Çocuğunuza sınır koymak ve duygu yönetimi

image

Geçtiğimiz perşembe günü, BBOM İzmir Kooperatif grubu olarak Psk. Gül Kurtoğlu’ nun bir söyleşisindeydik. Saat 19:00′ da başlayan söyleşide, dinledim, sordum, güldüm, bilgilerimi tazeledim ve yeni fikirler edindim. Kendi fikirlerimle karıştırarak paylaşmak istiyorum.
DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

Başka Bir Okul Mümkün biliyor musunuz?

bbom-ekolojikBodrum’ da Türkiye’ nin eğitim alışkanlıklarını temelinden oynatabilecek bazı gelişmeler oluyor. Mutlu Keçi diye bir okul açıldı. Bir veli insiyatifi okulu. Böyle okul adı mı olur? İsim okulun çocukları tarafından konduysa bal gibi de olur. Bir de resmi adı var: Özel Yahşi ilkokulu. DEVAMINI OKU

  • Share on Tumblr

!

Sizlerden aşağıdaki çağrılara kulak vermenizi istiyorum.

Ayrıntılar için: http://www.facebook.com/events/396735023727766/
Çok sayıda kişinin katılması beklenen eylemler şu noktalarda yapılacak:

30 Eylül Pazar Saat 14:00 Sakarya Cad. Kızılay Meydanı(Ankara)
30 Eylül Pazar Saat 14:00 Taksim Meydanı (İstanbul)
30 Eylül Pazar Saat 14:00 Konak Ykm Önü (İzmir)
30 Eylül Pazar Saat 14:00 Şarampol Kapalı Yol Halk Bankası Önü (Antalya)
30 Eylül Pazar Saat 14:00 Kent Meydanı(Bursa)
30 Eylül Saat 14:00 Belediye Önü (Bodrum)
30 Eylül Saat 14:00 Adalar Migros Önü(Eskişehir)

30 Eylül Saat 14:00 Atapark Kent Meydanı (Giresun)
30 Eylül Saat 14:00 Tuğlalı Park (Tekirdağ)
30 Eylül Saat 14:00 Zafer Meydanı(Aydın)
30 Eylül Saat 13.00 İstasyon Meydanı (Adana)
  • Share on Tumblr

Başka Bir Okul Mümkün!


Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) Derneği olarak Başka Bir Okul’u mümkün kılmak adına çok çalıştık, çok koşturduk. Sonuçta hatırı sayılır bir yol aldık. Niyetimiz, çabamız 2013 yılının Eylül ayında BBOM Derneği tarafından açılacak ilk iki ilkokulumuzun kapılarını aralamak.
Bugüne dek neler yaptık, bundan sonra nelere ihtiyaç var sizlerle paylaşmak, konuşmak istiyoruz. Aramıza katılmak isteyip bugüne dek fırsat bulamamış, vakit ayıramamış arkadaşlarımıza yer açmak, yeni dostların enerjisiyle sorunları daha hızla aşmak istiyoruz. Bu vesileyle ekte ve aşağıda bilgilerini bulunan toplantımıza katılımınız dileriz. Ayrıca bu daveti yaygınlaştırmanızı, başka bir okul hayalini, bu yoldaki ilke ve değerlerimiz paylaşacak yeni insanlarla aramızda köprü olmanızı dileriz.
“Başka Bir Okul” hayalimizi, kat ettiğimiz mesafeyi ve şimdi bizi nelerin beklediğini paylaşacağımız Dayanışma ve Tanışma Toplantısı’nda olabilmek umuduyla…
Toplantımıza tabi ki çocuklarımız da davetli. Toplantı boyunca Serkan Kırmızı “Davulumdan Masallar” atölyesiyle onlarla birlikte olacak.
Yer: Boğaziçi Üniversitesi, Güney Kampüs, Demir Demirgil Toplantı Salonu
Tarih: 15 Temmuz 2012, Pazar
Saat: 17:00 – 20:00
Sorularınız ve daha fazla bilgi için aşağıdaki iletişim bilgileri üzerinden bize ulaşabilirsiniz.
Dayanışmayla;
Başka Bir Okul Mümkün Derneği
İletişim Ofisi:Sinanpaşa Mah. İlhan Sok. 
Pembe Rüya Apt. No:15 D:4 
Beşiktaş/ İstanbul
  • Share on Tumblr

Sonbaharda köy ve içime düştü Montessori

Köyün sonbahar fotoğraflarına nihayet sıra geldi. Hiç böyle görmemiştim buraları. Kahverenginin, yeşilin, sarının her tonu.. Nasıl huzur verici, nasıl dingin.

Alpi yine babaannesinin yakaladığı bir balıkla oynarken.

Ah Mudo; yaktın beni. Hatta perişan ettin!!! Lastik çizme su geçirir mi? Ben seçtiysem, böyle bir potansiyel her zaman mevcut :)

Bayram, çocuklar için hep daha mı özel ne? Nasıl? Alpi’ nin kuzeninin cakasından yanına yaklaşılmıyor değil mi?

 Yıllardır buralarda gezinip duruyoruz. Bu sefer bambaşkaydı. Her bir ağacı ayrı ayrı farkettim. Her birine ayrı büyülendim.

 Kavaklar artık karelere sığmıyor.

 Kirazlar dinleniyor.

Bu yaprakların arasında koşarken, yuvarlanırken, defalarca tekmeler savurup uçuşmalarına bakarken öyle çok eğlendi ki Alpi’ m.İyi ki köy gibi bir şansımız var.

İzmir bir garip ayaz yapıyor bu sene. Son aylarda üzülüyordum çocuklara. Hava buz gibi, çocuklar hasta, ebeveynler tedirgin, ateşleri bir yükseliyor indirebilene aşkolsun. Ömürlerden ömür gidiyor. Ortak tutum; çocukların bu havalarda bahçeye, parka çıkartılmaması. Benim gibi düşünenlerin sayısı az. Ezici çoğunluk en ufak bir gezintide “Çocuğumu sen hasta ettin!” diye saldırmak üzere tırnaklarını törpülüyor. Sonuç: 1,5 aydır sabah okula bırakılıp, hava karardıktan sonra alelacele eve tıkılan çocuklar. Bence mutsuzlar. Alpi mutsuz. Alpi’ nin öğretmeni & yardımcı öğretmenimle gözlerimizi kararttık. Kim ne derse desin, 15 dakikalığına da olsa park, bahçe neresi olursa çıkartacağız. Tam bahçeye iniyoruz hooop yağmur başlıyor. Okula sığınıyoruz. 15 dakika sonra kesiliyor hooop tekrar bahçedeyiz. Azıcık üşüseler de yüzler gülümsüyor. Veliler de mırın kırın ede ede kabullenmeye başladılar. En zoru benim sınıfımdakilerdi. 2007-2008 grubu. Birçoğunun ilk çocuk tecrübesi. Evde kardeşi olanlar, bir de ona bulaşacak diye korkuyordu. Alıştılar neyse ki. Çocuklar mutlu, anne-babalar mutlu. Alpi’ nin kahkahaları geliyor benim sınıfıma, ben mutluyum.

 Gözlerim bu sefer o lezzetli kirazları hiç aramadı. Doğa uyuya yatıyordu. Ben de başıma gelecekleri bilmeden aylak aylak gezindim durdum. 9 gün tatil sonunda yine dört duvar arasına tıkılmak!

Bu akşam Tuğçe ile konuştuk. Kapattıktan sonra tekrar düşündüm. İyi mi ettim işe başlamakla? “İş de iş!” “Evde sıkılıyorum.” larımı hatırlattı bana. Yok yok iyi böyle. Faaliyetler, aktiviteler, paylaşımlar hep Alpi ile aramızdaydı. Çok sıkılmaya başlamıştı O da. Şimdi öyle mi? Okulda iki dakikada yaptığı karalamaları bile sergilemek istiyor. Biz bir yol seçmiştik ama yalnız olmuyor bu işler. Homeschooling yasal olsa idi Türkiye’ de; bambaşka olurdu her şey. Ama değil ve diretmek zarar vermeye başlayacaktı. Yalnız hissetmeyelim; bu gibi arayışlarda olan insanlar birbirini bulabilsin diye kurduk İzmir’ de Montessori‘ yi. Yine geldiler bana. Her türlü sosyal platformdan elimi eteğimi çekip; Alpi ile İzmir’ de Montessori & Montessori Eğitimi üzerine yoğunlaşacağım yeniden. Birazdan fazla zorlanacağım kesin. Olsun. Azıcık ter akacak ki değsin. İzmir II. Montessori Seminerine hazır mı? Yorumlarınızı bekliyorum.

Dağ menekşesiymiş. Saksıda yetiştirilenlerin aksine; baş döndürücü birkokusu var. RifBaba, en son küçüklüğünde gördüğünü söylüyor. Öğretmenlerine vermek için tepelere tırmanıp da toplarlarmış.

 Şehir faresi ya kendileri; her seferinde ne olur ne olmaz diye bavulun yarısına oyuncaklarını tıkıştırıp gidiyoruz köye. Ama elindeki oyuncağına bakar mısınız? Bir daha ki sefer için kendimeşimdiden telkinlerde bulunuyorum. ElfAna, coşma! Koy kovasını, küreğini, 2-3 renkli kalem, lastik çizmeler ve bol yedek kıyafet; kafi.

1,5-2 yaş civarıydı sanırım ilk kez kuzu sevdiğinde. Annesinin peşinden koşturan bir yavruyu okşamıştı. Bu kez kucaklama fırsatı buldu. Önceleri çok temkinliydi. sonra da pek birşey değişmedi aslında Kuzu her ‘mee’ lediğinde, yerinden bir karış havaya sıçradı benim kuzu da. Annesi her yavrusuna seslendiğinde aynı tepki. Parmak ucuyla kuzu sevdi.

Bir ara denk getirip kucaklattık. Ayaklarını tutmamız şartıyla kabul etti :) Seneye daha cesur olabilecek mi bakalım.

 İkisi de anasının kuzusu sonuçta.

