Çocukları özleyen öğretmenin günü

Denge

Baş öğretmenden bahsetmeyeceğim ya da 24 Kasım’ ın öneminden… Sizi, sadece kendi yolculuğuma davet ediyorum.

Öğretmenliği bazen yukarıdaki fotoğrafa benzetirim. Çok keyiflidir. O duyguyu bir kez tadınca, vazgeçmek çok zordur. Paylaşmak, gözlem yapmak, sabretmeyi öğrenmek, bazen dolambaçlı bazen de kestirme yollardan geçmek. Her yeni günün sürprizleri başkadır. Sıradan diye bir şey yoktur. Karşımızda çocuklar var. Mümkün mü; sıradanlıktan bahsetmek? Bir yol tutturup gidemezsin. Geminin kaptanı hiçbir zaman sen değilsindir Öyle gibi gözükür ama işin aslı başkadır. Dilini tutmayı, ellerini harekete geçirmemeyi başarabilmek zor iştir. Öyle alışmışız ki hemencecik yapabilmeye… Kimler alıştırdı bizi hemencecik yapabilmelere? Neler hissetmiştik başkasının ritmine uyum sağlamaya çabalarken? Nelerden vazgeçmiştik? İşte bunları unutmadan adım atmak gerek. Ritmi düşürmek gerek. Eşli dans etmek gibi! Bırakırsın kendini, partnerine; onun adımlarınla gezinirsin pistte. Benim de en sevdiğim; çocuğa teslimiyet. İstediği gibi gezdirsin beni. Ben beklerim. Susarım, duvara yaslanırım, yere bağdaş kurarım, koşarım, şarkı söylerim, el çırparım. Bütün bunları yaparken, beklemeye devam ederim.

Yukarıdaki fotoğraftan bahsedecektim… Öyle bir denge işidir ki bisiklete binmek, düşmemek için hep sürmeye devam etmelisin. Tökezlersin bazen. Olsun, insan işte. Toparlayıp, sürmeye devam etmek gerek. Bazen ilerlemek için risk almak gerekir. Bu yakadan o yakaya geçmek için incecik bir ip üstünde sürmeyi göze almak… Gözlerim hep karşıda! Karşımda rehberim çocuklar… Düştüğüm olur mu? Olur! O zaman canım çok acır. Tekrar ayağa kalkıp, silkelenirim. Elimden tutan çocuklarım olur. Güvende hissederim. Arada bir döner ve bana bakarlar. Kontrol ederler, bilirim. İp üstünde bisikleti sürerken denge sadece çocuklarla da sağlanmıyor. Kurum sahibi var, ebeveynler var, müdür, psikolog, öğretmen arkadaşlar, kitap önerilerine doymayan yayınevleri var! Karşıya bak ve sürmeye devam et!

Şu günü, bu günü kutlamayı sevmiyorum. İki oğlumun doğum günleri önemlidir benim için. Öğretmenler gününde bir tuhaf hissediyorum. Hediyeler ve kutlamalardan sıkılıyorum. Çocukların yaptıkları resimler çok mutlu ediyor beni. Bazıları ismimi çarpık çurpuk harflerle yazar. Onları hep saklarım. Güç verirler. Bir de “İyi ki; öğretmeniniz olmuşum!” diye sınıfımıza, canlı çiçek hediye etmeyi severim. Doğru değil mi ama? Benim de bu şekilde kutlama yapmam, bana hissettirdiklerini anlatmam gerekmez mi?

Bu sene, hayatımda ilk defa kendimi çok kötü hissediyorum. Ebeveynleri yanında olmayan bir çocuğu, “Anneler Günü” ya da “Babalar Günü” nü kutlamaya götürmüşler gibi çirkin bir his. Arkadaşlarım, sağ olsunlar; kutluyorlar. İnsanın hoşuna gidecek cümleler kuruyorlar. Bu sene, çok özeldi. Hayaller, umutlar, çocuklar gerçek oluyordu. Sağlık olsun. Ellerimden tutacak, ayağa kaldıracak, bildiklerimizi birbirimize anlatacağımız çocuklarla yollarımızın kesiseceği günü bekliyorum. Özlemle bekliyorum…

Kaynak: Tumblr/MyWorld

  • Share on Tumblr

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir