeşime gebe değildi. (Kardeşimle aramızda 5 yaş var) O gün, o evdeki tek çocuk bendim. Kadınlar çok kalabalıktı ve o küçük çocuğun varlığını pek de önemsememişlerdi. Halbuki; önümdeki bebeklerimle  oynarken, her kelimelerini itinayla kaydediyordum. Tam dalmıştım ki;
– “Ahh yazık oldu gencecik kadına. O bebek de nasıl suçlu büyüyecek. Sonuçta annesi onu doğururken öldü!”

Nasil yani??? Anneler bebeklerini doğururken ölüyorlar mı? Buz gibi olduğumu hatırlıyorum. Aslına bakılırsa; o gün orada yaşanan bir çok ayrıntı beynime kazınmış. Çok huzursuzdum, çok korkmuştum. Dehşet içinde kadınların anlattıkları hikayeleri dinliyordum. Aslında duymak istemiyordum fakat yan odaya gitmeye de çok korkuyordum. Bebek doğururken ölen anneler, çocuklarına kızgın olur muydular? O bebekler çok mu kötü insanmışlar? Ben de annemden kardeş istemiştim. O da mı ölecek?!!! Zaten Turk filmlerinde de kadınlar korkkunç acılar çekiyorlar doğum yaparlarken… Doğum korkunç bir şey olmalı. Asla bebek istemiyorum..

Sene 2005. Gebeyim ve toplu taşıma tercih ediyorum. Otobüs çok kalabalık ve ben dakikalardır, yüksek olan o kola asılı bir şekilde düşmemeye çalışıyorum. Tansiyonumun düştüğünü hissettim. Eve geldiğimde kanama artmıştı. Apar topar bir kez muayene olduğum doktorumuza gittik. Eşim, annem, kızkardeşim arkamdan geliyorlar. Koşarak muayenehaneye girdim. Doktor, vajinal ultrason kullanacağını söyledi. Muayeneye hazırlandım ve doktorun sözleriyle irkildim: “Şerrrrrefsizim ölü düşük!” Bir an için odaya kuşbakışı baktım; iki elini birbirine çarparak, densizce böğüren bir doktor ve muayenesi hala devam ederken, o şekilde bırakılmış bir gebe. Üstelik karnında cansız bir bebek taşıdığını öğrenmenin şokunu yaşıyor. O anda bebeği görmek için içeriye giren aile fertleriyle gözgöze gelmek ne zordur; yaşayan bilir.. Gözlerim dolarken;
“Doktor Bey şaka yapıyor sanırım.” diyebilmiştim. 3 çift gözdeki o hayal kırıklığı ile yüzleşmek ne zordur; yaşayan bilir…

Giyinmem için beni yalnız bırakıyorlar. Annem ve kardeşim sokakta beklemeyi tercih ederlerken; eşim ve doktor da görüşme odasında beni beklemeye başlıyorlar. Hazırlanıp gidiyorum. Kürtaj konuşulacak. Doktor gayet rahat. Kürtajı, gözlük takmaya benzetiyor. Alınan risk aynıymış. Korktuğumu söyleyebiliyorum cılız bir sesle ve azarlayan bir tonda doktorum hatırlatıyor:
“Gözlük takıyorsun ama!” Sıfır empati, sıfır duygu, gayet profesyonel. Aynı doktor; bebeğin kalp atışlarını dinlemek için ultrasona girmeden önce doğum şeklinden bahsetmişti:
“İlerki yıllardaki mutluluğunuzu düşünürsek; en doğrusu sezaryen zaten.” Eşim ve benim gözlerime bakarak hoop bir de göz kırpıyor. Bir cevap veremiyoruz. Doğumun tercihli bir yanı olabileceğini hiç düşünmemiştik ki o ana kadar. Doğum demek, bir mucizeyi kucaklamaktı; cinsel hayatı düşünerek operasyon planlamak değildi ki!
O gün negatif duygularla ayrıldığımız doktorun yanına; sonraki hafta, bildiğimiz başka bir doktor olmaması sebebiyle acil kanama sonucunda tekrar gidivermiştik. Bize 2000′ e yakın doğum yaptırdığını anlatmıştı. Hepsi de sezaryenmiş. Zaten gözlük takmak da kürtajdan daha tehlikeliymiş. Haftasonunu doktorun bana yaşattığı anı tekrar tekrar anımsayarak geçirdim. Pazartesi günü belirlediğimiz saatte hastanede buluştuk. Yıllarca o doğum hastanesinden nefret ettim. Kim bilebilirdi ki; yıllar sonra ikinci bebeğimi orada kucağıma alacağımı? O zamanlar şaşalı gözüken girişte oturup, beyin kanaması geçiren arkadaşını ziyarete gittiği için bizi bekleten doktoru beklerken; doğum yapan yakınlarına devasa çiçekler getiren, heyecanla koşuşturan, bebeğin güzelliğini anlata anlata bitiremeyen ziyaretçileri 1 saat kadar izlemiştik. Ne kötü hissetmiştim kendimi. Bebek kelimesini her duyuşumda, karnımdaki cansız bebeği hatırlıyordum.
1 saatin sonunda ağzında sakızıyla enerji topu doktorumuz geldi. Asansörde arkadaşının dağılan kafatasını anlattı bize. Kata geldiğimizde eşimi koridorda bırakacağımızı söyledi. Çok tedirgin olduk. Yüzüğümü avucuna bıraktım ve içeri geçtim. Gayet şen şakrak ve lakayt bir ekip, gevezelik ediyordu. Arada bana şöyle yap, buraya geç vs diyorlardı. Masaya yattığımda ilk yaptıkları; kol ve bacaklarımı kemerlerle bağlamak oldu. Çok ama çok korkmuştum. Hiçbir soruma yanıt alamıyordum. Uzattığı maskeyi iyice solumamı istedi hemşire.
“Bunu yapınca bayılacak mıyım?” diye sorduğumda,
“Hayır hayır, o zamanı ben size söyleyeceğim” dedi. İnandım ve nefes almamla birlikte sanki birisi boğazımı sıkıp nefessiz bıraktı. O psikolojiyle ayılırken ortalığı birbirine katmışım. Bir yandan bebeğim diye ağlayıp; öte yandan da doktora ağzıma geleni saymışım. Kendime gelmeye başladığımda, doktorun suratı sinirden kıpkırmızıydı ve ben adama
“Sen ne biçim insansın? Bana iğrenç bir şekilde haber verdin. Bebeğimi aldın yalancı!” diye bağırıyordum. Taburcu oldum. En az 6 ayı gebe kalmadan geçirmemiz söylendi. 2. ayda eşimle konuştuk ve bu psikolojinin gün geçtikçe daha da zarar verici olduğunda karar kıldık. 2. ayın sonunda tekrar gebeydim.

 Buraya kadar anlattıklarımı ve bundan sonra anlatacaklarımı, 7 yıldır içimde tutuyorum. Çok çok az kişiyle paylaştım. Bunları anlatıyorum çünkü istemeden sezaryen oldum diyoruz ya hani; çok net işaretleri görmezden geliyoruz çoğu zaman. İnsanları SSVD’ ye iten nedir? Neden bu kadar önemsiyorlar? Nasıl bir psikoloji içindeler? En azından kendi penceremden göstermek istiyorum. İlk olumsuz doktor deneyimimizi yaşamıştık.
Devam edecek..

  • Share on Tumblr