*Biterken Alpi&RifBaba uyuyor. Benimse size verecek bir seminer haberim var. İzmir’ de kolay kolay yakalanmayacak bir fırsat. Işıkkent Eğitim Kampüsü 5. Erken Çocukluk Konferansı. İçerik: Reggio Emilia, PYP ve Proje Yaklaşımı. Kayıt formu ve ayrıntılı bilgi için bir TIK.

  • Share on Tumblr

İzmir Montessori Semineri

3 Ağustos salı günü seminerimiz gerçekleşti ve ben hala etkisindeyim. Sadece seminerde değinilenlerin mi? Onlar elbette benim & benim gibi düşünenler için önemliydi. Yukarıdaki fotoğrafta gülümseyen 3 bayandan bahsediyorum ben. Soldan sağa Zuhal Bilir Meier, Zeliha Dogan ve Eylem Korkmaz. Yaklaşık 24 saat geçirdim onlarla. Nasıl bir aşk ile çalıştıklarını, çevrelerine yaydıkları enerjilerini, nezaketlerini ve sabırlarını hissettim. Seminer öncesinde, esnasında ve sonrasında; teori ve uygulamada bilgilerini paylaşan 3 değerli insan, 3 değerli eğitim gönüllüsü. Sizlerle tanışmak, olgunluğunuzu izlemek ve keyifli sohbetlerinizi dinlemek benim için bir zevkti. Daha sizlerden öğreneceğim çok şey olacağına inanıyorum, üzerimde kesinlikle emeğiniz var :) Bu karede olmayan bir gönüllü daha var ki bahsetmemek, emeğini görmezden gelmek ayıp olurdu. Sevgili Başak Sarı Keskin; tatil dönüşünüzü bekliyorum :).Ve gerek duyuru, gerek materyal paylaşımında yardımcı olan sevgili Yeliz ve Buket, teşekkürler.

Seminerimiz 2 bölümden oluştu. Sabahtan öğle yemeği arasına kadarki dilimde teorik kısım anlatıldı.
*(New York) Yeni Montessori akımı Ben de henüz araştıramadım.


*Geleneksel eğitim ve buna alternatif olarak doğan eğitim sistemleri karşılaştırılması, çocuğa bakış açıları ve altında yatan nedenler (Geleneksel eğitim ve Montessori metodu karşılaştırması yerine; Montessori metodunu daha iyi alayabilmek için alternatif eğitime genel bir bakış yapıldı)

*Çocuğa yönelik toplumsal algı
Mülk olarak görmek: Ben doğurdum, bana ait, benim malım, ben söz hakkı veririm, yaşlandığım zaman bana bakacak
İnşaacı birey: Her şeyine saygı duymak, anne egosu & öğrenilmişliklerle mücadele etmek

*Eğitimin amacı
-Geleneksel eğitimde belirli hedefler verilir –> kazanımlar beklenir –>  iyi bir vatandaş yetiştirmek –> meslek edinme. İnsan doğasına negatif yaklaşımdan dolayı dış disiplin, ödül ve ceza vardır.
-Maria Montessori böyle görmedi; çocuğun keşfi, mükemmelleşmesi ve özgürleşmesi.

*Hangi bilginin önemli olduğu değişkendir. Önemli olan, çocuğun seçtiği bilgiyi öğrenmesidir.

*Çocuğun özellikleri

*0-6 yaş dönemi
Ruhsal embriyonik dönem: Kendimizi ve çevreyi hazırlamalıyız. Koşulsuz kabulün olduğu ve ket vurulmadığı bir çevre olmalı.
Emici zihin: Emici zihin çok önemsenmeli. Çocuklar, 0-6 yaş döneminde birkaç dili ana dilleri gibi rahatlıkla öğrenebilirler. Yanlarında herşey konuşulmamalı; her davranış ve duygumuza dikkat edilmeli. Yine bu dönemde çocuk, herşeyin üstesinden gelebileceğini düşünür. Keşfetme arzusuyla herşeye saldırır. Çok güzel bir örnek verildi konuyla ilgili;
Öğretmen: Neden yaramazlık yapıyorsun?
        Çocuk: İçimden bir ses: YAP! YAP! YAP! diyor.
Duyarlı dönemlere karşı içsel dürtüleri vardır. Duyarlı dönemler, emici zihinle beraber işler.

Seminerin ikinci bölümü uygulama üzerineydi. Pembe kulelerle başladık. Tek tek taşındığını, çalışma alanına dağınık yerleştirildiği ve dizmeye başlandığını gözlemledik. Materyaller tanıtılırken, eğitmenlerimizin neredeyse fısıltıyla konuşmalarına isyan ettik. Yine neredeyse çok az bir farkla devam ettiler. Çocuğun konsantrasyonunu bozmamak için sınıf içerisinde parmak ucunda bile yürüdüklerini söylediler.
-“Çok güzel çalıştın bugün, teşekkür ederim. İstersen başka bir çalışmaya geçebiliriz.” diyerek bitiriyoruz veya isterse sonraki çalışmaya geçiyoruz. Toplanması da mutlaka sunumdaki gibi rutinin içinde olmalı. Toplamak istemezse, “Bugün senin için topluyorum” diye belirtiyoruz bu sorumluluğu alana kadar. Bu arada ev çalışmalarında çocuklar toplamak istemezse, “Bugün senin için topluyorum” diye belirtiyoruz bu sorumluluğu alana kadar. Bu arada ev çalışmalarında çocuklar toplamak yerine sergilemek isterse, buna da saygı gösteriyoruz.

*3 aşamalı öğrenme ayrıntılı olarak anlatıldı. Örneklerden biri olan renk tabletlerini yazayım. İlk kez tanıtılacaksa, renklerin adlarını söylemeden önce eşleştirme yapılıyor.
1) Göster
2) Bu nedir?
3) Bana ver
-Bu kırmızı, bu sarı, bu mavi
-Bana maviyi gösterir misin?
-Bana sarıyı gösterir misin?
-Bana maviyi gösterir misin?

Renkler karıştırılıyor ve 8-10 kadar tekrar yapılıyor.
-Bu ne? -Kırmızı
-Bana kırmızıyı verir misin?

*Çok merak edilen müdahale konusu. Çocuk rengi yanlış verirse, “Teşekkür ederim” deyip yerine koyuyoruz.
-“Bu kırmızı” diye gösteriyoruz.
 -Bana kırmızıyı gösterir misin?
-Kırmızıyı bana verir misin?
-Kırmızı nerede? sorularıyla pekiştiriyoruz. Çalışma bitiminde;
-“Çok güzel çalıştın bugün, teşekkür ederim. İstersen başka bir çalışmaya geçebiliriz.” diyerek bitiriyoruz veya isterse sonraki çalışmaya geçiyoruz. Toplanması da mutlaka sunumdaki gibi rutinin içinde olmalı. Toplamak istemezse, “Bugün senin için topluyorum” diye belirtiyoruz bu sorumluluğu alana kadar. Bu arada ev çalışmalarında çocuklar toplamak yerine sergilemek isterse, buna da saygı gösteriyoruz.

 *Benim en çok ilgimi çeken konular; özgürlük, renk tabletlerinin ilk kez sunumu & çalışması, dokunma tabletleri, kurdele çalışması, mendil katlama.

*En eğlenceli bölümler çünkü özgür bırakıldık & eğitmenlerimiz sadece gözlemledi origami, kulpsuz silindirler vee trinomial cube idi. Trinomial cube’ e özellikle katıldım çünkü benim en çok ilgimi çeken materyal. Sunumla birlikte anlatılan masal hafızama kazındı. Binomial Cube ve Trinomial Cube; dürüst olmak gerekirse, kendim için istediğim materyaller. sanırım, yok yok eminim 😛

Uygulama esnasında, eğitimcilerin tavırlarına özellikle değinmek istedim. Bu yaklaşımdı benim şahit olmak istediğim. Katılan arkadaşların fikirleri nasıl acaba? Çok eğlendim, çok mutlu oldum ve bir kez daha büyülendim. Tekrar buluşmak dileğiyle.

*Biterken, seminer salonundan ayrılmak üzereyken gerçekleşen ponpon krizine hala gülüyorum; bilgi, emek & ponpon paylaşımı yaptım:)))))))))))

  • Share on Tumblr

Kaç kişiydik o zaman, kaç kişi kaldık şimdi..

Söz konusu Bodrum  olunca fotoğrafların hepsini&yazımı bikaç gün içerisinde ard arda eklerdim. Karışığım diye yazmıştım yaaa. Çok kritik kararlar  bekliyor beni bu dönem. Zor.. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal cinsinden..İki ucu ohooooo değneklerden. Yine de unutmak istemiyorum ayrıntıları. Bodrum’ da nihayet Melike, eşi & Batıkan ile tanıştık. Melike , inan 5 kez sıkıştırıp fotoları yollamyı denedim. Gmail, hotmail, yahoo. Nçıkkk!! Yarına bi daha söz :)

Mevkii versem mi vermesem mi? O konuda da kararsız kaldım. İşte yarımadanın en güzel koylarından birine uğradık bu samimi aileyi ziyaret etmek için. Melike & eşi bizi elleriyle beslediler. Anam porsiyonlar küçük, doyamadım ben o köftelere! Bi daha isteriz:)

Cidden çok yoğun bi saate denk geldik. Uslu uslu sıramızı bekledik. Oturup köfteleri lüplettik. Yazmama gerek var mı? Alpi ekmeğin sadece bi kısmını bıraktı. Kalktı, dolaştı, esnafla dalaştıracaktı bizi, ellemediği hediyelik eşya bırakmadı. Büfe’ nin dekoruna el attı, olmadı sandalyeleri düzenledi, yetmedi “Nerde kaldı köftelerim? Haa?” diye taciz atışları yaptı.

En sonunda küçük makinayı kaptı ve elleyemediklerinin fotoğraflarını çekti :) Nasıl ciddi!

Yemek faslı bitene kadar Melike’ nin de işi bitti. Can yoldaşını da kapıp, uyanan Batıkan’ı da ekleyip sohbete daldık. RifBaba, “RifBaba” olmayı kanıksamaya başladı. Özellikle Alpi’ nin doğum gününden sonra, tanıştırdığım blog uzantılı arkadaşlarımın “Vee siz de RifBaba”larına sırıtarak karşılık veriyor. Napiim canım, yıllarca başımın etini yedin: “Halk beni istiyor. Beni hayranlarımdan uzaklaştırdın” diye. Al, bak tanımadığın insanlar seni tanıyorlar :) -laf aramızda ben RifBaba’ yı ilk gördüğümde Anadolu rock yapan grubuyla sahnedeydi :P-Sohbet bitiminde kısa bir tur attık. İyice sıkılan Alpi’ nin özgürlüğe koşuşu bu:)

Ertesi gün yapacakları, minik adamın doğum günü partisine katılamayacağımız için; Melike hazırlanan süsleri gösterdi. Bize arabamıza kadar eşlik ettiler. Batıkan RifBaba amcasına yardım etti: “Geel geel! Hooop!” Buna en çok Alpi güldü:))1 ay sonra yanınızdayız.

Yolu uzatıp kıyı şeridinden gezintiye çıktık. Kargı, Bağla, Turgutreis, Akyarlar, Karaincir, Ortakent, Yahşi..Eşlik eder misiniz?

Bebeğini böyle güzel bekliyor. Hızla giderken, arabadan çektim. Bilsem kim olduğunu yollayacağım da..

Nihayet, aylardır beklediğim an: Gümüşlük.

Her yerde yazılıp çiziliyor ya “Bu sene bomboş Bodrum” diye; benim şahsen hiç bi şikayetim yok. Küçük su 25kuruş iken 1.5’a satan, yepyeni makina halılarını aylarca güneşte bekletip el dokuması, kök boya, antika halı diye yutturmaya çalışan, yabancı turistlere muazzam paketler sunarken yerli turiste “Yerimiz yok!” deyip yüzüne bakmayan ben miydim? Bana mı sormuşlardı süpersonik satış stratejilerini? Kıçı kırık, döküntü, harabeden bozma rutubetli evleri dudak uçuklatacak rakamlara kiraya verirken ben mi vardım yanınızda? Ben en çok yarımadayı kışın severim. Aklı başında, huzur ve keyif almasını bilenler Ekim’ de gelirler hep buralara. “Sarı yaz” denir. Denizin en durgun, sıcak zamanı, havanın en ılık olduğu dönemdir. Daha az insan olur, daha az gürültü olur, daha az pislik olur. Yarımada bu sene sezon başından beri sarı yazı yaşıyor…

Alpi, Gümüşlük’ te dayanamadı lacivertin çağrısına. Sıpa, ne sözler veriyordu bana İzmir’ de: Tek kollukla yüzücem, denizden hiç çıkmayacağım”. Babasıyla girmeye yanaşmadı, benim de keyfim kaçık ya; girmeyince denize, O da kumsalda kum oyuncaklarıyla oynamayı yeğledi. Söz oğlum, 1 ay sonra acısını çıkartacağız.

Güneşin batarken ki renk oyunlarına bayılırım. Ama en çok buradan

Eve döndük ve bizi resmen bir ziyafet bekliyordu. Yolda Alpi ile şöyle bir konuşma geçmişti aramızda:

A: Anne, dedemlere gideceğimiz için çok mutluyum. Orada en sevdiğim yemeği yiyeceğim.
E: Neymiş o oğlum?
A: Balıkkk!
E. Alpiciğim, sakın dedenlere gidince balık istiyorum vs deme. Biz, misafir olarak gidiyoruz & hazırladıkları herşey  zaten bizi düşünerek koyulacak masaya. İnsanları ziyarete gittiğimizde, önümüze konanı teşekkür ederim, elinize sağlık diyerek yiyip, kalkarız. (Mesajı vermişken tal olsun mantığı:) Sonra da masayı toplamaya yardım ederiz, ellerimizi, ağzımızı yıkarız.
A: Tamam anne!

İlk gece yatmaya çıkarken kulağıma fısıldadı: “En sevdiğim yemek yoktu masada ama ben bişey söylemedim”
İkinci gece olacakmış yavru kuş :) Yalnız evde bu kadar iştahla dalmıyor. Burayla özdeşleştirdiği bir yemek herhalde. Belki de dedesinin ellerinin değmesi gerekiyor :)

Devam edecek..
*İzmir Montessori Semineri’ ni ihmal etmeyin. Yaz mevsimiydi, tatildi, alışverişti demeyin. Çalışanlara sözüm yok :)

 *Her Cuma benim için AD günü; buyrun,  bizde çocukla tatil nasıl oluyor: TIK!

*Anne ve Bebisi, AD’ ye yorum bırakmışsın; bi karşılaşabilsek.. Benim seninle konuşmak istediğim neler var neler! Öptüm ikinizi :)

 *Biterken, Alpi & RifBaba uyuyor, müzik yok, sessizlik hakim eve. Bu haftasonu çoluklu çocuklu deniz keyfi yapın, pikniğe gidin; olmadı rakı şişesinde balık oluverin :)

  • Share on Tumblr

İzmir’ de Montessori semineri ön duyurusu

 Hadi ama İzmirrr! Yeterince beklemedik mi? Yeliz, derinden ilerlemekteydi ki Başak arkadaşın maili ile bir iki hamle ilerledik gibi oldu. Aşağıdaki maili lütfen okuyun ve ilgisini çekebileceğini düşündüğünüz herkes de okutun. Sayımızı çarçabuk toparlayalım.

Merhabalar;
Daha önce EKET fuarı ve Nuran Hanım’ın mailiyle haberdar olduğum Eylem Hanım’la, bazı materyaller için irtibata geçtiğimde Zuhal Hanım’la birlikte Trabzon ve Giresun’da Temmuz başında yapılacak bir Montessori Semineri hazırlığında olduklarını öğrendim. Eylem Hanım eğer katılım konusunda yeterli sayıda olduğumuz takdirde Trabzon programına İzmir’i de ekleyebileceklerini söyledi. Montessori felsefesi ve bazı materyal kullanımlarının gösterilebileceği bir günlük, muhtemelen Temmuz’un ilk pazar günü olabilecek, seminere çevremde ilgi duyacak kişiler  var ancak asıl ilginin gruptaki İzmir’li ailelerden geleceğini düşündüğüm için grubu bilgilendirmek istedim.
Katılmak isteyenler bana mail atabilirse kesin sayı sonucu organizasyonun diğer ayrıntılarını belirlemeye çalışacağım. Seminer diğer yapılanlar gibi ücretsiz olacak ancak eğitmenlerin yol giderleri ve salon organizasyonu gibi ortak giderlere katılım sözkonusu olacak. Bana 
basak.keskin@akbank.com adresinden de ulaşabilirsiniz çünkü gün içinde grup adresine gelen maillere erişim olanağım bulunmuyor.       
Görüşmek üzere,
Sevgiler,
Başak Sarı Keskin
  
EĞİTMENLER
ZUHAL-BİLİR MEIER, 1953 Mersin doğumludur. 1978-1990
yılları arasında sosyal pedagog olarak çalıştı. Almanya’da halk yüksek
okullarında danışmanlık ve yöneticilik yaptı. 1990-92  yılları arasında
Association Montessori International’a (AMI) bağlı bir kurumdan Montessori
Pedagojisi eğitimi aldı. 1993-95 yılları arasında Alman Gelişim ve
Rehabilitasyon Akademisi’nden Montessori terapisi eğitimi
aldı.
2001-2003 yılları arasında Centrum für Integrative Psychotherapie’den çocuk
ve ergen psikoterapisi eğitimi aldı. 1992 yılından
beri Montessori eğitmeni  ve terapisti olarak çeşitli kurumlarda ve
yuvalarda çalışmaktadır. Normal gelişim gösteren çocukların yanı sıra, bedensel
ve zihinsel engelleri olan çocuklarla da çalışmaktadır.  Ayrıca 2007-08
öğretim yılından beri Kültürler Arası Yakınlaşma ve Eğitim için IG-İnisiyatif
Grubu’nda öğretmenlere Montessori pedagojisi dersleri vermektedir. Evli, 3
çocuk ve bir torun sahibidir.
EYLEM KORKMAZ, Yüksek lisans tezini Montessori Metodu üzerine yazmıştır. 2005-2009 yılları
arasında Montessori eğitim seminerleri düzenlemiştir. Halen Eğitim Programları
ve Öğretimi alanında doktorasını yapmakta ve araştırma görevlisi olarak
çalışmaktadır. “Montessori Metodu: Eğitimde Bir Alternatif” kitabının
yazarıdır. Alternatif eğitim ve Montessori Metodu hakkında çeşitli dergi,
gazete ve kitaplarda yazıları yayımlanmıştır.

  • Share on Tumblr

Oradan buradan duyduklarım

Birikmiş, “mutlaka” dedigim haberlerim var paylaşılmayı bekleyen. Bazıları benim için güzel, bazılarına “A-aa!Ne güzel deyip de başkaları için önemli olabilecek.

*Bir minik Alpi varmış
  Yaramazlık yaparmış
  A – rı bız bız bız
  A – rı bız bız bız  TIK.

*Terzi söküğünü dikemezmiş misali; kardiş blog “Anne Bunu Yaptı” ile anca ilgilenebiliyorum. Dün gece yakaladım enseseinden RifBaba’ yı, oturttum bilgisayarın başına, iki banner hazırladık + sevgili Esra’ nın bitmek bilmeyen sabrıyla ortaya sol yanda görülenler çıktı. Dilediğiniz birini seçip alttaki kargacık burgacık kodları kopyalayıp kendi bloğunuzun şöyle en afilli köşesine yapıştırıyorsunuz. “Haa, ben ikisini de sevcdim, çifte destek vercem” derseniz hayhay efenim:) “Anne Bunu Yaptı” yı sevelim, sevdirelim:))
Birincisi için:

Anne Bunu Yaptı

İkincisi için:

Anne Bunu Yaptı

*Bir ödül için teşekkürüm vardı. Sevgili Eylül kuzusunun annesi Bahar ve Ensar Bera’ nın tatlı annesi Sirar‘ dan gelmiş. Ben teşekkür edene kadar almayan kimse kalmamıştır diye kimseye de iletmiyorum :) Sirar’ cığım; bir önceki ben de yanıtlanmış bir sobelemeydi :) Sana bir çocuk odası sözüm vardı, hatırımda.

*Okunacak bir kitap buldum, eskilerden: Barbiana Öğrencilerinden Mektup. Tavsiye Başak‘ ın babasından:))

*Annelerin Dünyası’ nın yeni bir görüntüsü var. Giyindi, kuşandı, yaza hazır. Benden duymuş olmayın ama çok güzel konular ve yazılar geliyor.  Buyrun bir TIK.

*Iraz’ ı bilirsiniz. Rüzgar oğlanın annesi. Yeni bir iş, özlediği şehir ve güzel bir işe imza atıyor şimdilerde. Bana gönderdiği mail üzerine Alpi’ yi hazırlamaya çalışıyorum bu sıralar:

Herkese merhaba!!!
Su anda calistigim rehabilitasyon merkezine bir kutuphane kurmak istiyorum(z);  odayi, dolaplari ve bilgisayarlari hazırladik elbirligi ile, kutuphane sorumlusu da tespit ettik, geriye en onemli kisim yani kitaplar kaldı!!! Bunun icin bir bagis kampanyasi baslatmak istiyorum, kampanya cok buyuk laf aslinda, yakinlarimdan kitap bagislamalarini isteyecegim. Dileyenler sifir alabilirler ama ikinci el kitaplari da kabul edecegiz. Hem veliler hem de cocuklar icin. Engelli rehabilitasyonu “0” aydan basliyor- dogustan engelli bireyler icin- ve yas icin bir ust sinir yok. Yani bu durumda bagislanabilecek kitaplarin turu ile ilgili bir sikinti yok. Sadece siyasi ve dini icerikli kitap bagisi kabul edilmeyecek tahmin edersiniz ki..Bir de ansiklopedi; cocuklar icin olanlar olabilir ama AnaBritannica falan olmamali..Ve yetiskinlerin okumasi icin de kitap bagisi kabul edilecek, yani sadece cocuk kitapları degil!!!Kitap gonderen herkese kurum bir tesekkur mektubu iletecek kutuphanenin acilis davetiyesi ile birlikte(adres belirtmeniz halinde). Bir cocuGun kitabı ise bagislanan, mesela ben oglum Ruzgar’ in bir kitabini bagisliyorum; tesekkur bir engelli cocugun agzindan Ruzgar’ a  yazilacak, ben bunu saklayip Ruzgar’ a verecegim kendimce uygun buldugum bir zamanda gibi(Bu durumu ayrica belirtmeniz gerekiyor)..Bagislar kurum adresine kargo ucreti gonderici tarafindan karsilanarak gonderilecek. Ve neticede rehabilitasyonun en onemli kismi olan kitaplara kavusacak yuzlerce engelli cocuk ve ailesi!!!
Ne dersiniz, gidip bir kutuphaneye goz atmali sanki :) Ve de bu duyuruyu mail listenizle paylasmali..
 
Gorusmek uzere, sevgiler!!!! 
Psikolog Iraz Toros Suman

iraztoros@yahoo.com

*”Mevcut eğitim sisteminden mutlu olmayıp, daha iyi bir yapı oluşturmak için, Emel Çakıroğlu Wilbrandt’ ın eğitim danışmanlığında biraraya gelen anne-babalarız”. diyorlar. “Kar amaçlı olmayan, veli insiyatifi ile kurulmuş bir okul olacağız diyorlar.”
http://montessoriokul.blogspot.com
daha ayrıntılı bilgi için:  montessoriokul@gmail.com
Seda Aydın:0 532  473 70 28

* Oyuncak mağazalarında oldukça uzun zaman geçiriyoruz değil mi? Sizleri ebeveyn-Damlacığım, bak:))- olarak rahatsız eden oyuncakları bana bildirir misiniz? alpiharikalardiyarinda@gmail.com
*Blogcu Anne & Çalışan Gebe  Emzirme Reformu” nu başlattılar. Bu akşam haberlerde umut verici birşeyler dinledim tesadüf bu yaa.. Bu iki hanımefendiye destek vermeliyiz.
* Şu, hissetmeli yartıcılıklı oyun Mothercare’ den elimize geçti. Şiddetle tavsiye ederim. Olmadı Gamze‘ ciğime bir uğrayın. İnsan, yeter ki istesin:)
*Yağdanlığın içinde, yıkadıktan sonra hala lekeler varsa; az su & pirinçle salla babam sallaymış. O‘ nun gibi ben de denedim, yedi vallahi:))
*Bir dilek listem vardı benim. 6 ay sonra bakalım neler olmuş, neler beklemede:
Alpi’ nin bebek egzamasından eser kalmamış, Aternatif eğitimle ilgili sürprizim geri tepti, Bodrum’ a yerleşmek hala rüya ama haftabaşı oradayım :), Mükemmeliyetçilikten manyamış annelerden hiç kalmadı etrafımda(Bingo!), Kar yağdı, bol bol oynadı cüce, Hımmmm…bu madde sakat, birşeylere inancımı daha fazla kaybettim, 4. dövme belki yaz ortası, Kendime fazlasıyla zaman ayırdım son 6 ay içinde de tiyatro miyatro hak getire, Country konusunda ilerleme var-kendim hallediyorum-, Çadırı kaldırdım bilgisayar masası için yer açıldı, Balkon için 2 hafta sonra-Bodrum dönüşü- harekete geçiciim, İstemiyorum üniversite falan, işe girip çalışmaya devam isteği ağır basmaya başladı, Yüzme öğretme işi uzun tatilde, bisikletten ailecek vazgeçtik scooterla çok mutlu, Arden hayal oldu, Bebek hayallerine veda ettim edeli odalarını tasarlamak işkenceye dönüştü, Boyalarıma elimi sürmüyorum -içimden gelmiyor, A-haa!!! Dikiş makinem var ama artık :) Bir sürü basma aldım&RifBaba’ yı delirtme pahasına country evlerindeki yastıkçıklardan dikiciimm, GB & JD in fotolarına bakmakla yetiniyorum, Atölye işi çok zor.
*Ayip ayip, bu devirde yuh diyorum:

*Grimm Masalları ‘ nın siparişi verildi. RifBaba pek heyecanlı yeni bişeyler okuyabilcek diye:))
*Yarışmaya az kaldı. Oylar verildi mi? Dilerseniz bizim için TIK.

*Biterken Alpi&RifBaba horul horul, 118… ler bitti nereden duyduysam “yanayım yanayım kırmızı dudaklarından…” diye yenibişey takıldı duduklarıma. O dudaklarımı kendi ellerimle büzücem:)

  • Share on Tumblr

Son parti Çiçekliköy

Bunlar, Gamze & Ege için:)

Uçurtma uçurduğumuz arazi vardı ya; burası aşağı bölümü. Çok şirin bir dere bulduk. Etrafı piknikçilerle dolu. LandRover’ larıyla atraksiyon yapmak isteyenleri izledik. Hızlı bir girişle uca kadar gelip, aşağıya titreye titreye iniyorlar:))

Hayretler içerisinde gözlemledik ki, ortalıkta tek bir çöp kutusu olmadığı halde; insanlar çöplerini arkalarında bırakmadılar. Cidden keyif aldım bu görüntüden:))


Böceğini nasıl eğitirsin?

Kuş sesleri çocuk cıvıltılarına karışırken, birden bu geldi, daldı ortaya. Rooaarrrrr! Vııırrrrnnn! Beynimizi eee.. sulandırdı diyelim. Arsa sahibi bi amca var. Arabalarla araziye girerken uçurtma uçurtma parası alıyor :) Amcam, günün kahramanı oldu. Gitti kumandalının sahiplerine “Arkadaşım, burada sadece çocuklar uçurtma uçurup, aileler piknik yapar.” Goaaarrrrr! Eğiiiikkkkk! “Arkadaşım! Ben burların sahibiyim! Oyuncağınızı alıp gidin, çoluk çocuk rahatsız oluyor.” Pıtt!!!   :)) Şimdi bu macerasever 3 arkadaş, gayet güzel şov yaparken, ipin ucunu kaçırıp çocukların üzerlerine sürmeye, arabaların orasına burasına çarptırmaya başlayınca ki RifBaba’ nın Meh’ i “Kalkıp eziyim mi ben bunu?” diye sordu da huzur, yavaş yavaş kaçmaya başlamıştı. İsabet oldu.

İşte o yokuş

Beni de RifBaba’ nın takip ettiğini farketmemiştim. Evde sürpriz oldu.

Şimdi haksızlık gibi olacak ama, çok lezzetliydi!! Cağ Kebabı/Oltu Kebabı. İkisi de kullanılıyor. Erzurumlular, ses verin:) Siz de benim gibi sevenlerden misiniz? Beste, sen kesin bunun da altından kalkarsın:)

Çiçekliköy’ den çıkıp Yaka’ dan geçtik ve gözümüz dönmüş bir şekilde Kemalpaşa’ ya zor attık kendimizi. Merkezde iki tur attıktan sonra tavsiye edilen bir Cağ kebapçısına girdik.

Aslında servis şuradaki özel şişleriyle yapılıyor. Şişlere bişey olmuş; bi bahane söyledi işte adam. İşin raconu şudur: Sen oturursun; tak önüne bir şiş gelir. Son lokmanla beraber, taak ikincisini de koyarlar. Yeter diyene kadar devam eder. İzmir’ de en severek yediğim yer; Balçova’ daki Ali Usta Oltu Kebap. Eğer lüks restoran konseptli bir yerde yerseniz, vay halinize! Olur da ahşap oturaklı, bahçeli mahçeli bir yere denk getirirseniz, acili arayana kadar yiyorsunuz:) Buca, Bornova sanayi ve Karabağlar’ da yiyip de bi dahaaa diyenler var:) Dönüş yolu bitmek bilmedi. Hpeimiz tok & yorgunduk. Ne demişler? Yemekten sonra ya 40 adım atacaksın, ya yan gelip yatacaksın. Biz ikinciyi tercih ettik :)

*Biterken Alpi “Piyano çalıyolumm” diye evi inletiyor, RifBaba uyuyor. NİHAN, geçen hafta Alaçatı’ daydık. Merak ediyorum yine yanyana geçtik mi?

17 mayıs Waldorf söyleşisini unutmayalım.

  • Share on Tumblr